.

.

15 Haziran 2010 Salı

nefis bir kitap paketi

Yeni çıkan kitaplar açısından yaz başlangıcını seviyorum. Bir de kitap fuarı arifelerini. Düzenli olarak kitap alan biri olarak gene de o dönemlerde alımlarımı biraz ertelerim, ertelerim ki sevdiğim bir yazarın sürpriz bir kitabı çıkıp da nasıl alacağımı kara kara düşünmeyeyim. Zaten yıllardır kitaplarımı hep internetten alıyorum, artık sahaf siteleri bile var, aradığınız her kitaba hemencecik ulaşabiliyorsunuz. Ama gene de geniş ve aydınlık bir kitapçıyı gezmenin tadını hiçbirşeye değişmem. İnternette çıktığından haberdar olduğum, çeşitli gazete veya haber sitelerinde eleştirilerini okuduğum kitaplara dokunmak bambaşka bir duygudur. Neyse efendim, yaz başındayız ve ben geçen hafta kendime öyle güzel bir paket yaptırdım ki, geldiğinde yanağımı dayayıp uyumak istedim. Hangisinden başlayacağıma karar veremedim ve sonunda en incesinden başladım :)






En incesi Georges Perec'in "Bahçedeki Gidonları Kromajlı Pırpır da Neyin Nesi?" isimli uzun öyküsünü bir oturuşta bitirdim. Savaş karşıtı çok eğlenceli bir hikayecik bu. Perec'in ince zeka ve kelime oyunlarından kendi kendinize gülerek okuduğunuz kitap birdenbire bitiveriyor. Ben de geçtim ikinci kitaba.


İkinci kitap Ahmet Ümit'in İstanbul Hatırası. Bazen Uğur Yücel, bazen de Uğur Polat olarak gözümde canlandırdığım Komiser Nevzat'ın son macerası. Neredeyse 600 sayfa, ama anlatım o kadar akıcı ki nasıl ilerlediğinizi anlamıyorsunuz. Olay örgüsünde bazı boşluklar olsa da benim çok beğendiğim bir kitap oldu bu. İstanbul'umuzun kuruluşundan bugüne kadar, önemli imparator ve hükümdarları, onların yaptırdığı ve şimdi ayakta olan veya olmayan anlamlı yapılarıyla bir çeşit gezi rehberi gibiydi. Evet, Ayasofya'yı ve civarını yeniden gezme isteği uyandırdı bende bu kitap-ki fotografları da hemen aşağıda, tesadüf işte-. Zaten Ahmet Ümit'in kitabın sonuna koyduğu kaynakça tam bir İstanbul kitapları arşivi. 10 yıl araştırma yapmış yazar bunun için, doğrusu onu kıskandım. Yaz okumalarınıza mutlaka katmalısınız bu kitabı, İstanbul'u seven hiç kimse pişman olmayacak, hatta bilmediği çok şeyi de farketmeden bilgi dağarcığına katmış olacaktır.



Benim paketin üçüncü kitabı da Jean Christophe Grange'in son kitabıydı: Ölü Ruhlar Ormanı. Bu sefer Fransız bir kadın sorgu yargıcı, yamyam bir kat,ilin Paris'te işlediği cinayetlerin izini Güney Amerika'da Nikaragua ve Arjantin'de sürüyor. Paris'te işlenen cinayet detayları, türe alışık olanları bile bazen irkiltebilir, benden söylemesi. Güney Amerika'da geçen bölümler ise benim daha çok hoşuma gitti. Nikaragua ve Arjantin'in yakın geçmişleri ve bizim olaylarla bağlantıları başarıolıydı. Hem kadının giydiği markaların ikide bir sayılması (ucu sivri Jimmy Choo ayakkabılar, Calvin Klein kotlar vs vs. reklam mı almış nedir), hem de sonu biraz tırt geldi ama ne yapalım. Grange bu, adamımız. Arjantin'in balta girmemiş nemli ve yapış yapış ormanlarını öyle bir anlatmış ki, orada olmadığınıza dua edersiniz. Zaten bir süre oarada kalmış yazar, "bin kilometre civarda kimsenin olmadığını bilmek çok ürkütücü" diyor. Bence de! Siyah Kan ayarında değil, ama Grange sevenlerin seveceği bir kitap bu neticede :)

Meraklısına Not: Perec'in Türkçe'de son yayınlanan kitabı için lütfen burayı ve burayı tıklayın. Ahmet Ümit'le yapılmış İstanbul Hatırası üzerine yazılanlar için de; Selim İleri'nin yazısı için burayı (Selim İleri bu kitabın Ahmet Ümit'in en güzel kitabı olduğunu söylüyor), Erol Üyepazarcı'nın yazısı için burayı ve Sabah gazetesinde Tuluhan Tekelioğlu'nun yazdığı yazı için de burayı tıklayabilirsiniz. Bu arada kitap bazı internet sitelerinde hala yazarından imzalı olarak satılıyor, demedi demeyin.

3 yorum:

serpil dedi ki...

Gülçin bu yazını okuyunca Gizli Aşk'ı nasıl güzel anlattığını ve hemen o gün kitabı aldığımı hatırladım, bir de upuzun bir listen vardı.
Okudukça yaz lütfen, kaybolup gitme

neo dedi ki...

şu ilk kitabı merak ediyordum, kromajlı pırpır :) alayım da okuyayım ilk fırsatta. ahmet ümit'i sevemedim ben bi türlü, okudum da gerçi. fazla erkek bakışı var, maço demek iddialı belki ama... kadın karakterler figüran gibi vs.

evet evet, kaybolma :)

celerone dedi ki...

Ölü Ruhlar Ormanını ve Istanbul Hatırasını ben de okudum. Granjela aramız pek yok, Taş Meclisinin hikayesini ilginç bulmuştum ama sonrasında çok açılıyor, toparlamakta zorlanıyor gibi geliyor bana. Yalnız bu sefer dili iyice güçlenmiş, katılıyorum sana. Yapış yapış orman demişsin ya aynen öyle hissettirmiş, evet.
Ahmet Ümit'e gelince, O nu okurken dikkatim dağılıyor benim. Seviyorum yazma stilini ama bir yerlerde kaybediyor beni. Daha teşhis koyamadım, fazlasını okumam lazım sanırım.
Ne güzel anlatmışsın.