.

.

21 Mayıs 2008 Çarşamba

ehlen ve sehlen Eş-Şam-4

artık Şam anılarını bitirmem lazım. önce size neler gördüğümü anlattım, sıra şimdi neler yediğime geldi :) öncelikle sokaklarda hem modern kafeler, pastaneler olduğunu söyleyeyim. ayrıca taze meyva suyu servisi yapan büfeler orada da revaçta, ama tost görmedik, yerine hamburger ya da çizburger vardı. bir sabah kahvaltımızı böyle bir büfede yapalım dedik de oradan biliyorum :) sabah kahvaltısında peynirli tost ve karışık meyvasuyu istedik. peynirli tost diye çizburger geldi, ona bakakalmışken karışık meyvasuyumuz gelince iyice dumur olduk. keşke resmini çekseydim.. öncelikle kulplu bira bardağındaydı meyvasuyumuz, rengi içindeki çileğin çokluğundan pembeye çalıyordu, şimdi sıkı durun, üzerinde koca bir tabaka krem şanti, onun da üstünde bal gezdirilmiş. bu kahvaltıdan sonra akşam yemeğine kadar hiç açlık hissetmedik :) lokantalara gelince, biz Hamidiye Çarşısı civarındaki El Halwani Restorana gittik iki akşam. sanırım Başbakanımız da orada yemişler, çarşının baharatçılar bölümünde envai çeşit ve renkteki baharatların arasından burnunuza çarpan binbir kokuyla geçip alçak basamaklarla iniyorsunuz buraya. içerisi ise çölde bir vaha gibi :) bakınız..

üst katta gördükleriniz de özel odalarmış. biz alt katta oturduk. orada hiç somun ekmek görmedim, ekmek yerine ince lavaş ekmek servis ediliyor. esas yemekten önce mezelerin mutlaka tadına bakmak gerekiyor. mezeler bizim damak tadımıza çok uygun, Antakya'yı görenler bilir, Lübnan taraflarının spesiyalleri burada da var; yani humus, tabule salatası ve babaganuş. isimleri de aynı. pidelerin arasına koyup koyup bunları yiyor ve mest oluyorsunuz. aşağıda humusun resmi var, bzim bildiğimizden daha açık renkli ve köpük gibi. hmmm çok lezzetli. yeşil salatalar da bol ve taze. ana yemekler kebap ağırlıklı. bol domates sosu üzerine yatırdıkları adana kebaba Halep Kebabı diyorlar, ayrıca fıstıklı kebap denenebilir. zeytinyağlı veya sebze yemeği ben gittiğim yerlerde görmedim. meyva yemek sonrası istemenize gerek olmadan geliyor; elma, portakal, muz, erik, karpuz... bir de çok kocaman çağlalar vardı, şaşırdım. eğer yemek sonrası çay istiyorsanız "çay", kahve istiyorsanız "kahvaa" demeniz yeterli. nasıl istediğinizi sorarlarsa da sadeyse "sadaa", ortaysa "vasat" diyorsunuz, olup bitiyor. ama kahveleri bizimkine benzemiyor. telvesi az ve köpüksüz. onun yerine kakuleyle çekilmiş taze kahveyi alışveriş listenize ekleyiniz. her restoranda nargile servisi de var. üstelik yemekle beraber içiliyor. hanımlar da içiyorlar, çok doğal karşılanıyor.


ama asıl, asıl nokta şimdi geliyor. arkadaşlar aşağıda resmini gördüğünüz bina Semiramis tatlılarının merkezi. yok, olmadı. orası bir lezzet tapınağı desem? ı-ıh. orada tatlı sevenler aklını oynatabilir desem? evet, bu daha iyi bir tanım oldu :) burası Suriye'nin en ünlü tatlıcısı. Antep işine benzer fıstıklı baklavalar, sarmalar, bülbül yuvaları yapıyorlar; ama ufacık, adeta tırnağım kadar. yanısıra ağızda dağılan tereyağlı ufacık kurabiyeler ve rengarenk meyva şekerlemeleri de (Semcim, Şam'da kayısıyı bir burada içinde fıstıklarla baygın yatarken gördüm). inanılmaz lezzetli ve hafif tatlıları, bizim kuru dediğimiz türden. Şam'a gidenlere mutlaka ısmarlayın, siz giderseniz de lütfen atlamayın. havaalanında da var tatlıcılar ama Semiramis yok, yanılmayın. dileyen bu lezzet durağının internet sitesine de buradan girip bakabilir, eve teslim gönderiyorlarmış da. ama fiyatlara öyle bir nakliye eklemişler ki elden gidip almak daha uygun :)

ah şimdiki fotografın hikayesi var. bize Şam yakınında, ağaçlar ve sular arasında yemek yenen bir bölge olduğundan bahsettiler, bir öğleden sonra da oraya gittik. aaaaaaaaa, bunlar ağaç mı bu da su mu diye şaşırdık vallahi. hadi ağaçlar tamam, ama su dedikleri bileğim kadar bişey. mevsimden mi dedik, yok dediler, genelde o kadarmış. şırıltısı bile yoktu. garsondan menü istiyoruz, orada deyip gidiyor adam, nerede diye bakınıp bulamıyoruz. bir de Şam'da biz hiç kağıt peçete görmedik restoranlarda, hep kutu kağıt mendiller vardı, bulmuşlar işin kolayını (bu arada çarşılarda birbirinden şık pullu işlemeli "kutu mendil örtüleri" göreceksiniz, sakın şaşırmayın) filan derken bir baktık, kutu mendilin altına yazmışlar meğer menüyü. çok manalı oldu bizim için, aldım resmini çektim.



