<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928</id><updated>2012-02-17T09:14:45.693+02:00</updated><category term='şarkı sözü'/><category term='cowparade'/><category term='kampanya'/><category term='eski blogdan kıyamadıklarım'/><category term='çizgiler'/><category term='futbol'/><category term='neler oluyor hayatta'/><category term='müzik'/><category term='yemek'/><category term='ayşe hanım'/><category term='mekanlar'/><category term='filmler'/><category term='mim'/><category term='sağlık'/><category term='kitaplar'/><category term='sanat'/><category term='kırmızı defter'/><category term='bireysel gelişim'/><category term='şiir'/><category term='ayın biri yazıları'/><category term='alıntı'/><category term='kişisel'/><category term='bahtsız bedevi'/><category term='seyyah gülçin'/><title type='text'>gaybubetinde cok kitap okudum</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>232</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-7507390151267022993</id><published>2010-06-16T14:50:00.010+03:00</published><updated>2010-06-16T16:09:17.698+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitaplar'/><title type='text'>Marina Lewycka</title><content type='html'>Hadi size biraz Marina Lewycka'dan bahsedeyim. Marina Lewycka, 1946 yılında Almanya’da bir göçmen kampında doğmuş ve ailesiyle bir yaşındayken İngiltere’ye taşınmış Ukrayna kökenli bir yazar. O zamandan beri İngiltere’de yaşıyor ama anayurdunun sorunlarını da yakından takip ediyor. Ukraynalıların yakın dönemde Turuncu Devrim sonrası yaşadıklarını, İngiltere gibi gelişmiş bir ülke bağlantılı anlatan iki kitabı var Türkçede.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biri Ukrayna Traktörlerinin Kısa Tarihi. Aslında orjinal adından çevirirsek Ukrayna Motorlarının Kısa Tarihi oluyor ismi, ki bu kitabın ruhuna daha uygun. Çünkü Ukrayna Traktörleri teriminin kitap hakkında olumsuz bir etki yaptığı kanısındayım, şimdi eğlenceli bir kitap okumaya niyetlensem böyle ismi olan bir kitaba elimi bile değdirmem. Ukrayna traktörleri mi? Mersi, almayayım. Halbuki Ukrayna motorları dediğinizde, dudağınızın muzipçe kıpırdadığını ben bile buradan görebiliyorum (Yayıncı! Duy sesimizi!) .. Evet, ismiyle bunca uğraştığımız kitap, yaşlı babalarının kendinden oldukça genç bir Ukraynalı kız ile evlenecek olmasını hazmedemeyen iki kız kardeşin hikayesi. Babaları, bunca yaştan ve eşinin ölümünün ardından yaşadığı yalnızlıktan (ve tabii bunda kızların da ilgisizliğinin payı var) sonra gencecik ve dünya güzeli bir kızın ona ilgi göstermesinin tadını sonuna kadar çıkarmaya kararlı. Kızlar ise bu dilberin babalarını kullandığı kanısında. Durmadan bunu anlatmaya çalıştıkları ve dertlerini düzgün anlatamadıkları babaları ise durumdan hiç şikayetçi değil! Çok şenlikli, pek eğlenceli bir kitap bu. Zaten yayınlandığında edebiyat çevrelerinde çok konuşulmuş ve mizah dalında bir çok ödül kazanmış bir kitap.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarın Türkçe’deki ikinci kitabı da yeni çıktı sayılır: İki Karavan. Burada da Ukraynalılar var, ama sadece onlar değil, İngiltere’ye bir umut yeni hayatlar kurmaya gelen Doğu Avrupalılar ve Afrikalılar da. Kitap boyunca göçmen işçilerin İngiltere’de çilek toplayıcılığından başlayarak hangi simsarların elinde neler yaşadığının hikayeleri, kitap sonuna kadar pıtır pıtır tomurcuklanan bir aşk hikayesi ve dünyanın en sevimli köpeğinin yaramazlıkları eşliğinde anlatılıyor. Bazen gülerek, bazen de sinirlenerek okuyorsunuz bu insanların yaşadıklarını; arada politik ve sert saptamalar da var. Ben bu kitabı okurken fonda sürekli Bregoviç müzikleri duyduğumu sandım bir Balkan hikayesi olmamasına rağmen, hikayenin hem eğlenceli hem hüzünlü olmasından kaynaklanıyor sanırım. Bu kitaptan da güzel bir film uyarlaması yapılabilir. Tatil bavulunuza hiç değilse birini alın bence.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meraklısına Not: Ukrayna Traktörlerinin Kısa Tarihi ile ilgili bir tanıtım yazısı için &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=ktp&amp;amp;haberno=5438"&gt;buraya&lt;/a&gt;, İki Karavan için yazılmış bir yazıya da &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=HaberYazdir&amp;amp;ArticleID=975975"&gt;buradan&lt;/a&gt; ulaşabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilgi: Bu yazı &lt;a href="http://www.neokudum.com/"&gt;neokudum.com&lt;/a&gt; sitesinde de yayınlanmıştır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-7507390151267022993?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/7507390151267022993/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=7507390151267022993' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/7507390151267022993'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/7507390151267022993'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2010/06/marina-lewycka.html' title='Marina Lewycka'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-774607136024514861</id><published>2010-06-15T12:55:00.006+03:00</published><updated>2010-06-18T14:49:21.241+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitaplar'/><title type='text'>nefis bir kitap paketi</title><content type='html'>Yeni çıkan kitaplar açısından yaz başlangıcını seviyorum. Bir de kitap fuarı arifelerini. Düzenli olarak kitap alan biri olarak gene de o dönemlerde alımlarımı biraz ertelerim, ertelerim ki sevdiğim bir yazarın sürpriz bir kitabı çıkıp da nasıl alacağımı kara kara düşünmeyeyim. Zaten yıllardır kitaplarımı hep internetten alıyorum, artık sahaf siteleri bile var, aradığınız her kitaba hemencecik ulaşabiliyorsunuz. Ama gene de geniş ve aydınlık bir kitapçıyı gezmenin tadını hiçbirşeye değişmem. İnternette çıktığından haberdar olduğum, çeşitli gazete veya haber sitelerinde eleştirilerini okuduğum kitaplara dokunmak bambaşka bir duygudur. Neyse efendim, yaz başındayız ve ben geçen hafta kendime öyle güzel bir paket yaptırdım ki, geldiğinde yanağımı dayayıp uyumak istedim. Hangisinden başlayacağıma karar veremedim ve sonunda en incesinden başladım :) &lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5482942452606883730" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 160px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/TBdTHFuK15I/AAAAAAAABHw/tpEIs2C6sVk/s400/kk2147.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;En incesi Georges Perec'in "Bahçedeki Gidonları Kromajlı Pırpır da Neyin Nesi?" isimli uzun öyküsünü bir oturuşta bitirdim. Savaş karşıtı çok eğlenceli bir hikayecik bu. Perec'in ince zeka ve kelime oyunlarından kendi kendinize gülerek okuduğunuz kitap birdenbire bitiveriyor. Ben de geçtim ikinci kitaba. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5482942229734309906" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/TBdS6HdNQBI/AAAAAAAABHo/-dacPoBqQdA/s320/getimageV3.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İkinci kitap Ahmet Ümit'in İstanbul Hatırası. Bazen Uğur Yücel, bazen de Uğur Polat olarak gözümde canlandırdığım Komiser Nevzat'ın son macerası. Neredeyse 600 sayfa, ama anlatım o kadar akıcı ki nasıl ilerlediğinizi anlamıyorsunuz. Olay örgüsünde bazı boşluklar olsa da benim çok beğendiğim bir kitap oldu bu. İstanbul'umuzun kuruluşundan bugüne kadar, önemli imparator ve hükümdarları, onların yaptırdığı ve şimdi ayakta olan veya olmayan anlamlı yapılarıyla bir çeşit gezi rehberi gibiydi. Evet, Ayasofya'yı ve civarını yeniden gezme isteği uyandırdı bende bu kitap-ki fotografları da hemen aşağıda, tesadüf işte-. Zaten Ahmet Ümit'in kitabın sonuna koyduğu kaynakça tam bir İstanbul kitapları arşivi. 10 yıl araştırma yapmış yazar bunun için, doğrusu onu kıskandım. Yaz okumalarınıza mutlaka katmalısınız bu kitabı, İstanbul'u seven hiç kimse pişman olmayacak, hatta bilmediği çok şeyi de farketmeden bilgi dağarcığına katmış olacaktır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5482941932503227954" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 181px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/TBdSo0Ly3jI/AAAAAAAABHg/0gsaT34oMz8/s320/%C3%B6l%C3%BC+ruhlar+orman%C4%B1.bmp" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Benim paketin üçüncü kitabı da Jean Christophe Grange'in son kitabıydı: Ölü Ruhlar Ormanı. Bu sefer Fransız bir kadın sorgu yargıcı, yamyam bir kat,ilin Paris'te işlediği cinayetlerin izini Güney Amerika'da Nikaragua ve Arjantin'de sürüyor. Paris'te işlenen cinayet detayları, türe alışık olanları bile bazen irkiltebilir, benden söylemesi. Güney Amerika'da geçen bölümler ise benim daha çok hoşuma gitti. Nikaragua ve Arjantin'in yakın geçmişleri ve bizim olaylarla bağlantıları başarıolıydı. Hem kadının giydiği markaların ikide bir sayılması (ucu sivri Jimmy Choo ayakkabılar, Calvin Klein kotlar vs vs. reklam mı almış nedir), hem de sonu biraz tırt geldi ama ne yapalım. Grange bu, adamımız. Arjantin'in balta girmemiş nemli ve yapış yapış ormanlarını öyle bir anlatmış ki, orada olmadığınıza dua edersiniz. Zaten bir süre oarada kalmış yazar, "bin kilometre civarda kimsenin olmadığını bilmek çok ürkütücü" diyor. Bence de! Siyah Kan ayarında değil, ama Grange sevenlerin seveceği bir kitap bu neticede :)&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Meraklısına Not: Perec'in Türkçe'de son yayınlanan kitabı için lütfen&lt;a href="http://www.metiskitap.com/Scripts/Catalog/Book.asp?ID=2147"&gt; burayı &lt;/a&gt;ve &lt;a href="http://kitap.milliyet.com.tr/parizyen-bir-hair-/kitap/haberdetay/18.06.2010/1252224/default.htm"&gt;burayı&lt;/a&gt; tıklayın. Ahmet Ümit'le yapılmış İstanbul Hatırası üzerine yazılanlar için de; Selim İleri'nin yazısı için &lt;a href="http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=994293&amp;amp;title=ahmet-umitin-istanbulu"&gt;burayı&lt;/a&gt; (Selim İleri bu kitabın Ahmet Ümit'in en güzel kitabı olduğunu söylüyor), Erol Üyepazarcı'nın yazısı için &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetay&amp;amp;ArticleID=1000318&amp;amp;Date=11.06.2010&amp;amp;CategoryID=40"&gt;burayı&lt;/a&gt; ve Sabah gazetesinde Tuluhan Tekelioğlu'nun yazdığı yazı için de &lt;a href="http://www.sabah.com.tr/Ekler/Cumartesi/Guncel/2010/06/05/son_sayfalari_yazarken_agladim"&gt;burayı&lt;/a&gt; tıklayabilirsiniz. Bu arada kitap bazı internet sitelerinde hala yazarından imzalı olarak satılıyor, demedi demeyin.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-774607136024514861?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/774607136024514861/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=774607136024514861' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/774607136024514861'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/774607136024514861'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2010/06/nefis-bir-kitap-paketi.html' title='nefis bir kitap paketi'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/TBdTHFuK15I/AAAAAAAABHw/tpEIs2C6sVk/s72-c/kk2147.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-1371717843316114390</id><published>2010-05-17T22:16:00.009+03:00</published><updated>2010-05-17T22:33:55.685+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seyyah gülçin'/><title type='text'>ayasofya fotoları-nihayet</title><content type='html'>Sonunda Ayasofya fotograflarımı eklemeyi başardım. İzindeyi. İzin harika başladı, sağolasın Trabzonspor :) Neyse konuyu dağıtmayalım, işte size benden Ayasofya kareleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/S_GX9_5gfbI/AAAAAAAABHQ/AV5IVsITlIM/s1600/ayasofya+015.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/S_GX9_5gfbI/AAAAAAAABHQ/AV5IVsITlIM/s320/ayasofya+015.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5472322113612316082" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/S_GXlov9VsI/AAAAAAAABHI/oXU-cAiwoxg/s1600/ayasofya+020.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 240px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/S_GXlov9VsI/AAAAAAAABHI/oXU-cAiwoxg/s320/ayasofya+020.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5472321695081387714" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/S_GXaOP9VSI/AAAAAAAABHA/m3mXlhtncNk/s1600/ayasofya+029.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 240px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/S_GXaOP9VSI/AAAAAAAABHA/m3mXlhtncNk/s320/ayasofya+029.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5472321498989286690" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/S_GXHMJ3d6I/AAAAAAAABG4/2hmEAXs37ac/s1600/ayasofya+003.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 240px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/S_GXHMJ3d6I/AAAAAAAABG4/2hmEAXs37ac/s320/ayasofya+003.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5472321172009351074" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/S_GWkZUtBfI/AAAAAAAABGw/O_UhxyR0588/s1600/ayasofya+002.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 240px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/S_GWkZUtBfI/AAAAAAAABGw/O_UhxyR0588/s320/ayasofya+002.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5472320574249043442" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/S_GWNgyJYuI/AAAAAAAABGo/P6P8Ekqiaus/s1600/ayasofya+001.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 240px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/S_GWNgyJYuI/AAAAAAAABGo/P6P8Ekqiaus/s320/ayasofya+001.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5472320181114594018" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/S_GYM9cGdEI/AAAAAAAABHY/hku2ubdWk9E/s1600/ayasofya+011.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 240px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/S_GYM9cGdEI/AAAAAAAABHY/hku2ubdWk9E/s320/ayasofya+011.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5472322370650141762" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bu da Ayasofya'nın kedisi, iyi mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapıldığından beri bir çok efsane ve hikayeye konu olan Ayasofya ve gizemleri ile ayrıntılı bilgi için lütfen &lt;a href="http://www.frmtr.com/garip-olaylar/2735801-ayasofyadaki-gizemler.html"&gt;buraya&lt;/a&gt; ve &lt;a href="http://www.istanbulburda.com/ayasofya-efsanesi-11702"&gt;buraya&lt;/a&gt;, "yok yahu daha resmi bir kaynak yok mu" diyenler için &lt;a href="http://www.iletisim.com.tr/kitap/kostantiniye-ve-ayasofya-efsaneleri-315.aspx"&gt;buraya &lt;/a&gt;lütfen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce Ankara'ya gidiyorum, dönünce buradayız efendim. Selamlar sevgiler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-1371717843316114390?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/1371717843316114390/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=1371717843316114390' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/1371717843316114390'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/1371717843316114390'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2010/05/ayasofya-fotolar-nihayet.html' title='ayasofya fotoları-nihayet'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/S_GX9_5gfbI/AAAAAAAABHQ/AV5IVsITlIM/s72-c/ayasofya+015.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-862243506723440112</id><published>2010-05-12T13:10:00.005+03:00</published><updated>2010-05-12T13:31:08.736+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kişisel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitaplar'/><title type='text'>Caique</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/S-qDLLTOevI/AAAAAAAABGg/12QDYDrdX-g/s1600/flyin+fish.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5470328925430119154" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 168px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/S-qDLLTOevI/AAAAAAAABGg/12QDYDrdX-g/s320/flyin+fish.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/S-p_CrtkpBI/AAAAAAAABGY/cTO8vDS_DxI/s1600/May-poppies_sergei+aparin.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/S-p-15adv3I/AAAAAAAABGQ/-MZYHf0LNRk/s1600/nuri+abaÃ§+barÄ±ÅŸ-2.jpg"&gt;&lt;/a&gt;Evdeki bilgisayarım "artık beni değiştir" diyor. Escape tuşu kırılmış, yeni farkettim. Neyse fazla kullandığımız bir tuş değil kendileri, biraz daha idare edeceğiz bakalım. Evdeki emektar devreden çıkınca geriye bir tek işyerindeki makina kalıyor. Onu da öğlen araları dışında pek kullanamıyorum, bu yüzden gene yazılar aksıyor maalesef. Birkaç gün önce fotografları yükleyeyim dedim, kameranın fişi buradakine uymadı. Bu teknik uyumsuzluklar beni öldürüyor. Tek derdimin domateslerimin ne zaman kızaracağı ya da akşam neyi nasıl pişireceğim olan bir hayatım olsun istiyorum. Haftaya izine çıkacağım, yani bu ruh hali belki bu yüzden de olabilir; geçer :)&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Pazartesi günü bir kitap bitirdim, kitap beni bitirdi demek daha doğru. Dün akşam gene açıp ortasından bir yerden okumaya başladım, sanki yeni bir şeyle karşılaşıyormuşum gibi heyecanlandım. &lt;a href="http://www.idefix.com/kitap/iceriye-bakan-kim-mehmet-gunsur/tanim.asp?sid=EG0DS6GIOB6B698UQXUD"&gt;Mehmet Günsür, İçeriye Bakan Kim? &lt;/a&gt;. 2003 Sait Faik Öykü Ödülü sahibi. Sonraki yıl, daha 50 yaşında bile değilken bu hayattan göçmüş bir yazar. &lt;a href="http://gulunesiasklar.blogspot.com/2010/05/yoktur-umut-ve-calsmak-gerekir.html"&gt;Ludmilla &lt;/a&gt;yazmıştı eçen gün, onun blogunda görüp meraklanmıştım, öyle tanıştım kitapla. Nasıl atlamışım bilmiyorum. İçinde yalnızlık demeden yalnızlığı, hüzün demeden hüznü anlatan; denizi, tekneleri, balıkları, kadınları, içkileri çok seven bir adam. Ne desem buruk. &lt;a href="http://epigraf.fisek.com.tr/index.php?num=756"&gt;İşte şurada kitaptaki bir öyküsü var,&lt;/a&gt; buyurun okuyun, siz de bakın. Öykünün adı "Caique", yani kayık. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-862243506723440112?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/862243506723440112/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=862243506723440112' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/862243506723440112'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/862243506723440112'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2010/05/caique.html' title='Caique'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/S-qDLLTOevI/AAAAAAAABGg/12QDYDrdX-g/s72-c/flyin+fish.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-6897543014260087051</id><published>2010-05-06T13:12:00.003+03:00</published><updated>2010-05-06T13:15:25.335+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alıntı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitaplar'/><title type='text'>bambara nire?</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/S-KWLK8-WQI/AAAAAAAABGI/8oHQstLH3k4/s1600/bambara+mask.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5468098016244029698" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 160px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/S-KWLK8-WQI/AAAAAAAABGI/8oHQstLH3k4/s320/bambara+mask.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; İnsanın kuyruğu da yoktur, yelesi de. Neresinden tutarsın onu? Ağzından çıkan sözden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.vub.ac.be/BIBLIO/nieuwenhuysen/african-art/african-art-collection-masks.htm"&gt;Bambara&lt;/a&gt; Atasözü&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.metiskitap.com/Scripts/Catalog/Book.asp?ID=2140"&gt;227 Sayfa/Murathan Mungan&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-6897543014260087051?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/6897543014260087051/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=6897543014260087051' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/6897543014260087051'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/6897543014260087051'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2010/05/bambara-nire.html' title='bambara nire?'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/S-KWLK8-WQI/AAAAAAAABGI/8oHQstLH3k4/s72-c/bambara+mask.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-2438920794674666180</id><published>2010-05-05T12:52:00.007+03:00</published><updated>2010-05-05T13:27:11.513+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seyyah gülçin'/><title type='text'>Topkapı'dan Ruslar gitmiş, Japonlar gelmiş!</title><content type='html'>Tam Botero’nun dün Pera Müzesi’nde açılan sergisini düşünürken, &lt;a href="http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=137214"&gt;Japon Sanatının 5 Bin Yılı &lt;/a&gt;isimli bir serginin de açıldığını okudum nette. 28 Mayıs'a kadar &lt;a href="http://www.topkapisarayi.gov.tr/japonsergi.html"&gt;Topkapı Sarayı Has Odalarda olacakmış sergi&lt;/a&gt;. Yıllardır İstanbul’da yaşamama rağmen, şehrin hiç mi hiç hak etmediği halde ihmal ettiğim köşelerinden Topkapı Sarayı’na Nisan ayında 2 kez gittim. Has Odalarda Kremlin Hazineleri sergisi vardı, demek o bitince Japonlar gelmiş. Bu arada Kremlin Hazineleri sergisini gezmeye gidince öğrendiğim kadarıyla, Mayıs ayında da Kremlin Sarayı’nda bir Topkapı Sarayı Sergisi açılacakmış; Moskova’ya yolu düşeceklerin haberi olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.topkapisarayi.gov.tr/"&gt;Topkapı Sarayı &lt;/a&gt;gerçekten keyifli bir mekan olmuş. Sarayın bahçesinde “Müzenin Kahvesi” açılmış bir kere. Saray bahçesindeki asırlık ağaçlara bakarken Türk kahvenizi yudumlayabilir, dünyanın dört bir yanından gelmiş turistlerle yanyana ayaklarınızı uzatıp güneşin tadını çıkarabilirsiniz. Gerçi kahve plastik bardakta ama olsun, orada olup da yüzyıllar öncesini düşlemek herşeye değer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sarayın bahçesine girerken 1, içinde de 2 tane Müze Dükkanı var. Bilkent’le DÖSİM birleşip Biltur isimli bir şirket kurmuşlar, dükkanların işletmesi onlarda. Bir çoğu sadece Müze dükkanı için üretilen, el yapımı son derece modern ve baştan çıkarıcı objeler, İstanbul ve Osmanlılar hakkında yayınlanmış Türkçe ve İngilizce bir sürü kitap, çiniler, takılar, çantalar, yastıklar, ikonalar, sabunlar, mumlar, eşarplar.. Tek eksikleri bence internetten satışının olmayışı. Orjinal bir hediye arayanların aklında olsun. Hele yurtdışında birilerine verilecekse benzersiz bir hediye alternatifi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demek ki Mayıs'ta gene Topkapı'ya uzanmak gerekiyor. Ne güzel. Size hemen şipşak bir gezi planı; Kadıköy'den gidilecekse mutlaka vapurla geçiş, tramvayla Sultanahmet'e çıkış, önce Ayasofya'ya giriş ve 20 yıl sonra sökülen iskelelerden sonra ortaya çıkan melekleri ziyaret, ardından Topkapı Sarayı'na yürürken gördüğünüz Padişah Türbeleri Müzesi'ne giriş, küçücük ve gözden kaçması muhtemel bu mekandan sonra Topkapı Sarayına yürüyüş, Aya İrini'yi geçtikten sonra yürüdüğünüz o güzel yolun sağ tarafında ilk Müze dükkanı var, dönüşte değil de girerken uğramanız daha iyi, ardından Saraya giriş, soluklanmak için Müze Kahvesi. Yanınızda bir kitap varsa, bahçede daha uzun zaman geçirebilirsiniz. Ama bana kalırsa Kutsal Emanetler ve Topkapı Sarayı Hazine Daireleri her zaman bir gezilmeyi hak ediyor. Ah, uğramışken benim için Kaşıkçı Elması'na da bir selam çakın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5467726418259493170" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 226px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/S-FENUlgQTI/AAAAAAAABGA/yU65qQ2WbpU/s320/ka%C5%9F%C4%B1k%C3%A7%C4%B1.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Meraklısına Not: 1699 yılında İstanbul'da Eğrikapı çöplüğünde dolaşan bir baldırı çıplak taşı bulur ve bir kaşıkçıya satar. Kaşıkçı götürür, bu taşı bir kuyumcuya 10 akçeye satar. Kuyumcu taşı arkadaşlarından birine gösterir; kıymetli bir elmas olduğu anlaşılınca sus payı ister. Aralarında kavga çıkar. Mesele Kuyumcubaşıya akseder. Kuyumcubaşı kavgacıların eline birer kese akçe vererek taşı alır. Fakat bu sefer de olayı sadrazam Köprülüzade Fazıl Ahmet Paşa duyar, taşı kendisi için satın almaya hazırlanırken, mesele Padişaha akseder. 4. Mehmet(Avcı Mehmet) bir Hattı Hümayun ile elması Sarayı Hümayun'a getirtir ve elmastraşına verilir. Eğrikapı çöplüğünde bulunan taş işlenince meydana 86 karatlık nadide bir elmas çıkar. Kuyumcubaşıya Kapıcıbaşılık rütbesiyle bir kese bahşiş ihsan olunur. Kaşıkçı Elması'nın çevresini iki sıra 49 adet pırlanta kuşatmaktadır. Bu haliyle elmas, yıldızların ortasında pırıl pırıl parlayıp gökyüzünü aydınlatan bir dolunayı andırmaktadır. Çoook güzeldir ve bakılmaya doyulmamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meraklısına 2. Not: TC vatandaşları için, yanınızda nüfus kağıdınız varsa iki dakikada çıkarılan ve 20 TL'ye malolan &lt;a href="http://www.muzekart.com/"&gt;Müze Kart&lt;/a&gt;, size bir yıl boyunca tüm Türkiye'de Kültür Bakanlığı'na bağlı müzelere sınırsız ve ücretsiz giriş hakkı veriyor --bazı özel bölümler hariç. Topkapı'da Harem DAiresi ilave 15 TL karşılığı gezilebiliyor örneğin-- . Misal Ayasofya'nın giriş ücreti 20 TL, Topkapı 10 TL, İstanbul Arkeoloji 10 TL. Müze Kart aldığınız takdirde, giriş için sıra da beklemek zorunda kalmıyorsunuz. Cüzdanımda gururla taşıyorum!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meraklıya 3. Not: Kendi çektiğim fotografları ancak haftasonunda yükleyebileceğim, şimdilik idare edin :) Tüm bahçe lalelerle doluydu, şimdi nasıldır bilmem.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-2438920794674666180?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/2438920794674666180/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=2438920794674666180' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/2438920794674666180'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/2438920794674666180'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2010/05/topkap-sarayna-ruslar-gitmis-japonlar.html' title='Topkapı&apos;dan Ruslar gitmiş, Japonlar gelmiş!'