.

.

27 Eylül 2007 Perşembe

sıradan bir günüm



herşey sabah başladı. üç hafta kadar önce cevahir alışveriş merkezi'ne gittiğimde kendime mor bir gömlek aramaya başladım. nereye baktıysam yok. bende de bir takıntı var, birşeyi arar da bulamazsam iyice takıyorum. bu karışık duygular içinde debenhams'a girdim. debenhams, ingiltere'nin orta sınıf bir mağazası, marks&spencer gibi, ama Türkiye'de üst sınıfa hitap eder gibi bir durumda. neyse, o günlerde hep rastlandığı gibi, yaz sonu ucuzluğu ve yeni sezon giysileri bir arada. mor gömlek orada da yok. ama orada başka bir bluz gördüm, lacivert-beyaz desenli bir tunik, şifon gibi, içinde de beyaz atleti var. hoşuma gitti, fiyatı da yarıya inmiş, onu almaya karar verdim (beyler, hanımların alışveriş kararlığı başka bişey, görüyorsunuz :)) kasaya gittim ödemeye. kasadaki kız bendne önceki müşteriyle ilgileniyorsu, onun işi bitti sıra bana geldi ki o hanım geri döndü ve kasadaki kıza "mağazanızın kepenkleri kaçta kapanıyor?" dedi. kız şaşaladı, "ona çeyrek kala filan" gibi bir cevap verdi, hanım teşekkür edip gitti, biz kasadaki kızla birbirimize bakıp güldük, omuz silktik karşılıklı. sonra kız benim işlemimi yaparken "çok güzel bir bluz bu" dedi, ben de oraya aslında mor bir gömlek aramaya girdiğimi söyledim, gülüştük. ödedim ve çıktım sonra, eve gelince de özenle astım askıya. ama bluz biraz ince olduğundan ve İstanbul'da havalar aniden bozduğundan giyemedim. bu sabah kalktım ki hava güzel, hadi onu giymeye niyetlendim. bluzu giyeceğim ama bir gariplik var, sağına soluna bakıyorum uyku sersemi anlayamıyorum. derken bir baktım ki güvenlik zımbırtısı üstünde kalmış atletin, yani altta olduğundan gözükmüyor. hani şu bir tarafı çivili, bir tarafı da uzun kalın plastik olup da, ancak kasada özel aletiyle çıkarılanlardan. çaresiz küfredip (hem çaresiz hem küfrederek) başka bir şey giyip çıktım. aklım takılı kaldı bluzda. şimdi onu başka bir mağazaya götürüp güvenliğini çıkarttırmak istesem, bana hırsız muamelesi yaparlar. aynı dükkana götürsem, hani fişi derler ki bu sene fiş toplamayacağız diye yıl başından beri aldığım fişlere gayet ilgisiz bir tavır sergilemekte, çoğunu atmaktayım, kimbilir nerededir. işyerinden bir arkadaşım işyeri yakınındaki bir dükkana götürelim orada bizi tanıyorlar dedi, bir başkası kredi kartı ekstremle o dükkana gitmemi söyledi, bir başkası "hmm bakalım, kırarız" dedi. yarın anlaşılan başka maceralarım var bu bluzla ilgili. kırma dışındaki ihtimalleri deneyeceğim.



sonra akşam erken çıktım işten, evdeki telsiz telefonum tahminimce pili ömrünü tamamladığından dolayı ölü halde olduğundan karaköy'den pil alacağım diye, dün akşam gittiğimde ramazan dolayısıyla depoların ve komşu bütün dükkanların erkenden kapattıklarını ve kendilerinin de 18.25 vapuruna yetişeceklerini, yarın daha erken gelirsem ancak halledebileceklerini söyleyen amcaya gittim. neyse hazırlamıştı amca pilimi, bana iyi iftarlar diledi amca, aldım çıktım. kadıköy'e motorla geçtim ve yukarıdaki manzarayı çektim. istanbul bugün çok güzel bir bahar yaşadı arkadaşlar. ramazan dolayısıyla havayı bir içeceğe benzetemeyeceğim, ama hafif, tatlı ve neşeliydi diyeceğim.


