.

.

24 Ocak 2008 Perşembe

oraya hiç gitmedim

Kadın pencerenin önüne oturmuş, okuma lambasının ışığı altında kitabını okuyor, bir yandan da kırmızı şarabını yudumluyordu. Köpeği Eşkıya ise şöminenin önüne uzanmıştı. Arada başını kaldırdıkça evin önündeki bembeyaz basılmamış karlardan oluşan manzarayı görüyordu bahçe lambasının ışığında, uzakta ise bir gelin gibi süslenmiş ormanın ağaçları. Müzik setinden gelen Yann Tiersen’in müziği odadaki huzuru tamamlıyordu.

Birden Eşkıya başını kaldırdı, sanki bir şey duymuştu. Kadın aldırmadı, kulağına bir ses çalınmamıştı; ama Eşkıya aniden ayağa fırlayıp bir kere havladı. Kadın elindeki kitabı kapattı ve “ne oldu oğlum” dedi ona, Eşkıya ona baktı dikkatle ve ayağa kalkıp arkasını dönüp tin tin tin salon kapısına kadar gitti. Kadın gözleriyle izledi onu, kapıya vardığında Eşkıya tekrar geri dönüp baktı ve “hav” dedi gene. Anladı kadın, herhalde dışarı çıkmak istiyor diye düşündü. O da kalktı, sokak kapısına kadar gitti atkısını aldı, paltosuna elini uzatmıştı ki, Eşkıya’nın heyecanla sokak kapısını tırmalamaya başladığını gördü, şaşırdı. Hiç böyle sabırsızlık yapmazdı ki. “Tamam oğlum, çıkıyoruz şimdi” dedi sakinleşmesi için, paltosunu da giydi, kapıyı açtı. Açmasıyla birlikte Eşkıya hoplaya zıplaya koşmaya başladı, bahçe lambasını da geçti gitti, neredeyse gözden kaybolmuştu. Kadın bir an durakladı, bir tuhaflık vardı sanki, kapıyı çekti ve o da bahçeye doğru birkaç adım atmıştı ki Eşkıya’nın sesini duydu, yanına çağırır gibi. Durdu bir an, başını kaldırıp derin bir nefes aldı, kar yoktu ve hava öyle güzeldi ki, soğuğa rağmen bu tablo gibi manzaranın içinde olmanın tadını çıkardı, sonra yürümeye başladı. Bahçe lambasının ötesinde, işte orada durmuş havlıyordu Eşkıya. Birden sanki onun olduğu yerde başka bir şey de varmış gibi hissetti, adımlarını hızlandırdı. Belki bir tavşandı, ormandan gelmiş, orada donmuş kalmıştı. Köpeğe yaklaştıkça tavşan olamayacak kadar büyük bir şeyin yanında olduğunu farketti, o sırada Eşkıya onun geldiğini görünce havlamayı kesmiş, o şeklin yanına kıvrılmıştı. Yanlarına geldiğinde karların arasında yatan çocuğu görünce şaşırdı önce, hemen eğildi elini çocuğun alnına koydu, henüz sıcaktı. “Aferin oğlum” dedi Eşkıya’ya ve o yanında heyecandan hoplayarak dönp dururken dili dışarıda çocuğu kucakladı, eve geri yürüdü. Kuş gibi hafifti çocuk, uyumaya devam ediyordu, yürüken yüzüne baktı onun tanıdığı biri mi diye, ama çıkaramadı. Eve girdiklerinde ateşin yanına uzattı çocuğu, gidip buzdolabindan buz aldı tekrar yanına döndü, hiç telaşlanmadığına şaşırarak, onun ellerini yanaklarını ovmaya başladı. Ne de güzel bir yüzü vardı, nasıl gelmişti acaba buraya? O ovarken Eşkıya yanında pür dikkat durmuş izliyordu, o bile nefes almaktan korkar gibiydi. Derken müzik tam “J’Y Suis Jamais Alle” olunca, çocuk gözlerini açtı, sanki bir rüyadan uyanmış gibiydi. Şömine ateşinin ışığında ona şevkatle ve gözlerinde sevgiyle bakan kadını, yanında sessiz duran ve ona dikkatle bakan köpeği gördü, fondaki müzikle beraber öyle güzel bir tablo oluşturuyorlardı ki, öldüğünü düşündü, ağlamaya başladı. İşte o zaman kadın sarıldı ona, birlikte hafifçe sallanmaya başladılar, onun gözlerinden yaşlar akıyor, kadın ona alçak sesle “geçti bebeğim, geçti, güvendesin” diyordu.




Meraklısına Not: hayata geri dönmek için "J'Y Suis Jamais Alle"den güzel bir şarkı olamaz bence. ne zaman dinlesem yaşadığıma şükrettiğim bu şarkıyı buradan dinleyebilirsiniz.

14 yorum:

degree dedi ki...

sevgili Gülçin,

Çocuk demeseydin, o evinden kaçarcasına çıkan ve karlara uzanıp donmak üzere olan kız zannedecektim.

İnsan, bazen bir şeyi kaybettiği zaman kıymetini anlıyor. Ama hayat kaybedildiği zaman, artık kıymetini anlamanın faydası yok.....