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/S-FENUlgQTI/AAAAAAAABGA/yU65qQ2WbpU/s72-c/ka%C5%9F%C4%B1k%C3%A7%C4%B1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-5502850147240358428</id><published>2010-05-04T12:55:00.003+03:00</published><updated>2010-05-04T13:31:42.920+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kişisel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sanat'/><title type='text'>telafi</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/S9_wazMAoCI/AAAAAAAABF4/Zyn8xW9JMzc/s1600/ATKAFASIWALLPAPER.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5467352815858917410" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 214px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/S9_wazMAoCI/AAAAAAAABF4/Zyn8xW9JMzc/s320/ATKAFASIWALLPAPER.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Amaaaaan ne haftasonuydu! uzun zamandır bu kadar üstüste bu kadar uykusuz kalıp bunca eğlenmemiştim.  önce bir sürpriz doğumgünü partisi, ki içinde sevgili eşimin çağırdığı tulum sanatçısı da var, horon bilmeyen insanların da kalkıp horon yapmaya çalışmaları da var, bol bol kahkaha ve neşe var. ardından haftasonu için İzmir'e gitmek var, İzmir'de canım arkadaşım Liz var, hafif rüzgarlı bir hava var ama güneşli, çok yemekler ve gülmekler var. pazar gecesi geri dönüşte de rötarlar var, uykusuzluk var, Sunexpress'e okumaklar var. dün, üstelik de ayın ilk günü, nasıl yorgundum. bir ara ekrana bakarken başım küt diye önüme düşüp horlayarak uyumaya başlayacağımı sandım. ama düşürmedim başımı! eve gider gitmez uyuyakaldım, o ayrı. hala mutluyum, önemli olan bu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;ben şimdi çok uzun ara verdim ya, ne kadar olmasa bir tutukluk oluşuyor insanda, hem bir mahcubiyet. bunca zaman o kadar çok şey oldu ki, yazmaya kalksam yazamam, kaldı ki siz okuyasınız. o yüzden yeri geldikçe ufak başlıklarla gideyim diyorum. hayatımdaki en büyük değişiklik evlenmiş olmam! Temmuz ayında size daha önce anlatmış olduğum lisedeki ilk aşkımla evlendik. bu evlilik ile beraber benim 12 yaşında çok yakışıklı bir de oğlum oldu. bir taşla iki kuş! çok şanslı hissediyorum kendimi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Evlilikten sonraki ikinci en büyük değişiklik işyerimde oldu. aynı yerde çalışıyorum ama genel müdürlükten şubeye atandım. şubeciliği her zaman daha çok severim, üstelik evime çok yakın. hatta yürüyerek gidip geliyorum. İstanbul şartlarında inanılmaz bir lüksüm oldu yani anlayacağınız.  yolda harcamadığım vakti kışın uyuyarak değerlendirdim. yaz gelince farklı değerlendirmek isityorum çünkü hayatımdan yol, vapurlar ve otobüsler çıkınca ben eski hızımda kitap okuyamaz oldum. bu durumdan rahatsızım açıkçası. zaten bir saat olan öğle tatilini de yemek mekanı açısından pek şanslı olmayan bir bölgede olduğumuz için işyerine yemek söyleyerek geçirdiğimizden, çantama hevesle attığım kitaplar benimle gezmekten başka bişey yapamıyorlar. geri kalıyor akşam eve gidince ve yatmadan önce'ler. akşam eve gidince tamam, bunu yapıyorum. ama yatmadan önce'ler bölümünde problem var. neyse, bulacağız bir çaresini. yaz geliyor, günler daha uzun ve aydınlık; sırf bu bile neşelenmeye yeter.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;ben gene sonbahar-kış döneminde yaratıcılık seminerlerine katıldım, eski arkadaşlar hatırlar, İstanbul Oyuncak Müzesi'nde sevgili Akgün Akova önderliğinde. bu dönem biraz daha ileri giderek, projeler alarak sunumlar yaparak çok eğlenceli ve ufuk açıcı zamanlar geçirdik. Nisan sonu yaz tatiline girdik ama şimdi de maille yazı çalışmaları yapıyoruz. bomba bir projemiz var ama onu sonra anlatırım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;evet, kitap okuyamıyorum dedim ama diğer sanat faaliyetlerine devam ettim. Gerçi artık sezon sona erdi sayılır, mevsimidir. Süreyya'da en son Bahar Konseri'ni izledim. İstanbul Devlet Opera Orkestrasının Star Wars melodisiyle başladığı bu konser gerçekten çok eğlenceliydi. Tiyatroya gelince, Nisan sonunda Oyun Atölyesi'nde "&lt;a href="http://www.oyunatolyesi.com/oyun_details.asp?p=view&amp;amp;id=32"&gt;7 Şekspır&lt;/a&gt;" müzikalini izledim. Tiyatroyu seven herkesin bu oyunu izlemesini çok isterim. Haluk Bilginer ve soykarılara bayılacaksınız! zaten şu Haluk beyin ne enerjisi var kardeşim, gözlerinde ateşler yanıyor! onu sahnede izlemek büyük bir şans ve zevk. bu sezonun bence en iyi oyunlarından biriydi, fırsatınız olursa kaçırmayın diyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bugün Pera Müzesinde Botero sergisi açılıyor! sanırım Temmuz'a kadar. 2007'de yine Türkiye'ye gelmişti Botero, yeni sergi haberini görünce anımsadım, sonra girip buraya baktım ki işte &lt;a href="http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2007/11/botero-da-istanbulda.html"&gt;burada&lt;/a&gt;. gitmek, görmek gerek.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şimdilik bu kadar. okuduklarımı da sonra anlatırım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-5502850147240358428?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/5502850147240358428/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=5502850147240358428' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/5502850147240358428'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/5502850147240358428'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2010/05/telafi.html' title='telafi'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/S9_wazMAoCI/AAAAAAAABF4/Zyn8xW9JMzc/s72-c/ATKAFASIWALLPAPER.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-1195303929453140217</id><published>2010-04-30T13:04:00.002+03:00</published><updated>2010-04-30T13:15:12.576+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kişisel'/><title type='text'>30 Nisan</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/S9qrfOy09sI/AAAAAAAABFw/vrsgoTdhl54/s1600/Slide19.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5465869650803095234" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/S9qrfOy09sI/AAAAAAAABFw/vrsgoTdhl54/s320/Slide19.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu bahar beni benden aldı vallahi. Ne zaman yazayım bişeyler desem, eteğimden çekiştiriyor. Olmadı çarpıyor bi tane, yataktan kalkamıyorum, kolumu kaldıracak halim yok, çıldıracağım. Tamam, şimdi olur diyorum, şakır şakır yağmur yağıyor ben bakakalıyorum camda. Yağmur bitip güneş açıyor, bu sefer gözlerim kamaşıp ağzım kulaklarıma varıyor. Ki o ne? Acayip soğuklar, küt! En başa, giyin bakalım üstüste. Şimdiye kadar 2010'un en flaş ürünü Umca Damla arkadaşlar. Güney Amerika'da yetişen bir bitkiden çıkarılan bu özü, suyun içine damlatıyor içiyorsunuz. Bağışıklık sisteminizi güçlendiriyor, yorgunluğunuzu alıyor, burnunuz akacak gibiyse hemmencecik kesiveriyor. Hep çantamda Umca, aklınızda olsun. Neyse efendim, anlattığım minvalde devam eden günler bugün nihayete erdi. Havada hafif rüzgar var, ama aydınlık. Yeter artık, atın toprağı üstünüzden başınızı çıkarın dışarı. Bahar geldi bahar. Şimdi üfül üfül üfüldemenin, püfür püfür püfürdemenin zamanıdır. Hem bugün benim doğumgünüm. Burada kim varsa, hepinize sevgiler. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-1195303929453140217?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/1195303929453140217/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=1195303929453140217' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/1195303929453140217'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/1195303929453140217'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2010/04/30-nisan.html' title='30 Nisan'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/S9qrfOy09sI/AAAAAAAABFw/vrsgoTdhl54/s72-c/Slide19.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-4664786138100143712</id><published>2010-04-08T17:28:00.003+03:00</published><updated>2010-04-08T17:34:11.230+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kişisel'/><title type='text'>FD7</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/S73o4NgXe4I/AAAAAAAABFo/2uyQETtjX5M/s1600/fd.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5457774375838645122" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 193px; CURSOR: hand; HEIGHT: 176px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/S73o4NgXe4I/AAAAAAAABFo/2uyQETtjX5M/s320/fd.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;.. olanları birbirine bağlıyorum&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;mütemadiyen ağlıyorum.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;ilahi Feridun Düzağaç.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Albümün adı: meyil adresim sensin.&lt;br /&gt;(eskilerden, incelerden bir şarkı: zeytin gözlüm sana meylim nedendir?)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;herkesler beni takip listesinden çıkarmış, gayri duramadım köşemde.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-4664786138100143712?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/4664786138100143712/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=4664786138100143712' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/4664786138100143712'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/4664786138100143712'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2010/04/fd7.html' title='FD7'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/S73o4NgXe4I/AAAAAAAABFo/2uyQETtjX5M/s72-c/fd.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-5809468662937371776</id><published>2009-05-15T16:33:00.001+03:00</published><updated>2009-05-15T16:39:19.201+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitaplar'/><title type='text'>Gizli aşk bu</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/Sg1vVqkcS5I/AAAAAAAABFc/3OmnMPyDJ4k/s1600-h/gizli+aÅk+bu"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5336043551498980242" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 222px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/Sg1vVqkcS5I/AAAAAAAABFc/3OmnMPyDJ4k/s320/gizli+a%C5%9Fk+bu" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Çarşamba sabahı elimde günün ilk çayı, internette bir yandan gezerek gazeteleri okuyordum. Milliyet’te yazarlar sütununa bakarken &lt;a href="http://www.milliyet.com.tr/Yazar.aspx?aType=YazarDetay&amp;amp;ArticleID=1094108&amp;amp;AuthorID=60&amp;amp;Date=13.05.2009&amp;amp;b=Gizli%20Ask%20Bu&amp;amp;a=Ece%20Temelkuran"&gt;Ece Temelkuran’ın “Gizli Aşk Bu” &lt;/a&gt;isimli bir yazı yazdığını gördüm, ki severim kendisini, tıklayıverdim nedir bu diye (geçen yıl Uğur Mumcu’nun oğluyla evlenmişti, gizli aşkı da nedir yani). Yazının ilk kelimleri ile beraber, ben de mırıldanmaya başladım şu şarkıyı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gizli aşk bu, söyleyemem derdimi hiç kimseye&lt;br /&gt;Zevke veda, neşeye de, veda artık herşeye&lt;br /&gt;Arzular bir bir hayal oldu, baharımın gülleri soldu&lt;br /&gt;Gönlüm hicran, hasret, gamla doldu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;uzun zamandır ne düşündüğüm ne de dinlediğim bu şarkıyı mırıldanmak öyle hoşuma gitti ki. Sonra aynı gazetede &lt;a href="http://www.milliyet.com.tr/Yazar.aspx?aType=YazarDetay&amp;amp;ArticleID=1093529&amp;amp;AuthorID=122&amp;amp;b=Siyah%20beyaz%20filmler%20gibi&amp;amp;a=Asu%20Maro"&gt;Asu Maro’nun yazısını &lt;/a&gt;görmeyeyim mi? ilk paragrafa bakar mısınız : “Hani bir kuş sürüsü geçer baktığın gökyüzünden bir akşamüstü. Bakarsın hepsi aynı yöne gider. Bir tanesi arada şaşkın şaşkın başka bir yöne seyirtir. O kuş âşıktır işte!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öğle tatilinde gidip aldım &lt;a href="http://www.ideefixe.com/Kitap/tanim.asp?sid=OE7D8O4NAA0BKD89NPTN"&gt;kitabı. &lt;/a&gt;Oturdum yemek yerken okumaya başladım. Sonra iş çıkışı otobüste, eve gelip üstümü değiştikten sonra iliştiğim kanepede giderek yayılarak okumaya devam ettim. Bitmesine az kalınca “aaaa ne bu canım” diye attım elimden. Aslında bitsin istemediğim için. Hani şu eski filmlerde hasta olduğunu sevgilisine söylemeyip de, dimdik durmaya çalışarak “nayır nalan ben seni aslında hiç sevmedim ki” diyen, sevgilisinin arkasından da yere yığılarak ağlayan jönler gibiydim. Heyhat! Bu çabalarımın bir faydası olmadı. Dün öğlen arasında bitirdim. Hazırlıklıydım ama gene de bir damla gözyaşım şinitzelime damladı. Yemek sonrası çayımı içerken yeniden karıştırdım kitabı, bir daha mı başlasam diye. Çok güzeldi çok. Eski filmleri seviyorsanız, tam bu havalarda,  lütfen atlamayın. Bugün de iki kitap gazetesinde yazarı Özen Yula ile yapılmış  söyleşi vardı: “okumak istediğim kitabı yazdım” diyor. Ne mutlu ona, ben de tam okumak istediğim kitabı okudum. Ah bir de elimde olaydı da Mediha Demirkıran’dan “Gizli Aşk Bu” şarkısını da ekleyebilseydim.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-5809468662937371776?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/5809468662937371776/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=5809468662937371776' title='36 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/5809468662937371776'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/5809468662937371776'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2009/05/gizli-ask-bu.html' title='Gizli aşk bu'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/Sg1vVqkcS5I/AAAAAAAABFc/3OmnMPyDJ4k/s72-c/gizli+a%C5%9Fk+bu' height='72' width='72'/><thr:total>36</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-8930983619417119735</id><published>2009-05-06T13:22:00.007+03:00</published><updated>2009-05-06T15:08:32.118+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitaplar'/><title type='text'>kitap humması</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SgFk2526LSI/AAAAAAAABFU/C11V2abApgQ/s1600-h/emily-dickinson.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332654328190217506" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 246px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SgFk2526LSI/AAAAAAAABFU/C11V2abApgQ/s320/emily-dickinson.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu fotograftaki kadın, Emily Dickinson. Amerikalı kadın şair. hayatı Massachusetts'de Amherst kasabasında geçti. 1830-1886 yılları arasında yaşadı, hiç evlenmedi, 56 yaşında öldü. 1862'de, henüz 32 yaşındayken ne olduysa karar verdi, eve kapandı. hayatının son 24 yılında evden dışarı çıkmadı. yaşarken yedi şiiri yayınlanmıştı, ölümünden sonra odasında 1800'e yakın şiir bulundu ve hemen hepsi yayınlandı. döneminin en orjinal şairlerinden biri sayılır. dileyen &lt;a href="http://www.edebiyatdefteri.com/index.asp?istek=tum_yazilar&amp;amp;k=detay&amp;amp;yazi_id=12208"&gt;burayı &lt;/a&gt;tıklayarak şiirlerinden örneklere ulaşabilir, amma benim asıl bahsetmek istediğim şiiri şu, Nazmi Ağıl tarafından Türkçeleştirilmiş:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bir kitap kadar elverişli değildir hiç bir gemi&lt;br /&gt;Uzak ülkelere götürmek için bizi.&lt;br /&gt;Ve hiç bir atın şaha kalkmış&lt;br /&gt;Bir sayfa şiire ulaşamaz hızı.&lt;br /&gt;En yoksullar bile katılabilir bu tura&lt;br /&gt;Kaçak yolculuk etmelere son,&lt;br /&gt;Ne kadar hesaplı şu&lt;br /&gt;Insan ruhunu taşıyan fayton!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;kitaplar üzerine yazılmış en güzel şiirlerden biri bence. Mart ve Nisan aylarında dört kız arkadaş kitap hummasına tutulduk. herşey bir sabah içimizden birinin "aaaa sabitfikir'de kitap şenliği başlamış, 2-3-4-5 liraya kitaplar var" diye mail atmasıyla başladı. zincirleme reaksiyon şeklinde devam eden bu etkinlik, günler boyu 4 kişi beraber/ 2 kişi beraber/ 1 kişi gizli/ 3 kişi beraber verilen siparişler şeklinde devam etti. herkesin gözü öbürünün listesinde kaldı. fiyat ucuz ya, "amaaan merakıma değer mi, alayım gitsin" ya da "ay ne güzelmiş benim kütüphanemde de olsun" diyerek, çoğunlukla sanırım birbirimizi motive ederek çığ gibi büyüdük. bir sürü liste havada uçuştu, her sipariş sonrası ödeme tabloları hazırlandı, herkesin herkese borcu oldu filan filan.  hakikaten güzel kitaplar aldık, şimdi tam gaz okumaya devam ediyoruz.  herhalde bu yıl acil-yeni çıkan-dayanamayacağım yazarlar dışında kitap almayacağım. ve kesinlikle yeni bir kütüphane çözümüne ihtiyacım var :) &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;kitapsız kalmayın ve kitap armağan edin sevdiklerinize dostlar! şimdi lütfen yukarıdaki şiiri yeniden okuyun.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Meraklısına Not: Emily Dickinson'la ilgili Türkçe wiki sayfası &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Emily_Dickinson"&gt;burada&lt;/a&gt;, biyografisi ve şiirlerinden örnekler (ingilizce) &lt;a href="http://www.online-literature.com/dickinson/"&gt;burada&lt;/a&gt;, Müze evi'nin sayfası &lt;a href="http://www.emilydickinsonmuseum.org/"&gt;burada&lt;/a&gt;. 16 Mayıs Cumartesi günü Müze civarında yıllık şiir yürüyşü yapılacakmış, ne güzel. Burgazada'da da Sait Faik'in öyle bir anma töreni olur, bu haftasonu olabilir hatta, haberi olan var mı?&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-8930983619417119735?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/8930983619417119735/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=8930983619417119735' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/8930983619417119735'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/8930983619417119735'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2009/05/kitap-hummas.html' title='kitap humması'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SgFk2526LSI/AAAAAAAABFU/C11V2abApgQ/s72-c/emily-dickinson.gif' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-7315177259649512231</id><published>2009-05-04T21:22:00.005+03:00</published><updated>2009-05-04T22:07:58.877+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kişisel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sanat'/><title type='text'>223</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/Sf8ywRdLsHI/AAAAAAAABE8/munyrwD2vXE/s1600-h/14.jpeg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332036288730869874" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 214px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/Sf8ywRdLsHI/AAAAAAAABE8/munyrwD2vXE/s320/14.jpeg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;işte bazen kendimi bu resimdeki hatun gibi hissediyorum. yani ortadaki. (böyle deyince de temel fıkrası gibi oldu, hani iki yanında ineklerle resim çektirmiş de, memlekete yollarken arkasına "ortadaki benum" yazmış ya). gerçekten, özellikle iş hayatı insana bu hissi nasıl sık veriyor anlatamam. tüm gün boyunca aybaşında hazırlanan bir raporu hazırlamak için, bugün izne başlayan ve giderken tüm verileri (ve herşeyleri aslında) darmadağınık bırakan bir arkadaşın arkasından söylene söylene uğraştım. bazı excel tablolarının formülasyonları bile bana karşıydı yahu, elle girdim filan, sonuç: gözlerim kaydı, aklım boşaldı, rapor hala bitmedi. güya güzel bir yazı yazacaktım dönüş şerefine. bu sıkıntılı günün üstüne işte ancak bir yanında astronot, bir yanında zuzaylı biriyle böyle oturup kalırsın. yarın devam. raporda hala kayıp olan 25 bin doları arıyorum, bulan haber versin :)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;doğumgünümde "döndüm" dedikten sonra, sürpriz bayramla haftasonunun tadına baktım. cumartesi akşamüstü Süreyya'da Güldestan adlı dans ve müzik gösterisini izledim. pazar günü de Şehir Tiyatroları'nda Maskeliler adlı oyunu (bu yılın çeşitli tiyatro ödüllerinde ismi yılın prodüksiyonu, en iyi erkek oyuncu ve dekor dallarında geçmişti) izledim. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332046855708933586" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 204px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/Sf88XWhE_dI/AAAAAAAABFM/KgBVG17TAYo/s320/100.jpg" border="0" /&gt;Güldestan, modern dansın en güzel yorumlandığı gösterilerden biri. koreografisi ve yönetmenliğini Beyhan Murphy, müziklerini Mercan Dede yapmış ve çok etkileyiciydi. geçtiğimiz yıllarda AKM sahnesinde sergilenmiş bu oyunu şimdi Süreyya'nın sahnesinde izlediğimizde gösterinin görkeminden birşeyler kaybetmiş olduğunu buruklukla farkediyorsunuz, ancak modern dans da çok güzel uçuşan dansçılar da. 2003 yılından beri, yılda sadece bir-iki kez oynuyorlar; rastlarsanız kaçırmayın. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332044614322126082" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 214px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/Sf86U4s0fQI/AAAAAAAABFE/NWfIIGeCQjk/s320/maskeliler_1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Maskeliler'e gelince, tek perdelik bir oyun bu. İsrailli genç bir yazar olan Ilan Hatsor'un oyunu. bir kasap dükkanı dekorunda, Filistinli 3 erkek kardeşin öyküsü. ağabey İsrail tarafında bulaşıkçılık yapmaktadır, ortanca kardeş Komitecilere katılıp dağa çıkmıştır, en küçük kardeş de köylerinde kasabın yanında çalışmaktadır. ortanca kardeş (Levent Üzümcü), küçük kardeşe (Serdar Orçin) ağabeylerinin (Mehmet Gürhan) İsrail ajanı olmakla suçlandığını söyler ve oyun bu şekilde başlar. yaklaşık bir buçuk saat boyunca kardeşlerin arasındaki konuşmalar ve hesaplaşmalar giderek artan bir tempoda devam eder ve sürpriz bir sonla oyun sona erer. Duygu Sağıroğlu'nun kasap dükkanı dekoru çok ince detaylarla hazırlanmıştı, içeride kafeslerde iki canlı tavuk bile vardı! oyun boyunca kafes içinde ordan oraya atladılar ama neyse ki ötmeye kalkmadılar. Maskeliler, etkileyici ve düşündürücü bir oyun. umarım gelecek sezon gene oynar ve savaş ile insanlık halleri üzerine düşündürmek üzere daha çok kişiyle buluşur.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Öyle böyle derken, tiyatro sezonu kapandı, Mayıs sonunda Süreyya'daki gösteriler bitiyor, 6 Mayıs Hıdrellez, hava hala soğuk kardeşim. yarın İstanbul 14 derece olacakmış. tedbirli olmakta fayda var, üşümeyelim üşütmeyelim aziz dostlar. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Meraklısına Not: Maskeliler oyunu ile ilgili &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetay&amp;amp;ArticleID=932427&amp;amp;CategoryID=113"&gt;burada&lt;/a&gt; ve &lt;a href="http://www.aksam.com.tr/2009/04/27/haber/yasam/796/sehir_tiyatrolari_nda_bir_efsane_.html"&gt;burada&lt;/a&gt; haberler var. Güldestan'la ilgili haberler için ise &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=129264"&gt;burayı&lt;/a&gt; ve &lt;a href="http://www.idobale.com/eser/38"&gt;burayı &lt;/a&gt;tıklayabilirsiniz.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-7315177259649512231?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/7315177259649512231/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=7315177259649512231' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/7315177259649512231'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/7315177259649512231'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2009/05/223.html' title='223'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/Sf8ywRdLsHI/AAAAAAAABE8/munyrwD2vXE/s72-c/14.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-5342550248038011880</id><published>2009-04-30T16:51:00.003+03:00</published><updated>2009-04-30T17:05:00.063+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kişisel'/><title type='text'>döndüm</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/Sfmv9PCKjlI/AAAAAAAABE0/eC06srNCYog/s1600-h/2105-15g.jpeg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5330485100512185938" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 271px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/Sfmv9PCKjlI/AAAAAAAABE0/eC06srNCYog/s320/2105-15g.jpeg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;uzun zamandır ihmal edilen bir arkadaşınızı yeniden aramadan önce hissettiğiniz o tedirginliği duyuyorum şu an. ne tuhaf şey şu günlük yahu. sanki yakamdan paçamdan çekiyor her gün, Canım Ailem dizisindeki Mertcan gibi koca yanaklarını şişirip alt dudağını aşağıya sarkıtıp "hani bana ilgi, hani bana gülücük" diyor. madem öyle, bundan güzel gün olamaz yeniden başlamak için. bugün benim doğumgünüm. henüz sarhoş ve barda değilim (işyerinde ve dardayım hahaha). iyi ki varım, siz de iyi ki varsınız. herkese baki selam sevgiler. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Not: Şu bahar gelsin ayol.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-5342550248038011880?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/5342550248038011880/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=5342550248038011880' title='14 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/5342550248038011880'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/5342550248038011880'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2009/04/dondum.html' title='döndüm'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/Sfmv9PCKjlI/AAAAAAAABE0/eC06srNCYog/s72-c/2105-15g.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>14</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-7867915979109525187</id><published>2009-03-12T13:02:00.004+02:00</published><updated>2009-03-12T15:07:04.335+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sanat'/><title type='text'>Modigliani</title><content type='html'>önce bu fotografı gördüm bir yerlerde....