.

.

2 Temmuz 2008 Çarşamba

aaa ne tesadüf!

Ne zamandır yazmıyorum, yazmadıkça daha zor geliyor başlamak. Bazen yazmasam da biriktirdiğimi hissederim, şimdi onu da hissetmiyorum. Sanki bir çakıl taşına dönüşmüşüm, sular çağlayarak akıp gidiyor üzerimden, öyle kayganım ki, arada sallanıyorum yerimden, ama duruyorum gene de. Ne sular gelip gidiyor üzerimden oysa. Kaygan yüzümün üstü çiziklerle dolu, çarpmaların etkisi. Ancak paçalarını sıvamaya ve ıslanmaya üşenmeyen birinin gözüne çarpar da, beni uzanıp eline alırsa görebilir. Yoksa suya bakıldığında (su da berraksa tabii) taşlar içinde bir taşım işte.

Yahu ben hayatımın en büyük tesdüfünü yazacaktım di mi günlerdir? Rastlantı işte deyip geçtiğimiz bir sürü şey veya tesadüfün iğne deliği, anlattığımda “yok artık bu kadar da olmaz, şaka mı bu” denilen öyle çok şey var ki hayatımda. Ama hayati/memati değil hiçbiri de. Sevgili Öykücü’nün etkileyici varoluş hikayesine benzemiyorlar yani, düşünsem de aklıma gelmiyor şimdi. Onun yerine ben size, tesadüfler üzerine kurulu aklıma ilk gelen iki filmi yazayım. Biri Sliding Doors, Türkçesi Tesadüfün Böylesi. Hani şu ismini bir yere bakmadan doğru yazıp yazamayacağımdan emin olamadığım sarışın İngiliz Gwyneth Palthrow’un filmi. Hani bir sabah sevgilisini evde uyurken bırakır da her zamanki gibi metroya gider, işine yetişmek için telaşlıdır. Ama metronun kapıları tam burnunun dibinde kapanır ve o metroyu kaçırır. Derken bir bakarız aslında metroyu yakalamıştır. Işte çok sıradan görünen bu günlük rutinin içindeki ufacık bir detayın (metroyu yakalamak gibi) nasıl da önemli şeyleri tetikleyebileceğini göstere göstere ilerler film. Herşeyin sebebi metronun yakalnaması ya da kaçırılması olmuştur. Ikinci film ise sevgili John Cusack’ın sevimli Kate Beckinsale ile başrollerinde oynadığı Serendipity, onu da Türkçeye Tesdüf diye çevirmişler. Bu filmde de Noel öncesi hediye almak için son şansların kullanıldığı Bloomingsdale’de aynı eldivene hamle edince tanışan bu çiftin hikayesi. O geceyi paten yaparak, konuşarak, eğlenerek geçirirler. Ardından da kız telefon numarasını bir kitabın içine yazar, erkek de bir kağıt paranın üzerine. Eğer kader tekrar karşılaşmalarını isterse, kitap Jonathan'ı, para da Sara'yı bulacaktır.


Belki de tesadüf yoktur, ummadığımız vardır sadece. Bir de Özdemir Asaf’ın Fal şiirinde dedikleri:


Olacaksa olmaz da, olmayacaksa olur,
Kiminin yazısı o, kimininki de budur.
Kimi ardından koşar, yetişir zamanında,
Kiminin önündedir birdenbire yok olur.
Kimi bir yerdedir der, o gelir oralardan,
Kimi bildiği yerde bildiğini unutur.
Biri oraya gider,o orada bilerek,
Biri hiç anlamadan yoluna çıkar durur.
Kimi aradığını yitirir aradıkça,
Kimi de arayandır, aranan onu bulur.

13 yorum:

Vladimir dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
gülçin dedi ki...

evet ya, hayatımızın böyle farketmediğimiz bir sürü minicik tercihlerle şekillendiğini farketmek ürkütücü olabilir. düşünsene birbirine paralel milyonlarca hayatımız olabilirdi aslında. ama bunu yaşıyoruz. kimbilir belki bu en güzeli. aklıma "ölümsüz" adlı kitap geldi, paco ahlgren'in. okumuş muydun? iyi okumalar diliyorum, sevgiler.

