.

.

15 Ocak 2008 Salı

yeni yılın ilk mimi

yeni yılın ilk mimine sevgili artemis tarafından yakalandım 12 ocak'ta. aslında o kadar çok olmamış ama bana daha uzun süredir erteliyormuşum gibi geldi, yazayım dedim. bu seferki mim konusu enteresan. Yapmak Zorunda Olduğumuz Halde Bir Türlü Yapmadığımız Kolay İşler. düşündüm düşündüm, yapmak zorunda olup da yapmadığım işlerin neredeyse tamamının aslında zor olduğuna karar verdim :)





filmlerimi hale yola sokmak mesela. tv dolabının altında iki sıra halinde karman çorman duruyorlar. son aldığım filmleri yerleştiremedim bile. gene ayıklama yapmam lazım. ama bu zor bir iş. tüm iki rafı dök, her filmi elden geçir, otur kapaklarına bak, hatırlamaya çalış, kafanda sıralama yap, vazgeçebileceklerini ayır, seyretmediklerine hayıflan, yazılarını bir daha oku, acaba seyretmeden atsam mı diye düşün filan. baksanıza çok iş. aynı zorluğun beş katı fotograflarım için de geçerli. bir koca tekerlekli kutu aldım fotograflarım için. baskıdan aldığım zarfların içinde, varlıklarını unuttuğum bir sürü resim. aslında hediye gelen üç-beş albüme onları seçip yerleştirsem ne güzel olur. ama bu da zor bir iş. bu zorluğun master derecesi ise kitaplarım için geçerli. kitaplarım çünkü filmlerimden on, resimlerimden beş kat daha fazla.







onlar da kitaplığımda üç sıra halinde duruyorlar, aradığımı hala bulabiliyorum acayip gelişmiş yön duygum sayesinde, ama acıklı. bazen kitaplığımın karşısındaki divana oturup öööööle bakıyorum vallahi. ön sıradakiler en yeniler ya da en gözümün önünde olmasını istediklerim ya, gözlerimle okşuyorum hepsini, canlarım filan diyorum içimden (çünkü benim için zenginliğin ölçüsü istediğin kitabı, cdyi, filmi alabilmek ve zorunlu kalınca taksiye binecek kadar parası olmaktır). yeni bir kitaplık almayı da düşündüm elbet, ama yeni kitaplığa açacak yer bulamadım. görüyorsunuz, erteliyorum ama zor işler bunlar. demek ki mimin cevabı bunlar değilmiş. o halde neymiş? utansam da söylemeliyim ki, yapmak zorunda olduğum halde, bu da kolay olduğu halde en ertelediğim şey giysilerimi toplamaktır. dolabın yanında duran ütü masasına sererim üstümden çıkardıklarımı. halbuki düzgün sermeye çalışacağıma, askısına asabilirim değil mi? yok, hayır, illa duracaklar orada. sonra ani gelen bir enerji patlaması olduğunda doğrudan gider onları toplarım. bundan gayrı da dağınıklık yoktur evimde. aferim bana.



şimdi mim dalgası gereği benim de mimleyecek arkadaşlar bulmam gerek, biliyorum sevgili melih bu aralar yoğunsun ama vaktin olursa yazar mısın? bir de sevgili talis, sen ne dersin? bir de taze blogger sevgili yasemin, senin yapmak zorunda olup da bir türlü yapamadığın kolay şeyler nedir?



Meraklısına not: fotografları yazarken kalkıp çektim, herhangi bir müdahale yoktur, dağınıklığın kusuruna bakmayın demiştim di mi:))

14 yorum:

Sem dedi ki...

Demek gene mimlendin Gülçin'ciğim. Bak ben mimlenmedim bu sefer:))) Zenginlik ölçünü çok sevdim, umarım hep istediğin kitabı, cdyi, filmi alır, zorunlu kalınca taksiye biner ve bunları bizimle burada paylaşırsın:))

Sevgiler

hep dedi ki...

Umuma ilanen duyuru:
Yapılan dahili yazışmalar,başvurular,teklif ve değerlendirmeler sonucu Gülçin'in (elbet bir gün) yapacağı elemeler sonunda atmaya karar vereceği filmlere ilişkin "atık film ihalesi" tarafımda kalmıştır,kamuoyuna saygıyla duyurulur:)))

gülçin dedi ki...

sevgili sem,
bira zerken bir sevinme oldu seninki :))) hehehe, söylemeyeceğim sebebini.

sevgili hep,
şaşırdım kimse "evet ne dğaınıksın" ya da "yok canım norma şeyler bunlar" demedi. allah allah. atık filmler senindir hepcim :)

sevgiler.

ulku dedi ki...

Sevgili Gülçin,
Dünyanın en güzel dağınıklığına sahipsin. Hiç toplama bana kalırsa.
Amaaa, günün birinde kafana eserse, şunları bir sıraya koysam da yeni kitaplarıma yer açsam diye bir ilham gelirse sana, "atık kitap ihalesi"ne de ben talibim.:))) Sağol hep, bana yol gösterdin.
Sevgiler, sahip olmak istediğin bütün kitaplar, CD'ler ve filmler senin olsun.

degree dedi ki...

Sevgili Gülçin,

Atık film ve kitaplarının ihalesi tamamlandığına göre, ben ne yapmalıyım acaba ?