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SbkGiVvLWxI/AAAAAAAABEs/dTTfYtSbFjc/s1600-h/60.jpeg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5312284422480550674" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 287px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SbkGiVvLWxI/AAAAAAAABEs/dTTfYtSbFjc/s320/60.jpeg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;hafızamda ziller çaldı sonra, aşağıdaki resmi aradım buldum. &lt;a href="http://www.tutunamayanlar.net/detail.php?id=266"&gt;Modigliani&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SbkGc2CVteI/AAAAAAAABEk/cZkbEHbAO0g/s1600-h/modigliani.jpeg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5312284328071640546" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 274px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SbkGc2CVteI/AAAAAAAABEk/cZkbEHbAO0g/s320/modigliani.jpeg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Modigliani ile ilgili ansiklopedik bilgiler (ingilizce)  &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Amedeo_Modigliani"&gt;burada&lt;/a&gt;, eserlerinden örnekler &lt;a href="http://images.google.com.tr/images?hl=tr&amp;amp;q=modigliani&amp;amp;um=1&amp;amp;ie=UTF-8&amp;amp;ei=4Qa5SdTLOYHR-Aav8-y0BA&amp;amp;sa=X&amp;amp;oi=image_result_group&amp;amp;resnum=1&amp;amp;ct=title"&gt;burada&lt;/a&gt; ve web müzesi &lt;a href="http://www.expo-modigliani.net/1_4.cfm"&gt;burada&lt;/a&gt;, hayatını konu alan filmle ilgili bilgiler &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0367188/"&gt;burada&lt;/a&gt; (Andy Garcia oynamış Modigliani'yi)  ve Modigliani Neden Öldü başlıklı yazı da &lt;a href="http://www.sosyoblog.com/modigliani-neden-oldu.html"&gt;burada&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-7867915979109525187?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/7867915979109525187/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=7867915979109525187' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/7867915979109525187'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/7867915979109525187'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2009/03/modigliani.html' title='Modigliani'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SbkGiVvLWxI/AAAAAAAABEs/dTTfYtSbFjc/s72-c/60.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-1808389911845770630</id><published>2009-03-10T08:34:00.006+02:00</published><updated>2009-03-10T17:15:42.625+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sanat'/><title type='text'>Unutulmaz 3 Bas Konseri</title><content type='html'>Istanbul’da bugün kasvetli, tuhaf bir hava var. Sabahtan beri karanlık, ara ara yağışlı, öğle vakti duş gibi yağan yağmurun altında kaldım ve ıslandım. Üstümden başımdan sular aka aka gidip kendime Benetton’dan üstü kırmızı kirazlarla kaplı bir şemsiye aldım yağmurdan istifade. Cuma günü vitrinde görmüş ve çok beğenmiştim, yağmur da bahanesi oldu. Yağmur dışında bir de her yer parti bayraklarıyla dolu; turuncu, beyaz, mavi, beyaz, kırmızı.. Dün akşam takside haberleri dinliyordu şöför, hani şu çiftçi vardı ya Mersin’de Başbakanımıza “Ne olacak bu çiftçini hali” demişti de, “ananı da al git” demişti Başbakan; şimdi gene Başbakan Mersin’e gidiyor diye adamın kapısında 3 gün koruma beklemiş de, gösteri günü gözaltına almışlar adamı, sağlama almışlar işi. Bilsem ben gider doldururdum adamın yerini, o derece sinir oldum yani. Sonra adamla konuştular, adam “tüm ürünlerim bahçede, toplayamadım, satamadım, benim başıma gelenler pişmiş tavuğun başına gelmemiştir” diyordu. Adalet mi dediniz? Beni bile politize ettiniz kardeşim ya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5311574227901613458" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 211px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SbaAnkwyBZI/AAAAAAAABEc/6cmxqj8O0x4/s320/3basbuyuk.jpeg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;Aslında ben size bir konser anlatacaktım, dün gittik sevgili Sem’le. Süreyya Operası’nda, 3 Bas Konseri. İzmir Opera’dan Tevfik Rodos, Ankara Opera’dan Tuncay Kurtoğlu ve İstanbul Opera’dan Zafer Erdaş, Cemile Cabbarova’nın piyanosu eşliğinde aryalar ve şarkılar söylediler. Bazen solo, bazen hep birlikte seslendirdikleri aryalar sırasında teatral yeteneklerini gösteren 3 Bas’ın konserini locadan izleyenler arasında Hıncal Uluç da vardı. Zafer Erdaş’ın “&lt;a href="https://www.ideefixe.com/muzik/tanim.asp?sid=L7B58NVR4B0B56JGC52Q"&gt;Buram Buram Anadolu&lt;/a&gt;” albümünü ilk onun &lt;a href="http://www.sabah.com.tr/2006/08/05/yaz02-10-101.html"&gt;şu yazısında &lt;/a&gt;görmüş de merak edip almıştım, alış o alış, hala dinlemekten en zevk aldığım albümlerden biridir. Konser çıkışı Hıncal’ın yanına gidip geçmiş olsun diledim ve “Zafer Erdaş’ın ismini ilk sizin yazınızda okumuştum, şimdi sizinle onu birlikte dinledik, ne güzel” dedim, meşhur kahkahasından attı bana. Doğrusu şimdiye kadar izlediğim konserler arasında en iyilerinden biriydi bu konser, daha önce İzmir’de gerçekleştirmişler, demek ki sırada Ankara var (Ankara’lılar, takip edin kaçırmayın diyorum). Zafer Erdaş’ı türkü albümünden sonra çeşitli opera ve gösterilerde izleme şansını bulmuştum, ancak kıvırcık saçlı bir Jean Reno olanTevfik Rodos ile sınıfın muzip (ve kapı gibi) çocuğuna benzeyen Tuncay Kurtoğlu’nu ilk kez dinledim. Cemile Cabbarova da 1978 doğumlu akça pakça bir Azeri hanım, kırmızı tuvaleti ve siyah saçlarına iliştiriverdiği kırmızı kurdelesi ile pek hoştu; Yardımcı Doçent ünvanına sahip olan sanatçı şimdilerde İzmir Opera’da repetitör olarak çalışıyormuş. Ünlü operalardan aryalardan sonra Türkçe bölüme geçtiklerinde önce Köroğlu’nu, ardından Adnan Saygun’un Bozlağını dinledik, derken Çökertme, üstüne Zafer Erdaş da Karahisar Kalesi’ne başlamaz mı? Karahisar Kalesi beni ağlattı, döndüm Sem’e baktım, o da ağlıyor, “ben bu türküye hiç dayanamam” dedi, güldüm ben de “sanki ben dayanabiliyorum” dedim. Keşke programda daha çok Türkçe şarkı olsaydı, insan doyamıyor. Konser sonu 2 bis yapıldı; ben "baştan alalım" diye laf attım sahneye, ön sıradan bir hanım da "evet evet" diye destek çıktı bana; bisin birinde “Ah bir zengin Olsam”ı söylediler ki krizin etkilerini herkesin hissettiği bu ortama ne kadar uygun olduğu aldığı alkıştan belliydi :) İkinci biste ise &lt;a href="http://fizy.org/yo8F@LRi6BTV"&gt;Saraydan Kız Kaçırma’nın meşhur üçlü bölümünü &lt;/a&gt;yeniden söyleyerek neşeli ses oyunlarını yaptılar. Tadı damağımızda kalan bir konserdi uzun lafın kısası, iyi ki sanat var! Çok yaşayın sanatçılar!&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Kendime ilave mesaj: ve Karahisar Kalesi’nde söylendiği gibi, "Kesme ümidini kadir Mevla’dan." Çok ihtiyacım varmış bunu duymaya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meraklısına Not: Süreyya Operası’nda iki çeşit etkinlik var, Devlet Opera ve Balesi’nin etkinliklerine &lt;a href="https://secure.dobgm.gov.tr/dobgm.asp"&gt;buradan&lt;/a&gt;, Kadıköy Belediyesi’nin etkinliklerine ise &lt;a href="http://www.sureyyaoperasi.org/"&gt;buradan&lt;/a&gt; ulaşabilirsiniz. Etkinlik biletleri tam bir ay önce satışa çıkıyor ve izlemek istediğiniz etkinlik için çıkış gününe en yakın zamanda harekete geçmenizi öneririm. İstanbul’lular, “Şen Dul” opereti başladı, neşeli ve hareketli birşeyler seyretmek isterseniz bence takibe almanızda fayda var. Ayrıca 3 Bas’ın İzmir’de verdikleri konserle ilgili Sabah Gazetesinde yayınlanan bir yazı için de &lt;a href="http://arsiv.sabah.com.tr/2008/04/30/uluc.html"&gt;buraya&lt;/a&gt;, kaçıran İzmir’liler dövünsün, kaçıran İstanbul'lularla beraber.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-1808389911845770630?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/1808389911845770630/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=1808389911845770630' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/1808389911845770630'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/1808389911845770630'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2009/03/unutulmaz-3-bas-konseri.html' title='Unutulmaz 3 Bas Konseri'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SbaAnkwyBZI/AAAAAAAABEc/6cmxqj8O0x4/s72-c/3basbuyuk.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-7523999897580147322</id><published>2009-03-02T13:27:00.005+02:00</published><updated>2009-03-03T13:24:37.900+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitaplar'/><title type='text'>tanios kayası</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/Sa0SBVSyOFI/AAAAAAAABEU/XoXltfgPlQ4/s1600-h/419.jpeg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5308919349844785234" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 317px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/Sa0SBVSyOFI/AAAAAAAABEU/XoXltfgPlQ4/s320/419.jpeg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"Benim doğduğum köyde kayaların birer adı vardır. Gemi Kayası, Ayı Kafası Kayası, Pusu Kayası, Duvar Kayası, hatta İkizler Kayası vardır. Bu sonuncusuna Gulyabani Memeleri de denir. Asker Taşı denileni çok önemlidir; vaktiyle birlikler asileri kovalarken bu kayanın ardında pusuya yatarlarmış; buradan daha fazla hürmet gören, efsanelerle bunca dolu bir başka yöre yoktur. Yine de çocukluk günlerimin manzaraları rüyama girdiğinde gözümün önüne bir başka kaya gelmektedir. Heybetli bir koltuk görünümünde, kalçaların konduğu yer sanki oturula oturula yıpranmış gibi çukurlaşmış, yüksek ve düz bir arkalığı olan ve her iki yana kolçak gibi sarkan bir kaya. Sanıyorum insan adı taşıyan tek kaya odur: Tanios Kayası!"&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İşte bu satırlar &lt;a href="http://seraptan.blogspot.com/2009/02/hediye-kitaplarina-kavusanlar.html"&gt;sevgili Serap'la EvvelZamanİçinde'nin kitap etkinliği &lt;/a&gt;çerçevesinde sevgili &lt;a href="http://izmirdesanat.blogspot.com/"&gt;Emrah&lt;/a&gt;'ın bana gönderdiği kitap olan Amin Maalouf'un Tanios Kayası'nın başlangıç paragrafından. Galiba en sona ben kaldım. Kitap işyerime Cuma günü ulaşmış ama ben bir eğitimde olduğum için ancak Pazartesi elime geçti. Paketin içinden ayrıca iki tane Sıcak Çikolata poşeti çıktı, hemen aldım birini yaptım içtim. Herhangi bir not olmadığı için Emrah bu kitabı ne zaman okudu, okurken neler düşündü, nesini sevdi bilemiyorum. Emrah'a, Serap'a ve EvvelZamanİçinde'ye tekrar teşekkür ediyorum. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kitapla ilgili bilgiye ve okuyucu yorumlarına &lt;a href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=17328&amp;amp;sa=39529693"&gt;buradan&lt;/a&gt; ulaşabilirsiniz. Ayrıca sevgili Serap'ın da bu kitapla ilgili yazdıkları &lt;a href="http://seraptan.blogspot.com/search/label/Amin%20Maalouf"&gt;burada&lt;/a&gt;.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Not: Mimler aklımda, sevgili Öykücü sana çok teşekkürler. Ben de yazacağım :)&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-7523999897580147322?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/7523999897580147322/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=7523999897580147322' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/7523999897580147322'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/7523999897580147322'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2009/03/tanios-kayas.html' title='tanios kayası'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/Sa0SBVSyOFI/AAAAAAAABEU/XoXltfgPlQ4/s72-c/419.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-8123173371806030977</id><published>2009-02-25T09:06:00.004+02:00</published><updated>2009-02-25T09:14:06.762+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sanat'/><title type='text'>mozayik tablo</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SaTucx9XY-I/AAAAAAAABEM/YRKxllPV_HI/s1600-h/Grid-horse255.jpeg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5306628439163757538" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 266px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SaTucx9XY-I/AAAAAAAABEM/YRKxllPV_HI/s320/Grid-horse255.jpeg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Ne güzel resim değil mi? Bence de öyle. Ama bu resimle ilgili keşfedilecek çok şey var daha, çünkü bu resim aslında sayısı iki yüzün üstünde, çoğunluğu Amerikalı ve Kanadalı olan ressamlar tarafından yapılmış ve ana resimden bağımsız tabloların birleşiminden oluşuyor. "Hadi canım, nasıl yani" diyenler, lütfen &lt;a href="http://www.muralmosaic.com/Cadeau.html"&gt;burayı&lt;/a&gt; tıklayın ve çıkan resimde istediğiniz kareyi tıklayarak o kareyi oluşturan resmi görün. Hatta "Other mural mosaics"i tıklayarak diğer bu tarz yapılmış resimlere ulaşabilir, "Meet the artists" bölümünden her ayrı tabloyu görebilirsiniz. Hadi iyi keşifler, bakalım siz hangi tabloyu beğeneceksiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-8123173371806030977?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/8123173371806030977/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=8123173371806030977' title='18 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/8123173371806030977'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/8123173371806030977'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2009/02/mozayik-tablo.html' title='mozayik tablo'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SaTucx9XY-I/AAAAAAAABEM/YRKxllPV_HI/s72-c/Grid-horse255.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>18</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-4659495552512098392</id><published>2009-02-24T13:05:00.002+02:00</published><updated>2009-02-24T13:45:08.709+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='müzik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='neler oluyor hayatta'/><title type='text'>uy Karadeniz II</title><content type='html'>&lt;div&gt;bugün Trabzon'un kurtuluşu, bugüne not düşmesem olmaz diye düşünüp öğle tatilimden erken geldim. geçen yıl bunları yazmıştım "Uy Karadeniz" başlığı ile: hatırlamak için &lt;a href="http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/02/uy-karadeniz.html"&gt;burayı&lt;/a&gt; tıklayabilirsiniz. bu yıl bunlara ek olarak eklenecek bi tek Kolbastımız (Hoptek de deniyor) var :) ilk seyrettiğimde dehşete düştüğüm, sonra alıştığım, çok eğlenceli ve enerjik bir dans. bu yıl Trabzonspor'un kendi sahasındaki maçlarda, devre arasında Karadeniz Teknik Üniversiteli gençlerin kolbastı ekiplerinin oynaması ve takım galip geldiğinde maçtan sonra futbolcuların sahanın ortasında toplanarak oynamaları ile popüler bir hale geldi. bir Trabzonsporlu olarak, son zamanlarda seyretmekten en zevk aldığım kolbastının bu olduğunu da ifade edeyim :) &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5306327834696254482" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 268px; CURSOR: hand; HEIGHT: 188px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SaPdDTDWhBI/AAAAAAAABEE/Rtd8OTBVvlw/s400/C4DB32F8B28ADB458954DD70x%5B1%5D.jpeg" border="0" /&gt; &lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Geçenlerde Trabzonsporluların maç sonrası bu danslarını içeren videonun Macaristan'da izlenme rekoru kırdığına dair bir haber okumuştum. şimdi baktım ama linkini bulamadım, bulursam onu da eklemeliyim buraya. size iki değişik kolbastı şov, şimdilik: teletubbies'lerin kolbastı dansı için &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=4IZyoE1sg7k"&gt;buraya, &lt;/a&gt;kolbastının genç temsilcisi Sinan Yılmaz'ın kolbastı klibi için de &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=P_QfJxhr8Kk"&gt;buraya&lt;/a&gt; tıklayabilirsiniz.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Alakasız bi soru: Trabzonspor deyince aklıma Sivasspor, Sivasspor deyince de Bülent Uygun geldi. Sizce de Bülent Uygun "Benim Annem Bir Melek" dizisinde dolmuş şöförü Artist (Artiz)karakterini canlandıran Ufuk Özkan'a benzemiyor mu? Artiz bir çıkıyor ekrana, saçlar jöleli ve dik, gözünde sarı camlı güneş gözlükleri, ben valla pek benzetiyorum.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-4659495552512098392?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/4659495552512098392/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=4659495552512098392' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/4659495552512098392'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/4659495552512098392'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2009/02/uy-karadeniz-ii.html' title='uy Karadeniz II'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SaPdDTDWhBI/AAAAAAAABEE/Rtd8OTBVvlw/s72-c/C4DB32F8B28ADB458954DD70x%5B1%5D.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-8084817788578569046</id><published>2009-02-23T08:46:00.004+02:00</published><updated>2009-02-23T09:48:46.883+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='filmler'/><title type='text'>kenar mahalle itinden milyoner olur mu?</title><content type='html'>Nurdan geldi Bodrum'dan, emekli olunca Bodrum'a yerleşen arkadaşım. cumartesi gecesi bende kaldı. önce Özgü Namal'ı Durusucan ismiyle görünce dayanamayıp Benim Annem Bir Melek'i sonuna kadar izledik ve kızın herşeye rağmen mülakatta başarılı olmasına çok gülerek bundan sonra olacakları düşündük, ardından Slumdog Millionaire ile Milk filmlerini peşpeşe seyrettik, oldu saat gecenin üçü. az daha sıkıp Reader'ı da izleyelim dedik, cık, olmadı. Slumdog Millionaire çok güzel bir film; küçük çocuklara, hikayeye, kurguya, filmin en sonundaki tren istasyonundaki dans sahnesine de (Hintliler olur da dans etmeden olur mu) bayıldık. Milk de çok ilginç bir filmdi, 1970'li yıllarda eşcinsel hakları için mücadele edip San Fransisco belediye meclis üyesi olan Harvey Milk'in hayatı. Sean Penn oynamıyor döktürüyordu her zamanki gibi; ellerini oynatışı, karşısındakini dinlerken başını hafif yana eğişi, yürüyüşü, bir yerden çıkışı, sevinmesi; çok etkileyiciydi. filmin sonunda yaptığı konuşmada şöyle diyordu: "hepimize umut lazımdır, ama sadece umutla yaşanmaz, ama umut olmayan bir hayat da yaşamaya değmez. "(bu Obama'nın söylemi değil miydi diye düşündük) Aslında &lt;a href="http://beyazperde.mynet.com/film/4477/Milyoner"&gt;Slumdog Million&lt;/a&gt;aire de bir umut öyküsü, kenar mahalleden (hem de Hindistan'da bir kenar mahalleden) çıkıp temiz kalmaya çalışmanın, bir aşka sahip çıkmanın öyküsü. Lütfen kaçırmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, bu sabah henüz isleyemediğim bir törenle Oscar ödülleri dağıtıldı. &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt1010048/"&gt;Slumdog Millionaire&lt;/a&gt;, geceye hakkıyla damgasını vurdu, çok heyecanlandım bu filmin adını tam 8 ödülde görünce! Yardımcı oyuncularda da Penelope ile Heath Ledger cuk oturmuş seçimler. Benjamin Button'un makyajcısı her gün yaptığı 5 saatlik harika makyaja rağmen ödül alamasaydı çok üzülürdüm doğrusu. İşte liste:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KAZANANLAR:&lt;br /&gt;EN İYİ FİLM Slumdog Millionaire&lt;br /&gt;EN İYİ YÖNETMEN Video: Danny Boyle (Slumdog Millionaire)&lt;br /&gt;EN İYİ KADIN OYUNCU Video: Kate Winslet (The Reader)&lt;br /&gt;EN İYİ ERKEK OYUNCU Sean Penn (Milk)&lt;br /&gt;EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU Video: Penélope Cruz (Vicky Cristina Barcelona)&lt;br /&gt;EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU Video: Heath Ledger (The Dark Knight)&lt;br /&gt;EN İYİ ÖZGÜN SENARYO Video: Dustin Lance Black (Milk)&lt;br /&gt;EN İYİ UYARLAMA SENARYO Video: Simon Beaufoy (Slumdog Millionare)&lt;br /&gt;EN İYİ ANİMASYON FİLM Video: Andrew Stanton (Wall-E)&lt;br /&gt;EN İYİ KISA ANİMASYON FİLM Video: Kunio Kato (La Masion En Petit Cubes)&lt;br /&gt;EN İYİ SANAT YÖNETMENİ Video: Donald Graham Burt (The Curious Case of Benjamin Button)&lt;br /&gt;EN İYİ KOSTÜM Video: Michael O’Connor (The Duchess)&lt;br /&gt;EN İYİ MAKYAJ Video: Greg Cannom (The Curious Case of Benjamin Button)&lt;br /&gt;EN İYİ GÖRÜNTÜ YÖNETMENİ Video: Anthony Dod Mantle (Slumdog Millionaire)&lt;br /&gt;EN İYİ KISA FİLM Video: Jochen Alexander Freydank (Spielzeugland)&lt;br /&gt;EN İYİ BELGESEL VE KISA BELGESEL Video: James Marsh and Simon Chinn (Man On Wire) ve Megan Mylan (Smile Pinki)&lt;br /&gt;EN İYİ GÖRSEL EFEKT Video: Eric Barba, Steve Preeg, Burt Dalton and Craig Barron (The Curious Case of Benjamin Button)&lt;br /&gt;EN İYİ SES MONTAJI VE MİKSAJI Video: Richard King (The Dark Knight) ve Ian Tapp, Richard Pryke and Resul Pookutty (Slumdog Millionare)&lt;br /&gt;EN İYİ KURGU Video: Chris Dickens (Slumdog Millionare)&lt;br /&gt;EN İYİ FİLM MÜZİĞİ Video: A.R. Rahman (Slumdog Millionare)&lt;br /&gt;EN İYİ ŞARKI Video: “O Saya” A.R. Rahman and Maya Arulpragasam (Slumdog Millionare) ÖZEL ÖDÜL Video: Jerry Lewis&lt;br /&gt;EN İYİ YABANCI FİLM Yojiro Takita (Departures-Japonya)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-8084817788578569046?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/8084817788578569046/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=8084817788578569046' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/8084817788578569046'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/8084817788578569046'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2009/02/kenar-mahalle-itinden-milyoner-olur-mu.html' title='kenar mahalle itinden milyoner olur mu?'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-3214211540208362580</id><published>2009-02-13T13:19:00.005+02:00</published><updated>2009-02-13T15:59:22.957+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yemek'/><title type='text'>ayva helvası</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SZV8cj1GHDI/AAAAAAAABD4/YdOr5meE4Q0/s1600-h/ayva+helvasÄ±"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5302280966394747954" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SZV8cj1GHDI/AAAAAAAABD4/YdOr5meE4Q0/s400/ayva+helvas%C4%B1" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu haftasonu yoğun geçeceğe benziyor. Hele Pazar günkü Beşiktaş-Trabzonspor maçında kalabalık olabiliriz. Bu yüzden misafirlere sevgiyle sunulabilecek kolay tarifleri aklımdan geçirirken, 2 hafta önce denediğim bir tatlı tarifini sizinle paylaşabileceğim aklıma geldi: Ayva Helvası. Bakmayın adının helva olduğuna, aslında bildiğimiz ayva tatlısının püre kıvamında olanı vehem daha kolay hem risksiz hazırlananı. Orjinal tarif sevgili Zuhal Yalçın’a ait ve &lt;a href="http://zuhalyalcin.blogspot.com/2008/12/hafif-bir-bayram-tatlisi-alternatifi.html"&gt;buradan&lt;/a&gt; ulaşabilirsiniz. Bence siz de bu haftasonu deneyin hazır ayva henüz tezgahlardayken. Belki kalp şeklinde tabaklara koyar, sevdiğinizle de paylaşırsınız. Ah, yanına kaymak almayı da unutmayın. Hmmm, nefis nefis.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotograf da aynı siteden alınmıştır, bu lezzet için Zuhal Yalçın'a teşekkürler.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-3214211540208362580?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/3214211540208362580/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=3214211540208362580' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/3214211540208362580'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/3214211540208362580'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2009/02/ayva-helvas.html' title='ayva helvası'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SZV8cj1GHDI/AAAAAAAABD4/YdOr5meE4Q0/s72-c/ayva+helvas%C4%B1' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-2077405568019436608</id><published>2009-02-12T12:34:00.004+02:00</published><updated>2009-02-12T16:37:34.198+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kişisel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitaplar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bahtsız bedevi'/><title type='text'>sonunda bugun</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SZQGL2FwB6I/AAAAAAAABDw/dlCu5LMlv-c/s1600-h/V_VSeclusion.jpeg"&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SZQFlIA8QtI/AAAAAAAABDo/66E9zhbsleM/s1600-h/3-to-read"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5301868796686648018" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 328px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SZQFlIA8QtI/AAAAAAAABDo/66E9zhbsleM/s400/3-to-read" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bu sabah Kadıköy’de 07.45 vapuruna koşmaya çalışırken, günlerdir yağan yağmur tam sabah sabah hızını almışken, evden çıkarken nedense bunu farketmemiş ve beresiz/şemsiyesizken, tam vapur iskelesine doğru koşar adım giderken, tam iskelenin karşısında ortada duran  büfenin tentesine kaç zamandır biriken yağmur suyu kendisini taşıracak son damlayı almasın mı? Yani, son damla ile tamamlanan tenteye birikmiş yağmur suyu delicesine bir hız  ve kaderinin kendine bahşettiği bu ilk ve son fırsatı değerlendirebilmek için elinden gelen en isabetli atışı yaparak tepemden aşağıya bir boşaldı ki; duş almış gibi bir hale geldim bir saniye içinde. Üstelik durup küfredecek vaktim bile yoktu; yüzümden, gözlüğümden, açık renkli güzelim kabanımdan, çantamdan, elimden ayağımdan damlayan sularla koşmaya devam edip vapura yetiştim. Doğruca çay ocağına gidip bir çayla  poğaca söylediğim garson çocuk bana tuhaf tuhaf baktı, ben o sırada gözlüğümdeki damlacıkları silmek için boynumdaki fuları çözmeye çalışıyordum. “Savaştan çıktım” diye açıkladım çocuğa, “evet, öyle görünüyor” dedi. Neyse, oturdum silindim çay içtim vapur kalktı sular bozbulanıktı bir baktım Istanbul yağmurda da güzeldi sinirim geçti açtım kitabımı okumaya başladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi ben ne zamandır yazmıyorum ya, yazacak iki mim olduğu için kendime önce onları cevaplama gibi bir ödev verdiğim için daha da yazamıyorum baktım ki. Hem siz de beni iyice tembelleşmiş sanıyorsunuzdur Allah bilir. Değil  değil, hem gaybubetimde çok kitap okudum, hem eğlendim, hem bi sürü şey seyrettim, hem yeni yemekler yaptım herkesler parmaklarını yedi valla. Malzeme bol anlayacağınız, ama sevgili Neolitik hanımın söylediği gibi, internetten zaman da indirilebilse herşey daha harika olacak :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En öncelikle bugün beni çok sevindiren bir etkinlikten paylaşmak istiyorum. Sevgili &lt;a href="http://seraptan.blogspot.com/"&gt;Serap&lt;/a&gt; ile &lt;a href="http://evvelzamanicinde.blogspot.com/"&gt;Evvel Zaman İçinde&lt;/a&gt;, bir kitap etkinliği yaparak, istekli blog yazarlarının birbirine hediye kitap göndermelerini sağlayacak bir etkinlik düzenlediler. Ben de katıldım bu etkinliğe. Benim kitap göndereceğim blog sahibi &lt;a href="http://nevam.blogspot.com/"&gt;Neva’lı Günler &lt;/a&gt;oldu ki bu blogu hiç tanımıyordum. Oturdum önce blogu okudum nasıl bir okuma zevki var anlayabilmek için, pek ipucu bulamadım. O halde kendi en sevdiğim kitaplardan birini göndereyim dedim, son zamanlarda okuyup çok sevdiğim bir kitap olan Emrah Serbes’in Ankara’da geçen polisiyesi “&lt;a href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=110531&amp;amp;sa=39657463"&gt;Her Temas İz Bırakır&lt;/a&gt;” ile sevgili Ece’nin “&lt;a href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=437496&amp;amp;sa=39657522"&gt;Çocuk Sahibi Olmak İçin 40 Bahane&lt;/a&gt;” kitaplarını göndermeye, dünya tatlısı Neva için de bir kitap almaya karar verdim. Dün kargoya verdim kitapları ve heyecanla beklemeye başladım. Az önce &lt;a href="http://nevam.blogspot.com/2009/02/kitap-etkinligi.html"&gt;blogunda paketle ilgili görüşlerini &lt;/a&gt;okudum sevgili Neva’nın annesinin, ben bir duygulan bir duygulan, fotograflara bakarken gözlerim dol filan, allah allah. Ne güzel bir heyecan yahu. Sağolsun varolsun Serap ile Evvel Zaman İçinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meraklısına not: Yukarıdaki resim &lt;a href="http://www.inmagine.com/"&gt;www.inmagine.com&lt;/a&gt; adlı siteden, çok sevimli resimler var. &lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-2077405568019436608?