
Ayşe hanım, havasızlıktan ve fazla ısıtılmaktan fenalaşmış olduğunu ofisten çıktığında farkediyor. işyeri kapısının önünde, karanlık ama kadife gibi yumuşak bir hava karşılıyor onu. bir an şaşırıyor içinden yükselen keyife, yürümeye karar veriyor. Rumeli caddesinin ışıklı rengarenk vitrinleri boyunca yürüyor, yürüdükçe hafiflediğini hissediyor. otobüs durağına gelince, artan trafiği görmek canını biraz sıkıyor sonra. omuzları çökmüş, yüzleri sararmış bir sürü insan durakta onları kimbilir nelerin beklediği evlerine gitmek üzere bekliyorlar; ayakta durmaktan yorulmuşlar belli, kimi durağa dayanmış, kimi ayak değiştirip dikiliyor. Ayşe hanımı da evde tıkalı bir mutfak lavabosu bekliyor mesela, eve dönerken yol üstündeki marketten tuz ruhu almayı unutmaması gerekiyor. derken bir otobüs geliyor, onunki değil, camındaki tabeladan Çıksalın'a ve Ş.Kahvesine gittiğini okuyor. "Çıksalın ne ilginç bir kelime" diye geçiyor aklından; bir zamanlar havalı semtlerde, caddelerde gezmeye "piyasa yapmak" dendiği günlerden kalma bir ad herhalde. ama şu Ş.Kahvesi hakikaten çağrışıma çok açık bir ad. acaba nedir o Ş.? Şark Kahvesi mi, Şairler Kahvesi mi, Şebinkarahisarlılar Kahvesi mi, ne bileyim, Şükrü Baba Kahvesi mi, yoksa Şıngırtılar Kahvesi mi? (bunu okurken hadi siz de atın bi isim, sizce nedir Ş?) bu olasılıkların hepsi aklına başka başka kahve sahneleri getiriyor birden. insanın yaşadığı şehirdeki otobüs duraklarının ismini bilmemesi önce tuhafına gidiyor, sonra "burası İstanbul" diyor kendi kendine, insanlar yaşadığı semti bile tanımazken hiç yolunun düşmediği bir yeri nereden bilsinler ki? keşke tüm gün steril döşeli bir ofiste kapalı kalmak yerine arada dışarıda dolaşabileceği, yaşadığı bu dünya güzeli şehri hafta içi gündüz dolaşabileceği, tanımadığı durak isimlerini taşıyan otobüslere binip gidebileceği bir işi olsaydı. tam bunu düşünürken Çıksalın'la gizemli Ş.Kahvesi'ne giden otobüs hareket ediyor. Ayşe hanımın iki katlısı yanaşıyor hemen onun boşalttığı yere, tıslayarak açıyor kapılarını, bu seferki sarıya boyanmış reklam için; Ayşe hanım akbili hazırlıyor elinde ve bildiği duraklardan onu evine götürecek otobüsüne biniyor, oturuyor cam kenarına (çünkü biraz sonra başını cama dayayıp uyuyacak büyük ihtimalle), çıkarıyor kitabını, derin bir nefes alıp okumaya başlıyor.
Meraklısına Not: Semt adları gerçektir. olay da gerçektir: ) o civarda oturan bir arkadaşıma "Ş.Kahvesi neresi ya" diye sorduğum da gerçektir. ve fakat şehir duraklarına, semtlerine, parklarına, sokaklarına, vapurlarına isim veren muhterem zatların Ayşe hanım kadar yaratıcı düşünmediklerinden olsa gerek; Ş. Kahvesi'nin Şark Kahvesi olduğu ve Okmeydanı'nın en belalı yeri olduğunun öğrenildiği de gerçektir.
Meraklısına bir not daha: Fotograftaki kahve, Kapalıçarşı içindeki meşhur en bi Şark Kahvesi'dir.

