.

.

22 Ocak 2008 Salı

bu akşam Rumeli Caddesi



bu akşam işten çıktım, Rumeli Caddesi üzerindeki Riva Otel'in kafesine geldim, Enrico Macias'ın oturduğu masada oturdum (ismini bir plakayla çakmışlar, duvarda da gelen ünlülerin otel sahibiyle çekilmiş fotografları var), bir kadeh kırmızı şarap söyledim, çereziyle geldi, aferim. bu akşam ve yarın akşam FA Koç Akademi'de Koçluğa Giriş seminerine katılacağız Sem ile. 2 akşamda herhangi birşeye kuş konduramayacağımızı biliyorum, amacımız biraz daha fikir sahibi olmak ve biraz daha yol yordam öğrenmek, belki yeni kaynaklar bulmak. memleket zaten bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlarla yeterince dolu.


şarabımı yudumladım, güzelmiş, olgun ve dolgun bir tadı var. bayılıyorum şarap tadıcılarının söyledikleri sözlere, "efendim dilin üzerinde meyvemsi bir aroma bırakan, içimi yumuşak, olgun üzümlerden yapılmış bilmem ne şarap".. hele üretilen şarabın bağını, cinsini, hatta yılını bilenlere. "hmm bu bu 2002 bilmem neresi, o yıl üzüm pek güzel olmuştu" ya da "2001 bilmem ne, hasat o yıl az olmuştu, çok yağmur yağmıştı/güneş açmıştı, pek nadirdir"filan. bu kadar yıl bunca sıgara içtikten sonra benden tadıcı mı olur canım? ancak 3-5 Türk şarabını ayırabiliyorum ki bu da başarı sayılabilir tad alma duyusu kayışa dönmüş biri için.


Rumeli Caddesinin trafiği akşamın bu saatlerinde yaya yoğun. genelde vitrinlere bakarak yavaş yavaş yürüyor insanlar. Karaköy'deki, Beşiktaş'taki telaş burada yok, herhalde yakında yakalanacak, son anda yetişilip oh çekilecek vasıta olmadığı için. oturduğum yerden görülen ve görülmeyen vitrinlerde indirim yazıları var. "büyük indirim", "ne alırsan 10-15 YTL", "%50 indirim" filan. bunları görünce aklıma İzmir'deki uyanık mağaza geldi. birgün camında "kapatıyoruz" yazınca herkes doluşup çılgınca alışveriş yapmış. derken bakmışlar ki sonraki hafta da aynı yazı, üstelik içerideki malların biteceği de yok. meğerse adamlar mağazanın adını "kapatıyoruz" koymuşlarmış. komşu esnaf haksız rekabet diye şikayet edince de, "karrdeşim biz bu adı Ticaret Siciline tescil bilem ettirdik, ne olmuş yani" demiş mağaza sahipleri.


derken Sem geliyor, işyerlerimiz çok yakın. o da bir şarap söylüyor, seminerin olacağı yeri gösteriyorum, tam kafenin karşısındaki apartmanda. sonra konuşmaya başlıyoruz, oraan buradan şuradan ondan bundan şundan.. çerezleri atıştırıp, şaraplarımızı içiyoruz bir yandan. güzel güzel otururken Sem "saat kaç oldu" diyor, saate bakıyorum "yediii" diyorum sakin sakin, "ee seminer kaçta başlıyor?", "yedideee" dememle fırlıyoruz. herkes yerine oturmuş, biz kös kös geç kaldığımız için özür filan dileyerek giriyoruz içeriye, içimizden de gülüyoruz.