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/2077405568019436608/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=2077405568019436608' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/2077405568019436608'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/2077405568019436608'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2009/02/sonunda-bugun.html' title='sonunda bugun'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SZQFlIA8QtI/AAAAAAAABDo/66E9zhbsleM/s72-c/3-to-read' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-7333318918517830271</id><published>2009-01-06T09:04:00.003+02:00</published><updated>2009-01-06T09:23:29.767+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kişisel'/><title type='text'>belki de güzel geçecek bu yıl</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SWMDadDbr4I/AAAAAAAABC8/rfmnZO-OmPk/s1600-h/2redumbrella"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5288074140473601922" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 264px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SWMDadDbr4I/AAAAAAAABC8/rfmnZO-OmPk/s400/2redumbrella" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu nasıl yeni yıl, anlamadım. Altı gün olmuş bile ve bana hala uzun, upuzun tek bir gün yaşamışım gibi geliyor. Yakınlarda bir yerde anlamsız bir savaş var, insanlar ölüyor, garip garabet konuşuluyor arkalarından, gökyüzü hep boz, yağmurlu,deniz dalgalı, yerler ıslak, yerinden oynamış her taşın altı su dolu ve Karaköy çamurlu. Bu sabah vapurda ayakta kitap okuyan bir adam gördüm -ki nadir bişeydir, gerçi sevmediğim gibi, yani kapağını alt taraf çevirmiş öyle okuyordu ama olsun-,üstelik Maeve Binchy’nin son kitabını okuyordu, yeni çıkan, &lt;a href="http://www.ideefixe.com/Kitap/tanim.asp?sid=D1DKGGQ2WY8FWHEWCYI5"&gt;Bu Yıl Farklı Olacak&lt;/a&gt;. Bu sabah Nazım’ı vatandaşlıktan çıkaran kanunun kaldırıldığını ve ölümünden 45 yıl sonra Nazım’ın yeniden Türk vatandaşlığına alındığını okudum. Bi de &lt;a href="http://www.ideefixe.com/Muzik/tanim.asp?sid=O71ERGN1GS7SLV2UY0R1"&gt;Nazan Öncel’in yeni albümü &lt;/a&gt;çıktı, haftasonundan beri onu dinliyorum. Belki de güzel geçecek bu yıl, ne dersiniz?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Meraklısına Not: Yarın Aşure Günü. Malzemelerinin alınması ve yapımı bana hep şölenleri hatırlatan bu güzel tatlı için, maalesef hazırlık yapamadım bu yıl. Ama gene de evin bereketi için hazır aşure paketinden alıp süt ve su ile kaynatacağım ve üstünü renk renk süsleyeceğim, niyet önemli, değil mi ama?&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-7333318918517830271?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/7333318918517830271/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=7333318918517830271' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/7333318918517830271'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/7333318918517830271'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2009/01/belki-de-gzel-geecek-bu-yl.html' title='belki de güzel geçecek bu yıl'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SWMDadDbr4I/AAAAAAAABC8/rfmnZO-OmPk/s72-c/2redumbrella' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-5950606168805320080</id><published>2008-12-31T17:14:00.004+02:00</published><updated>2008-12-31T17:38:19.214+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kişisel'/><title type='text'>yeni yılınız kutlu ve mutlu olsun</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SVuRdGTPvbI/AAAAAAAABC0/uM_F71OSaZc/s1600-h/50redballoons"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5285978516742978994" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 299px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SVuRdGTPvbI/AAAAAAAABC0/uM_F71OSaZc/s400/50redballoons" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;biraz kolaycılık olacak (hatta oldu bile), ancak Nil Gün tarafından yazılmış aşağıdaki metni sizinle paylaşmak istedim. bu yılbaşı kararlarınız buradakilere benzemesin :)) bu vesileyle yeni yılınız kutlu ve mutlu olsun efendim. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;sevgilerimle,&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"Yeni yıla gülerek girmek iyidir. İşte kararlarını uygulamaya geçiremeyen birinin geçmiş kararlarını değerlendirmesi ve bu kez kesinlikle uygulayabileceği yeni yıl kararları: &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;GEÇMİŞ KARARLARIMI DEĞERLENDİRİYORUM &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;1. Kararım &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;2002: Yılda en az 20 kitap okuyacağım. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;2003: Yılda en az 10 kitap okuyacağım. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;2004: Bu yıl 5 kitap okuyacağım. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;2005: “Aykırı Bir Doktorun İtirafları” kitabını bu sene bitireceğim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;2006: Bu yıl her gün bir gazete okuyacağım. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;2007: Bu yıl Pazar günleri gazeteyi baştan sona okuyacağım. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;2008: Bu yıl Pazar günleri gazetenin sağlık sayfalarını okuyacağım. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;2. Kararım &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;2002: 60 kiloya ineceğim. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;2003: 65 kiloya inene kadar yediklerime dikkat edeceğim. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;2004: 70 kiloya inene kadar katı rejim yapacağım. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;2005: Bu yıl kilomu koruyacağım. 75 kilomun üzerine bir gram bile almayacağım. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;2006: Haftada 5 gün egzersiz yapacağım. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;2007: Haftada 3 gün egzersiz yapacağım. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;2008: Haftada 1 gün egzersiz yapmaya çalışacağım. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;3. Kararım &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;2002: Paramı gereksiz yere harcamayacağım. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;2003: Kredi kartı borcumu sıfırlayacağım. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;2004: Kredi kartı borcumu sıfırlayacağım. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;2005: Kredi kartı borcumun yarısını ödeyeceğim. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;2006: Kredi kartı borcumu ödemek için aldığım borcu ödeyeceğim. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;2007: Aldığım borcu ödemek için aldığım borcu ödeyeceğim. Evimi ipotekten kurtaracağım. 2008: Başka bir ülkeye kaçma planları yapacağım. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;YENİ YIL KARARLARIM &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Aşağıdaki kuralları bu yıl kesinlikle uygulayacağıma söz veriyorum. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;1. Artık yeni yıl kararları almayacağım. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;2. Suçluluk duymamaya başlayacak, içimdeki sosyopat ile iletişime geçmeye önem vereceğim. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;3. Davranışlarımın sorumluluğunu tümüyle üstleneceğim, tabii başkalarının suçu olanlar hariç. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;4. Yaptıklarım bazı kültürlerde normal kabul edildiği için beni eleştirenlere hakaret etme özgürlüğümü kullanacağım. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;5. Şikâyet etmek, kendimi acındırmak, ağlayıp sızlamak varken sessizce acı çekmeyeceğime söz veriyorum. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;6. Bana yanlış yapan herkesi mahkemeye vererek tazminat talep edeceğim. Affetmek belki daha kolay ama hiç de kazançlı değil. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;7. İkilemlerimle birlik ve bütünlük içinde olacağım. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;8. Yasalar ve ahlak kuralları ne derse desin varlığımı tüm boyutlarıyla ifade edeceğim. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;9. Deneyim ve bilgeliğimi herkesle paylaşacağım. “Sana söylemiştim” demenin keyfini sıkça yaşayacağım. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;10. Bir insanı eleştirmeden önce onun ayakkabısı içinde bir kilometre yürüyeceğim. Eğer bana kızarsa zaten bir kilometre geride ve ayakkabısız olacaktır. " &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-5950606168805320080?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/5950606168805320080/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=5950606168805320080' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/5950606168805320080'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/5950606168805320080'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/12/yeni-ylnz-kutlu-ve-mutlu-olsun.html' title='yeni yılınız kutlu ve mutlu olsun'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SVuRdGTPvbI/AAAAAAAABC0/uM_F71OSaZc/s72-c/50redballoons' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-6047818689517025416</id><published>2008-12-28T20:36:00.003+02:00</published><updated>2008-12-28T21:22:05.890+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kişisel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='filmler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitaplar'/><title type='text'>son haberler</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SVfRzUnQ17I/AAAAAAAABCs/ekTdcTfytbc/s1600-h/kaydÄ±rak.dat"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5284923367379490738" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 252px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SVfRzUnQ17I/AAAAAAAABCs/ekTdcTfytbc/s400/kayd%C4%B1rak.dat" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;gene son kayıttan beri 20 gün olmuş. her gün içim pırpır, "bari bugün bişeyler yazabilsem" diye. işyerinde yazmak istemiyorum, evde de vakit olmuyor. vakit olmuyor derken, tembelleştim yani. ama kış geleli beri eve dönüş saatim 19.40-20.00 civarı. üstümü çıkarıp yiyecek bişeyler alıp kendimi kırmızı kanepeme attıktan sonra, çok da zorlamak istemiyorum kendimi doğrusu. bu 20 gün boyunca neler oldu? buyurun efendim benden haberler.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;-köprüde ve bağlantı yollarında metrobüs yolu çalışmaları deva ediyor, trafiğin giderek daha daha arapsaçına dönme sebebi bu. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;-arada havalar ılıman gitse de, artık Aralık ayını sonlandırmaya yaklaştığımız bugünlerde soğuk iyice bastırdı. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;-ligeler ilk devre tatiline girdi. trabzonspor averajla ikinci bitirdi devreyi. bugün gazetede eğer hakem hataları olmasa ne olurdu diye bir yazı vardı, eğer hakem hataları olmasa trabzonspor 5 puan önde kapatırmış devreyi. trabzonspor da önemli ama anadolu takımlarına karşı yapılan bu "hatalar" gerçekten cesaret kırıcı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;-"ıssız adam" filmine sonunda bugün gittim, bunca söylenenden ve yazılandan sonra hiç zevk almayacağımı düşünürken hoşuma gitti, en son sahnede hani ikisi de kuyruğu dik tutmaya açlışıp ayrıldıktan sonra tekrar sarıldıklarında içim tuhaf oldu, gözlerim yaşlandı. çağan ırmak bu işi biliyor. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;-kitap okumaya devam. saramago külliyatını devirme çalışmalarımız tam gaz gidiyor. "&lt;a href="http://www.ideefixe.com/Kitap/tanim.asp?sid=R3OS5B9UC88RTH4WXH3E"&gt;körlük&lt;/a&gt;", "&lt;a href="http://www.ideefixe.com/Kitap/tanim.asp?sid=IQ5F9YHYI030AFZ4TGHB"&gt;görmek&lt;/a&gt;" derken noel üstü "&lt;a href="http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=ktp&amp;amp;haberno=5419"&gt;isa'ya göre incil&lt;/a&gt;"i de bitirdim. "körlük" ve "görmek" etkileyici alegorilerdi, ve fakat "isa'ya göre incil" hakikaten başka bişey. incil, değişik gözlerden anlatılan isa'nın hikayesi. ama bir de isa'nın gözüyle nasıldı bu hikaye, saramago'dan dinlemelisiniz. hele bir sandalda isa, Tanrı ve şeytanın bir konuşması var ki.. araya değişik şeyler katarak çalışmalarımız sürecek. arada stephen king'den "&lt;a href="http://www.ideefixe.com/Kitap/tanim.asp?sid=H6TH30CGMS7TC3E63Q2S"&gt;sadist&lt;/a&gt;"i okudum, hani şu misery, ölüm kitabı vardı ya, onun yeni adı bu. sadist. tamam kardeşim kadın sadist ama bunun adı misery yahu, nasıl bir tercümedir bu? bu kitabı bitirdikten sonra bir gazetede dilek türker ile kazım afşar'ın bu hikayeyi tiyatroya uyguladıklarını ve yeni yılda oynayacaklarını okudum. dehşet verici bir hikaye! &lt;a href="http://beyazperde.mynet.com/film.asp?id=2312&amp;amp;kat=arama"&gt;filmi de çok güzel olmuştu hatırlarsınız&lt;/a&gt;, kathy bates ile james caan oynamışlardı. tiyatro sahnesinde görmek de ilginç olabilir, içi yetene. arada bir de jonathan safran foer'in "&lt;a href="http://www.ideefixe.com/Kitap/tanim.asp?sid=R1SRWUK2PG2GLQ6LA3V5"&gt;aşırı gürültülü inanılmaz yakın&lt;/a&gt;" kitabını da okudum. çok değişik, etkileyici bir kitaptı. aynı yazarın romanından uyarlanmış "&lt;a href="http://beyazperde.mynet.com/film.asp?id=2758&amp;amp;kat=arama"&gt;herşey aydınlandı-everything is illuminated&lt;/a&gt;-" filmine rastlamıştım geçenlerde televizyonda, o da çok hoşuma gitmişti. Gogol Bordello'nun cıvıl cıvıl müzikleri ile renklendirilmiş, Ukrayna'da geçen bir yol hikayesi. acı bir mizah gücü var bu adamın ve çok zeki. farklı birşeyler okumak isteyen edebiyat severlere hararetle tavsiye ederim.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;-en büyük değişiklik ise reiki 1. dereceyi almam ve sigarayı bırakmam herhalde. sigaraya üniversitede başlamıştım, bazen bunun bir bağımlılık olduğunu düşünüyordum. elbette bir gün bırakmalı diye de düşünüyordum, ama bunun için bir plan program yapmamıştım. bırakmaya hazır olduğumdan emin olmadıkça bırakmayı denemeyeceğim fikrindeydim. kafam karışıktı yani. ancak reiki uyumlamasını aldıktan sonra, acayip bişey oldu. içtiğim sigara tüten odun misali bişeye dönüştü ve iki nefes aldıktan sonra söndürdüm. itiraf ediyorum, bu kalıcı bir etki midir diye bir kaç kez yeniden denedim içmeyi. yok, olmuyor, çok zevksiz. yani böylece sigarayı da bırakmış oldum. reiki ile ilgili okumalarım da devam ediyor. şifacılık ilginç bir konu.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;-nişantaşı yılbaşı için çok güzel süslendi, bir ara fotograflarını çekmeyi ve eklemeyi düşünüyorum.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;-sürekli yazma alışkanlığımı kaybetmiş gibi görünsem de, okuma alışkanlığım devam ediyor, herkesi okuyorum, takipteyim :) sevgiler.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-6047818689517025416?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/6047818689517025416/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=6047818689517025416' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/6047818689517025416'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/6047818689517025416'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/12/son-haberler.html' title='son haberler'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SVfRzUnQ17I/AAAAAAAABCs/ekTdcTfytbc/s72-c/kayd%C4%B1rak.dat' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-623114388575611848</id><published>2008-12-07T23:00:00.002+02:00</published><updated>2008-12-07T23:16:31.299+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><title type='text'>iyi bayramlar</title><content type='html'>&lt;div align="right"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/STw5wYfHyeI/AAAAAAAABCk/mG-gcY9f2Ew/s1600-h/kadirgali-+esra+sen.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5277156366740867554" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 286px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/STw5wYfHyeI/AAAAAAAABCk/mG-gcY9f2Ew/s400/kadirgali-+esra+sen.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;span style="font-size:85%;"&gt;foto: esra şen&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;MUHABBET&lt;br /&gt;Bir fasulye çimleniyordu &lt;/div&gt;Çiseledikçe yağmur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koştum vardım ki yanına&lt;br /&gt;Anlasın ne nimet olduğunu&lt;br /&gt;Sen git yerine! dedi Ayşa Kadın&lt;br /&gt;Böyle kibar erkeyin ayağ’na&lt;br /&gt;Ben kendi ayağ’mnan gelirim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu muhabbeti görünce uzaktan&lt;br /&gt;Kıpkırmızı oldu biberiye&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayram nedir ki dedim kendi kendime&lt;br /&gt;Bayram bir ömürdür ben gibi bir deliye&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.siirdostu.com/modules.php?name=Your_Account&amp;amp;op=userinfo&amp;amp;username="&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://www.siirdostu.com/sairler/can_yucel/"&gt;&lt;br /&gt;Can Yücel&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayramınız kutlu olsun, çaldığınız dost kapılar hep açık olsun.&lt;br /&gt;Sevgiler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-623114388575611848?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/623114388575611848/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=623114388575611848' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/623114388575611848'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/623114388575611848'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/12/iyi-bayramlar.html' title='iyi bayramlar'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/STw5wYfHyeI/AAAAAAAABCk/mG-gcY9f2Ew/s72-c/kadirgali-+esra+sen.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-2543630230569568988</id><published>2008-12-01T20:11:00.002+02:00</published><updated>2008-12-01T20:31:22.524+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alıntı'/><title type='text'>kıssadan hisse</title><content type='html'>Trabzonlu delifişeklerden Nihat Genç, geçen gün televizyonda bir hikaye anlattı. hoşuma giden bu hikayeyi sizinle de paylaşmak istedim, bilmiyorum onun kadar güzel anlatabilecek miyim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üniversitelerin birindeki bir konferansta konuşurken, dinleyicilerden biri el kaldırmış ve "iyi de, yeni gelecek olan iktidarın hırsız olmayacağını nereden bileceğiz" diye sormuş. o da "evet bunu bilemeyiz, buna zaten kimse söz de veremez ama bunların hırsız olduğunu biliyorsak, bari sebep olmayalım" diyerek lafı şu anlatacağım hikayeye getirmiş. zamanın birinde bir genç kız bir oğlanı severmiş, ama kızın babası onu ısrarla başkasıyla evlendirmek istiyormuş. kız da başkasını sevdiğini, bbasının adayıyla evlenmek istemediğini söyleyemiyormuş. kasabanın yaşlı şifacı ninesine anlatmış durumu, nine de "kızım sen babana karşı çıkma, bu adamla evlen, ben seni sevdiğin çocukla görüştürürüm, yaparız bişeyler" diyerek kızı ikna etmiş. kız babasının gösterdiği adamla evlenmiş. evlendiği gece yalandan hastalanmış, "benim bir hastalığım var bir tek nine bilir git bana onu getir" demiş kocasına. kocası da telaşla nineye gidip yalvar yakar olmuş, nine "tamam geleyim ama şu sandığı da al getir, içinde ilaçlarım var" demiş. damat çaresiz vurmuş içinde ilaçlar değil de karısının aşığı olan sandığı sırtına, eve gitmişler. nine damada "sen dışarıda bekle, dur ben bir bakayım" demiş. odada sandıktan çıkan aşığı ile yeni gelin birlikte olmuşlar. "aman hastalandım nineyi getir" oyunu tutunca, kız ayda bir bu fenalaşma oyunlarını yapmaya devam etmiş, damat da hiçbir şeyden şüphelenmeden yıllarca sırtında o sandığı ninenin evinden kendi evine taşımış durmuş.. derken bir gece gene kızın ağrıları tutunca, damat nineye koşmuş. nine yanında, sırtında sandık eve doğru giderlerken, bekçi önlerini kesmiş, "gece gece nereye gidiyorsunuz, sandıkta ne saklıyorsunuz" diye sormuş. bekçiyi gören nine hemen savuşmuş oradan, damat sırtında sandıkla kalakalmış, o anda aklına geleni uyduruvermiş, "ben kuklacıyım" demiş, "sandıkta da kuklalarım var". bekçinin hoşuna gitmiş, "aaaa" demiş, "benim hanım çok sever kuklaları, hadi gel bize gidelim, ona bir oynatıver de sevinsin".. bekçi ile damat bekçinin evine gitmişler, meğer bekçinin karısı da kocası evde yokken eve aşığını almaktaymış, gürültüleri duyunca o da sevgilisini bir halıya sarıp kapının arkasına saklamış. bekçi girmiş içeriye, "ah karıcığım" demiş, "sana sürpriz olsun diye bak bir kuklacı getirdim, şimdi sana gösteri yapacak, kukla oynatacak". damat çaresiz açmış sandığı ki sandıktan karısının aşığı çıkmış, birden odada bir hengame kopmuş, kapının arkasındaki halı rulosu da açılmış ve halının içinden de bekçinin karısının aşığı çıkmasın mı? bekçi başlamış dövünmeye, "ah karıcığım demek ben yokken sen beni aldatıyordun eve bu adamı alıyordun, ben şimdi ne yapacağım" diye ağlamaya başlamış. damat da bekçinin sırtına vurmuş, "ağlama hiç kardeşim" demiş, "seninki hiç değilse kendi ayağıyla gelip kendi ayağıyla gidiyormuş. ben benimkini yıllardır sırtımda taşıdım"..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-2543630230569568988?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/2543630230569568988/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=2543630230569568988' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/2543630230569568988'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/2543630230569568988'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/12/kssadan-hisse.html' title='kıssadan hisse'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-6577274149693497118</id><published>2008-11-26T15:51:00.005+02:00</published><updated>2008-11-26T15:53:20.267+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sanat'/><title type='text'>inatla beaver'in resmini arıyorum</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Ben hani Beaver’in yaptığı Türkiye temalı yer resmini göreceğim diye bir heves Cevahir’e gittim ya, hani fır dolandım göremedim ya, ama buna gıcık oldum ya, geçen akşam gene bir iş için Cevahir’e uğramam gerekince bu kez kapıdaki danışma masasında çiklet çiğneyen kıza sormak aklıma geldi. Kız “ikinci kat, soldan ikinci sokakta” demez mi? kalktım çıktım yürüdüm soldan ikiyi de buldum. Daracık bir koridor, dükkanların arasında (burayı kim seçti kardeşim, faik sönmez mi, köşesinde onlar var çünkü, bir sürü geniş alan yok mu bu çarşının içinde), bir kaç ayaklı tingirdek panoda Beaver’in ünlü resimlerindne örnekler var, resmin başında gardiyan gibi bir öne bir arkaya yürüyen güvenlik görevlisi giyimli bir hatun-ki bir copu eksik gibi, olsa sanki bir eliyle tuttuğu copu öbür avucuna vura vura yürüyecekmiş gibi geliyor insana, öyle bir tavır yani-. Yerde garibim Beaver’in resmi. Üstüne şeffaf bişey geçirmişler, bozulmasın diye herhalde, ama o koridorda ışıksız olarak resmi görmek mümkün değil ve resmin orasında burasında spotlar parlıyor ne yönünden dolaşsanız. Karşısına bir de kamera koymuşlar, kameradan baktığınızda resmi bööööle havalanmış gibi görüyorsunuz üç boyutlu etkisi yüzünden. Ben gene de çektim bir kaç resim. Ama göreceğiniz gibi spotların dayanılmaz ışıltısı yüzünden çok başarılı değiller. Gene de bilgi vereyim dedim. Belki bu yıl Beaver’i buraya getirmeye sponsor olanlar okur da, bakarlar nerede yanlış yapmışlar.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5272963662534201458" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SS1Ug4Lk0HI/AAAAAAAABCQ/x5LlFqYQBDE/s400/esenk%25C3%25B6y%2B001.jpg" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5272963601230895442" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SS1UdTzumVI/AAAAAAAABCI/q0jzO5fhoe8/s400/esenk%25C3%25B6y%2B002.jpg" border="0" /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5272963538675727442" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SS1UZqxafFI/AAAAAAAABCA/szj9wfOMmME/s400/esenk%25C3%25B6y%2B003.jpg" border="0" /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-6577274149693497118?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/6577274149693497118/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=6577274149693497118' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/6577274149693497118'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/6577274149693497118'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/11/inatla-beaverin-resmini-aryorum.html' title='inatla beaver&apos;in resmini arıyorum'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SS1Ug4Lk0HI/AAAAAAAABCQ/x5LlFqYQBDE/s72-c/esenk%25C3%25B6y%2B001.