.

.

2 Eylül 2007 Pazar

brooklyn çılgınlıkları


Paul Auster'in yeni kitabı çıktı. yani aslında "yazı odasında yolculuklar" kitabından önce yazdığı ama Türkçe'ye, Auster'in en iyi çevirmenlerinden Seçkin Selvi tarafından yeni kazandırılan kitabı: brooklyn çılgınlıkları.


bu kitap Auster'in önceki kitaplarına pek benzemiyor; yani diğerleri kadar tesadüfler, şansın aniden bir o yana bir bu yana dönüşü yok içinde. aslında var da, hikayeye o kadar hakim değil diyelim. ama sıcak, ayakları yere basan, auster'in sürükleyip su gibi akan anlatımı var içinde. şu ilk cümleye bakar mısınız?:


"Ölmek için bir yer arıyordum. Birisi Brooklyn'i önerdi; ben de ertesi sabah çevreye bir göz atayım diye Westchester'den kalkıp Brooklyn'e gittim."


kitabın arka yazısından alıntılayayım hikayeyi:


Eski hayat sigortacısı Nathan Glass, yakalandığı hastalıktan ötürü ölüme gün saymaktadır. Karısından boşanmış, emekli olmuş, tek kızından kopmuştur. Bir başına kalmak için, kimsenin kendisini tanımadığı Brooklyn'e gelir. Bir süre sonra nicedir kayıp olan yeğeni Tom Wood'la karşılaşır. Tom'un çalıştığı kitabevinin sahibi Harry Brightman da, kaderin Brooklyn'e sürüklediklerindendir. Tom ve Harry aracılığıyla dünyası genişleyen Nathan yepyeni dostlar edinir. Giderek başkalarının acıları ve yaşam savaşları kendi umarsızlığına ağır basacaktır... Günümüz Amerikan edebiyatının en seçkin yazarlarından Paul Auster'ın yeni romanı Brooklyn Çılgınlıkları, hiç kuşkusuz, en içten, en coşkulu kitabı. Üç kişinin Brooklyn'de kesişen yaşam çizgilerini ustalıkla ören roman, sıradan insan yaşamının görkem ve gizemlerine unutulmaz bir övgü.

merak etmeyin, hikayenin sonuna kadar ölmüyor nathan, hatta bir sürü insanın hayatında kayda değer bir sürü değişikliklere sebep oluyor. içinde geçen bir söz çok hoşuma gitti, peri'ye de yazdım, sırf bu cümle bile bir kitap doldurabilir:


Birden yetmişlerin sonunda gördüğüm bir filmden bir cümle geliyor aklıma. Filmin adını da, oyuncularını da çoktan unutmuşum, ama o sözcükler daha dün duymuşum gibi kafamda çınlıyor:"çocuklar, çocuk sahibi olmanın dışındaki herşeyin tesellisidir."


Bir de beni çok etkileyen bir Kafka öyküsü var içinde. oyuncak bebek hikayesi.

Kafka'nın 40 yaşında ölmesinden bir yıl önceki son yılı; Polonya'daki tutucu Yahudi ailesinden kaçıp Berlin'e yerleşir, Dora Diamant adında ondokuz-yirmi yaşlarında bir kıza aşık olur. kız, Kafka'nın yarı yaşındadır; ama ona yıllardır yapmak isteyip de yapamadığı şeyi, Prag'dan ayrılma cesaretini bu kız verir ve Kafka'nın birlikte yaşadığı ilk ve tek kadın olur. Kafka 1923 sonbaharında Berlin'e gelir ve ertesi ilkbaharda da ölür; ama bu son ayları muhtemelen yaşamındaki en mutlu aylardır. giderek bozulan sağlığına rağmen. yiyecek kıtlığı, siyasal ayaklanmalar, alman tarihinin gördüğü en ağır enflasyon gibi Berlin'deki sosyal durumlara rağmen. bu dünyada fazla zamanı kalmadığını kesinlikle bilmesine rağmen.

