.

.

12 Aralık 2007 Çarşamba

Tv Yarışmaları-bana sorun ahhh ahhhh

sene 2005, iki işimin arasında işsiz kaldığım bir dönemde, kafamda binbir tilki dolaşırken ve bunların hiçbirinin kuyruğu birbirine değmezken, günler yağ kıvamında ağır ağır köpürerek akarken ve geride hiç bir şey kalmazken koca bir kalp kırıklığı lekesinden başka.... ben kalkıp pasaparola yarışmasına girmek için başvurdum. yani verilen telefon numarasını arayıp üç abuk soruya doğru cevap verdim. sonra arayıp ön elemeye çağırdılar. maslak-ayazağa taraflarında, stüdyoların olduğu yere gidip bir izbe kafeteryada bi grup insan-genç/ yaşlı/ başı bağlı/açık saçık- masalarda oturup bir çark soru tamamladık (her harften bir tanım sorulan bir takım soru). sonra arayıp çekime çağırdılar. gittim. saçımı ben yaptırmıştım, makyajımı orada yaptılar. ben sunucu metin uca iken başvurmuştum, arada değişip mehmet ali erbil olmuş. neyse. ekiplere yardımcı olarak katılan ünlüler haziran gecesinin oyuncuları, özcan deniz hariç. asıl rakibim ise manisa'dan gelmiş emekli bir hanım öğretmen-ki kendisi bir yarışma delisiymiş, katılmadığı yarışma kalmamış ve bana ayrılırken "havasına alışınca bak sen de hep katılmak isteyeceksin" diyecek ama başlangıçta bunu bilmiyorum. daha tanışma faslında kadın çıkarıp koca bi sepet elma veriyor mehmet ali erbil'e, yaşadığı yerden bol bol selam sevgi ve elma getirmişmiş. mehmet ali şaşırıyor, bunlar pamuk prensesin elmaları gibi deil dimi yersek ölmeyis filan diyor gülünüyor. sonra bana dönüp "sen ne getirdin niye getirmedin" diye haşlıyo beni. herşey film gibi diyicem ama zaten film içindeyiz, bu yüzden aldırmıyorum :) yarışma bölümü başabaş geçiyor ama onların masası 4 saniye öndeler. olabilir, önemli değil ben kendime güveniyorum. çarka geçiyoruz günün kazananını belirlemek için. hiç heyecanlanmıyorum ama kulaklıklardan ses yankılanarak geldiği için başta bir algılama problemi yaşıyorum sonra geçiyor. süre içinde 21 sorunun 21 ini de doğru biliyorum (bu önemli bişey çünkü genelde 13-14 bilen günün kazananı olabiliyor). sıra öğretmen hanıma geliyor. çark onun için de okunuyor, izliyorum. hatun ben nasıl bildiysem hepsini biliyor. son soruda "yapılması güç olan" tanımına ben "zorlu" demiştim, doğruydu, o" zahmetli" diyor ve mehmet ali'nin "ah üzgünüm kabul edemeyeceğim" demesiyle kadın bir pantere dönüşüveriyor "nasıl olur?bunu da kabul etmelisiniz ben 600 km yoldan geldim" filan gibi takip edemeyeceğim bir makinalı tüfek edasıyla söyleniyor, o sırada çekim kesiliyor kulaklıklı çekim ekibi sağından solundan kablolar sarkan bi grup insan karanlıklardan çıkıp filan ortada toplanıyor fısfıs birilerine soruluyor koca kitaplar açılıyor kitap sayfaları hışırdatılıyor ben bakıyorum. sonuç: kabul ediliyor. yani, ben 21/21 rakibim 21/21. daha önce olmamış bişi bu. ve onlar gene o 4 saniye yüzünden galip sayılıyorlar. şaşkınım. mehmet ali bana sarılıyor, çok iyiydi diyor. omuzunda kilolarca ağırlıkta kamerası kameraman geliyor "abla böylesi görülmedi, görülmez, sen mirasa katılsana" diyor (miras, aynı şirketin diğer kanala yaptığı gani müjdenin sunduğu yarışma) gülüyorum, bakarız diyorum.