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-4475525222274905523</id><published>2008-11-25T22:39:00.004+02:00</published><updated>2008-11-25T23:01:00.472+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ayşe hanım'/><title type='text'>Çıksalın Ş.kahvesi</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SSxnTO3AVCI/AAAAAAAABB4/maeNkt1ioZQ/s1600-h/kapalÄ±Ã§arÅÄ±+Åark+kahvesi.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5272702843847988258" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 303px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SSxnTO3AVCI/AAAAAAAABB4/maeNkt1ioZQ/s400/kapal%C4%B1%C3%A7ar%C5%9F%C4%B1+%C5%9Fark+kahvesi.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ayşe hanım, havasızlıktan ve fazla ısıtılmaktan fenalaşmış olduğunu ofisten çıktığında farkediyor. işyeri kapısının önünde, karanlık ama kadife gibi yumuşak bir hava karşılıyor onu. bir an şaşırıyor içinden yükselen keyife, yürümeye karar veriyor. Rumeli caddesinin ışıklı rengarenk vitrinleri boyunca yürüyor, yürüdükçe hafiflediğini hissediyor. otobüs durağına gelince, artan trafiği görmek canını biraz sıkıyor sonra. omuzları çökmüş, yüzleri sararmış bir sürü insan durakta onları kimbilir nelerin beklediği evlerine gitmek üzere bekliyorlar; ayakta durmaktan yorulmuşlar belli, kimi durağa dayanmış, kimi ayak değiştirip dikiliyor. Ayşe hanımı da evde tıkalı bir mutfak lavabosu bekliyor mesela, eve dönerken yol üstündeki marketten tuz ruhu almayı unutmaması gerekiyor. derken bir otobüs geliyor, onunki değil, camındaki tabeladan Çıksalın'a ve Ş.Kahvesine gittiğini okuyor. "Çıksalın ne ilginç bir kelime" diye geçiyor aklından; bir zamanlar havalı semtlerde, caddelerde gezmeye "piyasa yapmak" dendiği günlerden kalma bir ad herhalde. ama şu Ş.Kahvesi hakikaten çağrışıma çok açık bir ad. acaba nedir o Ş.? Şark Kahvesi mi, Şairler Kahvesi mi, Şebinkarahisarlılar Kahvesi mi, ne bileyim, Şükrü Baba Kahvesi mi, yoksa Şıngırtılar Kahvesi mi? (bunu okurken hadi siz de atın bi isim, sizce nedir Ş?) bu olasılıkların hepsi aklına başka başka kahve sahneleri getiriyor birden. insanın yaşadığı şehirdeki otobüs duraklarının ismini bilmemesi önce tuhafına gidiyor, sonra "burası İstanbul" diyor kendi kendine, insanlar yaşadığı semti bile tanımazken hiç yolunun düşmediği bir yeri nereden bilsinler ki? keşke tüm gün steril döşeli bir ofiste kapalı kalmak yerine arada dışarıda dolaşabileceği, yaşadığı bu dünya güzeli şehri hafta içi gündüz dolaşabileceği, tanımadığı durak isimlerini taşıyan otobüslere binip gidebileceği bir işi olsaydı. tam bunu düşünürken Çıksalın'la gizemli Ş.Kahvesi'ne giden otobüs hareket ediyor. Ayşe hanımın iki katlısı yanaşıyor hemen onun boşalttığı yere, tıslayarak açıyor kapılarını, bu seferki sarıya boyanmış reklam için; Ayşe hanım akbili hazırlıyor elinde ve bildiği duraklardan onu evine götürecek otobüsüne biniyor, oturuyor cam kenarına (çünkü biraz sonra başını cama dayayıp uyuyacak büyük ihtimalle), çıkarıyor kitabını, derin bir nefes alıp okumaya başlıyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Meraklısına Not: Semt adları gerçektir. olay da gerçektir: ) o civarda oturan bir arkadaşıma "Ş.Kahvesi neresi ya" diye sorduğum da gerçektir. ve fakat şehir duraklarına, semtlerine, parklarına, sokaklarına, vapurlarına isim veren muhterem zatların Ayşe hanım kadar yaratıcı düşünmediklerinden olsa gerek; Ş. Kahvesi'nin Şark Kahvesi olduğu ve Okmeydanı'nın en belalı yeri olduğunun öğrenildiği de gerçektir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Meraklısına bir not daha: Fotograftaki kahve, Kapalıçarşı içindeki meşhur en bi Şark Kahvesi'dir.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-4475525222274905523?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/4475525222274905523/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=4475525222274905523' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/4475525222274905523'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/4475525222274905523'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/11/ksaln-kahvesi.html' title='Çıksalın Ş.kahvesi'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SSxnTO3AVCI/AAAAAAAABB4/maeNkt1ioZQ/s72-c/kapal%C4%B1%C3%A7ar%C5%9F%C4%B1+%C5%9Fark+kahvesi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-8624612531512592774</id><published>2008-11-25T12:06:00.003+02:00</published><updated>2008-11-25T12:22:59.364+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mim'/><title type='text'>çantamın içi çıfıt çarşısı</title><content type='html'>&lt;a href="http://oykucu.blogspot.com/2008/11/elmas.html"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5272534502667352306" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SSvOMfF6ePI/AAAAAAAABBw/glEqKPCzG74/s400/ev+002.jpg" border="0" /&gt;Sevgili Öykücü mimlemiş beni&lt;/a&gt;, çanta içi ile ilgili uzun süredir dolaşan bir mim varmış meğerse. bana denk gelmedi, ama bu çanta içlerini kadın dergilerinde görmüştüm, hülya avşar'ın çantasının içi, fem güçlütürk'ün tatil bavulu, nil karaibrahimgil'in alışveriş listesi, gülben ergen'in olmazsa olmazları benzeri yazılar. benim çanta içi de meşhur olcak şimdi, yaşasın :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bi kere benim bütün çantalarım büyüktür, içine mutlaka bir kitap, bir defter ve kocaman cüzdanım sığacak.  çanta alışverişi yaparken bazen kendi çantamdaki kitabı çıkarır bakarım boyutuna, sığacak mı diye. çünkü efendim bu kocaman çantalar iyidir hoştur ama adamın omzunu da eğerler yani. bu nedenle arada minnacık çantalı kadınlara özenirim, içine cüzdanım bile sığmayacak çantalar ve sivri topuklarla tıngır tıngır saçlarını savurarak yürüyen kadınlar. var onlardan. ben değilim, benim herşeyim yanımda olacak kardeşim. neler mi mutlaka? işte resimdekiler en minimize hali. kitap, cüzdan, mentollü sigaram-çakmak (ama sosyal sorumluk gereği sigara size ve çevrenizdekilere zarar verir sloganını üste getirdim), restoran ve cafelerden toplanmış kibritler, ıslak mendiller (bu sefer az kalmış, genelde 4-5 tane olur),  kırmızı kaplı defterim, kurşun kalemlerim, akbilim, bozuk para cüzdanım, kameram (kilim desenli bez çantasını taaa Guetamala'lardan Nurdan getirmişti),  kağıt törpü (bendeniz sakar olduğumdan tırnağımı sağa sola takarım bol bol),  rujlarım (hahay gören de ne kokoş sancak beni, bunların biri pembe, biri kahve tonu, diğeri de cancan kırmızı). bunların dışında bugünlerde Dot Tiyatrosunun oyun programını çantamda gezdiriyorum. ev anahtarımla cep telefonum da bunlara mutlaka katılır. bir de parfüm şişem olur, bugün nedense çıkmadı, işyerinde bıraktım herhalde. işte böyle bir çıfıt çarşısı çantam. bu dökümü yapınca kağıt mendil alayım yanıma diye düşündüm. öyle pek meşhur olacak bir hali de yokmuş çantamın ya. hem öykücü'nün tahmin ettiği gibi bir kurumuş gül de yok içinde (dağılmayacağını bilsem taşırdım o ayrı :)).  mim dalgası gereği ben de topu eğer kabul ederse sevgili &lt;a href="http://komplekssizelektra.blogspot.com/"&gt;elektra'&lt;/a&gt;ya atıyorum, hocam sizin çantanızda neler var bakalım??&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Biri şu günlere yavaşlamasını söyler mi lütfen?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-8624612531512592774?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/8624612531512592774/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=8624612531512592774' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/8624612531512592774'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/8624612531512592774'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/11/antamn-ii-ft-ars.html' title='çantamın içi çıfıt çarşısı'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SSvOMfF6ePI/AAAAAAAABBw/glEqKPCzG74/s72-c/ev+002.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-2816855794103951115</id><published>2008-11-14T00:11:00.003+02:00</published><updated>2008-11-14T00:48:11.342+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mekanlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitaplar'/><title type='text'>şu bu..</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SRynWhQSPXI/AAAAAAAABBQ/Ip4dBxEmYos/s1600-h/gunaydin-+kemal+vural.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5268269669442272626" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 266px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SRynWhQSPXI/AAAAAAAABBQ/Ip4dBxEmYos/s400/gunaydin-+kemal+vural.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;                                              &lt;em&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;                                 &lt;span style="font-size:85%;"&gt;        Foto: Kemal Vural&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;-ingilizlerdi galiba, aksilikler üçlemeden bitmez diyen. üçlediler şükür. önce dünden başlayalım. iş çıkışı bir heyecan metroya binip cevahir'e gittim. cevahir dünyanın en büyük alışveriş merkezlerinden biri(öyle diyorlar) ve her zaman cavıl cuvul, bana sorarsanız en büyük değil de en hantal merkezi, hafif ucube bile denebilir, her şey var maşallah, bi beaver yok. nerede ayol, bakmadığım yer kalmadı, beaver gitmiş arkadaş, her yeri de sabunla mı yıkamışlar nedir, içim acıdı, alt dudağım sarktı (meğerse 4 kasım'da gelmiş, 8 kasıma kadar çizim yapmış ve çizerken izlenebiliyormuş, seneye bu zamanlara kısmetse artık, neredeyse gitmeyen ne olsun).. bu moralle katlardan katlara geçerken ayakkabı katında bir ayakkabı beğendim, onun da numarası yok. bi tek o dükkanda değil Türkiye'de yok (bu lafa bayılıyorum şimdi, hemen bilgisayara gidip bakıyorlar ve böyle diyorlar insana, "hamfendi valla Türkiye'de stoğu yok"-napcaz yani, nerde var, hangi ülkede?) etti mi iki. ben ders almam ki, bunun üzerine bu akşam da "Issız Adam" filmine gitmek üzere bir acele bir telaş karşı yakaya geçtim, önce trafikten 19.00 ve 19.15 seanslarını kaçırdık farklı sinemalarda. bari 21.15'e girelim dedik, onlar da dolu. hem de Palladium'da, yeni açılan ve "ıssız adam" filminin çağrıştırdığı ıssızlığa sahip çarşıda. etti üç. oh, rahatladım. bu sefer üstüne gidip &lt;a href="http://www.kofteciramiz.com/"&gt;Köfteci Ramiz/kuruluş 1928 Akhisar&lt;/a&gt;'da (valla logosu böyle) köfte yedik. öyle lezzetliydi ki.. o kadar İnegöl, Tire, Akçaabat, tükürük, Sultanahmet köfteleri yedim; bunun da yeri ayrı yahu. --Tire köfteleri de ne güzeldi değil mi sevgili Liz? 4 saatlik İzmir-Akyaka yolunu 8 saatte aldığımız o unutulmaz yolculukta bir saat kalmıştık lokantada -kalan zamanı da outletlere girip çıkarak harcamıştık efendim, hepsini girip denetledik adeta-) Bir de adamların tabelasına bakıp "sütçü Ramiz köfteci mi olmuş yani" diyordum, geri alıyorum. köfte sevenler, bir de burayı deneyin.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;-Livaneli'nin son kitabını bitirdim, "&lt;a href="http://www.ideefixe.com/Kitap/tanim.asp?sid=V3VSRT4XIA5A5LM4QDYG"&gt;Son Ada&lt;/a&gt;". ülkece yaşadığımız durumları alegorik olarak anlatan, kolay okunan, düşündüren, ilginç bir anlatı. değişik bir şey okumak isteyenlere gönül rahatlığı ile önerebilirim. kitapla ilgili Remzi Kitabevi Kitap gazetesinde yayınlanan bir yazı &lt;a href="http://www.remzi.com.tr/kitapGazetesi.asp?id=3&amp;amp;ay=11&amp;amp;yil=2008&amp;amp;bolum=7"&gt;burada&lt;/a&gt;, Radikal kitaptan bir yazı da &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/default.aspx?aType=HaberDetay&amp;amp;ArticleID=906941"&gt;burada&lt;/a&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;-EFT (emotional freedom techniques-duygusal özgürleşme teknikleri) eğitimi, hayatımda katıldığım en iyi eğitimlerden biriydi. hani açılayım açılayım diyordum ya, tam da öyleydi işte. keşke okullarda okutulsa. sonra bir ara uzun uzun anlatırım, ama merak eden varsa lütfen &lt;a href="http://www.energyturkey.org/"&gt;buraya &lt;/a&gt;ve tekniğin kurucusu Gary Craig'in sayfası için de &lt;a href="http://www.emofree.com/"&gt;buraya&lt;/a&gt;. geçen haftadan beri konuyla ilgili okumalar yapıyorum, dileyenle paylaşabilirim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;-yukarıdaki fotograf acı seven biri olarak çok hoşuma gitti. cennet gibi ayol :) hayatımda o kadar kırmızı biberi bir arada görmedim.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-2816855794103951115?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/2816855794103951115/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=2816855794103951115' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/2816855794103951115'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/2816855794103951115'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/11/u-bu.html' title='şu bu..'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SRynWhQSPXI/AAAAAAAABBQ/Ip4dBxEmYos/s72-c/gunaydin-+kemal+vural.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-3041544341755186042</id><published>2008-11-11T13:58:00.003+02:00</published><updated>2008-11-11T14:03:56.885+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sanat'/><title type='text'>Beaver gene Türkiye'de</title><content type='html'>hatırladınız mı bu resimleri? hani bir ressam vardı, bu üç boyutlu gibi görünen resimleri kaldırımlara tebeşirle yapıyordu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SRl0RJXBI2I/AAAAAAAABBI/OteCh7oBNnE/s1600-h/gp_321325.jpeg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5267369077105566562" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 247px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SRl0RJXBI2I/AAAAAAAABBI/OteCh7oBNnE/s400/gp_321325.jpeg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;yaşasın! işte o, yani Julian Beaver –namı diğer Kaldırımların Picasso’su- gene Türkiye’ye gelmiş. Bu sefer Cevahir’deymiş, Şişli’de. Türkiye’yi simgeleyen bir resim de yapmış bu sefer; ''Lale, tavla, nargile, Türk lokumu, cezve, çaydanlık, çay bardağı ve kilim” kullandığı motifler olmuş, işte böyle. hoşuma gitti, bir akşam gidip göreyim bari yok olmadan. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SRlzkgv7CHI/AAAAAAAABBA/RRC3AYOm4Rk/s1600-h/gp_321326.jpeg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5267368310289926258" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 380px; CURSOR: hand; HEIGHT: 250px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SRlzkgv7CHI/AAAAAAAABBA/RRC3AYOm4Rk/s400/gp_321326.jpeg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Meraklısına Not: Geçen yıl da bu zamanlarda Türkiye'ye gelmişti, ilgili yazı için lütfen &lt;a href="http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2007/11/kaldrmlarn-picassosu-pavement-picasso.html"&gt;buraya&lt;/a&gt;. Gazeteport'taki hatırlatıcı yazı için de &lt;a href="http://www.gazeteport.com.tr./KULTUR_SANAT/NEWS/GP_321088"&gt;buraya&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-3041544341755186042?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/3041544341755186042/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=3041544341755186042' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/3041544341755186042'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/3041544341755186042'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/11/beaver-gene-trkiyede.html' title='Beaver gene Türkiye&apos;de'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SRl0RJXBI2I/AAAAAAAABBI/OteCh7oBNnE/s72-c/gp_321325.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-379889373325863126</id><published>2008-11-10T11:44:00.002+02:00</published><updated>2008-11-10T11:48:02.470+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='neler oluyor hayatta'/><title type='text'>..</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SRgC9UkJNpI/AAAAAAAABA4/3SghArzrf00/s1600-h/27595p.jpeg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5266963016725378706" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SRgC9UkJNpI/AAAAAAAABA4/3SghArzrf00/s400/27595p.jpeg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Az bilinen fotograflarından biriymiş bu. görünce çok hoşuma gitti. saygıyla, sevgiyle.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-379889373325863126?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/379889373325863126/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=379889373325863126' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/379889373325863126'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/379889373325863126'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/11/blog-post.html' title='..'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SRgC9UkJNpI/AAAAAAAABA4/3SghArzrf00/s72-c/27595p.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-2062209214483696863</id><published>2008-11-03T19:57:00.002+02:00</published><updated>2008-11-03T20:38:23.370+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='neler oluyor hayatta'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitaplar'/><title type='text'>ortaya karışık, something turning and burning</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SQ88RikOKWI/AAAAAAAAAvA/Ee2Qk7QWStM/s1600-h/55.jpeg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5264492761453570402" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 299px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SQ88RikOKWI/AAAAAAAAAvA/Ee2Qk7QWStM/s400/55.jpeg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; -kışın gelmesine en çok desenli çoraplar giyebileceğim için seviniyorum desem? bunu da az önce yazıya hangi fotografla başlasam diye düşünürken, yukarıdakini görünce farkettim desem?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-iznim bitti, bu sabah işe geri döndüm. insan zaman zaman (hadi çoğu zaman) ayakları geri geri gitse de masasını özlüyormuş arkadaş. şaşırdım. yarın da iki günlük bir eğitime katılıyorum. ne zamandır isteyip de gidemediğim bir konu: emotional freedom techniques (duygusal özgürleşme teknikleri) yani EFT (elektronik fon transferi değil yani). bakalım nasıl bişeymiş? geçen yıl katıldığım yaratıcılık seminerleri kadar açılımlı bişeyler bekliyorum. böyle açılayım açılayım istiyorum. --ilk derste "bu eğitimden beklentiniz" derlerse, bunu desem ne olur acaba? hmmm-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Mustafa filmine gittim geçen hafta, merakımdan. fena değildi. niye sinemada gösteriyorlar ki? versin ntv belgesel saatinde, daha iyi. belki 10 kasımda verirler.  film boyu can bey bırbırbır konuşuyor, hiç canlandırma sahne yok, aralarda eski fotograflar, eski görüntüler filan. insan yönü mü dediniz? misal, Ata'm karanlıkta yatamazmış, bunu duyunca kendimi ona yakın hissettim. bir de karanlıkta yatamayan bir amcam vardı, asker emeklisiydi o da, ne zaman bize gelse koridorun ışığını açık bırakıp yatardı, anlayamazdım, rahmetli oldu kaç yıl önce, bi de onu kendime yakın hissettim, şevkatle andım onu. bir de hiç bilmezdik Libya'da Atatürk gözünden yaralanmış ve sol gözü görmez olmuş, bir arkadaşına yazdığı mektupta "doktorlar açılacağını söylüyorlar ama ben ziyadesiyle ümitsizim" diyor, bu yarayı ömür boyu taşımış. ne içmesi ne kendini yalnız ve mutsuz hissetmesi (ki geçen gün biri yazmıştı, "giyim kuşamı ve düşünceleriyle zamanının 50 yıl ötesinde olan bir adamın kendini yalnız hissetmesi doğal değil mi" diye) onun yaptıklarını hafifletir, abartmayalım-abarttırmayalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-dün akşam saat 18.30 civarı birinci köprüden eve dönüyoruz. trafik keşmekeş, haftasonu ve hava güzeldi ya. bi de metrobüs yolu diye iki şeridi yiyiverince, yol iyice dar oldu. neyse, yanyana dura dura gidiyoruz arabada. ben arabayı kullanmamanın verdiği rahatlıkla etrafa bakıyorum. önce solda bir kırmızı araba görüyorum, skoda galiba. sürücüsü kulağının arkasına KGS kartını koymuş. komiğime gidiyor, kendi kendime "laz mısın amcaa" diye gülmeye başlıyorum. araba az ilerliyor, bi bakıyorum plaka 61. güler misin ağlar mısın? başımı bu sefer sağ tarafa çeviriyorum. vıjjj diye bir siyah cip yanaşıyor yan tarafa, genç sakallı bir oğlan kullanıyor. yanında da türbanlı bi kız, gülüşüp duruyorlar. aaa bir bakıyorum sürücü oğlanın beyaz çoraplı ayağı sol yan aynanın önünde. adam ayakkabısını çıkarmış aynaya dayamış ya. yuh ayı, başka istanbul yok demek istiyorum, demiyorum kahretsin. en iyisi galiba arabayı kullanıp önüne bakmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-arabayı kullanıp önüne bakmak dedim de, iki hafta oldu bitireli ama hala etkisind eolduğum bir kitap var: Körlük. Portekizli nobelli yazar Jose Saramago'nun, filmi bu yıl Film Ekimi'nde gösterilen romanı. bir adam (romanda kimsenin adı yok, bakıyorsunuz hakikaten de adlara gerek yok) kırmızı ışıkta duruyor direksiyon başında, birden kör oluyor. sonra ona yardım eden adam, karısı, gittiği doktor, doktorun bekleme odasındakiler, herkes, bir bir. bir tek doktorun eşi kör olmuyor. bu salgını önlemek için başlangıçta, kör olanları eski ve terkedilmiş bir akıl hastanesine koyuyorlar. ama hastane giderek kalabalıklaşıyor ve kör olunca kurallar nasıl anlamsızlaşıyor adım adım merakla okuyorsunuz. ben çok etkilendim bu kitaptan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-haberleri seyretmiyorum bugünlerde, sürekli bir ucubelikler olup bitiyor etrafta, tutulup kalıyorum. ıslak fare suratlı üzmez'i üzmüyorlar da, karısı da üzülmüyor pişmiş kelle gibi gülüyor hala adamın yanında. bu tarafta babasının tacizinden şikayetçi olan 20 yaşındaki kızı, ifadesini alıp evine geri yolluyorlar, iki erkek kardeş içeride oturuyor da baba kızı öldüresiye dövüp 15 yerinden bıçaklayıp boğazını kesiyor. kız hala gülümsüyor haberdeki fotografından ince ince. benim de boğazımı kesiyorlar sanki. biri bu hikayeyi yazsa, inanmaz insan. başka bir haber, zorla evlendirmek istiyorlar 16 yaşında bir kızı, kız istemiyor, buyrun ailesi odaya kilitliyor, odada nişanlısı tecavüz ediyor, bakıyorlar. hiçbir şey hayat kadar şaşırtıcı değildir, değil mi? ama bu kadarı da fazla artık.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-2062209214483696863?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/2062209214483696863/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=2062209214483696863' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/2062209214483696863'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/2062209214483696863'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/11/ortaya-kark-something-turning-and.html' title='ortaya karışık, something turning and burning'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SQ88RikOKWI/AAAAAAAAAvA/Ee2Qk7QWStM/s72-c/55.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-8004731943525469947</id><published>2008-10-28T12:53:00.000+02:00</published><updated>2008-10-28T12:55:15.268+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kişisel'/><title type='text'>hoptirinom</title><content type='html'>hoptirinom&lt;br /&gt;tiri tiri nom&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kayıt olsun istedim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-8004731943525469947?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/8004731943525469947/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=8004731943525469947' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/8004731943525469947'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/8004731943525469947'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/10/hoptirinom.html' title='hoptirinom'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-3484404129881928740</id><published>2008-10-27T23:21:00.000+02:00</published><updated>2008-10-27T23:48:17.182+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='filmler'/><title type='text'>mamma mia!</title><content type='html'>gene tünellerden geçtim emekleyerek, bir kere kafamı vurdum, dizlerim de azıcık sıyrıldı sanırım. mühim değil. eylem yapıyoruz, çok eğlenceli! hele şu tünelde gidip gidip Kapadokya'nın yeraltı şehirleri gibi, birdenbire devasa bir alana çıkmak yok mu.. önce gök kubbenin yüksekliğine şaşıyor insan, sonra havanın nasıl güzel olduğuna. iyi ki buradasınız sevgili dostlar, kim okuyorsa, selam olsun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tünele girmezsem evdeyim, izindeyim ya. tam evde miskinlik edilecek havalar var. karanlık, hele saatler geri alınalı daha bir karanlık sanki, gün ortası bile. puslu, ıslak. bir aylık yağmur bir günde yağmış İstanbul'a baksanıza haberlere.kaloriferler de yanmaya başladı usul usul. kısa kollu penyelerimin üzerine uzun kollu bişeyler, ayağıma çoraplar aranmaya başladım. gece yatarken insan battaniye de arıyor artık, yorgan da. yaz dedik, ramazan dedik, bayram dedik, hepsi geldi de geçiverdi baksanıza. şimdi hop diye yeni yıl da gelir. bu havalarda en iyisi evdir efendim, bir de çorba, fincanda ama. oldu olacak bir de film takalım dvd playere de tam olsun keyfimiz. hele hele şu filmi lütfen not alın: mamma mia! italyanca "uy anneciğim" anlamına gelen bu deyim ayrıca bugünlerde yaşadığımız sansür ortamına karşı duygularımı da ifade ediyor. ama benim anlatacağım "mamma mia" ABBA şarkılarını temel alan ödüllü müzikalden yapılan yeni film uyarlaması. başrollerinde Meryl Streep, Pierce Brosnan, Colin Firth gibi tanıdık simalar var. meğer Meryl streep'in kendine kişilik katan uzun bir burnunun ve parmak ısırtan oyunculuğu ile kazandığı kel kafalı Oscar heykelciklerinin -2 tane efendim- dışında bir de çok güzel sesi varmış. film çok hoş bir Yunan adasında geçiyor, ismi Kalikairi. gerçek mi bilmem, gerçekse de Corelli'nin Mandolini'ndeki Kefalonya misali, popüler hale geleceğine şüphe yok. Sophie 20 yaşında pek sevimli bir kızcağızdır. Sevgilisi Sky ile evlenmeye karar vermişlerdir ve film düğünden 2 gün önce başlar. Sophie'nin annesi Donna adada her tarafı tamire ihtiyaç duyan ama harika bir pansiyon işletmektedir. ancak Sophie'cik tüm hayatı boyunca babasının kimliğini bilmeden büyüdüğünden, düğünden önce bu düğümü çözmeye karar vermiştir bir kere. bunun için de annesinin eski bir günlüğünü bulur (bakın nasıl tehlikeli bişey bu günlük tutmak :)) ve annesinin hamileliğine yakın zamanlarda ilişkisi olan 3 (eveeet, Donna o günlerde pek hızlıymış) erkeğe de annesinin ağzından bir mektup yazarak onları düğüne davet eder. bu 3 erkek de, 20 yıldır görmedikleri Donna'nın davetinden sonra adaya gelirler. işler bundan sonra karışır, çünkü Donna geçmişinden gelen bu üç adamı görünce çıldırır ve beylerin hepsi de kendini Sophie'nin babası kabul ederler! aralara serpiştirilen ABBA şarkıları öyle güzeldi ki, ki ben önce ABBA şarkılarından oluşan böyle bir filmden zevk alacağımı fazla düşünmemiştim, ama hepsi o kadar tanıdık o kadar eğlenceliydi ki, şimdi gidip filmin müzik cdsi varsa en kısa zamanda edinmeyi ve filmin sonundan -filmden sonra lütfen kapatmayın, jenerikte sürprizler var- sonra yüzümde oluşan geniş gülümsemeyi korumayı planlıyorum. uy anacığım, sana nasıl direnebilirim ki...oh mamma mia!