.

.

20 Eylül 2007 Perşembe

cehennem


"Biz canlıların cehennemi gelecekte varolacak bir şey değil, eğer bir cehennem varsa burada, çoktan aramızda; her gün içinde yaşadığımız, birlikte, yanyana durarak yarattığımız cehennem. İki yolu var acı çekmemenin: Birincisi pek çok kişiye kolay gelir: cehennemi kabullenmek ve görmeyecek kadar onunla bütünleşmek. İkinci yol riskli; sürekli bir dikkat ve eğitim istiyor; cehennemin ortasında cehennem olmayan kim ve ne var, onu aramak ve bulduğunda tanımayı bilmek, onu yaşatmak, ona fırsat vermek."
Italo Calvino'nun "Görünmez Kentler" inden
fotograf: bendeniz, cevahir alışveriş merkezi, ineğin adı: cehennem ineği
bu akşam işten eve dönerken otobüste gene kavga çıktı. benim 202 maceralarım meşhurdur. geçen yıl da üç kavgaya şahit olmuştum; kavga boyutuna varmayan, "la havle" ile sona eren çatışmaları saymıyorum. geçen yıl elimde o gün beni ziyarete gelen bir arkadaşımın getirdiği çiçekler, her zamanki durağımdan 202-taksim-üst bostancı çift katlı otobüsüne bindim. genelde alt katta otururum. gene merdivenin yan tarafındaki, nispeten geniş oturma alanı olan koltuğa geçip oturdum, bir elimde çiçek bir elimde kitabım arada camdan dışarı bakıp kitabımı okuyorum. derken köprüden önceki son durağa geldik. o dönemde belediye otobüs şöförlerinin kendi akbillerini basarak bileti ya da akbili olmayan yolculardan nakit para tahsil etmesi yasaklanmış, ama yol boyu bizim belediye otobüsü şöförü alıyor. neyse, son durakta durdu, binenler oldu, artık ayakta da epey yolcu birikmişti ki otobüsün girişinde bir vaveyla koptu. durağın kenarında oturmuş, bilet satan vatandaş bizim şöföre bangır bangır sövüyor ekmeğine mani olduğu gerekçesiyle. şöför de cevap verdi haliyle. derken bu durakta duran adam neresinden çıkardıysa bir çatapat silah, atladı otobüse, şöförün yanına. şöför ayağa kalktı "nooooooluyo lan" diye, adam ateş etti ama o sırada şöför bunun eline sarıldığı için atış yere geldi ama bütün yolcular çığlık çığlığa, orta kapının acil çıkış düğmesine basıp kapıyı açtılar, herkes çantasını, torbasını, paltosunu atmış bağırarak kaçıyor; şöförle adam ön tarafta kavga ediyor. birden o önümde birikmiş yolcular boşalınca ben bir elimde çiçek, bir elimde kitapla kalakaldım. şöför adamı yakalamış kafasını otobüsün camına vuruyor. ben de bağırdım "bırak adamı, öldüreceksin" diye; o sırada o durakta niye beklediklerini sonradan anladığım polis otosundan polisler geldi ve bunları ayırdılar. herkes tirtir sinirden, otobüsü bağlayıp bizi indirdiler. tam iş çıkış saati köprü ağzında milim ilerlemeyen trafikte kalan bir sürü insan. geçen otobüsler hep ağzına kadar dolu, kimse durmaz. polisler sonra durdurdular bir kaç otobüsü, balık istifi bindik. eve gelene kadar içim titredi, çok sinir bozucu bir deneyimdi, ah o güzelim çiçekleri de köprü durağı kenarına attım, afedersin sevinç.
bu maceradan sonra, bir süre 202'lere veda ettim, başka yollarla eve gitmeye çalıştım. fakat ne yaparsın, 202 tek vasıta benim için ve 2 ya da 3 vasıta değiştirsem de eve gidiş saatim değişmiyor maalesef. dolayısıyla başka yollar denemek emek ve zaman kaybı. gene başladım binmeye. bu sefer cep telefonu yüzünden kavga çıktı. eski iki katlı otobüslerde cep telefonu kullanımı yasak, elektronik donanımı bozuyor, bu yüzden binen kapatıyor telefonu, kimi sessize alıyor nedense, hani şu seyahat boyunca çok önemli kişileriz ya, ulaşılmamız gerek babında. genç bir adam almış eline telefonu mesaj yazıyor, biri uyardı kapatması için, bu da "mesaj çekiyorum bir şey olmaz" dedi. bunun üzerine olur muydu olmaz mıydı, biz neden kapattık deli miyiz konulu bir atışma başladı ve sesler yükseldi. adam bir de "bunlar çok hassas cihazlar olsaydı yandan geçen arabadaki telefondan da etkilenmeleri gerekirdi, ben uzak sayılırım hem mesaj atıyorum" konulu tiradına devam ediyor. sonunda onu ilk uyaran "akıl öğretme de kapat şunu" dedi, o da ters bir şey söyledi hatırlamıyorum, sonra hatırladığım uyaran uygar adam diğerine kafa attı, o yere düştü, kafa atan üstüne atladı vs. bir arbede ki gidiyor. gene aynı noktadaki aynı polisler gelip ikisini de indirdiler, biz yola devam ettik.