Şu kızcağızı da bulsunlar artık ama, yoksa gerçekten donup ölecek zavallı yaa......
Güzel bir öykü de oradan çıkartırsın sen, böyle derin bir hayal gücünle.
Sevgiler

MoonSun dedi ki...

Sevgili Gulcin :))

Cok guzel yazmissin, yuregine saglik... Bir an korktum sonu huzunlu bitecek diye...

Bu arada hem utandim hem de sana nasil tesekkur edecegimi bilemedim, birkac gun oldu goreli ama sana nasil tesekkur ederim bilemedim :))

Kucak dolusu sevgiler gonderiyorum sana :))

Sem dedi ki...

Gülçin’ciğim, ben o çocuğun bizim diğer öyküde bıraktığımız kız olduğunu ve dolayısıyla kurtulmuş olduğunu düşünmek istiyorum. Zaten içimde kurtulacağına dair bir his vardı:)) Bizi fazla merakta bırakmadan yazdığın için teşekkürler.

Bu arada ben bu Eşkıya’yı çok sevdim. Bembeyaz karlar üzerinde, simsiyah parlak tüyleriyle koşan, büyük gözleriyle etrafına bıkan, ruh haline göre kulaklarını oynatan, kuyruğunu bir o yana bir bu yana sallayan bir labrador hayal ettim. Eşkıya’nın yeni maceralarını bekliyoruz:))

Sevgiler

M.M.K. dedi ki...

Gülçin,
İçim ısındı. şöminenin çıtırtısı, kırmızı şarap ve müzik! yarattığın atmosfer bir harika. Ben bu öyküyü özgür bir okur olarak diğerinin devamı sayıyorum ve bunun da devamını bekliyorum:) kalemine, yüreğine sağlık...

sofi dedi ki...

Gülçin, pes bu kadarmı güzel kurtarılırdı hikayedeki kız, o ev nerede bende gitsem misafir edermi acep, yanıma bir şişede konyak alırım ve şöminenin karşısındaki kadife berjere kurulup, biliyomusun Gülçin diye bir yazar var, bir hikayesi burası gibi masalsı bir ortamda geçiyordu derim.Yüreğine sağlık sevgiyle kal...

ulku dedi ki...

Gülçin'ciğim,
Karda Yorgan öykünle bu öykünü birleştirenler olmuş. Ben öyle düşünmüyorum.Karda Yorgan öykün,tamamen postmodern bir öykü. Gerçekte olabilecek olaylardan sözetmiyor. Sadece duygulara yönelik bir yazım şekli. Yeni öykün ise olabilirlikler üzerine kurulu. Biri diğerinin devamı olamaz bence.
İkisi ayrı kulvardalar. Kalemine sağlık demekten başka ne gelir elden. Sevgiyle kal.

ulku dedi ki...

Yorum kutum doldu. Hemen göndermek zorunda kaldım.
Karda Yorgan öykündeki kız, sanki biryerlerden tanıdık geldi bana. Bu duyguları yaşayan o kadar çok genç kız var ki. Onların duygularına ortak olmuşsun sanki.

Hayal gücüne "yaşa yoluna devam et" diyorum. O herşeyi iyi bilir.

miso dedi ki...

Gülçincim
Çok sağol.

oh beee

marruu

Ori dedi ki...

Sevgili Gülçin, karda uykuya yatan kıza üzülmüştüm. Son yazınla ne güzel buldun onu:))
Çok yaratıcısın.
Teşekkürler...

EKMEKCİKIZ dedi ki...

Amélie Poulain'i bu kadar çok sevmemde, Yann Tiersen'in sarıveren müziğinin çok etkisi vardı.

Hatırlattın, ne iyi oldu.
:))

Witness dedi ki...

He he öykünün bitmediğini hem tahmin etmiş, hem de tiyosunu almıştım ben zaten...
İyi gidiyor, bitmesin daha..

Yasemin dedi ki...

Sevgili Gülçin,

Az önce beklediğim haber geldi nihayet. İki yıllığına, bizim şirketin Brüksel'deki merkezine gönderiliyorum. Hem şirkette benden başka Fransızca bilen olmadığı, hem de yalnız yaşıyor olmamın bunda etkisi oldu kanımca.

Her şeyin gönlünce olmasını diliyorum. Kendine iyi bak, hoşçakal.

gülçin dedi ki...

sevgili arkadaşlar,

hepinize yüreklendirmeniz için çok teşekkür ederim.

önceki miydi başka biri miydi? ben bilmem, siz bilirsiniz. devam eder mi? kimbilir.. eşkiya mı? evet, siyah bir labrador :) koltuklar mı? evet, saks mavisi kadife berjer, ikililer de kırmızı :) yann tiersen mi? evet, hep ilah :)

sevgiler.

ayrıca,
sevgili moonsun,
rica ederim :)

sevgili yasemin,
yolun açık olsun, hoşçakal.

Vladimir dedi ki...

Günlerdir bu yazının yorumlarını dinliyordum. Düşünsene hiç bilmediğin bir öykü konusunda etrafındaki insanlar yorumlar yapıyor.

Fantastik bir dünyaya düşmüş gibi hissettim kendimi. Herkes bir kadın, bir köpek bir de çocuktan ve arkada çalan müzikten konuşuyor. Kimse öyküyü anlatmıyor. Tuhaftı.

Öykü güzel. Eline sağlık Gülçin.