ertesi hafta beni onlar arıyorlar ve "miras"a davet ediyorlar. miras, pasaparola filan gibi değil epey kazık bi yarışmaydı. fazla iddialı değildim yani. gene aynı stüdyoda çekimlere katıldım, saçımı başımı makyajımı gene orada yaptılar. çekim başladı. gani müjde sevimli güleryüzlü kısa boylu ve alçak tonda konuşan bi adam. ilk turda biri gitti, ikincide biri gitti derken gani müjdenin sesi gitti. valla. adamcağızın sesi çıkmıyo. kenara aldılar, ara verdiler, bişiler içirdiler filan uzandı bekliyoruz hepimiz. yavaştan seyirciler huzursuz olmaya başladılar ara uzadıkça. derken biri bana "siz bana pek tanıdık geldiniz, nerde görmüş olabilirim sizi" dedi. ilk sırada oturan yaşlı kadınlar torbalarından domates-peynir filan çıkartıp yemeye başladılar. elemanlar güya ışıkları ayarlar gibi yapıyolar filan ama belli bi gariplik var. derken yönetmen çıkıp "çekimi kesiyoruz, kusura bakmayın, iki gün sonra şu saatte gene burda olun aynı giysiler ve takılarla gelin" dedi. herkes tıpış tıpış çekildi. iki gün sonra gene gittik, saçımı başımı makyajımı gene aynı yaptılar. neyse düzelmişti gani bey, üçüncü turda ben elendim. bana bi kitap verdiler. gani müjdeye imzalattım. bu sefer kalbim kırılmamıştı, elenen yarışmacılardan birini de alıp arabayla yola çıktım. daha maslak yoluna çıkmamıştım ki, önümdeki araba durunca ben de durdum ama arkamdaki duramadı.. yani küttedenek çarptı adam bana. arabam yeni, nası bi sinirlen indim gözüm döndüydü bi anda, adam indi kendi arabasından ve dedi ki : işten çıktım kafam dalgındı tamamen benim suçum özür dilerim. buyrun. ya havle dedim sustum. bu kadar teslim olmuş bi adama bağırmanın zevki de yok. polis bekledik filan, sonra fotokopiler çektirdik birbirimize verdik sigorta için. el sıkışıp ayrıldık. bu da bööle bi maceraydı. bu arada miras'ı da seyredemedim.

Meraklısına not: bu yazı eski blogumda yayınlanmıştır, aklıma geldi, sizinle de paylaşayım dedim :)

Meraklısına ikinci not: burada pasaparola yarışmasının internet versiyonu var :) fotograf aradım, bulamadım.

Meraklısına üçüncü not: evet, bu yıl da "kim beşyüzbin ister"e katıldım :) o ayrı bir hikaye.

10 yorum:

Sem dedi ki...

Vayy be Gülçin'ciğim yarışmalarda hiç şansın yokmuş:( Pasoparola ve Miras'ı bilmiyorum ama 500 binli yarışmanın ingiliz versiyonunu çok izledim. En büyük problemimde onlara kolay gelen, yabancılara zor gelen ilk bir kaç soru olurdu, çünkü bebek tekerlemeleri gibi ancak orada doğup büyüyenlerin bilebileceği şeyler sorarlardı:) Arabanın başına gelene çok üzüldüm. Hem saçını başını kendin yaptırt, hem devamlılıktan sorumlu ol, sonunda da böyle bir kaza olsun:( Tüm bu olanlardan sonra nasıl oldu da bir sonraki yarışmaya gidebildin yahu. Orada ne olduğunu şimdiden merak etmeye başladım, mutlaka yazmalısın:))

Sevgiler

Espresso dedi ki...

Ehh Gülçin.. ne hikaye ama, gerçekten film gibi..:) Bu arada bayılırım yarışmalara. Ama inan başına gelenler başıma gelseydi, sanırım hiçbirini görecek halim kalmazdı.. Üstelik dur daha, 500bin’i dinlemedik.. bekliyoruz..))
Bu arada, Orson Welles’i, wells diye yazdım, bi de Uygurları bilemedim çok bozuldum, çoooookkkk..:((
Bana garezin mi var yahuuu::)))

Öykücü dedi ki...

E be Gülçin neredeyse ünlü falanmışsın ya sen.Ünlü bir tanıdığım var havalarına girebilirim.

Resmini gördüğümde Fatih Ürekten daha tanıdık gelmiştin bana.Acaba yarışmada mı seyrettim seni.