Kafka, Dora ile hemen her ikindi vakti parkta gezintiye çıkmaktadır. birgün parkta hıçkırarak ağlayan küçük bir kız çocuğu görürler. Kafka kıza ne olduğunu sorar, kız da oyuncak bebeğini kaybettiğini söyler. Kafka kızı teselli etmek için hemen bir hikaye uyduruverir ayaküstü, "o seyahate çıktı" der. kız şaşırır, nereden bildiğini sorar. o da "çünkü bana mektup yazdı" der. kız kuşkulanır, mektubun yanında olup olmadığını sorar, o da yanlışlıkla evde bıraktığını ama yarın getireceğini söyler ve eve gider gitmez de bu mektubu yazmak için masasının başına geçer. dora, bu mektubu kafka'nın kızı kandırmak için değil de, kendi yapıtlarını yazarkenki ciddiyeti ve titizliğiyle yazdığını söylemektedir. kafka ertesi gün parka gider, kız onu beklemektedir. küçük kız okuma yazma bilmediğinden mektubu ona kafka okur, taş bebek gittiği için üzgünmüş ama hep aynı insanlarla olmaktan sıkılmış, dünyayı görmek ve yeni dostlar edinmek istiyormuş, küçük kızı sevmediği için değil, ama çevresini değiştirmek istediği için gitmiş, bu yüzden bir süre ayrı kalacaklarmış, ama ona hergün mektup yazıp neler yaptığını da anlatmaya söz veriyormuş. Kafka, kız için 3 hafta mektup yazmayı sürdürmüş ve hergün parka gidip küçük kıza mektupları okumuş: taş bebek büyümüş, okula gitmiş, yeni insanlarla tanışmış vesaire, ama her mektupta kızı ne kadar sevdiğini yinelemiş yine de birtakım sorunların onun dönüşünü engellediğini yazmaktaymış, böylece kızı taşbebeğin hayatından tamamen çıkacağı ana kızı hazırlamış. inandırıcı bir son bulmaya çok çabalamış, bunu başaramazsa büyünün bozulacağından korkuyormuş Kafka, sonunda taşbebeği evlendirmeye karar vermiş ve bebeğin aşık olduğu delikanlıyı, nişanı, köy düğününü, hatta bebekle kocasının oturdukları evi bile uzun uzun anlatır ve mektubun son satırında bebek eski ve sevgili arkadaşına veda eder. tabii bu noktaya gelindiğinde küçük kız artık bebeğini aramaktan ve onu özlemekten vazgeçmiştir. Kafka, kıza bebeğin yerine başka birşey vermiştir çocuğa ve o üç hafta içinde kızın üzüntüsünü gidermiştir.


bu hikaye beni çok etkiledi, bu mektupları okumak isterdim. işte edebiyatın büyüsü budur.


Auster'la hiç tanışmayanlar: kehanet gecesi, yanılsamalar kitabı ya da timbuktu ile başlayabilirsiniz. iyi keşifler.

6 yorum:

return2 dedi ki...

Ben cok begenmistim Brooklyn Follies kitabini Auster'in... Oykuye hakim olmadigi gorusune katilmiyorum, evet ilk defa burada degisik bir kurgu ile karsilastigimi itiraf etmeliyim, ay sarayindaki gibi inanilmaz tesadufler yok ama bence kesinlikle kurgu kontrol altinda...
Bence Auster ile tanismak isteyenler icin Smoke filmi guzel bir baslangic olabilir.

Pamuk severler de "Hikaye yazan bir adamin hikayesinin anlatildigi bir kitabi yazan bir adamin hikayesini" anlatan Oracle Night'i severler bence (ki bence en cilgin Auster yapitlarindan biridir)

Auster sever bir blogger :)

Bu gaybubet sana cok sey katacak sanirim...

gülçin dedi ki...

sevgili return2,

şimdi düşündükçe daha çok seviyorum auster'in kitabını. bazen öyle olur, bir çırpıda okuyup bitiriverirsin, hay allah bitmiştir, bir elin kitabın kapağının üzerindeyken yüzünde bir gülümseme belirir, "evet keyifili bir yolculuktu onunla geçirilen zaman" dersin kendine ve açıp aradan bir yerden birkaç sayfa yeniden okursun. brooklyn çılgınlıkları da böyle bir kitaptı işte.

smoke, "duman ve surat mosmor" adıyla öykü olarak yayınlandı türkiye'de. film versiyonunun stokları ise tükenmiş durumda. ama o da çok iyidir, haklısın.

sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

return, sanırım yanlış anlaşılma olmuş: gülçin auster'ın öyküye hakim olmadığını, söylemiyor; rastlantıların olaylar üzerindeki etkisi bu sefer zayıf, diğer auster kitaplarına nazaran, diyor.

sonundaki büyük yıkıma karşın kitabın, umut dolu olduğunu düşünüyorum. muhakkak okuyacağım.

kafka alıntısına bayıldım. bu yazı korkarım ki bende auster değil de kafka yazısı olarak yer edecek. bu güzel sürpriz için de teşekkürler.

sevgiler.

TalismanDiyette dedi ki...

Gülçincim,
Ben "Yanılsamalar Kitabı" nı okudum, çok etkilenmiştim, dilinden de öyküsünden de..
Bu kitabını da okuyum, Çıkış tan sonra ikinci kitap aparışım senden :)

Öykücü dedi ki...

Kafka hikayesi çok güzel.Ne ince bir insanmış değil mi?

gülçin dedi ki...

sevgili talisman,
her apardığın kitap adı olsun, daha ne kitaplar var bende :)) hem iyi şeyler paylaştıkça çoğalmaz mı? oku da konuşalım hakkında.

sevgili öykücü,
evet, çok ince bir düşünce. kimin aklına gelir? benim gelse bile, üç hafta sürdüremezdim sanırım. şimdi bu hangi kitaptadır onu arıyorum, aslını okumak için. yoksa bu da auster'in bir oyunu mu? dınınınınn..

sevgiler.