Semineri FA Koç akademi'nin sahibi Fatoş Ayvaz hanım veriyor, 15 yıl bir bankada eğitmenlik yaptıktan sonra daha farklı ne yapabilirim sorusunun peşine düşüp koçluk kavramıyla tanışmış ve İngiltere'de çeşitli eğitimler almış bir koç. bu akşam bize koçluk kavramı nedir, ne değildir, ana prensipleri nelerdir gibi konulardan bahsetti. konu aralarına serpiştirilmiş özlü sözleri hemen dosyamın yanına not aldım, bakın bazıları (niye bazıları yahu, ben seçtim, hepsi) gerçekten ilginç:

- ben yaşamım boyunca hiç çalışmadım, sadece hobilerimle ilgilendim.
bu lafı Edison söylemiş, ne şanslıymış, değil mi?
- hiç bir problem, onu üreten düşünce tarzıyla çözülemez.
bu laf da Einstein'dan. gerçekten de birşeyi çözmek için, ona başka bir şekilde bakmak gerekmez mi?
ve
-dünyada bir tek şeye nazar değmezmiş, neye biliyor musunuz? aklımıza. çünkü kimse başkasının aklını beğenmezmiş :))

bir de ev ödevimiz var, daha onu yazacağım, 5 yıl sonrası için Fatoş hanıma mektup yazacağız, 5 yıl sonraki hayatımızı ona anlatacağız. aslında iyi fikir, hadi vaktiniz varsa siz de yazın bir mektup, Fatoş hanıma olması gerekmez, kendinize, hadi bakalım düşünün, hayal edin 5 yıl sonra nerelere gelmişsiniz, neler gerçek olmuş?


Meraklısına Not: yukarıdaki fotografı cep telefonumla çekmiştim, Heybeli'den Büyükada'ya doğru bir bakış, yukarıda dolunay, yanda ada vapuru, yandan çarklı :)

Meraklısına bi not daha: koç kavramıyla ilk tanışmamızı sağlayan ve bugün çok kulağını çınlattığımız sevgili Nazlı ile ilgili yazımı eğer okumadıysanız, burayı tıklayabilirsiniz.

9 yorum:

Ori dedi ki...

"Ne tesadüf, sayın bayan, ne tesadüf!" Sevgili Gülçin bu cümleler Ionesco'nun Kel Şarkıcı adlı oyununda bir replik.
Biliyor musun? Dün Sapanca'da koçluk dersindeydim:))
İnanmayan "Bir Sınav Öyküsü" adlı yazımdaki karikatüre baksın:))
Tabi bir farkla benim eğitimim bana, malum önümüz kurban:)
Fotoğrafta güzel yazına tam uymuş, Sapanca gölündeki özgürlük anıtı gibi:D

degree dedi ki...

sevgili Gülçin,

Doğma-büyüme İst.-Osmanbey'li olduğumdan, bütün çocukluk ve gençliğim Rumeli caddesinde geçmiştir. O zamanlar orada bir "Balayı" pastanesi vardı, biz kız arkadaşlarımızla buluşmak için motosikletleri onun önüne park eder, kızları bekletmemek için biz yarım saat kadar daha erken gelip sohbet eder, beklerdik. Pastanenin sahibi ile de ahpap olmuştuk, çünkü her gün oraya az-çok bir hesap öderdik. Az aşağısında da köşede Rio pastanesi vardı. Hey gidi günler.........Şimdiki dükkanların hemen hemen hepsi o zamanki apartmanların giriş ya da bodrum katları idi.

Şu koç'luk işi bana da çok enteresan geliyor aslında. Hatta, bir sonraki blog yazımı "5 yıl sonra nasıl olacağım, daha doğrusu nasıl olmayı isterdim ama, nasıl olacağımı tahmin ediyorum" şeklinde yazabilirim. Şu anda ben de bilmemekle birlikte, klavyenin önüne oturunca arka arkaya geliyorlar. Güzel ve enteresan yazılarının devamı dileğimle sevgiler.

Sem dedi ki...