başka bir macera, mecidiyeköy'den iki hatun bindi, yanlarında 3-4 yaşlarında bir çocuk. şöföre "para alıyor musunuz" dediler, "alırım" dedi, iyi deyip bindiler ve ilerleyip oturdular, şöför arkalarından "hanımlar, para" dedi. bu hanımlar "ay tamam vereceğiz dur soluklanalım" dediler. biraz gittik, şöför yeniden "hanımlar, para" dedi. bunun üzerine genç olanı tam bir mahalle ağzıyla "ay tamam vereceğiz, neden söylenip duruyorsun, son durağa kadar gideceğiz, orada da verebiliriz, ne oluyor" demez mi? der. dedi de netekim. şöför de "ben sizin hizmetçiniz miyim? iyilik ettim başıma gelene bak, ne biçim konuşuyorsunuz benimle" diye bağırıp "gitmiyorum ulan" diyerek otobüsten indi mi? indi. iki katlı otobüsün içi dolu, mecidiyeköyün göbeğinde şöförsüz kaldık mı? kaldık. bir kaç kişi indi, şöförün yanına gittiler konuşuyorlar, içeridekiler de kadına söyleniyorlar. kadın hala "niye inecek mişim ben, inmem, haklıyım" diyor. dayanamadım döndüm kadına "akşam piyangosu musunuz hanfendi siz, sabahın köründen beri dışarıdayım, çalıştım canım çıktı, eve gitmek istiyorum ben" dedim. kadınlardan yaşlı olanı "evet haklılar" dedi. o sırada şöför razı edilmiş ve sakinleşmiş olarak geri geldi oturdu yerine. yaşlı kadın gidip paralarını verdi, biz de yolumuza devam ettik. genç olanın bir daha sesi çıkmadı ama çocuk yolun yarısında "bisküviiiiiiiiiiiitttttt" diye tutturdu kalan yol boyu.
annem sesin yükseltilmesine bile dayanamaz, bir taşıtta yanında kavga olsun hemen iner. ben inmiyorum işte, dayanıyorum ama artık sinirlerim kaldırmıyor. bu akşam da terbiyesiz bir muavine denk geldik, 20 yaşlarında gıcık bir şey. gençliğine veremedik valla, asık bir suratla önce ayaktakileri haşladı sığışmıyorlar diye, sonra merdivenlere oturanlara kızdı. derken bir durakta inen hatunu görmeyen şöför hareket edince yolcular bir ağızdan bağırdılar, kadın düştü yazık. "hayvan değil insan taşıyorsun aynaya baksana "diyenlere şöför "ama gelin bakın buradan ayna görünmüyor" dedi. "o zaman bu kadar yolcu almayacaksın, taşıdığın insan senin" dediler. muavin gene söylendi, bir kaç yolcu "düzgün konuş" dedi, o "konuşmazsam ne olur ha ne olur" dedi, bunun üzerine bak ne olur diyerek bir kaç erkek yolcu o tarafa yürümeye çalıştı, gözlüklü bir genç adam gözlüğünü çıkarıp bana uzattı hatta tutayım diye, şöför "çocukla çocuk oluyorsunuz" diye onlara bağırdı, o sırada önlerden bir kadın "ezan okunuyor lütfen susun" dedi, sustular.
alın size işte yaşadığımız cehennemden parçalar. hem de sadece işten eve geri dönüş yolunda, bir saatlik zaman diliminde yaşananlar. yer: istanbul, türkiye. aşağıdaki dörtlük de hayyam'dan:
Dünya dediğin bir bakışımızdır bizim;
Ceyhun nehri kanlı göz yaşımızdır bizim;
Cehennem, boşuna dert çektiğimiz günler,
Cennetse gün ettiğimiz günlerdir bizim.