Vladimir dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
elektra dedi ki...

tesadüfler deyince nedense okuduğumda beni çok etkileyen murathan mungan'ın 'boyacıköy'de bir aşk cinayeti' öyküsü geliyor aklıma. anlık bir gözgöze gelişten çıkan hikaye.
bir de orhan pamuk'un yeni hayat'ı idi değil mi o, simgeler ve tesadüfler üzerinden yürüyen kitabı???

cinar dedi ki...

Bu iki filmi ben de seyretmiş ve sevmiştim. Hatta ses benzerliği olan Serenity'i de seyretmiş ve onu da sevmiştim. Smoking ve No-smoking ilginç olabilir, seyretmek lazım.
Benim aklıma da P.D. Ouspensky'nin yazdığı "Ivan Osokinin Tuhaf Yaşamı" geldi. Ivan zamanı geri döndürüp geçmişe gitse ve şöyle yapması gerekirken böyle yapsaydı yaşamı yine aynı mı olurdu konulu bir kitaptı.
Tesadüf mesadüf, sonunda ne olacaksa o olur gibi bir sonla bağlanıyordu kitap. Yaşayacaklarını bir türlü değiştiremiyordu Ivan...

Vladimir dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
cinar dedi ki...

Hmm bilmiyorum onu. Ama hikaye bana şeyi hatırlattı. Hani bir sürü çizgi filme, Varyemez Amca'ya bile, konu olmuştur. Cimri bir adam vardır, bir gün rüyasına bir melek girer ve o öldükten sonrasını gösterir. Kimsenin onu sevmediğini anlayınca değişmeye karar verir ve ertesi gün iyi bir insan olarak yaşamaya başlar ve cimrilikten vazgeçer vs. :)
Şu listemdeki bütün filmler ve kitaplar için koca bir tatile ihtiyacım var. Mümkünse denize karşı olanından :)

Vladimir dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Sem dedi ki...

Ne güzel anlatmışsın çakıl taşını. Sliding Doors benim de zevkle seyrettiğim düşündürücü bir filmdi. Kopyasını bulursam yeniden izlemek isterim. Tesadüflerin olmadığı yerde de yaptığımız tercihler bizi değişik boyutlara götürüyor işte:) Smoking/No Smoking filminin detaylarına baktım, ilginç olabilir, kopyalarını bulursak film seyretme maratonu yaptığımız da seyrederiz artık:))

Öykücü dedi ki...

:)Tesadüfün böylesi.Bir girdim yeni yazı yazmışsın hem de benim sobem üzerine.

Çok özletiyorsun kendini.Umarım iyi bir nedeni vardır:)

Çok öptüm.

irlandalı dedi ki...

bi de bi de.
los amantes del circulo polar
var.
evet.

ulku dedi ki...

Sevgili Gülçin, hepimizin çakıl taşı zamanları olmuştur. Gün gelir,bakarsın ki kimse seni oradan çıkarıp , yıkayıp, temizleyip sehpanın üzerine koymayı düşünmüyor sen kendi çabanla çiziklerini temizler, çakıltaşları arasından kurtulmayı başarırsın.
Bunu yapacağına güvenim sonsuz.

Sevgiler.

miso dedi ki...

Gülçincim,
Sanırım sen de benim gibi böyle bir yazsam-yazmasam-aceba ne yapsam dönemlerindesin. Yeni yazıyı görünce sevindim. (yazıyı yeni görüyorum çünkü evdeki internette sorun var) Çakıl taşlarına da bittim.

Filmleri ben de sevmiştim. Gwyneth'e rağmen. Pek sevmiyorum ben bu kadını, donuk geliyor, fazla asil. Serendepity'ye John Cusack yetiyor zaten. Beckinsale'in vampir halleri daha güzel :)

marruu