Yeni yarışma maceralarını bekliyorum, seni sonsuz destekliyoru.Ve kişisel ricam şu kim beşyüz bin ister yarışması maceranı bir an önce anlatman.

Sevgiler:))

Adsız dedi ki...

Gülçin'ciğim,
Yarışma olaylarını senin kendinden dinlediğim halde, yine de zevkle okudum, insanın gözünün önüne geliyor. Sana dediğim konuyu (İsmail Türüt'ü anlattığın yazına yorumumda) bence ciddi olarak düşün. Başından geçen olayları yazsan bile, o kadar güzel ve akıcı yazıyorsun ki, insan gülmeden edemiyor. Basım işini ben ayarlarım, yazmak sana ait. Sevgiler. Degree.

sofi dedi ki...

Yine keyifle, dudağımda gülümsemeyle okudum yazını,yüreğim diyorki 500 milyonda kazanmış olsun, hadi bekliyoruz...Sevgiler...

Ori dedi ki...

Bende severim yarışma programlarını. Sanırım sevmeyen yoktur.
Şimdi "Bizim zamanımızda" diye mi başlasam cümleye diye düşündüm!Yaşım ortaya çıkacak diye vazgeçtim:) Eskiden bu yarışmalara -ki TRT'nin düzenlediği- tv'den çağrı yapılırdı. Kim başvurular mektupla kabul edilir, kimi zamanda sınav açılırdı. Şimdilerde olduğu gibi cep telefonundan kontür avcılığı yoktu. Bülent Özveren'in sunucusu olduğu Banko yarışmasıda beğendiğim bir programdı. Nasıl olduysa kendimi yarışmada bulmuştum!
Sonuç mu? Zenginliğim nereden sanırsın:))

Vladimir dedi ki...

Şu yarışmayı izleyemedim gitti. Şu senin bölümleri bir ayarlasak izlesek diyorum. :))

maslaktaki adam dedi ki...

Maslak'taki işimden çıkıp evime gidiyordum. Yine şu yarışma meraklıları nedeniyle yol kalabalıktı. Kimi yaya, kimi araçlarıyla yol alıyorlardı. Arnavutköy'de adıma düzenlenen doğum günü partisine giderken birden önümdeki araç, rakip yarışmacıdan önce düğmeye basıyormuş gibi aniden frene bastı. Aracına küttedenek çarparken çaresizdim. Arabadan sorunun yanıtını haykırmak isteyen bir bayan indi.
"Bildiniz! Aracınıza ben çarptım" demek, sessiz kalmak en doğrusuydu.

Maslak'taki Trafik Polisi dedi ki...

Yuhh... (afedersiyiz..)

Ya ben internet versionu diyince zannettim senin olduğun bölüm filan var.. bi heyecanla gir sen.. aa bi baktım.. sorular.. ben de espy gibi Uygurlara uygur diye cevap verdiğim için orada takıldım.. bi de bişey daa takıldım ama hatırlamıom..haa.. doğru.. Ganyan'ı bilemedim.. ne biliim ben ya.. ama hep aynı sorular var..olmaz.. şööle değişen bi tane bulmalı..
hadi kalın salıncakta..
abi the police..

gülçin dedi ki...

sevgili sem,
evet ya, yokmuş benim meğerse yarışmalarda şansım :)

sevgili espresso,
ah ah biliyorum beşyüzbin'i yazmasaydım birileri mutlaka "aaa o kalmış niye katılmadın ayol" diyecekti :))

sevgili öykücü,
belki öyledir, tanınan bir yüz oldum şekerim ister istemez, bir de ben kendimi görebilseydim :))

sevgili degree,
çok teşekkür ederim, hele biraz biriksin :))

sevgili sofi,
gönlüm zengin ayol benim :))--yani kazanamadım--

sevgili ori,
nerdeee o eski yarışmalar mirim, şimdikilerin suyu çıkmış :)) başka bir heyecan ama. demek senin de yarışma maceran var ha, hmmm, yazsana :))

sevgili vladimir,
keşke bulabilsek. hain bilirkişi selçuk bulurum dediydi, sonra kayboldu.

sevgili maslaktaki adam,
olay öyle değildi ama öyle olsun :))

sevgili abi the police,
bulamadım ki kendimin görüntülerini. bulsam valla buraya eklerdim :))

sevgiler