.

.

23 Mayıs 2014 Cuma

Bozkırda Altmışaltı


İletişim Yayınları, gözü kapalı güvendiğim yayınevlerinden biri. Özellikle son yıllarda keşfettikleri genç yazarları takip etmeye çalışıyor, benden on-onbeş yaş genç yazarları hayretler içinde okudukça "vay be, aferin" diyorum. İşte son keşiflerden biri, Mustafa Çiftçi'den Bozkırda Altmışaltı.

Mustafa Çiftci, 1977 doğumlu bir genç adam, resmini görmedim, yolda görsem tanımam maalesef. Hakkında da  kitapta yer alan özgeçmişinden fazla bir şey bilmiyorum, internette de izine rastlamadım. 2012 'de yayınlanmış "Adem'in Kekliği ve Chopin" adlı kitabından da hiç haberim olmamış. Bozkırda Altmışaltı, onun da memleketi olan Yozgat'ta geçen yedi tane sıcacık taşra hikayesinden oluşuyor.

Bakıyorum, Yozgat'la da ilgili pek bir şey bilmiyorum. Plakası altmış altı tamam, ki kitaba adını bunun verdiğini düşünüyorum (Bugün Radikal Kitap Ekinde bu kitabın tanıtım yazısını yazan Çağlayan Çevik ise 'altmışaltı'nın ülkemizde yaygın oynanan bir iskambil oyunundan geldiğinden hareket etmiş). Hafızamın kıyılarından Yozgat'la ilgili tek anımı çıkarıyorum, o da şu: Trabzon'da yaşayan kuzenim, orada kimya bölümünü bitirdikten sonra iş bulamamış ve formasyon alıp ilkokul öğretmenliği için başvurmuştu. Güneydoğu olaylarının en yoğun olduğu zamanlardı. Tek başına bir genç kız için, iş için bile olsa, hiç bilmediğimiz ve tanımadığımız bir yere gitmek çok zordu. Neresi olabilir diye oturmuş konuşuyorduk, kim söyledi hatırlamıyorum şimdi, ama o cümle aklımda kalmış: "Bari Yozgat olsun, hiç değilse Ankara'ya yakın." O kurada ona Hakkari çıkmış ve becayiş yapamadığımız için o yıl işe başlayamamıştı. Neyse, Yozgat'la ilgili tek anısı bu olan ve onca insan tanımama rağmen şimdiye kadar bir Yozgatlı ile tanışmamış olan ben, bu kitabı  merakla okumaya başladım.

Hikayelerin kahramanları babalarının hayatını sürdürmeye kaderli erkekler. Hikayelerin içindeki sevda öyküleri çok ince anlatılmış ve içe dokunuyor. Genelde her şeyin dozunda olduğu şahane hikayeler bunlar. Her şey derken, hem yoksulluk, hem mizah, hem yerel ağız, hem günlük hayattan sizin de aşina olabileceğiniz ayrıntılardan bahsediyorum. Tadı kaçmasın diye Handan yeşilini anlatmayacağım, bahsi geçtikçe burnuma vuran kara kedi kokusunu da,  üstelik Piç Sevi'nin mahvolan futbol hayatından da bahsetmeyeceğim, bilardo yeşili üzerine turkuaz bir Elif harfinin ne anlama geldiğini de; ısrar etmeyin.

Yozgat Sürmeli Haber'e verdiği röportajda şunları demiş Mustafa Çiftci: “Bizim edebiyatımızda, Anadolu hep belli klişelerle anlatılmış, peşin fikirlere, önyargılara, ideolojilere kurban gitmiş. Ben, Anadolu’yu, ideolojinin kör bakışından uzak, nakışları, ayrıntıları atlamadan, en çok da kendi feraseti, sükûneti ve mizahıyla anlatmak arzusundayım. Bu açıdan bakıldığında İç Anadolu Türkiye’yi anlamak için oldukça önemli ipuçları barındıran bir bölge. İç Anadolu bu güne kadar ülkeyi yönetmiş siyasi kadrolara blok oylar vermiş dolayısıyla ülke yönetiminde etkisi büyük olagelmiş bir bölgedir. Yozgat ise bölge insanının zihin haritası okumak isteyen için önemli çıkışlar, işaretler, ipuçları barındırır. Edebiyatımızda bu güne kadar Torosları anlatanlar vardı. Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu anlatıldı, anlatılıyor. Ama İç Anadolu’yu anlatmak gayretine düşen, bunu kendine bir anlayış, bir yol olarak gören yazar çok az. Umudum ve duam İç Anadolu ve Türkiye’yi hikâyelerimle edebiyata yansıtmak.”

Bence bunu çok güzel başarmışsın Mustafa kardeş, yola devam. İletişim Yayınları'na da böyle yazarları keşfettiği ve şans verdiği için bir alkış.

Meraklısına Not: İletişim Yayınları'nın Bozkırda Altmışaltı sayfasına buradan gidebilir, kitaptan bir bölüm okuyabilirsiniz. Ama bence kitabı alın.

                                             Görsel,  Derin Hakikatler blogundan alınmıştır.

4 yorum:

Vladimir dedi ki...

Merak ettim bu yazarı en kısa zamanda edinile :)

emin galip dedi ki...

hoşgeldin müdür jübile yaptı dedilerdi seninçün:) yazını sabah readerda gördüm şimdi bir sabahçı kafesinde okuyorum. mehmet günsür'ü de sayende tanımış içeriye bakanın kim oldugunu öğrenmiştik. ne iyi ettinde döndün. bu arada yozgat blues diye de bir film var.yeni sayılır ercan kesalli. bi de benim berber yozgatlı ama bunun konuyla ilgisi yok tabi:))
selamlar

gülçin dedi ki...

Sevgili Vladimir,
Edin ve oku bence de, seveceksin :)

Sevgili Emin Galip,
Seni yeniden görmek ne güzel! Yozgat Blues ile Ercan Kesal'ı unutmuşum bak eklemeyi. Filmi henüz seyretmedim, ondandır. Senin berberden de hakkat haberim yok :) Kaybolma ortalardan!

sevgiler.

Erkin Çam dedi ki...

Kitabı okumaya başladım, Kemal Tahir ile İlhami Algör karışımı bir dili var. Bitmesin diye yavaş yavaş okuyorum, öyle tatlı...