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meraklısına Not: Resim ya da link ekleyemiyorum ama size bir yerde çalarken rastlarsanız eşlik edin diye Mamma Mia'nın sözlerini yazıyorum. ki bence eşlik edin, dans edin ve bu filmi izleyin, içinizde kasvet varsa dağılsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;i've been cheated by you since i don't know when&lt;br /&gt;so i made up my mind, it must come to an end&lt;br /&gt;look at me now, will i ever learn?&lt;br /&gt;i don't know how but i suddenly lose control&lt;br /&gt;there's a fire within my soul&lt;br /&gt;just one look and i can hear a bell ring&lt;br /&gt;one more look and i forget everything, w-o-o-o-oh&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mamma mia, here i go again&lt;br /&gt;my my, how can i resist you?&lt;br /&gt;mamma mia, does it show again?&lt;br /&gt;my my, just how much i've missed you&lt;br /&gt;yes, i've been brokenhearted&lt;br /&gt;blue since the day we parted&lt;br /&gt;why, why did i ever let you go?&lt;br /&gt;mamma mia, now i really know,&lt;br /&gt;my my, i could never let you go.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;i've been angry and sad about things that you do&lt;br /&gt;i can't count all the times that i've told you we're through&lt;br /&gt;and when you go, when you slam the door&lt;br /&gt;i think you know that you won't be away too long&lt;br /&gt;you know that i'm not that strong.&lt;br /&gt;just one look and i can hear a bell ring&lt;br /&gt;one more look and i forget everything, w-o-o-o-oh&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mamma mia, here i go again&lt;br /&gt;my my, how can i resist you?&lt;br /&gt;mamma mia, does it show again?&lt;br /&gt;my my, just how much i've missed you&lt;br /&gt;yes, i've been brokenhearted&lt;br /&gt;blue since the day we parted&lt;br /&gt;why, why did i ever let you go?&lt;br /&gt;mamma mia, even if i say&lt;br /&gt;bye bye, leave me now or never&lt;br /&gt;mamma mia, it's a game we play&lt;br /&gt;bye bye doesn't mean forever&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mamma mia, here i go again&lt;br /&gt;my my, how can i resist you?&lt;br /&gt;mamma mia, does it show again?&lt;br /&gt;my my, just how much i've missed you&lt;br /&gt;yes, i've been brokenhearted&lt;br /&gt;blue since the day we parted&lt;br /&gt;why, why did i ever let you go&lt;br /&gt;mamma mia, now i really know&lt;br /&gt;my my, i could never let you go&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-3484404129881928740?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/3484404129881928740/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=3484404129881928740' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/3484404129881928740'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/3484404129881928740'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/10/mamma-mia.html' title='mamma mia!'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-1616736770260191095</id><published>2008-10-26T12:07:00.001+02:00</published><updated>2008-10-26T12:17:00.296+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitaplar'/><title type='text'>bir adaletsizlik karşısında öfkeyle titremek</title><content type='html'>Che, 1964 yılında Guevera soyadını taşıyan bir İspanyoldan Arjantin'e göç eden ailesinin İspanya'nın hangi bölgesinden olduğunu soran bir mektup alır. Maria Rosario Guevera adındaki bu kadına şöyle cevap verir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yoldaş, ailem İspanya'nın hangi bölgesinden geliyor, gerçekten bilmiyorum. Elbette atalarım çok önce çıktılar oradan, bir ayakları geride kaldı, ötekisi ileride; ama ben onlara ait bilgileri saklamadıysam bu, durumun gereksizliğindendir. Yakın akraba olduğumuzu sanmıyorum, ama dünyada gerçekleşen herhangi bir adaletsizlik karşısında eğer siz de öfkeyle titriyorsanız, yoldaşız demektir ve bu çok daha önemlidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devrimci selamlarla vatan yahut ölüm. Kazanacağız! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kmtn. Ernesto Che Guevara. "&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bellekteki Che, Everest yayınları, sh. 10&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ne zamandır bu alıntıyı yazmak istiyordum, dün geceden beri yağmurun durmadığı bir İstanbul pazar gününde kısmetmiş.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-1616736770260191095?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/1616736770260191095/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=1616736770260191095' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/1616736770260191095'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/1616736770260191095'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/10/bir-adaletsizlik-karsnda-fkeyle.html' title='bir adaletsizlik karşısında &amp;ouml;fkeyle titremek'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-1602252893011005809</id><published>2008-10-25T09:47:00.000+03:00</published><updated>2008-10-25T09:55:15.801+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='neler oluyor hayatta'/><title type='text'>beni okumak da mı yassah?</title><content type='html'>ne güzel izne çıkmışım perşembe günü, haftaiçi İstanbul'da olmak bi garip gelmiş zaten, hergünü sürekli cumartesi sanıyorum, oturdum dün akşam bişeyler yazayım diye, aaaaa.. blogger kapanmış. benim sayfam da. onunki de. şu da. bu da. o da. aaaaaa. niye ya? Diyarbakır'da bir mahkeme topumuzun sakıncalı olduğuna karar vermiş diye. altından ne çıkacağını merak ediyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama buradayız işte. hahay.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-1602252893011005809?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/1602252893011005809/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=1602252893011005809' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/1602252893011005809'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/1602252893011005809'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/10/beni-okumak-da-m-yassah.html' title='beni okumak da mı yassah?'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-6726613839597076578</id><published>2008-10-14T15:03:00.003+03:00</published><updated>2008-10-14T15:09:41.994+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='neler oluyor hayatta'/><title type='text'>memnun piyasa fotografı</title><content type='html'>ay bu fotografı görene kadar hiç bu kadar güleceğim yoktu doğrusu.. o gazete sitesi senin bu haber sitesi benim gezerkene internette, ciddi bir haber sitesinde "piyasalar önlemlerden memnun" başlıklı bir haber gördüm. valla piyasalar bayağı bi memnun hakikaten şu son önlemlerden, hani ülkeler bankalara milyar milyor dolar ve avro yardım yapacaklar ya, bu sabahtan beri borsa morsa coşmuş halde. kara bulutlar şimdilik yavaş yavaş dağılıyor gibi. şimdi de aşağıda lütfen haberin fotografına bakın siz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SPSKsczzyVI/AAAAAAAAAu4/ctO_wBsIsH8/s1600-h/158599.jpeg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5256979161300584786" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SPSKsczzyVI/AAAAAAAAAu4/ctO_wBsIsH8/s400/158599.jpeg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;gene gülme geldi fotografı görünce. yahu bu hanımlar piyasayı mı temsil ediyorlar? nassi yani? bankacılar mı? yok yahu, hiç bankacı gibi giyinmemişler. gerçi şu bi tek hunisi eksik hallerinden bankacıya da benzetmiyor değilim hani...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ilahi cnntürk. kopardın beni. takipçinim bundan sonra.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-6726613839597076578?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/6726613839597076578/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=6726613839597076578' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/6726613839597076578'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/6726613839597076578'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/10/memnun-piyasa-fotograf.html' title='memnun piyasa fotografı'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SPSKsczzyVI/AAAAAAAAAu4/ctO_wBsIsH8/s72-c/158599.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-8149405074388874981</id><published>2008-10-12T19:21:00.003+03:00</published><updated>2008-10-12T19:51:27.310+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='filmler'/><title type='text'>miyazaki'nin son harikası: küçük deniz kızı ponyo</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SPIkiIdLH8I/AAAAAAAAAuo/k8rAfPZFbx4/s1600-h/Ponyo.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5256303883898789826" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SPIkiIdLH8I/AAAAAAAAAuo/k8rAfPZFbx4/s400/Ponyo.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; şehre sonbaharla beraber &lt;a href="http://www.iksv.org/filmekimi_2008/"&gt;Filmekimi&lt;/a&gt; de geldi, neyse ki. yani sabah yağmurlu başlayıp öğlen ısınan ve giyilen herşeyin fazlalık hissi verdiği ama akşama doğru kararıp kararıp iş çıkış saati yağmur boşanan garip akşamlı sonbahardan bir nefes alma fırsatı. biletlerin çoğu çıktığı gün bitmiş, malum site kilitlenmiş, beyoğlu emek sineması önündeki kuyruklar ağa camiine varmış. açıkçası bu yılki festival programında ilgimi çeken bir çok film vardı, ancak çoğunun daha sonra vizyona gireceğini (ve itiraf ediyorum, dvdlerinin çıkacağını) düşünerek sadece bir filmde ısrar etmeye karar vermiştim. bu film konusunda neyse ki benim gibi düşünen arkadaşlarım da vardı da, biletler çıktığı gün aslanlarr gibi mücadele ederek balkonun en arka sırasının son koltukları da olsa bilet bulmayı başardık. hangisine mi? Miyazaki ustanın son harikasına efendim, &lt;a href="http://www.iksv.org/filmekimi_2008/Filmekimi_2008.asp?day=3&amp;amp;fid=16&amp;amp;sid=12"&gt;küçük deniz kızı ponyo&lt;/a&gt;'ya.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;sabah heyecanla uyanıp beyoğlu'na doğru yola koyuldum. önce gezi parkı'nda kurulmuş olan sahaflar sergisini dolaştım. eski siyah beyaz resimler, ses dergileri, ebrular arsında kendimi kaybetmeme yakındı ki, filme geç kalacağımı düşünerek kaçarcasına uzaklaştım oradan. yoksa bir kara delik gibi beni yutabilirdi orası, sahaflar yani. açık havada kapalı kalmış tozlu kitap kokusu yoktu ama onca şeyi bir arada görmek insanda "aman allahım, hepsine bakmalıyım/sahip olmalıyım" duygusu uyandırıyor doğrusu.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;beyoğlu, öğle saatleri olmasına rağmen makul bir kalabalığa sahipti. sinemanın karşısındaki sokaktaki bir sokak kahvesinde oturup tam karşı duvardaki bijuteri sergisine ve gelen geçene bakıp bir kahve içtim. hava pek güzeldi, ben çok keyifliydim. sonra filmin başlamasına yakın arkadaşlarla buluşmak üzere sinemanın önüne geldim ki o ne kalabalık... içlerinde de bir tane çocuk yok, iyi mi? herkes yaşını başını almış tipler, aralarda üniversiteli gençler filan. neyse, girdik içeriye. önce 2.5 dakika reklam, 5 dakika ara derken Miyazaki filmlerinin değişmez logosu &lt;a href="http://www.studioghibli.net/"&gt;Stüdyo Ghibli'nin mavisi &lt;/a&gt;çıktı ve herkes deriiin deriiin içini çekti, özlemişiz yahu :)&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Film birdenbire başladı, inanılmaz renkli ve hareketli bir deniz dibi. binbir çeşit, kıvrım kıvrım, renk renk deniz yaratığı.. Miyazaki önceki filmlerinden farklı olarak bu filmin tüm karelerini elle renklendirmiş, bu yüzden diğer filmlerine göre daha pastel ve çok daha şahane olmuş. filmde kendisini deniz altında hapis tutan babasından kaçan bir deniz kızı ile onu bulan ve inanılmaz güzellikte bir kasabanın deniz fenerinde yaşayan 5 yaşındaki Sasuko'nun ilişkisi anlatılıyor. Andersen'in Küçük Denizkızı masalındaki gibi, Ponyo Sasuko ile olmak için insan olmaya karar veriyor, ancak hiç farkında olmadan doğal bir felakete sebep oluyor. &lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5256310548506254402" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SPIqmEDanEI/AAAAAAAAAuw/847GA3bTvVc/s400/ponyo2.jpg" border="0" /&gt;ara olmadan sürdü gitti film, inip çıkan ama insanı hiç bırakmayan bir tempo ve sevimlilikte aktı gitti; arada gülerek, arada duygulanarak, arada Miyazaki'nin küçücük detayları nasıl güzel yakaladığına hayran kalarak (fincan kulpunu dişleyen bebeğin ağzından akan tükürük misal).. bitiş jeneriği akarken seyircilere baktım, herkesin yüzünde bir gülümseme. evet ya, bu Miyazaki bir büyücü kardeşim. öyle mutlu ediyor ki izleyicilerini, Allah da onu mutlu etsin diyor önünde saygı ile eğiliyorum ve bir an önce vizyona girsin veya dvdsi çıksın da herkes izlesin diliyorum.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Meraklısına Not: Online Ghibli &lt;a href="http://www.onlineghibli.com/"&gt;bu &lt;/a&gt;adreste, henüz görmediyseniz.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Meraklısına Not: Oyun Atölyesinde bu yıl da "&lt;a href="http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/04/evlilikte-ufak-tefek-cinayetler.html"&gt;evlilikte ufak tefek cinayetler&lt;/a&gt;" oynuyor, gene kapalı gişe. Aralık ayı biletleri 13 ekim pazartesi çıkıyor, ilgilenenler kaçırmasın.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-8149405074388874981?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/8149405074388874981/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=8149405074388874981' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/8149405074388874981'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/8149405074388874981'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/10/miyazakinin-son-harikas-kk-deniz-kz.html' title='miyazaki&apos;nin son harikası: küçük deniz kızı ponyo'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SPIkiIdLH8I/AAAAAAAAAuo/k8rAfPZFbx4/s72-c/Ponyo.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-2018747699329158812</id><published>2008-10-06T19:34:00.011+03:00</published><updated>2008-10-08T20:21:31.633+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seyyah gülçin'/><title type='text'>lö macera dö la Sümela in bayram</title><content type='html'>Bayramın ilk günü yağmur yağdığından evde oturduk, gelen giden oldu filan. ancak akşam olunca, daralıp kendimizi havaalanının orada yeni açılan Forum alışveriş merkezi'ne attık. İstanbul'daki alışveriş merkezlerinde bile yanyana göremeyeceğiniz tüm markalar bu merkezde yerlerini almışlar, kapalı mekan olduğundan millet de kendini buralara atmış, Forum kalabalık, dükkanlar boş, kafeler tıklım tıklımdı alışveriş merkezlerinin klasik güz manzarası. en üst kata konuşlandırılan yemek yerlerinin ön tarafına balkon ve teras yapmışlar denize nazır, gece karanlıkta br şey anlamadım tabii. bir de dışında hemen girişe yakın Akçaabat Köftecisi Nihat Usta bir yer açmış, rezervasyonsuz gidilmiyormuş o derece revaçta yani. Türk kahvesi içelim diye Gönül Kahvesi'nde oturduk, bu kahvecinin bir şubesini de İzmir'de EGS Park'ta gördüğümü anımsadım. sonra da çıkarken kendime Trabzonspor standından bir sezon forması aldım, böööle çok güzel bir mavi, yuvarlak yaka, yaka kenarları bordo. güzel olmuş bu yılki formalar. takım da iyi. heheheh.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu yağmurlu günün ertesinde güneşli bir havayla uyandık. kuzenimin eşi bir minibüs ayarlamış, doluştuk içine, Maçka'ya, Sümela'ya yola koyulduk. Sümela'ya ben daha önce gitmiş ve dar bir patika yoldan epey uzun zaman tırmanmıştım yıllar oluyor. sonra yolun yarısına kadar bir araba yolu açıldığını duymuş ama gitmemiştim. işte bu yolu görme şansım oldu bu sefer. ama kardeşim, güneşi gören ve Türkiye'nin her yerinden farklı şehir plakalı araçlarıyla herkesler oraya gelmiş sanki. araba yolu dediğin iki araçlık virajlı yokuş bir yol. sağlı sollu parketmiş ve kendilerini yola vurmuş insanlar, bu arada aşağıdan tırmanmaya çalışan yayalar da var. bizim minibüs arada bir yerde mahzur kaldı. değil dönecek, kıpırdayacak yol yok. seyir terasına kadar yürüyüp uzaktan Sümela'ya baktım, yerinde duruyor, yüzyıllardır durduğu gibi, en azından dıştan sağlam (çünkü içi, yürek buracak kadar harap edilmiş), resimlerini çektim, döndük geri. ama nasıl? minibüsümüz bir yanı uçurum, diğer yanı park edilmiş araçlardan oluşan iğne deliği bir yerlerden yokuş aşağı geri geri indi. ben bir haftalık adrenalinimi aldım bu arada. kıdım kıdım indik arabaların aynalarını kapata kapata, yayalara korna çala çala, arada çıkan kavgaları ayırıp yolu aça aça. parkın girişine geldiğimizde helak olmuş bir haldeydik. bu arada yol boyunca aynı cd'de Tan durmadan çıstak makamından "yıldızlar da kayar durmaz yerinde/solar güzelliğin kalmaz yüzündeee/sensiz caaaan verirkeeeen son nefesimde/bir yudum su vermeye gelemez misin ge-le-mez-mi-siiiin" diyordu. bu şarkıyı her duyduğumda tek araç geçebilecek mesafede bir yerden yokuş aşağı geri inen bir minibüs hatırlayacağım artık. ayrıca su vermeye filan da gel-me-ye-ce-ğim. üf ya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neyse, bu heyecanlı iniş sonrası Maçka Başarköy'e gittik Zigana dağı girişinde, Hamsiköy'ün karşısına. bu sırada güneş de azıcık dudak bükmeye başlamıştı doğrusu. orada Padişah Sofrası isimli bir restorana oturduk ve mis gibim sıcacık Trabzon ekmeği ile bir koca tabak salatayı bitirdik mangalda pişmiş etlerimizi beklerken. orada yol boyunca böyle mangalda et ve köfte yapan, tatlı olarak da Hamsiköy sütlacı veren bir sürü restoran var. Sümela'dan kazasız belasız çıkışımız şerefine bi yedik bi yedik.. şimdi düşünüyorum da, gene olsa gene yerim öyle güzeldi. &lt;br /&gt;restoran çıkışı hava gene bir kapalı bir açık, dumanlı dağların ve köylerin resmini çektim. ama onları sonra ekleyeceğim. bu yazının ekinde Sümela resimleri var efendim. sağlıcakla kalın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ormanların, ağaçların arasından taaa uzaklardan böyle görünüyor Sümela.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5254088570427174578" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SOpFt6rAbrI/AAAAAAAAAug/yaV790kBnEU/s320/esenk%C3%B6y+043.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;makinanızı zoomlarsanız da böyle bir görüntü elde ediyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5254081056818213970" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SOo-4kTCNFI/AAAAAAAAAtY/rDC4u4DzmII/s320/esenk%C3%B6y+044.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;sonra, bu dalların arasından görünmesi yetmez, az yukarı yürüyeyim de tam olsun derseniz de bu görüntüyü görüyorsunuz. ormanın aşağısında akan dereyi de alayım diye uğraştım valla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SOpEJPccFsI/AAAAAAAAAuQ/RyqL90XcCpc/s1600-h/esenkÃ¶y+042.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5254086840836429506" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SOpEJPccFsI/AAAAAAAAAuQ/RyqL90XcCpc/s320/esenk%C3%B6y+042.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; sonra bu görüntüyü yaklaştıralım, az daha..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SOpDLaOnnXI/AAAAAAAAAuI/th1hjmEbZ84/s1600-h/esenkÃ¶y+041.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5254085778579365234" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SOpDLaOnnXI/AAAAAAAAAuI/th1hjmEbZ84/s320/esenk%C3%B6y+041.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;biraz açıyı da değiştirelim bakalım nasıl olacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SOpBM7PXG3I/AAAAAAAAAtw/WsWdm25vvA4/s1600-h/esenkÃ¶y+034.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5254083605597461362" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SOpBM7PXG3I/AAAAAAAAAtw/WsWdm25vvA4/s320/esenk%C3%B6y+034.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; güzel olmuşlar kanımca :) sevgiler.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Meraklısına Not: Hristiyan inanışına göre İsa yeniden yeryüzüne gelirken havadan ineceği için, bu manastır bir tepeye konuşlandırılmış. insan hala 21. yüzyılda bile zor çıkılan bu yere nasıl olup da hangi şartlarda bu mekanı inşa ettiklerine inanamıyor. Sümela Manastırı ile ilgili çeşitli okumalar &lt;a href="http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=9003"&gt;burada&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://www.karadenizgezi.net/sumela/index.htm"&gt;burada&lt;/a&gt; ve &lt;a href="http://www.kultur.gov.tr/TR/BelgeGoster.aspx?F6E10F8892433CFFE200AFCAF5415DF3BAEAEDE14133EF9C"&gt;burada&lt;/a&gt; da Kültür Bakanlığı'nın bir videosu var. &lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-2018747699329158812?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/2018747699329158812/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=2018747699329158812' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/2018747699329158812'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/2018747699329158812'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/10/l-macera-d-la-smela-in-bayram.html' title='lö macera dö la Sümela in bayram'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SOpFt6rAbrI/AAAAAAAAAug/yaV790kBnEU/s72-c/esenk%C3%B6y+043.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-3519014255603450698</id><published>2008-10-05T17:18:00.009+03:00</published><updated>2008-10-05T17:59:51.910+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seyyah gülçin'/><title type='text'>Trabzon Atatürk Köşkü ve Tuğana</title><content type='html'>Trabzon denince akla ilk gelen yerlerden biridir &lt;a href="http://www.kultur.gov.tr/TR/BelgeGoster.aspx?F6E10F8892433CFF5187E7E9DF69685B7E1FDD3C59C5BB9E"&gt;Atatürk Köşkü&lt;/a&gt;. Soğuksu tepesinden şehre inanılmaz güzel bir çam ormanı ve bahçenin içinden bakar. şu bembeyaz bir pastaya benzeyen görüntüsünü hatırlamayanınız yoktur herhalde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SOjNP7UH_II/AAAAAAAAAso/f-edCJGM4Pg/s1600-h/esenkÃ¶y+019.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5253674638831516802" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SOjNP7UH_II/AAAAAAAAAso/f-edCJGM4Pg/s400/esenk%C3%B6y+019.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; bu bayram Trabzon'da hep yağmur yağdı. karanlık, puslu bir hava, usul usul hışır hışır yağan bir yağmur. iki yağmur arası bir arada, Atatürk Köşkü'ne gene gidiverdim. bu kaçıncı gidişim, ama her seferinde beni heyecanlandırmaya devam ediyor burası. bu sefer havuzu doluydu, üzerinde nilüferler yüzüyordu ve havuzun kenarındaki kuşların ağzından sular saçılıyordu. mimarisine gene hayran oldum. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5253675325993239410" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SOjN37MPw3I/AAAAAAAAAsw/AjjUOR242-o/s400/esenk%C3%B6y+020.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5253675862291502930" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SOjOXJDt11I/AAAAAAAAAs4/OX1sKwG1X-Q/s400/esenk%C3%B6y+021.jpg" border="0" /&gt;köşkün içinde resim çektirmedikleri ve ben de bu yasağı cinlik edip delenlerden olmadığım için (ki her zamanki gibi vardı onlardan) içeriden bir resim yok elimde. dileyenler &lt;a href="http://karalahana.com/yeni/trabzon/ataturk_kosku.htm"&gt;şurayı&lt;/a&gt; ve &lt;a href="http://www.ataturk.net/ata/trabzon.html"&gt;burayı &lt;/a&gt;tıklayarak bazı bölümlerini görebilirler. en ilginç kısım o döneme göre hayli modern sayılabilecek bir icat, yemek odasındaki kalorifer peteklerinin arasında yemek servisi yapılan kapların sıcak kalması için yapılmış bir pencere. her gördüğümde ne akıllı bir fikir diyorum kendime. köşkün yan tarafındaki bahçede çok güzel bir çay bahçesi var. mevsim dolayısıyla kapalıydı tabii. yazın, şehir nemden ve sıcaktan bunalırken burası bir vaha gibi, tertemiz havasıyla serindir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5253684093871639154" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SOjV2SFWynI/AAAAAAAAAtQ/NHJZiY068xI/s400/esenk%C3%B6y+029.