bundan sonra diğer ufak gözlemlerimi yazayım. sokaklarda hem modern hatunları, hem kapalı hatunları görmek mümkün. bizim ziyaret ettiğimiz 12 bankada ise, devlet bankaları hariç kapalı hatun görmedik. devlet bankaları bizim devleet bankalarının eski hali gibi, bol evrak, hafif tozlu ve kocaman masaların ardında kaybolmuş insanlar. özel bankalar ise çok şık, çok modern. hepsinde otomatik sıra numarası alma makinaları bile var. özel banka çalışanlarının bir kısmı Lübnanlı (özel bankaların sermayesinin yarısı Suriyelilere ait olmak zorunda, kalan yarısı başka ülkelerden; bu yüzden Suriye'deki özel bankaların çoğu Lübnan ve Ürdün kökenli.henüz Türk bankası yok), istisnasız hepsi çok güzel ve akıcı bir şekilde İngilizce konuşuyorlar. şehir merkezinde yeni oluşan siteler içinde yüksek bloklar var, ev fiyatlarının bu sitelerde 2 milyon dolar civarında olduğunu duyduk. Cham Center adında küçük bir alışveriş merkezi açılmış yeni, oraya da gittik, yürüyen merdivenler şık dükkanlar.. havaalanındaki gümrüksüz mağaza, henüz hepsini görmedim ama dünyanın en ucuz mağazalarından biri olmalı. nakit ve Amerikan Doları ile satış yapılan bu mağazada; parfümler, makyaj malzemeleri, tasarım altın ve gümüş takılar, çeşitli giyim, içkiler, sigaralar, çikolatalar, çanta ve benzer aksesuarlar, oyuncaklar, çeşit çeşit nargile tütünü (şehirde yok) var ve Türk mağazalarının neredeyse yarı fiyatı. uçakla gidenlerin aklında olsun.
bir iş gezisinde Şam ancak bu kadar görülebiliyor. kaynaklara bakılırsa görmediğimiz başka bir sürü yer de var. üstelik Hama'daki dertli dolap dedikleri naure'leri (su değirmeni), Halep'i de görmedik. neyse, next time inşallah :))
işte böyle. insanoğlu kuş misali. gezip yeni yerler görmek kadar insanı tazeleyen çok az şey var. dilerim hepinizin de böyle güzel anıları olur, dünya küçük, belki Şam'da görüşürüz :))

7 yorum:

sofi dedi ki...

Gülçin, yemeklerin tadını damağimda hissettim, çocuklarımın babası arap kökenliydi, o kültürü ve yemekleri bilirim nefistirler, birazda yaparım ama el oyalar ve harika bir gezi olmuş, darısı yenilerine:)

Sem dedi ki...

Gülçin'ciğim insan gelirken kakuleli kahve getirir dimi? Aşkolsun sana:)) Şamda kayısıyı da finale saklamışsın;) Yazdıkların çok iştah açıcıydı; hemen mutfağa koşuyorum şimdi:) Yeni Seyyah yazılarında görüşmek umuduyla kocaman sevgiler...

teyzenteyfik dedi ki...

Merhaba,
ne güzel bir geziymis.

Humusu pek severim. Önceleri hic tadini sevmemis fakat Antakya`li bir ailenin elinden yedikten sonra benim icin vazgecilmez lezzetlerden biri olmustur. Fotograftaki humus cok degisik görünüyor ama. Neden rengi öyle bembeyaz ki acaba?

Vladimir dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
gülçin dedi ki...

sevgili sofi,
sağolasın, yemekler hakikaten hoştu. yurtdışında böyle iyi bir mutfak bulunca değerlendirmek lazım :) bu arada, darısı herkesin başına..

sevgili sem,
aa getirdim ya ayol kakuleli kaaave, hem de damak tadına göre nasıl istersen pişirebilirsin. sen sadaaa mı içersin vasad mı :)) bir dahaki sefere sana kayısı da getircem, söz.

sevgili teyzen tevfik,
hakikaten değişik lezzetler. ben pek severim yeni tatlar denemeyi. bu humus da nasıl böyle açık renkli anlayamadım ben de. her gittiğimiz yerde yedik humusu, hepsi böyleydi.

sevgili vladimir,
nazar etme ne olur, inşallah senin de olur :) hem de miras değil alınteri :)) ve lütfen humusla ilgili bir düşüncelerini hakikaten söyleme, arabın ahı çıkar aheste aheste :))

(Cuma cuma niye böyle şair şair konuşuyom bilmem)

sevgiler.

Sem dedi ki...

Gülçin'ciğim, sen en iyisi kayısıyı boşver, gelecek sefere beni de götür:))) Hatta gitmişken bir de Humus'a gidip onların humusunu tadalım:))

Kakuleli kahve için teşekkürler, hemen bitmesin her gün ondan içmiyorum:))

r. irlandalı dedi ki...

iyi gidiyordu. bitmesin. bence ve hatta iddiaya varım sen de bu yetenek ve hız varken raki ve polis akademisi serilerini sollarsın. kimse tutamaz bu akşam seni.(itina ile aragazı verilir)

fenni gazcı