.

.

24 Ekim 2007 Çarşamba

şurdan burdan-3

kaç gündür elim klavyeye gitmiyor. yani gidiyor, gazeteleri okuyorum, yeni çıkan kitaplara ve blog arkadaşlarımın bloglarına bakıyorum, arada yorum yazıyorum ama yok işte keyfim. bir önceki yazıda size aslına cumartesi gecesi sevgili sem'le gittiğimiz Devlet Opera Balesi'nin muhteşem gala konserini anlatacaktım. diyecektim ki AKM büyük salon tıka basa dolu idi, yerimiz çok güzel idi, ağır kırmızı perde yavaş yavaş kalkınca sahnede görünen 50 kişilik orkestra ve 75 kişilik koro çok görkemli idi, operaya bu yıl katılan biri erkek 5 yeni sanatçının söyledikleri aryalar ve sesleri çok güzel idi, çok güzel bir gece idi. açılış ve kapanış konserleri çok güzel oluyor diyecektim, operaya önyargıyla bakmayın, orada çok güzel şeyler oluyor, ucundan tutun diyecektim. ama bunları diyemedim, haberleri dinledikçe dinledikçe ağırlaştım, diyemedim. iki gündür cebime "yarın şehitlerimizin anısına siyah giyineceğiz" mesajları geliyor, iki gündür tepeden tırnağa siyah giyiyorum ve haberleri dinlemeye devam ediyorum. bilmediğimiz topraklarda tanımadığımız kardeşlerimize neler oluyor merak ediyorum. her köşesi ayrı bir cennet olan, farklı kültürlerin farklı renklerini yüzyıllarca göğsünde saklamış bu toprakları çok seviyorum. bu toprakları artık kan ile sulamayalım, kandan bir şey yetişmez demek istiyorum. savaş dediğin şey nedir, ağlarsa analar ağlar demek istiyorum. sokakta yürürken evlere bakıyorum, çoğu pencerede bayrağımızı görüyor ve ağlamak istiyorum. oralarda bir tanıdığınız, bir akrabanız yok ve uzaksınız diye rahat uyumayın, yapıcı bir şeyler düşünün demek istiyorum. cinayet filmlerinde dedektifler sorarlar önce, bu cinayetten kimin çıkarı var diye, belli değil mi bu cinayetlerden kimin karlı çıkacağı sayın büyüklerim? üfff, bugünlerde ben hep ağlamak istiyorum.

3 yorum:

efendinizm dedi ki...

tabiki, beyni sağlıklı, fikri sağlıklı, psikolojisi sağlıklı her insan gibi kan dökülmesini istemiyoruz ama bazen kanla sulamak gerekiyor kötülük çiçeklerini ve nadasa bırakmak icabediyor merhamet tarlasının ötesini berisini... başka çare yoksa ormanı kurtarmak için bir kaç ağaç feda edilebilir, hatta dilekçemi verdim ilk yıkılan ağaç olmak için gönüllüyüm diye :(

Banu dedi ki...

Tanrý dünyayý yarattýðý zaman gelecekteki uluslarýn temsilcilerini yanýna çaðýrmýþ her birine ikiþer erdem vermiþ...

Ýsviçrelilere ;
Düzenlilik ve Yasalara saygý ...

Ýngilizlere ;
Soðukkanlýlýk ve asalet ...

Japonlara ;
Çalýþkanlýk ve Sabýr ...

Ýtalyanlara ;
Neþe ve Romantizm ....

Fransýzlara ;
Þarap ve güzel yemekler

Türklere ;
Zeka ve Dürüstlük ve Tayyip sevgisi ....
Meleklerden biri bu daðýtýmdan sonra Tanrý'ya sormuþ ?


"Bütün uluslara ikiþer erdem verdiniz ama Türklere üç tane".
"Evet ama" demiþ Tanrý "sadece ikisini kullanabilecekler"

- Böylece;
Bir Türk zeki ve Tayyip ci olduðu zaman dürüst olmayacaktýr...
Bir Türk dürüst ve Tayyip ci olduðu zaman zeki olmayacaktýr...
Bir Türk hem zeki hem de dürüst olduðu zaman Tayyip'ci olmayacaktýr...

cinar dedi ki...

Ah Gülçin'cim hepimizin içi kan ağlıyor.. Biz böyleyken çocukları şehit düşmüş anneler ne durumdadır düşünemiyorum :( Üstelik senelerdir devam ediyor bu terör. Senelerdir kardeşlerimiz toprağa düşüyor..Tek başına dur dememiz de bir şeye çare olmuyor. Ben de ağlamak istiyorum..