.

.

2 Aralık 2007 Pazar

Sadako Sazaki


bu cumartesi "Yaratıcılık Semineri"nde konumuz origami idi. emekli olduktan sonra japonca kurslarına başlayıp, uzakdoğu kültürüne merak duyan canan hanım; origami konusunda da uzmanlaşmış biri. cumartesi iki saatimizi onunla ve renkli elişi kağıtlarıyla origami yapıp sohbet ederek geçirdik.
origami, kağıt katlama sanatı. 6. yüzyıldan beri Japonya'da yaygın bir şekilde yapılıyor. mutlaka değişik örneklerini görmüşsünüzdür. ama bakın, bu hikayeyi duymamış olabilirsiniz.
Hiroşima'ya atom bombası atıldığında (6 ağustos 1945) iki yaşında olan bir kız çocuğundan bahsedeceğim size. ismi Sadako Sazaki. bombalama sırasında hayatı kurtuluyor, ama yıllar süren radyoaktif etkilerden kurtulamayarak 1955 yılında lösemiye yakalanıyor. Japon kültürüne göre, eğer kağıttan bin tane turna yaparsanız dualarınız kabul olunur. Sadako da sağlığına kavuşmayı dileyerek hastanede yatağında başlıyor kağıttan turnalar yapmaya, henüz 12 yaşında. kağıttan yaptığı turnalar arttıkça, sağlığı bozulmaya devam ediyor. bu sırada küçük kız, herhalde etrafında arkadaşlarının da ölümüne şahit oluyor. Sadako, dileğini değiştiriyor, artık dileği sadece kendisinin iyi olması değil, dünya barışının sağlanması ve çocukların savaşın korkunç etkilerinden korunması. 644 turnayı tamamladığında, Sadako hayata veda ediyor. arkadaşları dünya barışı için onun kağıttan turnalarını bin sayısına tamamlıyorlar. Sadako'nun ölümünden sonra okul arkadaşları ülke çapında bir kampanya düzenleyip onun anısını ve dileğini yaşatmak amacıyla para topluyorlar. toplanan paralarla Hiroşima kentinde Ulusal Barış Parkı'nda Sadako'nun anıtı açılıyor 3 yıl sonra.


heykelde Sadako'yu tepesinde tuttuğu bir turna kuşu ile görüyorsunuz. anıtın kaidesinde de şu satırlar var:

"This is our cry. This is our prayer. Peace in the world" (Bu bizim çığlığımız. bu bizim duamız. dünyada barış)

Heykelin açıldığı günden beri devam eden bir etkinlik de var. her yıl 6 Ağustos Dünya Barış Günü'nde, dünyanın dört bir yanında çocukların yaptığı kağıttan turnalar heykelin etrafında toplanıyor. bu yüzden kağıttan turnalar, çocukların dünya barışı simgesi haline gelmiş durumda.

Sadako ile ilgili internette yaptığım okumalarda Sadako'ya ait bir de şu söze rastladım:

"I shall write peace upon your wings, and you shall fly around the world so that children will no longer have to die this way. " (Kanatlarınıza barış yazacağım, ve siz dünyanın her bir yanına uçtuğunuzda çocuklar bu şekilde ölmeyecekler artık.)

ve şimdi tam sırası Nazım Hikmet'in Kız Çocuğu şiirini anmanın:


Kapıları çalan benim kapıları birer birer.

Gözünüze görünemem göze görünmez ölüler.

Hiroşima'da öleli oluyor bir on yıl kadar.

Yedi yaşında bir kızım, büyümez ölü çocuklar.

Saçlarım tutuştu önce, gözlerim yandı kavruldu.

Bir avuç kül oluverdim, külüm havaya savruldu.

Benim sizden kendim için hiçbir şey istediğim yok.

Şeker bile yiyemez ki kâat gibi yanan çocuk.

Çalıyorum kapınızı, teyze, amca, bir imza ver.

Çocuklar öldürülmesin şeker de yiyebilsinler.


eğer izlemediyseniz, lütfen buradan Fazıl Say'ın bestelediği Nazım Oratoryosundan Kız Çocuğu parçasını dinleyin. belki çocuğunuzla bir kağıt turna da siz yapmak isterseniz, buraya buyrun.

10 yorum:

Adsız dedi ki...

