.

.

7 Şubat 2008 Perşembe

Ayşe Hanım Retro'da


kızıl saçlarını savura savura, Nişantaşı'ndaki işyerinden hızlı adımlarla çıktı Ayşe Hanım. her öğlen yaptığı gibi, çıkış kapısı ağzında gördüğü herkese gülümseyip afiyet olsun dedi. ikibuçuk yıldır çalışıyordu bu işyerinde, kendine göre kuralları ve gelenekleri vardı her işyeri gibi; ama eski çalıştığı kurum kültüründen o kadar farklıydı ki, önceleri yadırgamış, çok çaresiz hissetmişti kendini, "uyamayacağım galiba buraya ben" diye düşünmüştü, sonra geçen zamanın ve edindiği bir kaç arkadaşın yardımıyla alışıp gidivermişti işte. bazen eskiden olsa aşırı tepkiler göstereceği şeylere hala sinirlenmemeyi başaramıyorsa da, daha sakin bakmaya çalışıyordu. bu firmadaki, hatta bu sektördeki hiçbir işin onun hayatının işi olamayacağını anladığından beri rahatlamıştı. başkaydı onun hayalleri, onları gerçekleştireceği güne kadar burada olacaktı işte, bu kadar basit. madem öyle, zorlaştırmayacaktı işini, sakin bir su gibi, alttan köpürerek akıp gitmek ve "çalışmak iyi bir şey olsaydı üste para vermezlerdi" benzeri laflara gülmek lazımdı; enerjisini harcayacağı başka şeyler vardı. oturup düşününce kendine acımaya başlayıp negatif düşünceler sarmalında kaybolması işten bile değildi, bu yüzden o da kendine yapmaktan zevk aldığı birşey buldu ve bunu giderek daha iyi yapmaya emek vermeye başladı. eski bir şarkı sözünden devşirme bir isimle kendine bir blog açtı. hergün oraya birşeyler yazıp, paylaşmaya başladı. bu uğraş onu hem zinde tutuyor, hem de eğlendiriyordu; blog okuyucularından birkaçıyla tanıştı ve onlarla çok iyi anlaştı, aynı kafadaki insanları bulmak giderek zorlaşırken bu şehirde.


işte bu Ayşe Hanım her öğlen yemeğe yalnız çıkar, çoğu iş arkadaşı yapışık gezerken. Retro'ya gider, 21 numaralı masaya oturur, çalışanlarla selamlaşır, siparişini verir, çantasından defterini kalemini çıkarır, sigarasını yakar ve yazmaya başlar. bu sıra hiç şaşmaz. yemeği geldiğinde bile, defterini tabağın yanına çekip yazmaya devam eder. yemeği bittiğinde o söylemeden ince belli bardakta tavşan kanı çayı gelir, o da ikinci sigarasını yakar, yazmaya devam eder. bir ara yazmıyordu Ayşe Hanım, hep okuyordu, elinde kitabıyla yemeğini dalgın dalgın yerken garsonlar birbirlerine kaşgöz ediyorlardı, sonra alıştılar. derken yazmaya başladı Ayşe Hanım, bazen defterini unutmuşsa, üzerinde bir kuaförün reklamı ve "bu kuponla gelip fön çektirene bir seans solaryum bedava" kuponu olan kağıt amerikan servislerin arkasına yazar. yazmaya başladığı ilk günlerde bir de arada moralinin bozulmaya başladığını da farkederdi çalışanlar, yüzü giderek düşer ağlayacak gibi olurdu, birşey diyemezlerdi ama, kimbilir ne derdi vardı? şimdiyse artık yüzü gülüyor Ayşe Hanımın, daha bir güzelleşti sanki, yazarken kalemi neredeyse hiç kaldırmıyor. garsonlar kendi aralarında konuşmadılar ama içten içe deli oluyorlar meraktan, hergün hergün ne yazar bu kadın gülümseyerek?


Ayşe Hanım girdi Retro'dan, hoşgeldinizlediler onu, paltosunu aldılar, 21 numaralı masasına buyur ettiler, oturdu, siparişini verdi, defterini kalemini çıkardı, sigarasını yaktı, yazmaya başladı. coşku ile yazarken bir ara durdu, başını kaldırdı etrafa baktı ki genelde yapmaz bunu. Tam karşısında bir adam gördü, yalnız başına oturmuş, ekşi suratlı, sıkılmış bir hali vardı, Ayşe Hanıma sanki kınar gibi bakıyormuş gibi geldi, sinir oldu birden, "ne alaka yahu, elin adamı niye öyle baksın Ayşe, Nişantaşı'ndayız, uydurma" dedi kendine, yazısına geri döndü. bu sefer, yazarken yazarken gözucuyla adama baktığında adamın küçük bir kağıda birşeyler karaladığını gördü. "bana bir not yazmıyordur inşallah, hiç çekemem şimdi bir tatsızlık" diye geçirdi aklından, yazmaya devam etti, yazdıkça adamı unuttu, içinde güller açtı, yazdı da yazdı.


derken bir baktı ki öğle tatilinin bitmesine beş dakika kalmış, aceleyle toparlandı, adamın devam eden garip bakışlarını üzerinde hissetti ama aldırmadı. o izin vermezse kimse canını sıkamazdı nasılsa. hesabını sodexo kartıyla ödedi, vedalaştı çalışanlarla, hayırlı işler diledi ve kızıl saçlarını savura savura hızlı adımlarla çıktı Ayşe Hanım Retro'dan.