Gülçin'ciğim, ben mektuba nerden yazdığımı açıklayarak başladım. 5 yıl sonra nerede ve ne yapıyor olacağımı kurgulamakta zorlandıysam da, yazmaya başlayınca zevkli geldi bu iş. Daha bitirmedim ama herkese böyle bir mektup yazmasını öneririm:)) Kafamızda, kalbimizde belli belirsiz taşıdığımız şeylerin dışarı çıkıp, billurlaşması en azından yazılı bir forma dönüşmesi bile bazı şeylerin başlangıcı olabilecek potansiyelde sanki.

Sokrates'in sorular sorarak 'bilgi doğurtma' işi de hoştu değil mi? Okuma yazma bilmeyen bir köleye sadece sorular sorarak, bir geometri problemini çözmesine yardımcı olabilecek güçlü bir yöntem. Akşam buluşunca ben de sana 'bugün ne soruları sordun?' diye soracağım haberin olsun:))

Sevgiler

ulku dedi ki...

Gülçin'cim,
Bu seminer fikri ilginç geldi bana. Ben de 3 yıl kadar önce
geçmişten gelen çözemediğim bir problemimle ilgili, bir koçla çalışmıştım.- Bilirsin geçmişte yaşadıklarımız bugünümüzü oluşturuyor, bugün yaşadıklarımız ise geleceğimizi. Özetle bu, çok iyi bir fikir.
Sevgiler

sofi dedi ki...

Gülçin, ben şaraba takıldım, sigara bende de tat ve koku duygusunu örseledi, ama onun tadından vazgeçemiyorumki...
Bu koçluk işini sevdim, insanın ufkunu genişletip başka açılardan bakıyor insan ve düşünmeye başlıyor, 5 yıl dedim, aklıma ilk gelen herhalde kayınvalde olmuş olurdum oldu, neyse düşünmeye devam...Sevgiyle kal...

gülçin dedi ki...

sevgili ori,
hayat tesadüflerle dolu :)

sevgili degree,
ne keyifli bir yerdi kimbilir eskiden, şimdi heryer dükkan, vitrin dolu. bu arada mektubunu bekliyorum :)

sevgili sem,
ben de yazdım mektubumu. keyifli oldu valla. hem uçayım dedim, hem de yapamayacağın şeyleri yazma diye kendimi dürttüm, ama bir yandan da birşeyler "ama beni de koy, ama beni de yaz" diye eteklerimden çekiştirdi filan, bu öğlen çok eğlendim çook.


sevgili teyzeciğim,
gerçekten insanla ilgili birşeyler öğrenmek çok zevkli, hem karşındakini nasıl daha iyi anlayacağını, hem kendini nasıl daha iyi anlatabileceğini, dolayısıyla yaşam kalitesini nasıl artırabileceğini gösteren herşey kabulum.

sevgili sofi,
sen de yazsana bunu :))

sevgiler

degree dedi ki...

Sevgili Gülçin, Sem, Sofi, Ulku, Ori..... Hepinizi mimliyorum:))))))) Konu mu ? "Beş yıl sonra yapmak istediklerimizin hangilerini yapmakta başarılı olmuş olduğumuzu tahmin ediyoruz" Ben başladım bile........

Hadi bakalım pamuk eller klavyeye:)))

Hepinizi çok seviyorum.
Degree.

elektra dedi ki...

gülçin, ben nedense bu koçluk işine pek sıcak bakamıyorum. katıldığım birkaç seminerde koçların sürekli ezberlenmiş esprileri, ezberlenmiş hoşlukları herkese hep aynı samimiyetle yaptıklarını hissettim. milletin ağzını açık bırakan anektodları ıyhhh pek ucuz kaçtı bu burada deyip eleştirdim durdum.bu benle ilgili bir sorun sanırım. niye böyleyim ben gülçin?:)))

ama şarap fikri içimi ısıttı. bak ben de anlamam o ağızlarının içinde iki çevirip onbeş laf edebilme becerisini. bu nasıl oluyor gülçin? koçum olur musun gülçin:?:)))) sevgiler...

GULTEINEN ENKELINI dedi ki...

size cok kanim isindi teyze.
Size kocum diyebilir miyim?