.

.

17 Ekim 2007 Çarşamba

karadeniz notları-1

bugün öğleden sonra döndüm. biraz uzun bir bayram tatili oldu, ama iyi oldu :) trabzon'da hava, gittiğimizde beklediğimizin aksine bahar gibiydi, açık ve sıcak. tüm bayram üç gün bu şekilde penyelerle gezdikten ve istanbul'daki felaket yağmur haberlerini dinleyip şaşarken, pazartesi sabahı acayip bir trabzon'a uyandık. ince çisil ılık bir yağmur ve hem soğuk hem karanlık bir hava biz uçağa binene dek yakamızı bırakmadı. bayramda eş dost gelen giden derken fazla gezme fırsatı bulamamıştım, hafta başından itibaren gezerim diyordum. nerdeee, evden burnumu zor çıkardım. gene de kafamda planladığım yerlerin bir kısmına inatla gidip, ıslanmış ve üşümüş ama muzaffer bir şekilde geri döndüm.

trabzon bir kere çok kalabalıklaşmış. yaşayanlar da aynı şeyi söylüyorlar, sadece kendi civar ilçe ve köylerden değil, bölgenin nispeten az gelişmiş diğer illerinden de çok göç alan bir şehir haline gelmiş. yollar şantiye gibi, uzun sokak geçen yılki beyoğlu misali, kazılmış kambur kumbur bir yol olmuş, trafiğe kapatılacakmış son haberlere göre (uzun sokak şehir merkezinde alışveriş yapılacak dükkanların olduğu tek yönlü bir sokaktı). tanjant yolu çok gelişmiş (bu isim de hiç yakışmıyor bir karadeniz kentine, ne biçim isim bu). şehrin yolları eskiden çok dardı, tamam, ama şimdi heryerde alt geçitler-üstgeçitler-viyadükler-deniz doldurulup yapılmış dört şeritli yollar derken, şehri ne uçakta alçalırken ne gezerken tanıyamadım. referans noktası olarak kaydettiğim bir takım yerler yok olmuş! şehri adeta yeniden inşa etmişler gibi. hatta etmeye devam ediyorlar :) şehir plancılığından hiç anlamayarak yıllar boyu gelişmenin sonucu belki de.

neyse, güzel şeyler hala var. misal, akçaabat'a giderken karayolları binasının karşısına dağlara bir yörük restoranı açmışlar. sümela manastırının yapıldığı topraklar tabii burası diyerek inanılmaz dik bir yokuşla çıktığınızda, çok güzel bir manzara sizi ödüllendirmeye hazır. "bu ne dik yokuştur" dediğim görevli "kışa doğru asansör yaptıracağız yerden, 40 metre" diye gururla cevap verdi bana. "aa ne güzel izmir'deki gibi" dediğimde ise adam beni google yerine koydu "izmir'de mi var? hangi semtte? nasıl ya?" diye soru bombardımanına tutuldum.




restoranda ise otantik dekorların arasında ister balık çeşitleri, isterseniz köfte yiyebiliyorsunuz. bu arada, trabzon'da ve akçaabat'ta köfte porsiyonla değil, gramla satılır. "köfte istiyorum" derseniz, garson size "yarım kilo mu olsun bir kilo mu " diye sorar, aynısı döner için de geçerli, bu sefer sorusu "100 gram mı olsun, 150 mi?". siz de utanır 100 gram isterseniz, doyamayabilirsiniz haberiniz olsun. tatlı olarak da elbette hamsiköy sütlacı.



bir başka yeni keşfim, trabzon'a gitmeyi ve nerede kalacağını düşünenlere. meydan'daki eski özgür otel yıkılıp boyner mağazası olalı çok oldu. usta otel yenilenmiş. benim önereceğim yer ise, karadeniz teknik üniversitesi turizm meslek yüksek okulunun uygulama oteli. havaalanına yakın, şehre de 5 dakika mesafede, tatil köyü gibi bir tesis. geceliği ise (hizmette sınır yok, gidip sordum) tek kişi 35, çift kişi 55 YTL oda+kahvaltı. bu sivillere uygulanan fiyat. kamu personeli için bu fiyatlar 30 ve 45 YTL imiş. havuzu, fiyatları çok uygun deniz kıyısında restoranı ve kafeteryası, terası ile çok hoşuma gitti burası. trabzon'da denize girilebilecek eli yüzü düzgün bir yer. aklınızda olsun. işte burada okulun ve tesislerin tanıtımı olan bir video gösterisi var ve sanırım biraz eski, şu anda sizi temin ederim çok daha güzel ve canlı görünüyor.

sevgili hep aklıma düşürdü, bu sabah yağmura aldırmayıp ayasofya'ya gittim, sabah kahvaltısına. Ayasofya, 1250-1260 yılları arasında Trabzon'da 1204 yılında yeni bir devlet kuran Komnenos ailesinden Kral I.Manuel tarafından yaptırılmış, geç dönem Bizans kiliselerinin en güzellerinden biri. içinde fazla bir şey kalmamış olmasına rağmen, görkemli bir bina hala.