15 yorum:

Vladimir dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
TalismanDiyette dedi ki...

Yerim o Ayşe Hanımı ben :))
Ama adamı anlamadım, derdi neymiş Gülçin' imm?

Ori dedi ki...

Ayşe Hanım köpük köpük olmuş çağlıyor maşallah:)
Hayellerinin gerçek olmasına sanki 5 dakika kalmış gibi!
Sen adama bakma, boş ver. O, olsa olsa türbana evet oyu verip oraya gelmiş biridir.
Sevgiler...

sema dedi ki...

kızıl saçlı ayşe hanım hep yazsın da yazsın, içinde hepppp güller açsın, olur mu?

sevgiler...

sofi dedi ki...

Gülçin, devamı var mı? ben bu Ayşe hanımı kendime çok yakın buldum:)Retro'ya gitsem bulurmuyum acep, şimdi ben adamıda merak ettim, beynim yine hayaller oluşturmaya başladı.Kocaman sevgiler...

gülçin dedi ki...

sevgili vladimir,
Ayşe hanım sanırım bataklıkta da yüzmüştür, onda bu şans varken :)) karşısındaki adamın gönenli olma ihtimali de herhelde 35 milyonda bir falandır. yoksa öyle mi??

sevgili talisman,
sağolasın, adamın derdi mutlulukla anacım, dayanamıyor mutlu insanlara :))

sevgili ori,
teşekkürler, çağlıyor valla.

sevgili sema,
çok teşekkürler :))

sevgili sofi,
devamı olabilir, benim de hoşuma gitti Ayşe hanım.

bu arada sevgili arkadaşlar, bu yazı oyuncaklı bir metin, sevgili vladimir'in Hakkı beyine cevap gibi oldu. Hakkı bey yazılarını okuyunca dayanamadım, oturdum bunu yazdım ben de. şimdi Hakkı beyden bakalım ne ses gelecek?

Sevgiler

ulku dedi ki...

Gülçin'im,
Yazılarını devamlı okuyorum. Hepsi için toptan bir yorum yazayım ben de. Ekonomik olsun.
Gülçin'im, iyisin yahu. Böyle devam et.
Sevgiler.

gülçin dedi ki...

sevgili ülkü,
yukarıdaki toplu cevabı yazarken senin mesajın yoktu, cevapsız kalsın da istemedim, çok teşekkür ederim :))

sevgiler

Sem dedi ki...

Gülçin'ciğim, Ayşe Hanım hep gülsün. Ona gülmek çok yakışıyor:)) Sevgiler

gülçin dedi ki...

Sevgili Sem hanımcığım, siz de hep gülün emi, gülmek yakışır insana :))

sevgiler

Goddess Artemis dedi ki...

Hoş 1 Tesadüf, 3 Yeni Kitap ve 1 Dergi Kapağı

elektra dedi ki...

elektra hanım blogunu açtığında pek yüksek beklentiler içerisinde değildi. paylaşmak demişti ilk yazısında. okyanusta bir damla seda olsun yazdıklarım diye düşünmüştü. ses sese seda sedaya ulaştı bir gün gülçin hanımla kesişti yolları. önce blogu yok sandı. azıcık bilgisayar kullanım bilgisiyle bulamadı gülçn hanım'ın blogunu. ikinci yorumundan sonra kurcalayıp ismi bir garip gelen blogu buldu. googleda arayıp ismin şarkı sözüne denk düştüğünü anladı. takibe aldı blogu ve paylaşmada kendinden daha çok emek veren bir gülçin hanım tanıdı. çıtır çıtır pıtır pıtır yazan bir gülçin hanımdı bu. patırtısız yazıyordu, sakin sakin. ki elektra sakinliği yakalayabilmenin simyasına adamıştı kendini. sakinleşebilmek için tıkladıkları kategorisine koydu gülçin hanım'ı ve okurken hep sakinleşti. bunun için hep teşekkür etti gülçin hanım'a, kimi sesli kimi sessiz. elektra şu anda retro denen yeme içme yerini aramaya gidiyor google'a:)ayşe hanım'ı çok merak etti de:)

MoonSun dedi ki...

Ben cok sevdim bu Ayse hanimi, hep yazsin, yazarken de hep gulumsesin, kimsenin canini sikmasina izin vermesin :)) ama bu yazinin devami da gelir gelsin :))

Sevgiler gonderiyorum sana sevgili Gulcin :))

GULTEINEN ENKELINI dedi ki...

Gulcin kitabini okuyacagim gunu iple cekiyorum.

gülçin dedi ki...

sevgili artemis,
teşekkür ederim :)) gerçekten hoş bir tesadüftü, gene karşılaşabilmeyi dilerim.

sevgili elektra,
iyi ki ses sese, can cana ulaşabilmiş. sesime ses verdiğin için de ben sana teşekkür ederim.

sevgili moonsun,
çok teşekkür ederim :) sanki devamı gelecek gibi, ayşe hanım beni de yaz deyip duruyor :)

sevgili gulteinen,
o günleri beraberce yaşamayı diliyorum, neden olmasın :)

sevgiler.