14 yorum:

elektra dedi ki...

gülçin, ne denebilir ki? denebilecek her şeyi pek bir güzel demişsin. ' cehennem başkalarıdır.' diyeyim ben de.:(

hepomutsuzçocuk dedi ki...

Hani kadınlara demişsin ya,"akşam piyangosu musunuz siz?" diye.Ben de şimdi sana soruyorum,"gece piyangosu musun sen?" diye.Blogu kapatmış uyumaya gidiyordum,bi bakayım yeni bişey var mı dedim,yazıyı kahkahalarla okudum.Senin için yaşandıklarında bunaltıcı olsalarda,böylesi anlatıldığında benim için iyi bi piyangoydu doğrusu.Memleketimden insan manzaraları..Sağol varol.Çok tatlıydı.
Sevgiler.

legrottaglie dedi ki...

hep'e gece piyangosu bana da sabah piyangosu oldu bu yazı. uzun zamandır yazmadığım sevgi pıtırcığı babındaki proce yazımdan sonra geldim tükkana. o da döktürmüşün gene.
valla kızma ama ben de gülerek okudum ağlanacak haline :)
hoş bizamanlar aynı haldaydım bilirim. hele o 202lerin özel olanlarının koltuğunu daha fazla yolcu almak için daracık daracık yapmalarına sinir olurdum.
cep telefonu olayına deniz otobüsünde takılırdım ben de hep.
yol hikayeleri bir başka oluyor.
klavyene sağlık.

Abi dedi ki...

:::)))))))))
"buradan ayna görünmüyor" ve gözlüğün sana uzatılmasına koptum walla.. Ne yaptın peki? aldın mı gözlüğü..?

Sem dedi ki...

Gülçincik, tam da benim İstanbul otobüsleri ne kadar uygarlaşmış dediğim gün yaşamışsın böyle bir şeyi. Dün sabah her zamanki gibi Kabataş-Taksim-Osmanbey üçgeni yerine Beşiktaş-Osmanbey çizgisini denemiştim ve geldiğinde ön kapısı tıka basa dolu olan otobüse herkesin arka kapılardan girdiğini görünce ben de en arkaya kendimi attım. Nasıl ödeyeceğim diye düşünürken baktım akbiller toplanıp şoföre gönderiliyor, ben de yolladım. Ya geri gelmezse diye kara kara düşünürken geri de gelince keyfim iyice yerine gelmişti. Ohh ne güzel otobüslerde ki kalabalığa pratik çözümler bulunmuş diye sevindiğim gün yazını okumam ilginç geldi.

Başlıkla fotoğraf da iyi gitmiş bu arada:))

A. Banu Cansever Schmid dedi ki...

hahahahahahah cok guldum yav ;) ezan okunuyor susun ilac gibi ama :) bazi laflar hakikaten incelenir :) soforun otobusu birakip inmesi de cok komikti :) banane oynamiyom iste, surmeyecem :)) gozluk olayi da cok iyi :))..... Cok ama cok icten gecmis olsun diliyorum, bazilari da gercekten korku verici, silah cikmasi felan...inanamiyorum....korkunc!

gülçin dedi ki...

sevgili elektra,

ben daha önce yazdığım bir şiirde (itiraf ediyorum ben şiir de yazıyorum) demiştim ki:

insan kendi cehennemini içinde taşır
ama unutma, cennetini de.

sevgili hep (sana mutsuz çocuk demek içimden gelmiyor),

gece piyangosu olmama sevindim :)

sevgili legro,

sabah piyangosu olmama da sevindim:)

sevgili abi,

:) almadım gözlüğü tabii. çocuk da beni niye seçtiyse bu önemli görev için. o sırada koridorun karşı tarafında oturan ak saçlı hanım kolundan tuttu da durdu o da.

sevgili sem,

senin hayallerini yıkmak istemezdim ama sen zaten biliyorsundur : Eyy benim dev memesinde cüceler emziren acayip memleketim.(bedri rahmi-istanbul destanı)

sevgili banu,

evet bir kısmı korkunç, ama hayat böyle işte, herşey onun içinde :))"ezan okunuyor, susun" repliği etkileyiciydi gerçekten, herkes anında sustu. ramazan ya. iyice içimize dokundu herhalde.

