.

.
futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Haziran 2008 Perşembe

teşekkürler çocuklar



güzel bir yolculuktu. çok eğlendik, sevindik, gururlandık.. hepinize helal olsun, teşekkürler.


(dün gece almanya maçını gene uğurlu yerimizde seyrettik. bu sefer olmadı, olmayabilir, gene de başımız dik. maçtan sonra caddede korna çalarak Türk bayrağı sallayan gruplar vardı. Türk forması ya da kırmızı-beyaz giyinmişti herkes, kaldırım kenarlarında alkış tuttuk bizim takıma. bunu yaşattıkları, bunu paylaşmamızı sağladıkları, formalarını terleriyle ıslattıkları, son düdük çalana kadar orada ayakta oldukları, bize bir hayat dersini yeniden hatırlattıkları için tekrar teşekkürler. Fatih hocanın dediği gibi: hepsiyle gurur duyuyorum, alınlarından öpüyorum.)

"hayat dersi mi, nasıl yani?" diyenler, lütfen Hıncal Uluç'un bu yazısına buyurun.

22 Haziran 2008 Pazar

milli coşku-bağdat caddesi

Yaz sıcaklarının olanca nemiyle üzerimize çullandığı şu günlerde şehirde kalanlara hızır gibi yetişti Avrupa Futbol Şampiyanası valla. futbola meraklı olduğumu bilirsiniz, ama yıllardır bunca üstüste maçı seyretmişliğim yoktu. hele Türkiye'nin maçları bugünlerdeki en sevdiğimiz konu, hatta zaman zaman sado-mazo çizgilerinde gidip gelerek izlediğimiz maçlarımız. Türkiye maçlarının ilkini bir birahanede izledik, üzerimizde formalarla 2 bira eşliğinde 2 gol yiyerek darmadağın olup döndük kös kös. sonraki maçı evde seyrettik bu yüzden. hatta kanepeye uzanıp, kaderimize razı bir halde. ama maçın sonlarında kanepede zıpladık tabii. bu yüzden üçüncü maça gene dışarıya gittik, ama bu sefer tatlıcıya. tatlı yiyelim tatlı olsun diyerek. devre arasında düğümlenen midemizi dondurma ile açarız diyerek. sonrasında ise sokak satıcılarından aldığımız Türk bayrağı elimizde, gece 2.30 lara kadar Bağdat Caddesinde bir açıdan hep birlikte sevinerek, bir açıdan da kıpırdamayan trafikte mahsur kalıp, "eyvah şimdi bizim arabayı mı sallayacaklar" diye korkarak geçen saatler. ders almadık tabii, çeyrek final maçına da içimizden korkarak gene aynı tatlıcıya gittik. aynı yerlere oturup aynı şeyleri aynı saatte ısmarladık uğurumuz bozulmasın diye. "hakkat ha, bize gol atılmadan biz gol atamıyoruz galiba, centilmenlikten mi" diyerek, tırnaklarımızı kemirip, hop oturup hop kalkarak, arada Fatih hocanın jest ve mimiklerine dublaj yapıp zoraki gülerek. 120+2'deki golü bile bir süre anlayamayarak bakakalıp ekrana, sonra havaya sıçrayarak. penaltılarda topa doğru yürüyen her hırvat'a "haha korkuyo atamıycak bu" diyerek. sonrasında bu sefer 3.30 a kadar sokaklarda. atılan havai fişekler, her arabadan yükselen farklı müzikler, arabaların bagajlarında-kaputlarında- tavanlarında oturmuş-yatmış-dans eden insanlar, başka zaman olsa çıkardıkları korkunç sesten dolayı nefret edeceği borazanları neşeyle çalanlar, tamamen durmuş trafikte arabanın kontağını kapatıp inmiş karşılıklı göbek atan kadınlar-erkekler, arabaya yanaşan üstü çıplak ve içtiği biralardan gözleri kaymış şişman çocuğun dili dolanarak istediği sigarayı vermemiz ve "sen şimdi kendini yakarsın" diye bi de yakmamız, gözgöze gelinen herkesin birbirine gülmesi, sanki gündüz birbirimizin bıraksalar gözünü oyacak millet biz değilmişiz gibi, yarısı beyaz-yarısı kırmızı bonus peruklar takmış tipler.. aşağıda size o gece çektiğim üç fotografı sunuyorum, kelimeler yetmeyecek anlatmaya. fotograflar da anlatacak mı bilmiyorum, bi garipler aslında. fotografların yetersiz kalmasının nedeni makinayı sabitleyemediğim için gece çekimi yapma konusundaki beceriksizliğim olduğu kadar, hedeflerin hareketliliği ve o gecenin heyecanındandır, hoşgörüle.









bu arada, bu cumartesi Can Dündar'ı okumadıysanız bir bakın derim ben. benim halkım=milli takım diye güzel bir yazı yazmış.
not: yazmaya yazmaya insan bir garip oluyormuş yahu. bir daha okursam belki yayınlamaktan vazgeçerim diye direkt yayınla butonuna basıyorum.