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;aşağıdaki resimde de bahçedeki Atatürk büstünü görüyorsunuz, kaidesinde "ümidim gençliktedir" yazıyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5253683584090145490" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SOjVYm_-gtI/AAAAAAAAAtI/bzaJ75AyyKc/s400/esenk%C3%B6y+026.jpg" border="0" /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;köşkün tam karşısına geçen yıl Tuğana isimli bir çay bahçesi açılmış. yöresel yemekler ve semaverle çayın bulunduğu bu bahçenin de yazın tadına doyum olmuyor. bahçenin ortasında ise bir gümüşçü var, Tuğana Gümüş. Trabzon'da yaşayan en önemli sanatlardan biri olan telkari el sanatını modern çağa uydurarak hala yaşatan gümüş ustalarından birine ait burası. içeriye girdiğinizde sizi bambaşka bir dünya karşılıyor, kazaziye denilen bir yöntemle incecik gümüş tellerden işleyerek yaptıkları el işçiliği gümüş takıları ve dekoratif eşyalara bakmaya doyamıyor insan. öyle ince, öyle güzeller ki, el ile yapıldığına inanasınız gelmiyor; ama usta orada, dileyene gümüş telden makarasını çıkarıp anlatıveriyor işte. kendi tasarımı olduğunu söylediği şu modelli kolyesini aldım kendime bu ziyaretin anısına, şu güzelliğe bakar mısınız lütfen:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5253681709629642466" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SOjTrgFxFuI/AAAAAAAAAtA/R2Gxt049OH0/s400/kemer503.jpg" border="0" /&gt;gümüş severler &lt;a href="http://www.tuganakuyumculuk.com.tr/index.php"&gt;şurayı &lt;/a&gt;tıklayarak sayfalarında dolaşabilir, klasik hasır işi takıların oksitlenmiş ve taşlı hallerine de bakmalarını tavsiye ederim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;ne demiştim, evet ya, günlerce yağmur yağdı Trabzon'da ben oradayken ya da bana öyle geldi. dönmeden bir gün önce de gene iki yağmur arası güneş azıcık yüzünü gösterince düştük Maçka yollarına, Sümela'ya. Sümela macerası, bir sonraki yazıda.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-3519014255603450698?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/3519014255603450698/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=3519014255603450698' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/3519014255603450698'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/3519014255603450698'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/10/trabzon-atatrk-kk-ve-tuana.html' title='Trabzon Atatürk Köşkü ve Tuğana'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SOjNP7UH_II/AAAAAAAAAso/f-edCJGM4Pg/s72-c/esenk%C3%B6y+019.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-8333553270936600997</id><published>2008-09-27T10:02:00.005+03:00</published><updated>2008-09-27T10:20:06.486+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kişisel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sanat'/><title type='text'>yeni ayakkabılar, bayram vs.</title><content type='html'>&lt;div&gt;önceki akşam maçka'ya doğru yürürken bir baktım ki, tam köşedeki beyaz kanatlı ayakkabıyı değiştirmiş, yerine bu aşağıdakini yerleştirmişler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5250593538979494866" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SN3bAT7Ve9I/AAAAAAAAAsI/HjezdrJmOdY/s400/eller.JPG" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;bu köşe de o kadar biçimsiz ki, etrafından arabalar geçiyor, parkedenler var, insanlar toplaşıyor filan, doğru dürüst bir açı yakalamak mümkün değil. gene de acar şehir muhabiriniz sağından solundan dolaşarak bu açıyı yakaladı size, hem de cep telefonuyla.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SN3bKzrrCnI/AAAAAAAAAsQ/UkXcKSt63Nw/s1600-h/eller+Ã¶n.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5250593719302425202" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SN3bKzrrCnI/AAAAAAAAAsQ/UkXcKSt63Nw/s400/eller+%C3%B6n.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; bu resimleri Roma'daki Sistine Chapel'den hatırlarsınız, dahi Michelangelo'nun Yaradılış'ı. ilginç bir çalışma olmuş, değil mi?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;bu ayakkabının karşısında da cam bir kocaman kutu içinde, paha biçilemez bir mücevher misali, sosyete güzeli Siren Ertan'ın pırıltılı ayakkabısı vardı. o kadar ışıltılıydı ki, cep telefonumun kamerası isyan etti, ben de ısrar etmedim. geçen gün de öğle arasında hayal meyal bir adam gördüm motorsikletle ayakkabı taşıyan. onu park halinde görünce de dayanamadım çektim bu puzzle ayakkabıyı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5250595126852202802" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SN3ccvNsMTI/AAAAAAAAAsY/SwZkGsLAna0/s400/hoti%C3%A7.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;dün öğle saatlerinde birden İstanbul'da kasırga çıktı. çok şiddetli bir rüzgarla beraber sağanak yağmur. ağaçlar kırıldı, çatılar uçtu, deniz kabardı köpürdü, bizim ofisin önündeki güzelim kelebekli ayakkbı da yerinden sökülüp yola düştü, arabalar etrafından dolaştı, bir süre sürüklendi, sonra yan apartmanın kapıcısıyle bizim güzvenlik görevlisi zar zor kaldırıp yerleştirdiler yerine. ama kelebeğin kanatları bozuldu, yaklaştılar birbirine. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5250596250144624546" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SN3deHzeT6I/AAAAAAAAAsg/9tTompAPlts/s320/G%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BC007.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;bu akşam bayram tatili için Trabzon'a gidiyorum. daha bavulum hazır değil ve yapmam gereken çok şey var. sabah yine yağmurlu ve soğuk bir İstanbul'a uyandık. kışlıkları çıkarmanın vaktidir. azıcık dinlenmenin, aile yakınlığı ve aramızdan ayrılan büyüklerimizin hatırlanmasının vaktidir. herşey nasıl büyük bir hızla değişiyor, değil mi? bizim kuşağın bile "nerede o eski bayramlar" diyesi var artık. o güzel insanlar o güzel atlara binip gittiler, biz elimizdekilerin kıymetini bilelim efendim. herkese iyi bayramlar, selamlar sevgiler.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-8333553270936600997?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/8333553270936600997/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=8333553270936600997' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/8333553270936600997'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/8333553270936600997'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/09/yeni-ayakkablar-bayram-vs.html' title='yeni ayakkabılar, bayram vs.'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SN3bAT7Ve9I/AAAAAAAAAsI/HjezdrJmOdY/s72-c/eller.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-8342330580215228070</id><published>2008-09-24T19:23:00.003+03:00</published><updated>2008-09-24T19:56:44.527+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mim'/><title type='text'>hayaller</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SNppmeS11NI/AAAAAAAAAsA/5l6mfRZP4Fs/s1600-h/butterfliesandme.dat"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5249624425341768914" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SNppmeS11NI/AAAAAAAAAsA/5l6mfRZP4Fs/s400/butterfliesandme.dat" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;gecikmiş bir mim yazısı daha. halbuki ben pek dakikimdir, her buluşmaya vaktinden önce giderim. ama bu aralar bloga yazma konusunda biraz rahat davrandığımın, bu rahatlığımın da giderek bir alışkanlığa dönüşüyor olduğunun, aslında kendimce çok önem verdiğim yazma işine de sekte vurduğunun, huzursuzca farkındayım (nobelli yazar cümlesine benzedi). herşey sarı defter yüzünden oldu. geçen kış ve baharda her çantamın içine kolaylıkla uyan, kareli olduğu için her ruh halinde rahatça yazabildiğim, spiralli olduğundan kolayca kıvırabildiğim sarı defterim yaz başında bitti. aradım taradım, evet ortalıkta bir sürü küçük ve orta ebatta defter var, ama onun gibisi yok. bir tane kırmızı buldum sonunda, ümitlendim, ama yok, o da sarının yerini alamadı. geçen kış hatırlıyorum da, motorun üst katında bile, buz gibi havada hem sıgaramı içer hem pıtır pıtır yazardım ben. zaten artık sıgara da içilmiyor, lakin bu başka bir konu. ne diyecektim, ah mim demiştim. &lt;a href="http://sillybebek.blogspot.com/2008/09/hangi-hayallerinizden-vaz-gectiniz-mim.html"&gt;sevgili gulteinen mimlemişti beni hayallerim konusunda&lt;/a&gt;. bir süre düşündüm ne yazabileceğimi.  çocukken hayallerim yoktu benim, kitaplarım ve uzak diyarlar vardı sadece. bir gün para sıkıntısı çekmeden canımın istediği yere gidebilmekti hayal dediğin. belki işim bunu sağlardı, sağladı da bir süre, gerçi hep aynı yerlere gidiyordum ama olsun. bavul yapmak, bavul açmak, değişik otel odaları çok hoşuma giderdi. sonra iş seyahatleri kesildi. derken öyle çok kitabım oldu ki, kıyıp başkalarına vermek/atmak şöyle dursun bakmaya da doyamıyordum onlara, kocaman bir kütüphane hayal etmeye başladım. belki evde bir özel oda. hani şu ingiliz evlerindeki gibi, camlı büyük dolaplar, ortada bir masa, üzerinde abajur, kenarında rahat bir koltuk, devasa aydınlık pencereler, anladınız siz. tam Türk mimarisini anlattığımın farkındayım bu arada. bu yüzden evimin arka odasındaki kütüphanemde 3 sıra halinde duruyor kitaplarım, ne yapsam bilmiyorum. yenisini alınca eskilerden ayırayım diyorum, onu da pek yapamıyorum açıkçası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;lise 2'deyken okulun tiyatro koluna girdiğimden bahsetmiştim daha önce. işte o zaman bir başka hayalim daha oldu, hayal olarak da kaldı. tiyatroyla profesyonel olarak uğraşamadım ama elimden geldiğince oyunlara gidip emeklerini alkışlamayı bir borç bildim tiyatrocuların. tam bir deli işi, bana pek uygundu aslında, suya yazı yazmak gibi birşey tiyatro.  her oyunun sonunda ağlarım alkışlarken, o yoğun duygu alışverişini öyle hissederim ki içimde, nefesim kesilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;düşündüm de hayal ettiklerim olmadı ama aklımdan hayalimden geçirmediklerim geldi başıma hayatım boyunca, hem iyi hem kötü. hayatımın anlamı saydığım işimi kaybedeceğim hiç aklıma gelmezdi misal, bir sabah ansızın kaybediverdim. evlenme hayalleri kuran biri değildim hiç, ama evlendim, hatta boşandım. küba'yı hep merak ederdim, aaa birgün bir fırsat çıktı, ben küba'ya gidiverdim misal. yazmayı hep sevdim, küçükken defterlerim vardı, yazılarla çizgilerle doldurduğum. bir baktım büyümüş de internette yazar olmuşum. hiç kırk yaşında nasıl olacağımı düşünmemiştim, hoop günler geçivermiş ben kırkımı da geçmişim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.ideefixe.com/Kitap/tanim.asp?sid=YYA4SC6OS8J28KQABPSJ"&gt;"Karanlıktaki Adam"&lt;/a&gt;ı okuyorum iki gündür, &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=HaberDetay&amp;amp;ArticleID=898030&amp;amp;Date=24.09.2008"&gt;Paul Auster'in yine çok katmanlı son romanı&lt;/a&gt;. "yaşam insanı hayal kırıklığına uğratıyor, değil mi?" diye soruyor bir yerde. belki öyle. bir hayat belki hiçbirşey değildir, ama hiçbirşey de bir hayat değildir. mutlu hissetmektir bütün mesele, mutlu hissetmeye emek vermekte, çoğunlukla başkalarını gülümsetebilmekte.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-8342330580215228070?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/8342330580215228070/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=8342330580215228070' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/8342330580215228070'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/8342330580215228070'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/09/hayaller.html' title='hayaller'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SNppmeS11NI/AAAAAAAAAsA/5l6mfRZP4Fs/s72-c/butterfliesandme.dat' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-4349590942200988421</id><published>2008-09-24T10:23:00.002+03:00</published><updated>2008-09-24T10:26:48.345+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='neler oluyor hayatta'/><title type='text'>tutkuları olanlar için hayat kısadır</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SNnq6678eWI/AAAAAAAAAr0/hPCfEcksRsY/s1600-h/kanat.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5249485138651019618" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SNnq6678eWI/AAAAAAAAAr0/hPCfEcksRsY/s400/kanat.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Beşiktaş'lı değilim, ama severdim Kazım Kanat'ı, onun "acemi" aşk yazılarını. Tambur çalmayıo öğrenmeye başlamışken, yıllardır savaştığı kanserden değil de, klimadan kaptığı zatürreden gideceği kimin aklına gelirdi? Ruhu artık teknesi Meleğim ile özgürce dolaşacak koylarda, güle güle Kazım abi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Meraklısına Not: Son yazısı ve arşivi için &lt;a href="http://www.sabah.com.tr/pz/kanat.html"&gt;buraya&lt;/a&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-4349590942200988421?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/4349590942200988421/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=4349590942200988421' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/4349590942200988421'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/4349590942200988421'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/09/tutkular-olanlar-iin-hayat-ksadr.html' title='tutkuları olanlar için hayat kısadır'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SNnq6678eWI/AAAAAAAAAr0/hPCfEcksRsY/s72-c/kanat.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-1191159820276788298</id><published>2008-09-23T15:20:00.000+03:00</published><updated>2008-09-23T15:21:39.865+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kişisel'/><title type='text'>uyku</title><content type='html'>bir derin uyumuşum ki. kafamın içinden bölük pörçük şeyler geçtiğinin farkındayım, ama uyanmak istemiyorum. bir an alt çenemin yaşlı kadınlar gibi yerçekimine yenilip neredeyse açılacağını, alt çenemin boşalır gibi olduğunu hissediyorum; bu görüntüme gülesim geliyor, ama gülersem uykum açılır diye gülmüyorum, çenemi düzeltiyorum. başımı hafif yan çeviriyorum, uyuduğum için çok memnunum. ama birden bir şey dürtüklüyor sanki, gözlerimi açıyorum. o ne? tam yüzümün karşısında benim gibi memnuniyetle uyuyan bir adam! Üstelik tanımıyorum bile! paniklememeye çalışıyorum, kim olabilir, neresi burası, gözlerimi yavaşça sola doğru çeviriyorum, giysilerim üzerimde neyse ki, hem burası da belediye otobüsü. ne sanmışım ki? daha ineceğim durağa 3 durak var, vakitlice uyanmışım, toparlanıyorum. amma uyudum ha. aman dostlar, bugünlerde üstümde bir uyku var ki sormayın gitsin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-1191159820276788298?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/1191159820276788298/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=1191159820276788298' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/1191159820276788298'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/1191159820276788298'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/09/uyku.html' title='uyku'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-1840269100667497794</id><published>2008-09-11T15:21:00.006+03:00</published><updated>2008-09-11T15:38:35.131+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='neler oluyor hayatta'/><title type='text'>okapi</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SMkNpMFs8sI/AAAAAAAAArE/mIWQAIW4h98/s1600-h/691px-Okapi2.jpeg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5244738242320593602" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SMkNpMFs8sI/AAAAAAAAArE/mIWQAIW4h98/s400/691px-Okapi2.jpeg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Geçenlerde sevgili Vladimir çocukluğumuzda oynadığımız oyunlardan nbahsetmişti de, "isim-şehir" oyununun nostalji rüzgarında, ben de kendi "isim-şehir" maceralarımı anımsamıştım. her harften her bir şeyi bulmak gerçekten zordu, hele büyüklerle oynuyorsan doğal bir dezavantajın vardı. mesela P harfinden Paris dışında şehir insanın aklına gelmez, Polatlı dersen karşı taraf "ama orası ilçeee" derdi. sahi, Polatlı hala ilçe di mi? zamanımızın bir sürü ilçesi furya furya şehir oldu da. Türkiye'nin kaç ili var sorusunda insan duraklamadan cevap veremiyor artık. neyse, bu isim-şehir oyunlarından birinde O harfinde hayvan sorusuna sevgili eniştem "&lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Okapi"&gt;okapi" &lt;/a&gt;demişti de nasıl mızıkçılık yapmak istemiştim, onu hatırladım. o zaman tabii gugıl abi filan da yok, açıp tabure gibi ansiklopedileri bakmıştık okapi nedir diye. çok az bir açıklama ve siyah-beyaz soluk bir fotograf görmüştük, gözümde bişey canlanmamıştı. çocukluk işte, sonra unuttum okapiyi. aaa bugün bi baktım internet sitelerinde bir haber: okapi denen hayvan 50 yıl sonra ilk kez doğal ortamında görüntülenmiş. çok mahcup bir hayvanmış kendileri, kafası zürafaya bedeni de zebraya benziyormuş. sadece Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin kuzeydoğusunda yaşayan okapinin fotoğrafları Virunga ulusal parkında çekilmiş. dünya ne tuhaf. şükürler olsun ki dün yok olmadı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5244741227429117010" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SMkQW8fCPFI/AAAAAAAAArU/lCkVOetUkuk/s320/okapi2" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5244742169885387714" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SMkRNzaHq8I/AAAAAAAAArs/KbPlw9rStm0/s400/okapi1" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-1840269100667497794?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/1840269100667497794/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=1840269100667497794' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/1840269100667497794'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/1840269100667497794'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/09/okapi.html' title='okapi'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SMkNpMFs8sI/AAAAAAAAArE/mIWQAIW4h98/s72-c/691px-Okapi2.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-5463271043609051787</id><published>2008-09-08T19:29:00.005+03:00</published><updated>2008-09-08T19:57:27.592+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mim'/><title type='text'>10 eylül-dünyanın sonu olsa idi</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SMVY4scFH8I/AAAAAAAAAq8/HVrWAL_PnzM/s1600-h/merdivende+melek.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5243695072167665602" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SMVY4scFH8I/AAAAAAAAAq8/HVrWAL_PnzM/s400/merdivende+melek.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://yirmiyediekim.blogspot.com/2008/09/rehavet-adas.html"&gt;sevgili rehavet beni mimlemiş&lt;/a&gt;, efendim 10 eylül'de dünya yok olacakmış, öyle bir tiyo almış, bakalım ne yapacakmışım bu kalan zamanda?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;bi kere onlar yazdığında 4 gün filan varmış, ben dün akşam okudum, bugün de düşündüm, giderek az zaman kalıyor, hani filmlerde yüksek tonda tık tık tık eden bir saat var ya, kafamın içinde ondan var sanki. ilk tepkim şu oldu zaten: iki günlük dünya diyolardı inanmıyodun, al işte. o bütün geleceğini düşünerek yapmadığın şeyler, karizmayı çizdirmeyelim diye vazgeçtiklerin, dik duracağım diye başını çevirip gittiklerin, hepsi hepsi boşmuş. keşke iktisat okuyup hayatını karanlık, havasız, sıkıcı ofislerde içi kararmış, havalı ve sıkıcı insanlarla geçireceğine tiyatrocu olsaydın. tüüü tüküreyim bu kavanoz dipli dünyaya, hadi bi ben gidiyor olsam bişeyler yazardım kalanlara, biriktirdiğim kendimce önemli şeylerimi dağıtırdım insanlara filan, ama yok, gezegen gidiyor. o görmek isteyip hayaller kurduğum ülkeler, yıkanamadığım denizler, yaptıramadığım spa masajları, sürünemediğim losyonlar gidiyor. okuyamadığım (bırak yazamadıklarımı) kitaplar, seyredemediğim filmler, dinleyemediğim konserler gidiyor. bayramda trabzon'a gidecektim, önceden alıp ödemeye başladığım uçak biletim gidiyor (neyse ki borçlarım da gidiyor hehehe). gördüğünüz gibi, dünyadan gitmek bir dert, şu mavi bir bilyeye benzeyen dünyamızın gitmesi ayrı bir dert oldu içime. lost'un sonunu da öğrenemedik anasını satayım. daha "var mısın yok musun"da biri 500 bin yeteleyi alamadı be. bu sezon trabzonsporum da güzel takım kurmuştu, belki başa oynayacaktık yahu. geçende son vişnelerden alıp likör kurmuştum, onlar da olamayacaklar yani, öyle mi? ne için? cern deneyi yüzünden. amerikalı bir genç, bu deneyin ne olduğunu rap şarkısı şeklinde anlatmış, merak edenlere &lt;a href="http://www.ntvmsnbc.com/modules/habervideo/video.asp?CatID=15&amp;amp;cbVideo=7009&amp;amp;cbQuality=1"&gt;klibi burada&lt;/a&gt;. ay bi sürüparçacıkları yerin bilmemkaç metre altında, eksi 271 derecede birleştirip ayrıştıracaklarmıymış ne. neyse, vakit gene de azalıyor, tık tık tık. üzülüp dövünerek bir gün geçti, yeter. yarın işe gitmeyeceğim kardeşim bi kere. metrolar, vapurlar, otobüsler bedava, ama gitmeyeceğim. gidip annemle oturacağım, ne istiyorsa onu yapalım beraber. gidip deniz kenarında oturalım. ne zamandır ayırmaya üşendiğimiz resimleri de alalım yanımıza, bakalım hayatımıza, kah gülüp kah ağlayalım. bu dünyadan biz de böyle geçtik, ne yapalım. sonra gideyim sevdiceğimi bulayım, onunla dolaşalım, ya da oturalım. evde güzel bir şey için sakladığım ne kadar giysi varsa giyeyim, ne kadar içki-yiyecek varsa yiyelim içelim. sonra arkadaşları dolaşalım, sanki dünya batmayacakmış gibi. haftasonu için planlar yapalım gene. sonra beraber yatalım uyuyalım, dünya batarsa batsın, herşey boşmuş be. işte öyle.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;şimdi mimi kime atacağım ben? öyle az zaman kaldı ki. boşverin kardeşim, yaşamaya bakın.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-5463271043609051787?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/5463271043609051787/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=5463271043609051787' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/5463271043609051787'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/5463271043609051787'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/09/10-eyll-dnyann-sonu-olsa-idi.html' title='10 eylül-dünyanın sonu olsa idi'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SMVY4scFH8I/AAAAAAAAAq8/HVrWAL_PnzM/s72-c/merdivende+melek.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-5473599972240744835</id><published>2008-09-04T19:37:00.013+03:00</published><updated>2008-09-05T10:37:51.587+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sanat'/><title type='text'>ayakkabılar, çeşit çeşit</title><content type='html'>Ayakkabı, iskarpin, pabuç, kundura (hatta ayağında kundura/yar gelir dura dura), stiletto, sandalet, bot, çizme, terlik, mokasen, mes, çarık, karalastik, babet, ince topuk, kalın topuk, dolgu topuk, mantar topuk, yumurta topuk, sivri burunlu, küt burunlu, dekolte, önü kapalı arkası açık, hem önü hem arkası açık, parmak arası, bantlı, bağcıklı,  dost başa düşman ayağa bakar (neden? Çünkü insan en çok ayakkabısına benzer), ayağı kademsiz insanlar, ayağının uğuru olsun, cennet annelerin ayağı altındadır, ayağının altına almak, ayağı kesilmek, yüksek topuk selülit ve bel ağrısı yapar (ama ne güzel görünür), ayakkabı çekeceği (kerata), ayakkabı temizleme süngeri, ayakkabı dolabı, ayakkabı kutusu, ayakkabı tamircisi, ayakkabı boyacısı, ayağının turabı-çorabı-olayım vurma abi (Türk filmlerinden bir replik), ayağını yıkamak (sevdiğim erkeğin geyşası olurum hesabı), ayakkabının ayağı vurması, ayakkabısı vurmadığı zamanlarda anmazdı ama Allah’ın adını/günahkar da sayılmazdı/yazık oldu Süleyman efendiye (Orhan Veli), iki ayağı bir pabuca girmek, ayağı çabuk, haaa o mu? sağlam ayakkabı değil, Gülçiiiin pabucu yarım çık dışarıya oynayalım, uç uç böceğim annem sana terlik pabuç alacak, anaaaa İmelda Marcos...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne çok şey geldi aklıma ayakkabı deyince. Bu Pazartesi gününden beri Nişantaşı’nda gene olağandışı bir hareketlilik var (hayır Ramazan değil), inekler ve lalelerden sonra, şimdi de dev ayakkabılar var her köşede. Dün acar şehir muhabiriniz olarak Nişantaşı sokaklarının nabzını tuttum ve sizler için bu bölgedeki her ayakkabıyı özenle fotografladım. İş bitince gidip kendime bir ayakkabı alasım geldi, ama almadım, daha giymediğim ayakkabılarım bile var utanarak söylüyorum, ama ayakkabı almak çok güzel bişey, ne enteresan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bakın ilk resmimiz bir antidepresan firmasının sponsor olduğu bir ayakkabı. heryeri taşlarla kaplı, pek gözalıcı. hemen arkada ise bir köpek kulübesi görüyorsunuz. işte o kulübe simba'nın kulübesi, 15 yaşında, zararsız bir sokak köpeği, hani geçenlerde taşlayıp öldürmeye çalışmışlardı da, belediye kurtarmıştı. işte onun evi. tam da Abdi İpekçi Caddesinin köşesi, ohh simba'daki keyfe bak. ben oradayken evi boştu, piyasa yapmaya çıkmıştır köftehor :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SMAUyu80eQI/AAAAAAAAAq0/eaIbw7tl4io/s1600-h/esenkÃ¶y+019.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5242212828088400130" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" height="252" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SMAUyu80eQI/AAAAAAAAAq0/eaIbw7tl4io/s400/esenk%C3%B6y+019.jpg" width="382" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;bu da simba'nın evinin karşı köşesinde, melek kanadı figürlü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SMAUCEY_uRI/AAAAAAAAAqs/nMLkvrXhNhA/s1600-h/esenkÃ¶y+020.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5242211992030132498" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SMAUCEY_uRI/AAAAAAAAAqs/nMLkvrXhNhA/s400/esenk%C3%B6y+020.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;bu cadde üzerinde, step halıcılık sponsorluğunda hazırlanmış kırmızı halı serilmiş ayakkabı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SMATdIUHyTI/AAAAAAAAAqk/hjVOOWZY3js/s1600-h/esenkÃ¶y+018.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5242211357428271410" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SMATdIUHyTI/AAAAAAAAAqk/hjVOOWZY3js/s400/esenk%C3%B6y+018.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;bu kelebek kanatlı ayakkabı benim işyerimin önünde duruyor. camdan bakmak için ayağa kalkarsam bugünlerde bunu görüyorum, ne güsel değil mi (ama bu gidişle ayakkabı almamaya dayanamayacağım); yukarıdan çekildiği için bu daha değişik bir fotograf oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SMAS217-idI/AAAAAAAAAqc/5TA1W3oaaF4/s1600-h/esenkÃ¶y+016.