.

.

3 Mart 2008 Pazartesi

nefes kesilmesi üzerine çeşitlemeler


Sevgili Öykücü beni mimleyeli neredeyse üç hafta oluyor herhalde, utandığımdan saymadım. Bir de sağolsun ne yazacağımı hevesle beklediğini söylemiş. İyice utandım ve kasıldım şimdi. İtiraf ediyorum bir süre düşündüm ne yazacağımı, sonra içinden çıkamadım bıraktım. Şimdi de niyet ettim tamamlamaya. Epi topu üç soru canım, ne olabilir yani sonunda. Hadi bakalım.

Birinci soru, nefesimi kesecek anlar üzerine. Yani bu soruda bir gelecek beklentisi, bir kalp çarpıntısı söz konusu demek ki. Hayatımı değiştirmek üzerine düşüncelerim var, bunu yavaş yavaş gerçekleştiriyorum şimdilerde. Mesela her şeyi ayarlayıp, yeni bir hayata başlamak üzere mevcut işimden ayrılma anı benim nefesimi kesebilir bu yüzden. İşyerinden arkadaşlarım okumuyor diye rahat rahat yazıyorum valla, düşününce bile omuzlarım dikleşip gülümsemeye başladım, o kadar yani. Hayal ettiğim ve etmeye cesaret bile edemediğim bir şeylerin başıma gelmesi de nefesimi kesebilir. Bunların içinde, geçenlerde katıldığım koçluğa giriş seminerinde 5 yıl sonradan yazdığım mektuptaki gelişmeler var. Bu gerçekten çok iyi bir fikir bu arada, 5 yıl sonradan kendinize mektup yazmak yani. Kendinizi, hayatınızı nasıl görüyorsunuz 5 yıl sonra, neleri değiştirmiş nelere ulaşmışsınız bunları kağıda dökmek gerçekten çok etkileyici bir deneyim. Vaktiniz olunca deneyin derim ben. Belki bir ara sizinle o mektubu da paylaşırım. Ah, bir de gidip görmeyi çok istediğim yerler var; Mardin, Meksika, Yunan Adaları, yeniden Küba gibi, elime biletlerimi aldığım andan itibaren nefesimin kesileceğine eminim.

İkinci soru, hemen yapabileceğim halde neden yapmadığımı bilmediğim nefesimi kesecek anlar üzerine. Yani bu sefer de sen mutlu edeceğini bildiğin halde yapmayı ertelediğin ya da hemen yapmayı tercih etmediğin şeyler. Bu soruda da acayip bir irdeleme var. Sonu çünkü “deli misin o halde, git ve yap kardeşim”e varabilir. Ben bu derece “hayat kısa ayol, ne duruyorsun git ve yap” hallerini çok yaşadığım ve yaptığımdan dolayı, aklıma gelen pek bir şey yok. Sadece yazmaya daha çok vakit ayırmayı istiyorum, kendim okumaktan zevk alacağım kitabı yazmak istiyorum.

Geldik son soruya, bir daha dünyaya gelme şansım olsaydı ne yapardım? Sevgili Öykücü’nün dediği gibi üniversitede kendime daha çok vakit ayırmayı ve farklı etkinliklerde canım çıkıncaya kadar bulunmak isterdim. Mümkünse şimdiki aklıma daha erken ulaşmayı isterdim bir de, nasıl olacaksa, nasılsa atışlar serbest. Yapmaktan gerçekten zevk alacağım şeyi bulmak için kendimi daha rahat alandan alana atabilecek cesarete sahip olmayı isterdim. Bir de hayatımı paylaşabileceğim, “sen benim sıra arkadaşımsın” diyebileceğim kişiyi daha erken bulmak isterdim.

Bitti işte, üç soru işte, niye gözümde büyütmüşüm ki :) Hadi sevgili Artemis (o artık bir de mimler tanrıçası) , sevgili Vladimir (haha gene ben önce davrandım, sizin planlarınız ne alemde) ve sevgili Sofi; sizlerin cevaplarını bekliyorum heyecanla.
Meraklısına Not: Boğaz'da denize giren bir çocuğun nefesinin kesildiği anı gösteren fotograf arif aşçı'ya ait, daha önce bahsetmiştim, hatırlamak için buraya.

11 yorum:

miso dedi ki...

Ah Gülçin ah, Meksika, Küba, belki Şili'ye filan da geçeriz, ha? Yani ben de gelsem diyorum?? Zorla davet ettiriyorum :)

marruu

degree dedi ki...

Sevgili Gülçin,

Sorular basit gibi gözükse de iş yanıtlamaya gelince, hayli zor olduğu ortada. Yine de bir şeyler yapmayı düşünüp, sonra da yapabiliyorsan ne mutlu. Çünkü ortada hayatının gidişatını değiştirecek olan köklü bir değişim söz konusu. Hakkında hayırlısı.

Senin yazını okuyunca, ben de düşündüm, hayatımda nefes kesecek kadar beni etkileyen bir şey var mı diye. Bir tek şey bulabildim sadece. Ürettiğim cihazlardan Amerika'ya giden bir tanesinin çok beğenilip orada bir hi-fi dergisinin kapağında yer alması. Bunun da üzerinden 23 yıl geçmiş. Yani ot gibi yaşamışım tabiri caizse....