En iyisi sana portatif bir kitaplık armağan edeyim, hani düğmesine basılınca istediğin kadar büyüyen cinsinden. Hem yer sorununu çözmüş olursun, hem de kitapların arka arkaya bir kaç sıra olmaktan kurtulur.....Ne dersin, çözüm üretmekte üstüme yok değil mi? :)))

Sevgiler.

degree dedi ki...

Sevgili Gülçin,

Bence pek te dağınık sayılmazsın. Hem az bir şey dağınık olmak iyidir, o işle uğraşmakta olduğunun ispatı olur.

Ama zenginlik konusunda bu kadar da alçak gönüllü olma bence. İşini yaptığım ve benim neler yaptığımı iyi bilen genç bir mimar hanım bana, Rudyard Kipling'in, daha önce duymadığım bir sözünü söyledi ve benim gözümü açtı : "Alçak gönüllü olmak aptallıktır".....Sonra da, "aman son kelimeyi siz üstünüze alınmayın, ben ne demek istediğini anlatmaya çalıştım" demişti. Ben de sana, "son kelimeyi üstüne alınma ama, her zaman ihtiyaten ihtiyacın olandan fazlasını iste diyorum ve bütün manevi ve maddi zenginliklerin seninle olmasını diliyorum.

Sevgiler.

Vladimir dedi ki...

Gülçin ben seni hayalimde hep derli toplu, titiz, elinde toz bezi, başında yerlere saç teli düşmesin diye bone ile gezen birisi olarak hayal etmiştim ama bu dağınıklığı görünce tüm hayallerim alt ve üst oldu. Yıkıldım. İnme inecekti. İnmedi. Yarım rakı açtım. Demleniyorum. Belki kendime gelirim. Gelirsem upuzun bir yorum yazarım.

Seni bu dağınıklıktan kurtarmak için sana bir şeyler yollaysaım geldi benim de. Benim evim de gün geçtikçe o kadar derlenip toparlanıyor ki ben de şaşıyorum bazen. :))

Bu arada Türkçe CD dinler misin?

Ori dedi ki...

Oooo, ne şatafatlı, ne lüks ve de ne zengin bi dağınıklık böyle?

sema dedi ki...

sevgili gülçin, şu ütü masası manzarası çooook tanıdık geldi:))
ve yalnız olmadığıma da pek sevindim doğrusu...(bende bi de günlerce duran çamaşır askısı manzarası vardır ek olaraktan)

bir de şu kırmızı içki sepetine bayıldım valla, negüzel yakışmış oraya öyle.

sevgiler...

gülçin dedi ki...

sevgili ülkü,
atık ve çıkık kitaplar ihalem senindir :)iş kaldı üç nalla bir ata yani :)

sevgili degree,
öyle bir kütüphane olsa ne işime yarar hakikaten. harry potter filminde hermione'nin bir çantası vardı, görünüşte küçük, ama içine herşeyi büyü gücüyle koyabiliyordu, belki öyle bir çanta bile işimi görür :))

sevgili vladimir,
seni böyle hayal kırıklığına uğratmak istemezdim ama ben böyleyim işte, ne yapayım :)) bu arada türkçe cd dinlerim.

sevgili ori,
bana da öyle geliyor, onlara bakınca ne çok şeyim var diye düşünüyorum :))

sevgili sema,
çamaşır askısı meselesini hiiç açma, topladığımda çamaşırlar takır takır olmuş oluyor ve her sefer karar veriyorum bu sefer ertesi gün toplayacağım diye. ütü masasında da yalnız olmadığıma sevindim :))

sevgiler

7.oda dedi ki...

merak ettim de kitaplığını -dizdiğin zamanlarda- neye göre diziyorsun ?? yazara göre? mi mesela??

gülçin dedi ki...

sevgili yedinci oda,
kitaplığımı dizebildiğim zamanlarda (ki üç sıra olduğu için tüm gördüklerini ve resmin üst ve alt boşluklarını da tamamlayarak düşün) yayınevi ve yazar sırasına göre diziyorum. okumadıklarımı, yeni aldıklarımı önlere koymaya çalışıyorum ki elimi atınca görebileyim. ama bir de her baktığımda gözümle okşadığım, hep gözümün önünde olmasını istediklerim var (kara kule dizisi gibi, ruth rendell/barbra vine'lar gibi, grange'ler gibi, sait faik'ler gibi, auster'lar gibi, murakami'ler gibi, ursula k.le guin'ler gibi --bir servet yatıyor orada bir servet hehey) onları da önlere koymaya çalışıyorum. hafızamda da arkadakileri tutmaya çalışıyorum, yapacak bir şey yok. çok bunalmadan bulabiliyorum hala aklıma bir kitap takılırsa, ama bu gidiş gidiş değil, biliyorum :))

sevgiler

7.oda dedi ki...

bursaya yolun düşerse mutlaka beklerim seninkinin yanında lafı edilemeyecek olsa da kütüphanemi ziyarete :)

gülçin dedi ki...

sevgili yedinci,
nazik ve cazip davetin için çok teşekkürler :) ben bursa'yı çok severim, üniversiteyi orada okudum, okul bittiğindne beri de 2-3 kere görebildim yeniden.

sevgiler.