.

.

10 Ocak 2008 Perşembe

anlayamadığım şeyler

olacak iş değil, dün çakmağım patladı. bomm diye. valla. vladimir aradı cepten, ben de bir sigara alıp kulağımda telefonla çay ocağına gittim. konuşurken sigaramı yaktım, çakmağı da hırkamın cebine koyuyordum ki pat-bom diye bişey oldu. yere mi düşürdüm diye baktım, yok, benim çakmak koridorda neredeyse 3 metre uçmuş, ikiye ayrılmış yatıyor. koşup kat görevlimiz geldi, "abla n'oldu" dedi, dedim "çakmak patladı". bir süre öyle boş boş yerdeki parçalara baktık. "nasıl ya" diye düşüne düşüne, vladimir'e olayı naklen anlattım. bu tarihi ana naklen şahit olan bir insan artık o, artık eskisi gibi değil, bambaşka biri :) işte bu çakmağı aldım eve getirdim, fotografını çektim, bakın işte burada.



yazımı okuyan fizikçiler ya da bilimadamları olursa lütfen izah ediversinler, şu masum çakmaklar patlar mı yahu, niye patlar? yoksa bu gene benim bahtsız bedeviliğimle ilgili bir olay mıdır? benzin istasyonunda ya da şarjdayken (bir kere de bir çinlide gömlek cebinde) patlayan sahte cep telefonu pili duymuştum, ama çakmak duymadım valla (görüldüğü gibi dünyanın değişik yerlerindeki bahtsız bedevi kardeşlerimi de takip ediyorum). ben üniversite yurdunda merdivenden yukarı düşmüş bir insanım. evet, yukarı düştüm. merdivendeki kırmızı halı basamakların kenarlarında yer yer kalkmış ve aşınmıştı. telaşla çıkarken bu kalkmış yerlerden birine ayağım takıldı ve ben üç-dört basamak kadar yukarı kapaklandım. bir yerime bişey olmadı ama sonra farkettim ki sağ el yüzük parmağımdaki yüzük yamulmuş, normal bir "O" iken ovalleşivermiş, zor çıkardık parmaktan. hatta o olmasaydı merdivende yukarı düşüp sağ el yüzük parmağını kıran ilk Türk olarak tarihe geçecektim.

pazartesi sabahı da vapurda bir baktım arka açıkta (tribün gibi oldu di mi) iki sakallı cüppeli adam martılara ekmek atıyorlar.



yanlarındaki torbada bulunan ekmeği valla kadıköy'den karaköy'e gelene kadar bitirdiler. martılar da çığlık çığlık (leeek leeeek leeeek) pikeler yaparak, birbirlerinin üstünden altından atlayarak, zaman zaman atılmasını beklemeden adamın elinden bizzat alarak yol boyu bizi takip ettiler. arka açıktaki tüm yolcular da martıları seyretti. sonra acayip bişey oldu. adamlar ekmek bitince ellerini iki kere çırptılar ve bu martı çetesi de pırrr kayboldu, uzaklaştılar, bir daha ne vapura yanaşanı oldu ne leeek leeek edeni. adamlar da cüppelerini toparlayıp etrafa bakmadan çıkıp gittiler. okudular mı üflediler mi ne yaptılar anlamadım.

anlayamadığım şeyler bunlardan ibaret değil tabii, misal bu sabah motordan inerken kaptanın makamına baktım. ön bölümde kumandalar, göstergeler, dümen, kollar filan tamam; karşı tarafa ise oturma takımı ve sehpalar koymuş adam. olabilir. camın önünde de mavi bir defter ile şarkı söyleyen balık vardı. mavi defterin üzerinde "gemi hareket kayıt jurnali" yazıyordu. böyle bir defterin adı neden jurnal olur mesela bunu anlayamadım. "gemi hareket kayıt defteri" aynı hissi vermiyor mu? ya o şarkı söyleyen balık nedir yahu? görmüşsünüzdür, hani duvara asılacak bir dikgörtgen pano düşünün, üzerinde koca bir balık var.


düğmesine basınca hareket edip, ağzını açıp kapayıp kuyruğunu çırpıyor. bunun adı meğerse "big mouth billy bass"mış (koca ağız billy bass), nette araştırınca öğrendim (bunların geyik kafası şeklinde olanları da varmış, şükür görmedim henüz). söylediği şarkılar da "Don't worry be happy" ve "take me to the river" miş. bizim kaptanınki ne söylüyordu merak ettim, acaba Türkçesini de yaptılar mı ki? neyse, bu yazı gününüzün neşesi olmuştur umarım, koca ağız billy'nin dediği gibi, don't worry be happy efendim.


Meraklısına not: Koca Ağız Billy'i şarkı söylerken görmek isterseniz burada bir videosu var, filmdeki kediye dikkat, deli oluyor hayvancaaz :)) bu acayip alet ayrıca gittigidiyor.com'da 19 yetele'ye satılıyor. kültür hizmeti dediğiniz bu kadar olur yani :)

18 yorum:

Vladimir dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
degree dedi ki...