üstteki fotograf güney kapısı, yani kara tarafındaki kapı. üzerindeki kabartmalara adem ile havva'nın cennetten kovuluş hikayesi canlandırılmış. pek net göremiyorum diye üzülmeyn, aslında da pek seçilmiyor. ama bakın sağ tarafa doğru bir yerde ağaca sarılmış yılanı görebilirsiniz.



işte bu ayasofya'nın bahçesinde de çok güzel bir kafeteryası var, yöresel kahvaltı alabilirsiniz benim aldığım gibi. bakın hem yöresel bir şey de konduruvermişler bahçeye, bu yapının adı serander. karadeniz yayla köylerinde çok görülen bu yapı, genelde kiler ya da tahıl ambarı olarak kullanılan tahtalardan yapılan dört direkli küçük evdir. ayasofya'dakinin altına da 4 küçük masa yerleştirmişler. bu yağmurlu günde pek hoşuma gitti doğrusu.






kahvaltıda ise, hem klasik kahvaltı tabağı varmış, hem kaygana, hem de kuymak.. klasik tabağı unut diyorum servis yapan yeşil gözlü laz kızına, bana kaygana ile kuymak getir. yanında da odun ateşinde pişmiş ekmek ile çay. bir baksanıza şuna !! kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı :)





bir başka öneri de şehirde gezerken nefeslenecek bir yer arayanlara. maraş caddesinde (maraş, trabzon'un kardeş şehridir ve maraş'ta da bir trabzon caddesi var) ziraat bankasını geçince sokağın hemen içinde Trabzonspor Klübü müzesinin hemen yanında cafe bordo-mavi. bugünlerde pek popüler. orada nefeslenmeden önce, belki de sonra, bankanın diğer tarafndaki sokağın hemen başındaki muharrem ustadan da döner yemelisiniz. yok, illa karadeniz pidesi tadacağım diyorsanız, yakınlarda ankara'da da kocaman bahçeli bir yer açan çardak pideye yürümelisiniz, beş dakika sürmez, orası da uzun sokağın hemen başında.

daha fotograflarım var, artık diğerlerini de başka zamanlarda sizlerle paylaşmayı planlıyorum.

bu arada, bütün blog arkadaşlarımı çooook özledim. gidip bir bakayım, herkes ne alemde :)

10 yorum:

hepomutsuzçocuk dedi ki...

:)Hoşgeldin.Ve Afiyet olsun.Teşekkür ederim kuymaklı kayganalı kahvaltı için.Valla yazını okurken seninle beraber gezdim oraları birer birer.
Tanjant adını ilk duyduğumda ben de çok şaşırıp,kotanjant ne tarafa düşüyo diye sormuştum:)
Biz de seni özledik,sensiz buralar pek ıssız kalmıştı doğrusu.
Fotoğrafları sabırsızlıkla bekleyeceğim.
Tekrar haşgeldin.Sevgiler

legrottaglie dedi ki...

ben de özledim bendeee :)
hoşgeldin.

Abi dedi ki...

hoşgeldin.. güzel bi seyyahat olduğu belli.. ben hiç görmedim karadenizi yaw.. nezman kısmet olcek bağalım..

gülçin dedi ki...

sevgili hep,
aşkolsun seni kırar mıyım? selim'in poğacalarını da denetledim, hala babası salim kadar güzel yapabiliyor mu diye. o da geçer not aldı :))

sevgili legro,
hoşbulduk :))

sevgili abi,
umarım bir vakit yaratabilirsiniz karadeniz için. ayrı bir alemdir valla. mangal için yaylalara çıkmanız gerekir filan :)) hoş olur, hoş.

efendinizm dedi ki...

bende bir karadenizli olarak, bu yazıyı birazda kıskananrak ve ağzımın suları akarak okudum :)uzun yıllardır antalyadayım ve karadenizi çok özledim, gülçin içimdeki sıla özlemini körüklediğin için teşekkürler...

vladimir dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Sem dedi ki...

Gülçin kardeş çok özletmiştin kendini, hoşgelmişsen:)) Ellerin de boş gelmemiş bir sürü resim getirmişsen. Hem de güzellerinden. Sağolasın varolasın bu göz ve iştah açıcı yazın için:))

hepomutsuzçocuk dedi ki...

Ah sevgili Gülçin ya,fotoğraflara bakınca daha bir özledim valla oraları.Herşey bıraktığım gibi,o kahvaltı masasındaki siyah plastik kül tablası bile:)
Ben bu sayfadan çıkmam artık haberin ola,açar bakar dururum öylece bu fotoğraflara:)
Sevgiler.

elektra dedi ki...

ben karadenizde, batıdan en uzaklaştığımda ereğli'ye kadar gördüm gülçin. ama, mutlaka yapmak istediğim bir gezi karadeniz gezisi. ne güzel gezmişsin.
ancak şu tanjant caddesiydi değil mi? çok ilginç geldi kulağıma, kim koymuş allahaşkına bu ismi?:)) nereden akıllarına gelmiş?

neolitik hanım dedi ki...

gülçin,

pek güzel gezmissin, ben karadeniz'i görmedim henüz, ama çok istiyorum. belki bu yaz gidebilirim. o kahvaltıda gözüm kaldı valla.

elektra,

belki gülçin de yazar tanjant yolu'nun hikayesini ama bizim dr. google'a sordum (saolsun her soruma bir cevabı var :) şöyleymiş hikayesi:

1930'ların sonunda kentin ilk imar planı Fransız Lambert tarafından yapılırken hazırlanan raporda "mevcut batı istikametindeki aksa paralel, güneyden giden yeni arterler üretiniz" tavsiyesinde bulunulmuş. 1970'lerde uygulamaya konmuş bu öneri ve kenti güneyden kesen yeni bir yol yapmak üzere bir yarışma açılmış. yapılması planlanan yola, antik kente güney ucundan yani kral sarayının hemen arkasındaki son sur bedeninden teğet geçtiği için ‘tg’ Tanjant Yolu denmiş. Yarışmaya sunulan plan raporunda geçmiş bu ifade... sonra da günlük kullanıma yerleşmiş.

(arkitera.com sitesinden buldum bu kısa bilgiyi)

neolitik the bayan google :)