"Beyaz Gölge" adında bir dizi vardı yıllar önce. Coach Reeves basket takımını çalıştırırdı. Orada Sibyl adında melez ve çok güzel bir hanım oyuncunun hiç unutmadığım bir anektodu vardı. Reeves'in bir şeyi devamlı düşünmesine karşı, "Düşünme, Yap" demişti. Bu bence hepimiz için çok kısa ama çok ta geçerli ve etkileyici bir söz.

Düşünme, Yap Gülçin'ciğim, sevgiler.
Degree.

cinar dedi ki...

Ah Gülçin ne kadar güzel bir şey işinden ayrılıp yeni bir hayata, o çok seveceğin yeni hayatına başlama düşüncenin, umudunun ve heyecanın olması..Gidilecek yerler, görülecek ülkeler hepsi çok güzel ama en heyecanlısı ve keyiflisi yeni bir hayat olmalı. Her şey dilediğince olsun :)

Sem dedi ki...

Gülçinciğim, anlattıklarını yapacağından o kadar eminim ki. Kitabını elime alıp bir solukta okuyacağım zamanı sabırsızlıkla beklediğimi bilesin:)) Söyle bakalım, bize o mektubu yazdıran Fatoş'cuğumuz olsa 'Niçin geç kaldım.' sorusunun yerine ne sorusu sormamızı isterdi:)) Sevgiler

Öykücü dedi ki...

Ben her yazını hevesle bekliyorum.Haksız da değilmişim nitekim:)

Hayatını değiştirme planını çok merak ettim:) Bodruma falan mı yerleşeceksin?Deniz kenarında harika bir taş ev,hergün taze yumurta,mis gibi ekmek,bahçe domatesi,her gün denize girmek,kışları sakin sessiz bir kasaba...

Sıra arkadaşın konusuna bayıldımmm.Gülçin aşk hikayeleri favorimdir,meraklının da önde gideniyim.Burada bir gün yazarsın,anlatırsın umuduyla bekliyorum:)

Kırmayıp yazdığın için çok teşekkür ederim:)

Sevgiler..

Goddess Artemis dedi ki...

Gülçin Hanım,

Buna benzer iki ayrı mimi oldukça uzun bir zaman önce yazmışım zaten:

Yeni Yıl'ın İlk Mimi

ve

Sobelendim! Sobe! Ebe!

Bu ve benzeri konulardan artık çok sıkıldığımdan, bu defalık affımı rica ediyorum.

Sevgilerimle :o)

gülçin dedi ki...

sevgili miso,
olur tabii, neden olmasın? hatta Rio'ya da uzanıp İsa heykelini kucaklarken resim de çektirebiliriz :)

sevgili degree,
neden ot gibi yaşamış olasın yahu? günlük hayatın içinde de ufak tefek yüreğini hop ettiren şeyler yok mu yani, illa ki kocaman şeyler olması gerekmiyor ki! bence ilk motorunu gördüğün an, ona ilk bindiğin an, onun üzerinde herhangi bir zaman yüzüne rüzgar vurduğunda, oğlunu ve torununu ilk gördüğün an... bunların hepsi küçük inci taneleri, değil mi?

sevgili çınar,
çok teşekkür ederim iyi dileklerin için. eğlencenin yarısı planlamaktır değil mi:))

sevgili sem,
bana olan güveninden gurur duydum, sağol :) bence "niçin geç kaldım" yerine "nasıl hızlanabilirim" diye düşünmek daha yapıcı olabilir.

sevgili öykücü,
ben de sana teşekkür ederim :) geç kaldı ama güç olmadı şükür :) aslında planlarla ilgili sevdiğim 2söz var, onları yazmak istiyorum sana: biri, "insanlar plan yapar, Tanrı güler", bir diğeri de "hayat, biz planlar yaparken başımızdan geçen şeylerdir" :) gene de insanın hayalleri olmalı, değil mi? olunca söylerim :) bu arada meraklılığını biliyorum canım, geçende seni meraktan kurtarayım diye mail adresini aradım ama bulamadım :)

sevgili artemis,
çok teşekkür ederim paylaştığın için.

sevgiler

Vladimir dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
ulku dedi ki...

Sevgili Gülçin,
Nefes kesecek anlarının gerçekleşmesini diliyorum. Hiçbirşey için geç kalmış değilsin. Yeter ki değişim cesaretini kendinde bul. Ve inanıyorum ki o cesaret sende var. Haydi yolun açık olsun.
Sevgiler.

Ori dedi ki...

Beş yıl sonrası için bir mektup yazarsam bütün planlarım ortaya çıkar da biri güler müler diyecektim ama Öykücü'ye seslenirken bunu da demişsin:)
Hem mazallah 5 yıl sonra derken 5 gün sonra gerçek merçek olur di mi?
en iyisi şairin de dediği gibi "Göğe bakalım, Göğe bakalım".
Sevgiler...

gülçin dedi ki...

sevgili vladimir,
bir haftadır bekliyorum, bu kadar mı zor yahu :))

sevgili ülkü,canım teyzem,
her zaman beni ateşleyen tavrın için çok teşekkür ederim :)

sevgili ori,
göğe bakalım haklısın :) ama kimse de gülmez ayrıca, sen bana anlatabilirsin :)

sevgiler