Sevgili Gülçin,

Bir bilim adamı olarak çakmağının patlamasını açıklayabilirim : Çakmak, basınç altında sıvı hale getirilmiş bütan gaz ile dolu ve haznesinde belli bir miktar basınç var. Sen çay ocağına gittiğinde, çakmağın etrafındaki havanın ısısı değişiyor. Normal şartlarda olmayan bir şey, müsait bir ortam bulduğu anda, bu sıcaklık değişimi
haznedeki gazın basıncını bir kaç kat arttırabilir. Belli ağırlıktaki bir nesnenin, bir yerden daha alçaktaki bir yere düşerken kazanacağı ivmeden dolayı düşüş ağırlığının artması gibi. Gazın basıncı da çakmağın haznesinin zayıf bir yerinden kırılmasına yol açabilir.
Yazdıklarım bir tahmin tabii, ama cebinde iken ya da çantanda iken patlamadığına çok sevindim. Sevgiler.

degree dedi ki...

Yaw,
Sıfır yorum görünce, ilk yorum yazan ben olayım diye yatmak üzereyken oturup yazdım ama, ben o bilimsel açıklamadayken Vladimir iki sütüna manşet bir yorum döktürmüş, hem de benden iki dakika önce göndermiş. Neyse, demek ki bu kadar uzun yorumu sistem kabul ediyor, bilgim olsun :))) iyi geceler, sevgiler.

Vladimir dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Vladimir dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
cinar dedi ki...

Sevgili Gülçin,
önce gçmiş olsun. Vallahi sonra ne desem bilemedim :) Ben de kendimi bahtsız bedevilerden sanırken merdiven hikayesinde takıldım :) Ona da geçmiş olsun..
şarkı söyleyen balık da iyiymiş. Şey gibi olmuş biraz ama, hani minibüslerde araba süsleri olur ya, 10 tane oyuncak ayı birarada, işte onlar gibi olmuş. Vapur süsü :))
Ayrıca yazmadan geçemeyeceğim. Noktaları parantezi kapattıktan sonra koyduğun için şapka çıkartıyorum sana. Çoğu insan bilmiyor bunu. Tamam canım farkını biliyoruz zaten, anladık. Ama yine de bahsetmezsem olmazdı :)
Sevgiler,

Sem dedi ki...

Gülçin'ciğim, gene bir bahtsız bedevi köşesi yapmışsın. İyi ki cebinde patbomlamamış, çok geçmiş olsun. Merak ettim, bu cumartesi günü aldığın çakmak mı? Hani sen bir tane beğendin alıyodun; ordaki bir müşteri, yanda duran çakmakları gösterdi ve onlardan almanı tavsiye etti:)) Eğer o çakmaksa, bu işin altında bir iş var demektir.

Kültür hizmetinden yararlansam da, koca ağız billy bass'tan benim kediye alsam mı acaba bir tane. Cansız faresiyle saatlerce oynuyor, herhalde billy'nin yanından hiç ayrılmaz. Neyse yavrucak, sana kazasız, belasız güzel bir gün olsun. Sevgiler

egemavisi dedi ki...

Çok geçmiş lsun Gülçin Hanım. İyi ki daha kötü şeyler olmamış. Verilmiş sadakanız varmış.
Uçmak konusu müthişti vallahi. O yüzük parmağınızı kırılmaktan korumuş ya. Güç yüzükleri aklıma geldi. Belki de uçmanıza sebep de o yüzüktür. :)
Siz kaptan köşkünde oturma grubugörmüşsünüz. Ben de bir defasında kılıksız deniz otobüsünün(vapur demeye dilim varmıyor, İzmir'i bilenler beni anlayacaktır) üst katından inerken şöyle bir içeriyi dikizlemiştim. Kaptan dümeni tek ayağıyla idare ediyordu. Vallahi.
Yorumun sınır tanımamasına ise, ilahi Vladimir diyorum. Ne denebilir ki başka. :)

hep dedi ki...

Bu bir işaret anlasana..Sigarayı bırak diyor biri:))

Vladimir dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
elektra dedi ki...

gülçin, gülmekten yazamıyorum şu anda. yukarıya düşmeni okurken başladı, hala da bitmiyor. sinirim bozuldu sanırsam, duramıyorum. anlamadım yaaaa, nasıl oldu o. ben normal düşmelerde bile, çok ayıp ama gülmekten kendimi toparlayamam, seni o düşüşle görseydim bir daha bu alemin insanı olamazdım gibime geliyor. biliyorum pis bir huy, kendim de düşsem gülerim ama ben. çok geçmiş olsun:)
bir de o vapurdaki adamların arka nahiyelerine baktın mı ? yeşil ışık falan? hayır bunun bir dili varsa en çok ben öğrenmeliyim. kuş fobim malum:)
sevgiler...

egemavisi dedi ki...

