-Dün öğlen
Nişantaşı Sembol Cafe’de şinitzel yedim. Önceden rezervasyon yaptırırsanız, yemeğinizden sonra burada tarot ya da kahve falı baktırabiliyorsunuz; bu yüzden hanım nüfüs kalabalık. Neyse, şinitzelim, yanında salata ve patates kızartması, üzerinde bir dilim limon, onun da üzerinde bir parça otlu tereyağı ile geldi. Ne iyi fikir. Çatalın ucuyla aldım tereyağını, yavaşça şinitzelin üstünde gezdirdim, önce hafif hafif beyazlıklar oluştu şinitzelde, sonra kayboldular. Tereyağının sıcak birşeyin üzerinde erimesinin mutlulukla bir ilgisi olmalı, mesela kızarmış ekmeğin ya da Karadeniz pidesinin üzerinde erimesi ne güzel manzaradır. Otlu tereyağı da hem sunum hem tad açısından hoş birşey. Oda sıcaklığındaki tuzsuz tereyağını kırmızı biber, doğranmış maydanoz ve sarımsak ile azıcık tuzla karıştırıyorsunuz, buzdolabına kaldırıyorsunuz, o kadar. İyi icatlar bunlar.
-6 Şubat Çarşamba akşamı, yani bu Çarşamba, CNBC-E’de saat 22.00’de SMOKE filmi oynayacak arkadaşlar. Artık takviminize mi yazarsınız, cep telefonunuza alarm mı girersiniz, kocaman bir kağıda yazıp buzdolabının üzerine mi yapıştırırsnız, ben bilmem. Ben söyledim, benden günah gitti.
-Ne güzel şarkıdır şu: Ah bu ben kendimi nerelere koşsam / Saklansam bir yerlerde gizlice ağlasam / Ah bu ben kendimi nerelerde bulsam/ Çekilsem sahillere hayaller mi kursam..
-“Ne kadar çabalasam da, benim güneşim kaf dağının ardında, doğması çok zaman alacak” diyor bana. Ben de ona “yoktur sonsuz gece. Ne kadar belalı, ne kadar katranlı, ne kadar karanlık olsa da; ne kadar yıldızları göremesen de ve içinin kederinden onu siyah bir kadifeye benzetemesen de; her gece, eninde sonunda güne teslim olur.” diyorum. Hayat hiçbir zaman herşeyi tam vermiyor herhalde, çünkü hayat bir sınav belki; yetinmeyi, değer bilmeyi ve koşulsuz sevmeyi öğrenmemiz, başarmamız gerekiyor. Tüm eksikliğimiz aslında maddesel şeylerden değil, tamamen kendimizle ilgili şeyler, maddelere sadece bizim duygu dünyamızdaki karşılıklarına ihtiyacımız olduğu için ihtiyacımız var sanıyoruz, güvenlik gibi, rahat gibi, huzur gibi. Ama en iyi yastık uykuyu vermiyor bize, en güzel kıyafetin içinde çirkin görünüyoruz gözümüze ya da en hızlı giden arabanın içinde kenara çekip ağlamak istiyoruz gene de. Tüm soruların cevabı kendi bahçemizde. Once pencerelerini kendine aç, sonra dünyaya, aç ki içeri güneş girsin, ışık girsin, umut girsin. Kaf dağı dediğin neresi ki, şurası işte, bak sol göğsünün üstünde atıp duruyor, dokunsana.