Sevgili Gülçin,
Yaratıcılık kursunda öğrendiklerini her hafta bizimle paylaşman çok. Senin kadar olmasa da bizim de ufkumuz genişliyor. Sadako Sazaki'nin ve bilmediğimiz binlercesinin öyküsü yürek burkan cinsten. Hele Nazım Hikmet'in şiiriyle, Fazıl Say'ın bestesi ve şarkı söyleyen kız çocuğu çok duygulandırdı beni.
Aynı konuda üretilen, farklı düzlemdeki yapıtları biraraya getirip bizlere sunmada üstüne yok. Sen bir deryasın.
Teşekkürler.Tyz

Adsız dedi ki...

İlk cümle şöyleydi.
Yaratıcılık kursunda öğrendiklerini her hafta bizimle paylaşman çok güzel.
Nasıl olduysa en sondaki "güzel "
kelimesi silinmiş.
Gülme, olur böyle şeyler:))) Tyz

Sem dedi ki...

Sevgili Gülçin,

Kursta origami yaptığınızı duyunca, pek ilgimi çekmemişti. Sonra Sadako'nın umut dolu hikayesini ve Nazım'ın o şiiriyle bağlantısını duyunca çok etkilendim. Sarı sarı turnalar yapıp, gökyüzüne uçurmak geçti içimden.

Sevgiler

Ori dedi ki...

Kuşlara, turnalara anlam yükleyen türküler, şarkılar vardır. Kanatlarında diyardan diyara selam taşırlar.
En güzelini, en anlamlısını Sadako Sazaki yüklemiş.

vladimir dedi ki...

Turnalar, uluslararası ününü "The cranes are flying" ismi ile kazanmış bir rus filminde ilginç bir motif olarak kullanılıyorlar. Öykünün başında, mutlu günlerinde başının üzerinde uçan turna sürüsüne bakarak mutluktan gözlerine yaş dolan çift araya bir savaş, onlarca anlamsızlık ve acı girdikten sonra turnalara bir daha baktıklarında aynı hisleri bir daha duyamayacaklarının farkına varıyorlar bu 1950'li yılların en önemli filmlerinden birisinde.

Bulursanız izlemenizi öneririm.

gülçin dedi ki...

sevgili tyz,
sen de bir tanesin :)

sevgili sem,
sadako'nun hikayesini bize o sırada müzede olan sunay anlattı. orada da yapıyorlarmış her yıl kağıttan turnalar japonya'ya gönderilmek üzere. bu yılki koliye benimkini de ekleyelim diye düşündüm. seninkini de ekleriz, sarı bir tane. neden olmasın?

sevgili ori,
doğru, bizim şarkılarda türkülerde de geçer telli turnalar. japonlar için de çok önemliymişler. bir ortak nokta daha onlarla.

sevgili vladimir,
ne güzel, ne fotografik bir film bu kimbilir. dur bakalım, arayalım bakalım bulabilir miyiz?

sevgiler

elektra dedi ki...

gülçin, bir harmanım zaten bu sıralar. beni benden aldın sadako'ya kattın.o umutluymuş, bense çok büyük bir umutsuzluğa kapılıp ağlayıverdim çocuklar için.ama çocukların umudu yanında benim umutsuzluğumun esamesi okunmaz. okunmasında zaten.çok güzel yazmışsın,çok...

bir de, ben bu şiirin zülfü'nün yorumlamış olduğu biçimini de çok severim.

gülçin dedi ki...

sevgili elektra,
yazıyı beğendiğine, sadako'yu ve kağıttan turnaları içinde hissettirdiğime sevindim. zülfü'nün yorumunu da severim demişsin ya, ben de Kız Çocuğu'ndan sonra onun yorumunu da koysam mı diye düşündüm, hatta Karlı Kayın Ormanı'nı da. sonra çorba olacak dedim, vazgeçtim.

endiseliperi dedi ki...

bilmiyordum bu hikayeyi. çok, çok kederli.

sağol paylaştığın için.

M.M.K. dedi ki...

"Tüm insanların barış içinde yaşadığını hayal et! Bir hayalperest olduğumu düşünüyor olabilirsin ama tek başıma değilim! Umarım sende bize katılırsın, böylece bu gerçek olur!"
Ne güzel anlatmışsınız... Bu hikayeyi bilmiyordum, çok etkilendim!