.

.

5 Ekim 2008 Pazar

Trabzon Atatürk Köşkü ve Tuğana

Trabzon denince akla ilk gelen yerlerden biridir Atatürk Köşkü. Soğuksu tepesinden şehre inanılmaz güzel bir çam ormanı ve bahçenin içinden bakar. şu bembeyaz bir pastaya benzeyen görüntüsünü hatırlamayanınız yoktur herhalde.


bu bayram Trabzon'da hep yağmur yağdı. karanlık, puslu bir hava, usul usul hışır hışır yağan bir yağmur. iki yağmur arası bir arada, Atatürk Köşkü'ne gene gidiverdim. bu kaçıncı gidişim, ama her seferinde beni heyecanlandırmaya devam ediyor burası. bu sefer havuzu doluydu, üzerinde nilüferler yüzüyordu ve havuzun kenarındaki kuşların ağzından sular saçılıyordu. mimarisine gene hayran oldum.



köşkün içinde resim çektirmedikleri ve ben de bu yasağı cinlik edip delenlerden olmadığım için (ki her zamanki gibi vardı onlardan) içeriden bir resim yok elimde. dileyenler şurayı ve burayı tıklayarak bazı bölümlerini görebilirler. en ilginç kısım o döneme göre hayli modern sayılabilecek bir icat, yemek odasındaki kalorifer peteklerinin arasında yemek servisi yapılan kapların sıcak kalması için yapılmış bir pencere. her gördüğümde ne akıllı bir fikir diyorum kendime. köşkün yan tarafındaki bahçede çok güzel bir çay bahçesi var. mevsim dolayısıyla kapalıydı tabii. yazın, şehir nemden ve sıcaktan bunalırken burası bir vaha gibi, tertemiz havasıyla serindir.


aşağıdaki resimde de bahçedeki Atatürk büstünü görüyorsunuz, kaidesinde "ümidim gençliktedir" yazıyor.

köşkün tam karşısına geçen yıl Tuğana isimli bir çay bahçesi açılmış. yöresel yemekler ve semaverle çayın bulunduğu bu bahçenin de yazın tadına doyum olmuyor. bahçenin ortasında ise bir gümüşçü var, Tuğana Gümüş. Trabzon'da yaşayan en önemli sanatlardan biri olan telkari el sanatını modern çağa uydurarak hala yaşatan gümüş ustalarından birine ait burası. içeriye girdiğinizde sizi bambaşka bir dünya karşılıyor, kazaziye denilen bir yöntemle incecik gümüş tellerden işleyerek yaptıkları el işçiliği gümüş takıları ve dekoratif eşyalara bakmaya doyamıyor insan. öyle ince, öyle güzeller ki, el ile yapıldığına inanasınız gelmiyor; ama usta orada, dileyene gümüş telden makarasını çıkarıp anlatıveriyor işte. kendi tasarımı olduğunu söylediği şu modelli kolyesini aldım kendime bu ziyaretin anısına, şu güzelliğe bakar mısınız lütfen:
gümüş severler şurayı tıklayarak sayfalarında dolaşabilir, klasik hasır işi takıların oksitlenmiş ve taşlı hallerine de bakmalarını tavsiye ederim.
ne demiştim, evet ya, günlerce yağmur yağdı Trabzon'da ben oradayken ya da bana öyle geldi. dönmeden bir gün önce de gene iki yağmur arası güneş azıcık yüzünü gösterince düştük Maçka yollarına, Sümela'ya. Sümela macerası, bir sonraki yazıda.

5 yorum:

elektra dedi ki...

gülçiiiin:(( kıskandım ben o kolyeyi... valla...

cinar dedi ki...

Vaaay, çok güzel görünüyor gerçekten ya. Trabzon'a hiç gitmedim, dolayısıyla köşke de. Ama benim de içim gitti yani.
Kolye ve küpeyi de çok severim. Güle güle kullan, o da çok zevkliymiş.

Sem dedi ki...

Gülçin'ciğim, her Trabzon yazında yeni bir yer öğreniyorum ama hala oraya gidemediğim geliyor aklıma. Artık Sümela maceranı okuduktan sonra giderim:))

Kolyeni güle güle kullan.

gülçin dedi ki...

sevgili elektra,

kıskanma valla, bu model değişik büyüklüklerde yapılmış, fiyatları da 40 ila 75 YTL arası, sitelerinden irtibat kurarsan kargo ile yolluyorlarmış. diğer çeşitleri de dayanılmaz ama, değil mi?

sevgili çınar,
çok teşekkür ederim. bir yaz mutlaka Karadeniz turu yapmalısınız.

sevgili Sem,
hele senin gidemeyişine inanamıyorum yani bir Batı Karadenizli olarak. bu yaz mutlaka senin de maceralarını dinlemek istiyorum :)

sevgiler.

ekmekcikız dedi ki...

Gülçinciğim,
Tam sekiz yıl öncesine gidiverdim. Atatürkevi, Sümela... Karadeniz gezimizin en çok sevdiğim yerleriydi.
:))