kadıköy'den nautilus'a gittim, acıbadem'deki alışveriş merkezi. orada gezinip birşeyler yedim, yerleştirilmiş üç ineği gördüm, ikisinin resmini çektim (biri dalgıç-nautilus simgesine uygun- biri tepesinde balon taşıyor, balonda mööögaz reklamı var) , hayatımda hiç bu kadar boş görmediğim carrefour'da alışveriş yaptım (iftar sonrası saatler-herkese tavsiye edilir-bilimkurgu filmi gibiydi orayı böyle görmek). dönüşte eve az bir yol kala, bindiğim arabanın arka lastiği patladı. ben o sırada eylül dolunayına bakmaktaydım. bugün ekmekçikız yazmış, eylül dolunayı yılın en parlak dolunayı imiş. tam ona hak veriyordum ki lastik indi yerlere. jant üzerinde eve geldim. oysa size hakem hikayemi yazacaktım, bunlar oldu.



bu arada maliye vergi gelirlerindeki ani düşüşten sonra, 2008'de fiş toplama yükümlülüğünü yeniden getirmeyi düşünüyormuş. buna gülünür işte.





işte bu dalgıç inek. denizaltı dekoru nasıl ama :))




bu işte balonlu ineğin önden görünüşü, üzerine hep Türkiye ile ilgili şeyler çizilmiş.


bu da balonlu hali, mööögaz. alışveriş merkezinin en geniş tavanlı yerinde.


balonlunun yandna görünüşü, üzerindeki illüstrasyonlar çok eğlenceli ve güzel. sanırım resimlerin üzerine tıklarsanız koccaman görebilirsiniz.

14 yorum:

vladimir dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Sem dedi ki...

Evet yaa, günlerin kısalması ile birlikte, eve günbatımı eşliğinde dönüş başladı. Her akşam vapurda oturup birbirinden güzel manzarayı gördükçe insan günün yorgunluğunu unutuyor. Senin fotoğraf da bunu çok güzel resmetmiş, ellerine sağlık.

Sem dedi ki...

Gülçin, hızımı alamadım gene yazıyorum:)) Zımbırtılı hikayenin devamını da okuyacakmıyız? Ben de bir gün o zımbırtıdan çok çekmiştim. Büyük bir alışveriş merkezindeki mağazalara her giriş, çıkışım da güvenlik düdüklerini öttürüyordum. Çantamı, ceplerimi defalarca aramama rağmen bu duruma neden olacak bir şey de bulamamıştım. İlk öttüğü zaman ki şokum (ve utancım) zaman içinde yerini gülme krizine bırakmıştı. Mağazalara her girişimde durumu açıklıyor, çıkarken de ötebilir diye uyarı vermeye başlamıştım. Sonunda beğendiğim bir şey bulup deneyince, üzerimde birkaç ay önce aldığım ama ilk defa giydiğim bir bluzun olduğunu fark ettim. Kocaman da etiketi vardı. Hemen satıcı kızı çağırıp gösterdim bundan olabilir mi diye. Kızcağız da bir makas getirip zanlıyı kesmiş, ötmeler kesilmiş ve alışverişime huzur gelmişti. Umarım sen de bu illetten en kısa zamanda kurtulursun:))

Dalgıç ineği geçen hafta sonu ben de gördüğümde çok güldüm. Gülçin’e anlatırım diye bir not almıştım ama unutmuşum:( Neyse sen sıradan günün sayesinde onu kendin keşfetmişsin:)

gülçin dedi ki...

sevgili vald üstadım,
seni burada görmek çok güzel :) ayağın alışır da artık hep buralarda olursun dilerim. evet, bu benim sıradan bir günümdü. sen benim buraya daha yazamadığım başka macerlarımı da bilirsin :)) müze bekçiliği deyince aklıma mr.bean geldi de gülüyorum şimdi :)) ilahi vlad. sağolasın.

sevgili sem,
zımbırtıyı halledince yazacağım. o tip ufak tefek etiketler unutulabilir, bana da oluyor bazen, kitap arasında filan unutuyorlar çıkarmayı, başka bir dükkanda ötüveriyorsun. gerçekten ilk başta sıkıntı verici bir durum. ama ben o dükkandan bu zımbırtı ile elimi kolumu sallaya sallaya çıkmışım yahu. işin matrağı akşam oraya gitsem, girerken öter miyim :)))

dalgıç çok sevimli di mi?

elektra dedi ki...

gerçekten ilginç, bu zımbırtılar ötmüyor muydu? aaa, şaşırdım. benim bir kitabımın arkasındaki o ötsün diye yapıştırdıkları bant iyi silinmediği için bir mağazada ötmemle yaşadığım sinir bozucu anım geldi aklıma. ıyyyyh, ne sinir. yiyecekten başka bir şey satmayan mağazada kitabın yenilemez bir şey olduğunu bağıra bağıra anlatmak durumunda kalmıştım . meraktayım. yazasın sonucu. bir de kırmaya kalkmayın bence. şifon gibi demişsin kumaşına, kesin yıpranır.
günaydın bu arada:)

vladimir dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
hepomutsuzçocuk dedi ki...