25 Aralık 2007 Salı

asla yalnız yürümeyeceksin

asla yalnız yürümeyeceksin
fırtınada yürürken başını hep dik tut,
ve karanlıktan sakın korkma.
çünkü sonunda altın rengi bir gökyüzü
ve mutluluğun gümüşten şarkısını bulacaksın.
hayallerin sarsılsa da, alt üst olsa da,
rüzgarda, yürümeye devam et
yağmurda, yürümeye devam et.
kalbinde umutla, yürümeye devam et
ve bil ki, hiçbir zaman yalnız yürümeyeceksin
asla ama asla yalnız yürümeyeceksin

şimdi şu sözlerin güzelliğine bakar mısınız? bu öyle güzel bir şarkıdır ki.. "you’ll never walk alone", 1945 yılında oscar hammerstein tarafından carousel adlı müzikal için yazılmış ve richard rodgers tarafından bestelenmişti. elvis, sinatra ve gene vincent tarafından yorumlanmıştı. 1963'de Pacemakers adlı bir İngiliz grup tarafından yeniden yorumlandı. pink floyd'un 1971 tarihli meddle albumundeki fearless adli sarkida arka planda da "you will never walk alone" duyulur Liverpool taraftarlarinin sesinden. çünkü bu şarkı o yıllrdan beridir Liverpool futbol kulübüyle özdeşleşmiştir.


(hep romantik film yazacak değilim ya canım, biraz da futbol yazsam ne olur?) şimdi bu nerden çıktı diyeceksiniz (dersiniz siz, ben bilirim). sevgili abi bir gönderisinin altına not yerine notingam forist yazmış, sevgili rehavi de çocukluğunun takımının notingam forist olduğunu yazmış. ben de çocukken Liverpool'luydum. geçende eski defterleri karıştırırken, anket defterimi buldum. şimdiki gençlerin öyle şeyleri yoktur herhalde. bu anket defterleri genelde kızlar tarafından hazırlanıp, sol sayfalarına o dönemin meşhurlarının gazeteden kesilmiş resimlerinin yapıştırıldığı, sağ sayfalara ise defter sahibinin sorduğu bir takım antin kuntin sorulara cevapların yazıldığı bir defter türüdür. elimde tuttuğum defterdeki ünlü resimlerine baktığımda görüyorum ki, dallas dizisi oyuncularından Prenses Diana'ya, Nastassia Kinski'den Simon Templar'a kadar uzanan bir yelpaze adeta 1980'li yılların zaman tüneli gibi. resimlerin yanlarına da o günlerdeki popüler şarkılardan sözler yazmışım, komik bir el yazısı filan. bir çok arkadaşım da doldurmuş defteri, kimini hatırlayamadım bile. 1980'ler diyorum, huuu... neyse, bu defterin son sayfasında da Liverpool'un 1980 Ağustos'unda West Ham United ile oynadığı kupa maçlarının kadrolarını yazmışım.


Kadroya bakar mısınız: Kalede Clemence, 2 Neal, 3 Alan Kennedy, 4 Orlen, 5 Roy Kennedy, 6 Hansen, 7 Daglish, 8 Sammy Lee, 9 Hayvey, 10 McDermot, 11 Swiss. bu maç 0-0 bitmiş, ikinci maçta ise Liverpool kadrosundaki değişiklikler şöyle: 4 Thomson, 9 Ian Rush, 11 Jimmy Ceys. bu maçı Liverpool 2-1 kazanmış. bu kadroların yanında da Liverpool'un avrupa kupasında Bayern Munich ile yaptığı maçların kadroları var. Bayern'de de o dönemde gözde futbolcular Rummenigge, Breitner, Aguntayler, Liber Hönes, Dieter Hönes.. Bayern'le ilk maç 0-0 bitmiş, ikinci maçın sonucunu yazmamışım. şimdi netten aradım, bulamadım, arşivleri iyice didiklemek lazım. Liverpool'un o dönemdeki kadrosundan Daglish'i ve Rush'ı hala bugün gibi hatırlarım nedense. Rush, 1980'de 19 yaşında genç bir yetenekti, zayıf ipince uzun bir adam. Daglish ise hırçın. şimdi herhalde teknik direktörlük yapıyorlardır ya da emekli olmuşlardır çoktan. insan yaşlandığını bir de buradan anlıyor yani, senin dönemindeki futbolcular teknik direktör oluyorlar :)) neyse, alem kızmışım ben valla.

Meraklısına Not: "you will never walk alone" şarkısını Liverpool tribünlerinden dinlemek için buraya ve buraya tıklayabilir, buradan 3 tenorun konser kaydına (Domingos, Carrera, toprağı bol olsun Pavarotti) gidebilir, hatta "yahu ben Pacemakers versiyonunu merak ettim" derseniz buradan o versiyonu, Kral Elvis nasıl söylemiş merak ediyorsanız da buradan dinleyebilirsiniz.