Öykücü dedi ki...

Çok hoş:))

Ünlü yazarlar,komedyenler nerden buluyorsunuz bu yazdıklarınızı dendiğinde "sokaktan kopmuyorum,malzemem sokaktan" diyorlar.Sen de malzemem otobüsten diyebilirsin rahatlıkla.Hatta 202 numaralı otobüs diye ekleyebilebilirsin:))

Ben en çok şoförün sinirlenip inmesine güldüm.Yaw koca bir otobüs var seni bekleyen nereye iniyorsun:))))))))

Sevgiler.

ekmekcikiz dedi ki...

Üüff, bu İstanbul ulaşım maceraları bitmez.
Bunun bir de dolmuş versiyonu var ki, ben de tam bu günlerde üstüste olan bazı saçmalıkları yazsam mı, diye düşünmekteydim.
Dün, ön koltukta otururken nasıl gerilmişsem, şöför demez mi k, "abla araba kullanıyor musun, çok tedirgin oldun da!", dedim ki, "trafikten tedirgin oluyorum, genel çılgınlıktan". Gerçekten elimden gelse, hiç şu İstanbul trafiğine çıkmam ya, yapacak şey yok, işe gitmek lazım.:(

GULTEINEN ENKELINI dedi ki...

Cenneti yaratmak bu kadar cok mumkunken neden insanlar uyanir uyanmaz nefret eder gibi aynaya bakip once kendilerine kufreder ve gune oyle bir modda baslar ki?

7.oda dedi ki...

ikindi piyangosu oldun benim için de :) ben de güldüm okurken walla. ama en çok şaşırdım. bana inanılmaz geldi biçoğu !! bir itiraf ben bugüne kadar ne otobüste ne dolmuşta ne de başka bir toplu taşıma aracında ne bir kavgaya ne de olağandışı bir olaya rastlamadım !! kıskandım şimdi :) ben de istanbula taşınacağım :)

gülçin dedi ki...

sevgili öykücü,
ben de halkımdan kopmuyorum görüyorsun, halkımın içine karışıyorum hergün :))

sevgili ekmekçikız,
şu hemen derimizin altında her an çıkmayı bekleyen şiddet duygusu korkunç gerçekten. dolmuşlarda da mı olay oluyor :)))

sevgili gulteinen,
güne öyle kötü başlamak değil ki mesele, onu öyle devam ettirmek ve bitirmek hatta.

sevgili 7.oda,
yahu ben ikindi pyangosu olmaya da sevindim :)) dilersen bir de minibüs maceralarımı yazayım onları da oku, sonra karar ver istanbul'a taşınmaya :)) rafet el roman macera dolu amerika demişti ama bence macera dolu istanbul :)) bu arada "sakın kımıldama" konulu travmam devam ediyor, kitap bitti çarpılmışlığım geçmedi.

Ori dedi ki...

Çok güzel bir anlatı olmuş. Heyecan ve mizah iç içe, ellerine sağlık. Tv program yapımcıları yakında sizin 202 ye canlı bağlanırsa hiç şaşmam:))

Birtan dedi ki...

Bende yıllardan yaşananların çoğuyla karşılaşmış biri olarak o anlar gerçekleşirken daha farklı hissedebileceğim bu vakka zincirine çok güldüm.

İlk anlattığın olay, görmeyi pek istemeyeceğim bir olay olsada oluşmuş olan tablo (çiçekli bir hanım efendi ve öğüt verici çaresiz sözü) insanların zihinlerinde yada öykülerde canlandırmaya çalıştıkları bir mizah eseriydi sanki.

Hele Ezan okunuyor diye tartışmaya çıt çıkarmadan son veren otobüs ahalisi gerçekten görmeye değerdi.O an orda olsam kesinlikle içimden ve hafif de kendimi tutamayarak gülerdim.

Muhteşem bir gözlem.Eline sağlık