Çok hoşsun sevgili Gülçin,
o mor gömlekten bulursan bi tane de ben istiyorum:)
Nerden aklına takıldı mor gömlek durup dururken yahu.Hani mavi yelek mor düğme desen anlıycam da:)
Seninle hayat bir hayli eğlenceli olmalı:)
Bu arada mağazada hırsız diye tutuklarlarsa haber ver,belki bi yardımım dokunur:)
sevgiler

gülçin dedi ki...

sevgili elektra,
valla o zımbırtılar, alarmlar yani, ötsünler diye koyuluyor tabii. ama benimki çıkarken ötmediği gibi, girerken de ötmedi bu akşam. daha doğrusu raprap kendinden emin ve hızlı adımlarla girişi geçtim, güvenlikçi bana şöyle bir bakıp başını çevirdi, 4-5 adım uzaklaştığımda bir alarm sesi duydum ama toz olmuştum çoktan :) reyona gidince kasadaki adama alarmı üstünde kalmış dedim, ah öyle mi dedi, tuttu çıkardı, geri verdi. şaştım. eee hani olay diyecektim az kalsın.

sevgili vlad,
hallettim sağol.

sevgili hep,
fazla dolaşamadım ama baktığım yerlerde gene yoktu mor gömlek:) ya kısa kollu penyeler ya retro desenli yana doğru genişleyen tunikler vardı. neyse, bakmaya devam, haber veririm :) mavi yeleğe mor düğme arıyorsan da benim haberim olsun, pangaltı düğmeciler cennetinden istediğini bulabilirim :)

sevgiler.

Abi dedi ki...

Gülçin.. bişi diicem ama siz bayanlar kızmayın..::))
ya.. bir mavi yeleğe mor düğme ya da mor yeleğe mavi düğme için hanımların özel olarak düğmeciler çarşısına gidip bunu araması, bir erkek olarak bana garip geliyorsa acaba bu normal midir?:)

gülçin dedi ki...

ahh abi, şeytan ayrıntıda gizlidir. o ayrıntılar da hanımlar için çok önemlidir :)

endiseliperi dedi ki...

gülçin günaydın:)
mim'e katıldığın için teşekkür ederim.karamazof kardeşler benim de çok ama çok sevdiğim bir kitap.

buraya ne zaman gelsem, şenlik duygusu yaşıyorum. şıkır şıkır, renkli, ışıklı... insanda hep sevinç yaratıyor.

teşekkürler.

ozgurdal dedi ki...

Selam;
Bence aldığınız giysinin üzerindeki alarmı çıkarmak için size inanmama olasılıkları olduğundan(bu durumda kendinizi birdenbire olmayan bir durumdan kurtulmaya çalışırken bulabilirsiniz)aynı mağazaya gitmek sorunlu olabilir. Sizi tanıyan bir mağazada sorunu çözmeyi denemelisiniz.Sizi tanımayan bir yere gittiğinizde şüpheci bakışlara maruz kalabilirsiniz.

Ori dedi ki...

Nautilus, hemen şurası ama bu şahane mööleri blogundan gördüm:)
teşekkürler...
Bir mağazadan bir şey almadan çıkmıştım ama alarm ötüyordü, geri döndüm. Görevli, "bugün geleni geçeni selamlıyor" demişti.
Bu arada alış verişteki kararlılığın göz yaşartıcı boyutta:))

gülçin dedi ki...

sevgili endişeli peri,
çok teşekkür ederim güzel ve cesaret verici sözlerin için. mime katılmak da bir zevkti benim için, bugünlerde yeniden okuyorum karamazov'ları, yeni baskısından. ama elde zor dönüyor ciltsiz olduğu için, bence ciltlisini almak daha akıllıca olacaktır. tuğla kadar kitap :)

sevgili özgürdal,
bunları ben de düşündüm ama asıl mağazada sorunsuz hallettim, sağol.

sevgili ori,
möölere ayıp olmuş :) 31 ekim'e kadar aynı yerde olacaklar sanırım, hala vaktin var :) bu arada, alışveriş kararlılığıma laf ettirmem :))

sevgiler