Ya ama vapur değil ki o, vapurumsu olur olsa olsa. :)

Yasemin dedi ki...

Sevgili Gülçin,

Bir yurt dışı yolculuğundan yeni döndüm. Danimarka ve Belçika. Onun için yazamamıştım. Şimdi bloguma yazacağım ve bir bir yaşadığım olaya inanamayacaksınız ama, kesinlikle gerçek.

Çakmak olayına üzüldüm, ama bence de sigarayı bırakman için bir uyarı olabilir. Geçmiş olsun, sevgiler.

gülçin dedi ki...

sevgili vladimir,
senin bu yorumuna nasıl cevap vermeli şaşırrdım. şimdi ne desem güdük kalacak. ama satır sınırlaması olmadığını öğrenmemeize vesile olduğun,bunun için kendini canhıraş parçaladığın için de seninle gurur duyuyorum :) karar verdim, bir fakir görünce kafamda gezdirip başımın gözümün sadakası diyerek para vereceğim. nazardandır nazardan. bir daha uçmayı denemedim doğrusu, burada yer çekimi var biliyon mu :))

sevgili degree,
açıklaman için çok teşekkürler. hala nasıl oldu anlamış değilim. sanırım çakmak çok uyduruktu.

sevgili çınar,
bütün bahtsız bedeviler birleşin gibi bir organizasyon olsa, seni de çağırmayı unutmayacağım :))

sevgili sem,
hayır o çakmak değildi, bodrum'dan aldığım-üstünde bir yelkenli resmi olan, bana yazı hatırlatan uyduruk bişeydi. senin kedi koca ağıza hayran olur bence de :) nerdeyse onun kadar çünkü. belki o da dile gelir şarkı söylemeye başlar :)

sevgili ege mavisi,
kaptan iyice sıkılmıştı herhalde, dümen de kocamansa neden olmasın? ya da çok tecrübeli bir kaptandı, yanındakilere "kehkeh ben bunu ayağımla bile kullanırım leng" diye gösteri yapıyordu :)

sevgili hep,
bu ilahi mesaj benim de aklıma geldi, hala düşünüyorum. bir süre kibrit kullanacağım :))

sevgili elektra,
ben de çok gülerim düşünce, gülmekten yerden kalkamadığım bile vardır (gerçi bu buzda patinaj yapmaktan olmuştu ama olsun). adamların birini bu sabah gene gördüm, dikkat ettim ışık falan yoktu sağlarında sollarında. başlarının üstünde hale varsa da ben farketmedim :) ama martılara en azından, el çırpmayı deneyebilirsin :)

sevgili yasemin,
hoşgeldin :) senden haber almak güzel. bekliyoruz yazını.

geçmiş olsun dilekleriniz için topluca teşekkürler, sevgiler.

sevgiler.

Maslaktaki Adam dedi ki...

Ah ahh, ben seni bilmem mi?

Ori dedi ki...

Güzel yazını öğle vakti okudum. Tam yorum yazayım dedim ama aynı güzellikteki Vladimir'in yoruma takılınca bir de baktım ki vakit akşam olmuş:))
Sonra da "Ori bu bloğa bulaşma! Yoksa iki sakallı gelir, sana bi okur, kendini evde bulursun" dedim. Neyse şimdi geminin güvertesindeyim:))
Eline sağlık.

EKMEKCİKIZ dedi ki...

Hey Allahım, yazı bir tür traji-komik, yorum bir tür traji-komik, nedir bu yahu?
:)
Çakmak kazası için geçmiş olsun.
:(

Kaptanın seyir defteri konusuna gelince, denizcilikte artık tamamen yerleşmiş bazı yabancı terimler, deyimler var ki, çoğu da bir acayip şekilde Türkçeleşmişlerdir.
Üstelik onlar, yeni neslin karışık ifadelerinden çook yıllar önce öyle olmuştur.
Denizcilerin kullandığı ve gemiyle ilgili seyir kayıtlarını içeren o özel defterin adı da "jurnal"dir. Değiştirmek kimsenin aklına gelmez, o öyledir.
:)

GULTEINEN ENKELINI dedi ki...

Ay allah sana uzun omur versin e mi; karnimi tuta tuta guldum ya...
(Tabi once gecmis olsun demem lazimdi pardon)

Bi de Vladimir e guldum, sanki blogdaki yazidan daha uzun yorum yapmaya ant icmis gibi yorum yazmis.. ama eline saglik pek hos olmus.

Bir de bilimadamina bir sorum olacak: "Bu teze gore icimizde sinirlerimizi biriktirirsek, yani bi nefi sinir birikmesi basinci yaparsak, biz de patlat miyiz BOM diye o cakmak gibi acabag?? Bilim ne diyor bu hususta?

Hep, sana da bi laf atayim "karismasana kizin sigarasina.. toobe toobe :P"