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5242210699660134866" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SMAS217-idI/AAAAAAAAAqc/5TA1W3oaaF4/s400/esenk%C3%B6y+016.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;içinde başsız ve askıda bir kadının oturduğu ayakkabı Mudo'nun önünde. yakından daha korkunç geldi bana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SMASSQj3snI/AAAAAAAAAqU/aqO9obl_Xxc/s1600-h/esenkÃ¶y+015.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5242210071151620722" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SMASSQj3snI/AAAAAAAAAqU/aqO9obl_Xxc/s400/esenk%C3%B6y+015.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;bu sevimli çocuklar turist. anneleri çocukları kışkışladı ayakkabının içinde doğru, sonra resimlerini çekerken "çiiiiiiiizzzzzz" derken ben de çekiverdim. bu ayakkabı City's Alışveriş Merkezi önünde, Steve Madden'in sponsorluğunda hazırlanmış, aynalı maynalı, pırıl pırıl.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SMARlaBPJHI/AAAAAAAAAqM/ROFBF-LGgMQ/s1600-h/esenkÃ¶y+014.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5242209300596597874" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SMARlaBPJHI/AAAAAAAAAqM/ROFBF-LGgMQ/s400/esenk%C3%B6y+014.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;içine Naomi Campbell döşenmiş bu ince ayakkabı, melek kanatlının tam karşısında, Ferre'nin. yakında Ferre'nin f'si kalmayacağına bahse girerim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SMAQ9lMDu0I/AAAAAAAAAqE/2HiPxas1Xa0/s1600-h/esenkÃ¶y+013.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5242208616400010050" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SMAQ9lMDu0I/AAAAAAAAAqE/2HiPxas1Xa0/s400/esenk%C3%B6y+013.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;ve işte benim favorim. bu ayakkabıyı çok yaratıcı buldum ve kışkırtıcı. ne dersiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SMAQet0WzNI/AAAAAAAAAp8/kYhmwj6N8vM/s1600-h/esenkÃ¶y+012.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5242208086140570834" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SMAQet0WzNI/AAAAAAAAAp8/kYhmwj6N8vM/s400/esenk%C3%B6y+012.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;bu çılgın radyolu ayakkabı (üzerinde bir de çizgi film kareleri filan var) Topshop'un önünde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SMAPwP1Gn1I/AAAAAAAAAp0/-48d_34iBHQ/s1600-h/esenkÃ¶y+011.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5242207287816658770" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SMAPwP1Gn1I/AAAAAAAAAp0/-48d_34iBHQ/s400/esenk%C3%B6y+011.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;ve son fotografımız da albino vadaa'ların olduğu efsanevi konverslerimiz. eğleniyorlar, değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SMAPRd9ZoJI/AAAAAAAAAps/AYE_9vOy_3U/s1600-h/esenkÃ¶y+010.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5242206759033610386" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SMAPRd9ZoJI/AAAAAAAAAps/AYE_9vOy_3U/s400/esenk%C3%B6y+010.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;umarım siz de eğlendiniz:) sevgiler. &lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-5473599972240744835?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/5473599972240744835/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=5473599972240744835' title='14 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/5473599972240744835'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/5473599972240744835'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/09/ayakkablar-eit-eit.html' title='ayakkabılar, çeşit çeşit'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SMAUyu80eQI/AAAAAAAAAq0/eaIbw7tl4io/s72-c/esenk%C3%B6y+019.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>14</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-44004831709348309</id><published>2008-08-29T14:22:00.007+03:00</published><updated>2008-08-29T14:31:21.564+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitaplar'/><title type='text'>yaz sonu için eğlenceli kitap önerileri</title><content type='html'>Bu hafta 3 tane şeker gibi kitap okudum, tadları damağımda kaldı vallahi. yazın bu son günlerinde aşağıdaki üçlüyü alın okuyun, eğlencesi garanti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biri Sel Yayıncılıktan çıkan, ünlü İngiliz oyun yazarı Alan Bennett’in &lt;a href="http://www.ideefixe.com/Kitap/tanim.asp?sid=OOW55NOS0K2KTCUQ15HY"&gt;Kraliçe Kitap Okursa &lt;/a&gt;adlı kısa romanı. Kitabın arkasındaki tanıtım yazısı şöyle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5239899982374186914" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SLfdRZP9L6I/AAAAAAAAApk/olxJ6vw6Ko8/s400/kresim.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Sarayın köpekleri bahçeye park etmiş tuhaf kamyonete havlamasaydı, Kraliçe belki de Westminster gezici kütüphanesinin saraya her hafta geldiğini hiçbir zaman öğrenemeyecekti. Gürültü için özür dilemek üzere gezici kütüphanenin basamaklarını çıkan Kraliçe, konumu gereği kendini bir kitap almak zorunda hisseder. Kitap kötü çıkar, ama Majesteleri'nin aldığı eğitim onu bitirmesini gerektirmektedir ve kitabı geri götürdüğünde kabalık olmasın diye başka bir kitap daha alır. Daha isabetli bir seçim olan bu ikinci kitap Majesteleri'nde öyle büyük bir kitap okuma tutkusu uyandırır ki resmi görevlerini aksatmaya başlar. Böylece, kadıncağız Hardy'den Brookner'e, Proust'tan Beckett'e, her önüne gelen kitabı yutarak okurken maiyet subayları da Kraliçe'nin bu kitap serüvenine bir son vermek için gizli tertiplere girişir. Kraliçe Kitap Okursa edebiyatın, en sıradışı okurun bile yaşamını değiştirenbüyük gücünü gözler önüne seren, sarsıcı ve eğlendirici bir kitap...&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekten başlayınca elinizden bırakamayacağınız ve hemencecik bitiveren bir kitap. Bu kitapla ilgili Radikal Kitap’ta çıkan bir yazıya &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=EklerDetay&amp;amp;ArticleID=893944&amp;amp;Date=19.08.2008&amp;amp;CategoryID=40"&gt;buradan&lt;/a&gt;, Akşam gazetesinde Gülenay Börekçi’nin yazdığı yazı için de &lt;a href="http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=124355,10,165"&gt;buraya&lt;/a&gt; bakabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5239899594085120002" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SLfc6ywoOAI/AAAAAAAAApc/X5JByLFB7-A/s400/miss_marple_son_maceralari.jpeg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;ikinci kitap Agatha Christie severlere. Daha önce dilimize çevrilmemiş yeni bir Miss Marple kitabı yayınlandı: &lt;a href="http://www.ideefixe.com/Kitap/tanim.asp?sid=Y5PZZQ051S3S09Y8D3UD"&gt;Miss Marple’ın Son Maceraları&lt;/a&gt;. 10-15 sayfa süren küçük hikayecikler bunlar. Ama bizim yaşlı, sevimli kızkurusu Miss Marple gene aynı cinlikle bütün hikayeleri tatlıya bağlamayı biliyor. Christie severler ve zeki öykücükler okumayı sevenler kaçırmasınlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5239899510983115170" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SLfc19LkQaI/AAAAAAAAApU/2mCECxhPYP4/s400/CocukIcin40%2520BahaneB.jpeg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;ve sonuncusu &lt;a href="http://www.ecearar.blogspot.com/"&gt;sevgili Ece Arar’ın &lt;/a&gt;son kitabı, “&lt;a href="http://www.dogankitap.com/kitap.asp?id=1083"&gt;çocuk sahibi olmak için 40 bahane&lt;/a&gt;”. Bu ne kadar eğlenceli ve coşkulu bir kitaptır yahu, aynı gün bitirivermişim! Çocuk sahibi olmaya niyetim yoktu ama Ece yazdığı için okuyayım demiştim, aman Allah! Sadece çocuk sahibi olmayı düşünenlere/olanlara değil, insana insan olmayı hatırlatan, enerji ve sevgi dolu bir kitap olmuş. Buradan hem Ece’ye hem ona bu kitabı yazdıran kızı Elvin’e kocaman öpücükler, iyi ki varsınız.&lt;br /&gt;Kitapla ilgili Ece’nin yazısına &lt;a href="http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=126176,10,164"&gt;buradan&lt;/a&gt; ulaşabilirsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-44004831709348309?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/44004831709348309/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=44004831709348309' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/44004831709348309'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/44004831709348309'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/08/yaz-sonu-iin-elenceli-kitap-nerileri.html' title='yaz sonu için eğlenceli kitap önerileri'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SLfdRZP9L6I/AAAAAAAAApk/olxJ6vw6Ko8/s72-c/kresim.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-2430250670048859936</id><published>2008-08-27T22:32:00.005+03:00</published><updated>2008-08-29T14:48:11.042+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kişisel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitaplar'/><title type='text'>şurdan burdan-5</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SLW1JOlHojI/AAAAAAAAApM/cggTQ-KD_Vs/s1600-h/16.jpeg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5239292911652676146" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SLW1JOlHojI/AAAAAAAAApM/cggTQ-KD_Vs/s400/16.jpeg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;geçen zamanda gördüklerimi anlatmaktan güne dair şeyleri paylaşamaz oldum yahu. bu kadar ara verirsen öyle olur işte, şaşırırsın nereden başlayacağını, hangi ucundan tutacağını. neyse, gene günü yakaladık sayılır. bakalım neler var öncekiler dışında kayda değer:&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;-orhan pamuk'un yeni kitabı &lt;a href="http://kultur.sabah.com.tr/kit127-10-20080823-100.html"&gt;Masumiyet Müzesi &lt;/a&gt;cuma günü dağıtıma çıkıyor. bir aşk hikayesi anlatan romandaki kadın kahramanın dokunduğu objelerden oluşan bir müzeyi de Çukurcuma'da satın aldığı evi düzenleyerek açacakmış Bay Pamuk. dünyada benzeri var mı bilmiyorum, ama ilginç fikir. kitabı merakla bekliyorum. ilk iki bölümü hafta sonunda sabah gazetesinde yayınlandı, duymayanlar ve merak edenler &lt;a href="http://www.sabah.com.tr/2008/08/25/haber,BD6D38945A9F4D1593EED968CB694EA0.html"&gt;buraya&lt;/a&gt;. kitabın sayfası da &lt;a href="http://www.masumiyetmuzesi.com/public/photos_mm.htm"&gt;burada&lt;/a&gt;.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;-yazın en büyük sürprizlerinden biri de Sezgin Kaymaz'ın yeni bir kitabının yayınlanmasıydı, yaz sıcaklarında arada kaynadı sanki. ismi Ateş Canına Yapışsın. gerçeküstü öğelerle ve dil oyunlarıyla süslü kitaplarıyla kendine değişik bir okur kitlesi edinen yazarın bu son kitabı Adem'le Havva'nın cennetten kovuluşunu ve yaradılış hikayesini başka bir gözle anlatıyor. diğer kitapları kadar eğlenceli bu kitapla ilgili yazarla yapılmış bir söyleşi için &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=EklerDetay&amp;amp;ArticleID=894830&amp;amp;Date=27.08.2008&amp;amp;CategoryID=40"&gt;buraya&lt;/a&gt;.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;-lost'un 4. sezonunu sonunda bitirdim. des için sevindim, birileri de mutlu olsun kardeşim ya. en sonu nasıl bağlanacak meraktayım. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;-ne zamandır film filan seyretmiyorum, sıcaklardan geceleri mayışıp kalıyorum. ama aklıma takılan filmlerden kendime bir kule yaptım, iddialıyım, sonbaharda bitireceğim hepsini.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;-ayşe hanımın her öğlen yemeğe gittiği retro'da işletmeci değişikliği oldu, ama diğer kadro aynı. ve fakat yaz öğlenleri de yemek yenmiyor kardeşim. neyse, menüye karpuz-beyaz peynir ve soğuk ayran çorbası koydular da biraz çekiliyor. ama yazın bomba yiyeceği benimo bisküvileri. iki ince bisküvi arasında marshmallow, üstü çikolata kaplı ve bunun üstü de hindistan cevizli. neredeyse bir paketi yiyebilirim. yedim de zaten. ühü.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;-kurtköy havaalanı yolunda açılan &lt;a href="http://www.viaport.com.tr/"&gt;viaport alışveriş merkezi'ne &lt;/a&gt;gittik. çook kocaman bir outlet merkezi. içinde kipa var, carrefour marketlerinden büyük bir marketle girmişler. çarşının mimarisi çok değişik, sokaklar var, bir gölet, karşısında yemek yeme yerleri, ortada bir bedesten filan, ünlü markaların sezon sonu ve seri sonu mağazaları. gezmesi keyifli bir yer. gelecek yıl yanına otel de açacaklarmış ve rusya'dan-balkanlardan uçakla turist getirmeyi planlıyorlarmış. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;-geçende iskender kebap yerken farkettik ki, &lt;a href="http://www.kebapciiskender.com.tr/tr/"&gt;bursalı iskender &lt;/a&gt;ailesi kendine yaptığı zincir mağazalarda ilk açılan iskender kebapçısının konsepti ile yerler yapmış. o dükkanın dışında kullanılan mavi renge de "iskender mavisi" demişler tanıtım broşürlerinde. baktım baktım, abi bu bizim gök mavisi değil mi? neyse, hayatımıza bir renk daha girdi böylece. benim sigaranın paketi de iskender mavisi. kağıt takılı çatallar da onların icadıymış, enteresan.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;-kapalı yerlerde sigara içme yasağı başlayalı beri işyerinde sigarayı asma kattaki 19 adıma 5 adım büyüklüğündeki balkonda içiyoruz. yaklaşık bir ay sonra yarım bir tente takıldı, öğleden sonraları güneşle yıkanıyor çünkü. günde 4-5 seferden fazla gitmek ve 5 dakikadan fazla kalmak hoş karşılanmıyor (buna da şükür, thy özel bir sistem taktırmış, kartla girip çıkıyormuşsun ve 5 dakikadan sonra kart geçersiz hale geliyormuş, uğraş dur girecem diye ondan sonra). balkonumuz yandaki çocuk yuvasının -biraz bakımsız- bahçesine ve nişantaşı'nın meşhur kebapçılardan birinin bahçesine bakıyor. ötesi de park, ağaçlar filan. parmaklarının ucunda kalkarsan uzaktan mendil kadar denizi ve İstanbul'un en çirkin binası gökkafes'i görüyorsun ayrıca. sabahları balkona çıkmak çok keyifli, sabahın hafif serinliğinde sessiz sessiz rüzgarda oynayan ağaçları seyretmek çok güzel (işyerinde olduğunu unutuyor insan). cumaları çocuk yuvasında şişme havuzu dolduruyorlar, çocuklar girince bir şamata kopuyor ki. biz de tepelerinden bakan bir sürü koca insan ah çekiyoruz, bizim balkona da koysak bir tane diyerek. fakat bu balkon sefaları çalışanların sosyalleşmesini sağladı, buna ne buyrulur. balkondayken bir sigara içimi süresinde de olsa yanındakiyle hoş beş etme imkanı doğdu. ama anlamadığım bişey var, sigarası biten giderken kalanlara "afiyet olsun" diyor, nedendir? ben afiyet olsun demiyorum, hoşçakalın, görüşürüz, kolay gelsin gibi sözleri tercih edip her afiyet olsun nidasına gülesim gelerek başka tarafa bakıyorum. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;şimdilik bu kadar, herkese selamlar sevgiler. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-2430250670048859936?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/2430250670048859936/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=2430250670048859936' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/2430250670048859936'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/2430250670048859936'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/08/urdan-burdan-5.html' title='şurdan burdan-5'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SLW1JOlHojI/AAAAAAAAApM/cggTQ-KD_Vs/s72-c/16.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-6922845908372124017</id><published>2008-08-26T20:09:00.003+03:00</published><updated>2008-08-26T20:33:31.419+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sanat'/><title type='text'>Keşanlı Ali ile Suzan Kardeş</title><content type='html'>&lt;div&gt;yaz geceleri bitiyor işte. murathan mungan da dememiş miydi "yaz geçer" diye. yazın etkinlik dolu açık hava etkinlikleri için son fırsatlar. cuma akşamı harbiye açık hava tiyatrosu'nda şehir tiyatrolarının sezon oyunlarından Keşanlı Ali Destanı'nı izledik. 1960'larda Haldun Taner tarafından yazılmış müzikleri Yalçın Tura tarfından yapılmış bu Türk tiyatrosunun ilk epik oyunu hala aynı güzellikteydi. Gülriz Sururi'li Engin Cezzar'lı efsanevi kadroyu izleme şansımız olmadı, ama Engin Alkan ile Meriç Benlioğlu da seyretmeye değer. Oyun Sinekli Dağ denen gecekondu mahallesinde geçiyor, "sinekli dağdır burası, şehre tepeden bakar, ama şehir uzakta, masallardaki kadar" diyen sakinleri de yeni türeyen gecekondu ağalarıyla, kendi küçük hayatlarıyla yoğrulmaktalar. Tuvaletçi Şerif ablayı canlandıran Hikmet Körmükçü gene bir döktürüyor ki, evlere şenlik. Tek nefeste attığı bir tirad var ki, müziğini bilmeseniz bile şiiri dahi insanı gülümsetir, bakın şöyle: &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;insanoğlu böyledir , kendini bir şey sanır , &lt;/div&gt;&lt;div&gt;kıl aldırmaz burnundan , böbürlenir kabarır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;herkes bir yerde üstün, kabul amenna peki ,&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;haydut yol çevirirken , &lt;/div&gt;&lt;div&gt;banker çek karalarken , &lt;/div&gt;&lt;div&gt;yosma saç taranırken, &lt;/div&gt;&lt;div&gt;despot kaş çatınırken , &lt;/div&gt;&lt;div&gt;irgat ter dökünürken, &lt;/div&gt;&lt;div&gt;avkat tez savunurken , &lt;/div&gt;&lt;div&gt;zangoç çan çalınırken , &lt;/div&gt;&lt;div&gt;cellat ip geçirirken , &lt;/div&gt;&lt;div&gt;nalbant nal çakılırken , &lt;/div&gt;&lt;div&gt;ortak pay dağılırken , &lt;/div&gt;&lt;div&gt;şantöz şan çağırırken , &lt;/div&gt;&lt;div&gt;hırsız mal kaçırırken , &lt;/div&gt;&lt;div&gt;damat söz kesilirken , &lt;/div&gt;&lt;div&gt;kayyum mest dizinirken , &lt;/div&gt;&lt;div&gt;nokta kol gezinirken , &lt;/div&gt;&lt;div&gt;tüccar iş sezinirken , &lt;/div&gt;&lt;div&gt;aşık saz çalınırken , &lt;/div&gt;&lt;div&gt;maşuk gül kokunurken , &lt;/div&gt;&lt;div&gt;suflör rol fısıldarken , &lt;/div&gt;&lt;div&gt;sarhoş cin içilirken&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;kimi soyunup büyür kimi giyinip büyür&lt;/div&gt;&lt;div&gt;insanoğlu böbürlü, yaradılış ne denir&lt;/div&gt;&lt;div&gt;herkes bir yerde üstün, kabul amenna peki&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;amma bir de bunların yolu bana düşende &lt;/div&gt;&lt;div&gt;balonları delinir,bütün farklar silinir &lt;/div&gt;&lt;div&gt;afra tafra yok olur, burada herkes bir olur&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;arlısı arsızı, hırlısı hırsızı, kirlisi kirsizi, sırlısı sırsızı, huylusu huysuzu, tüylüsü tüysüzü, soylusu soysuzu, boylusu boysuzu, bitlisi bitsizi, iplisi ipsizi, denlisi densizi, donlusu donsuzu, ünlüsü ünsüzü, çullusu çulsuzu, pullusu pulsuzu, yollusu yolsuzu, etlisi sütlüsü, allısı morlusu, sağcısı solcusu, işte bütün bunların yolu bana düşende balonları delinir, &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;bütün farklar silinir, afra tafra yok olur, burada herkes bir olur.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;ilk versiyonda Tuvaletçi Şerif ablayı Suna Pekuysal, İzmarit Nuri'yi de Savaş Dinçel canlandırıyormuş, onlara da bir selam gönderdik alkışlarla. ben Keşanlı Ali'yi sanırım televizyonda izlemiştim, bazı şarkıların sözleri tanıdık geldi. misal, "şamama kim sen kimsin, o hiç senin dengin mü, o bir küççük hanfendüü" repliği unutulabilir mi? ya da Keşanlı'nın Zilha'ya dediği gibi " kız, sen yanımdayken yakama gül takınmış gibi oluyorum" ? bu yıl da oynayacaklar efendim, Keşanlı'yı unutmayınız.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Pazar gecesi de Turkcell Kuruçeşme Arena'ya ilk kez gittim. eskiden otopark olan alanı Beşiktaş Belediyesinin katkılarıyla devasa bir konser alanına dönüştürmüşler, iyi ki. denize sıfır, boğazın üstünde, emsalsiz bir yer. karşıda Kuleli ışıklar içinde bir pasta gibi görünür ve şıkır şıkır motorlar-vapurlar nazlı nazlı geçerken konser dinlemek çok güzeldi. gittiğimiz konser de Suzan Kardeş'in Balkan Gecesi idi. Beşiktaş Kültür Merkezi'nin makyözü olan Suzan hanım, Sezen Aksu'nun önayak olmasıyla geçenlerde Rumeli türkülerinden oluşan Bekriya isimli bir albüm çıkardı. Sezen her zamanki gibi, cevheri bulma konusunda emsalsiz. Suzan Kardeş çok sıcak, çok duygulu; söylediği Rumeli havaları (kimi Boşnakça, kimi Arnavutça) çok yakın, çoğu tanıdık. konserde konuk sanatçı Seferad'ın Sami'si idi, darbukacı Hüseyin'le karşılıklı bir roman havası oynadılar, görmeliydiniz. unutmadan, gecenin sponsoru Burgaz Rakı idi; konsepte çok uygundu doğrusu! &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238880013304437330" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SLQ9nYXnmlI/AAAAAAAAApE/OozdcYshFtc/s200/G%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BC033.jpg" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-6922845908372124017?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/6922845908372124017/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=6922845908372124017' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/6922845908372124017'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/6922845908372124017'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/08/keanl-ali-ile-suzan-karde.html' title='Keşanlı Ali ile Suzan Kardeş'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SLQ9nYXnmlI/AAAAAAAAApE/OozdcYshFtc/s72-c/G%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BC033.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-1195614544042993140</id><published>2008-08-24T12:36:00.008+03:00</published><updated>2008-08-24T12:58:40.692+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kişisel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitaplar'/><title type='text'>caddeyi kızılderililer bastı</title><content type='html'>geçen akşam bağdat caddesinde yürüyordum, tam caddenin en civcivli olduğu yerde (şaşkınbakkal) kızılderilileri gördüm- ki kızılderilileri ben çocukken okuduğum teksas-tom miks'lerden tanırım. viskiye "ateş suyu" diyen bu insanlar, barış zamanı barış çubuğu içer, savaş zamanı ise yüzlerini boyayıp savaş baltalarını gömdükleri yerden çıkarırlardı. incik boncuk karşılığında hayvan derileri satıp trenlere, posta arabalarına saldırırlardı; zavallı yüzbaşı tom miks gider bunların şefleriyle konuşurdu, artık adı oturan boğa mı olurdu, kükreyen şimşek mi, ama hep "ugh!" derlerdi. sonradan öğrendik bu kızılderililerin aslında Amerika kıtasının sahipleri olduğunu, beyaz adamın gelip onları yok ettiğini, şimdi kalan son kabilelerin Amerika'nın bir yerlerinde rezervasyon dedikleri kamplarda yaşadığını. kızılderililere ilişkin ilginç notlara &lt;a href="http://www.ideefixe.com/Kitap/tanim.asp?sid=A63MV5X2YK7IQDH61LYT"&gt;Sunay Akın'ın Kız Kulesi'ndeki Kızılderili &lt;/a&gt;adlı kitabından ulaşabilirsiniz. ama benim o akşam caddede gördüğüm kızılderililer şarkı söylemeye gelmişlerdi. durdum, dinledim. önce önlerinden bakarak geçiyordu insanlar, sonra durup dinlemeye, derken tempo tutmaya başladılar, kalabalık giderek büyüdü. kenarda üç küçük çingene çocuk ellerindeki darbukalarla onların davul ritmine uygun çalmaya çalıştılar, sonra vazgeçip dinlediler. üç kişiden en kızılderiliye benzeyen geleneksel danslarını da yaptı. bu sırada beyaz tenli uzun saçlı olanı kenardaki tezgahında kızılderili müziklerinden oluşan çeşitli cdleri satıyordu, ingilizce konuşuyorlardı, bu yüzden "kaç paraymış, hangisi daha güzelmiş, onlar mı doldurmuş bu cdleri" gibi soruları olanlara cevapları yanlarında dikilen gönüllüler veriyordu. derken "ne söylüyo bunlar" diyen bir adamcağıza süslü bir hanım teyze " spa müziği söylüyorlar, böööle huzur verici bişiler" dedi :) uzun çubuklardan dere sesi çıkardılar, ince çubuklardan kuş sesleri. eskiden hayatları ellerinden alınmadan önce neleri varsa, onları anlatan şarkılar söylediler, güpegündüz istanbul'da bağdat caddesinde. ve ben öldürdükleri hayvanların ruhlarından bile özür dileyecek kadar duygulu bu halkı düşündüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238016770862506034" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SLEsgDrMYDI/AAAAAAAAAo0/yB5K7X2eZUc/s320/G%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BC022.jpg" border="0" /&gt; &lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238015987141969570" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SLErycFqBqI/AAAAAAAAAoc/5f06Vb_Ciog/s320/G%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BC020.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238021424718127490" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SLEwu8o1oYI/AAAAAAAAAo8/cuv5Jfg8udI/s320/G%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BC023.jpg" border="0" /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-1195614544042993140?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/1195614544042993140/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=1195614544042993140' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/1195614544042993140'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/1195614544042993140'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/08/caddeyi-kzlderililer-bast.html' title='caddeyi kızılderililer bastı'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SLEsgDrMYDI/AAAAAAAAAo0/yB5K7X2eZUc/s72-c/G%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BC022.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-6582520796200750452</id><published>2008-08-20T12:00:00.005+03:00</published><updated>2008-08-24T14:18:47.893+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sanat'/><title type='text'>bir başkadır yaz konserleri</title><content type='html'>Yazın en sevdiğim yanlarından biri sabah ilk saatleri olduğu kadar, geceleridir de. Yaz gecelerinde yıldızların birer pırlanta gibi serpildiği kadife kumaşa benzeyen pırıl pırıl bir gökyüzünün altında, hafif ürperten bir esintiyle açık havada olmak ne güzeldir. Hele sevdiğiniz bir sanatçının açıkhava konseri; hem onu görür dinlersiniz, rahat rahat oturursunuz, üstünüz başınız rahattır, yüksek sesle eşlik edebilir yanınızdakine bişeyler anlatıp gülebilirsiniz, abartmazsanız kimse kızmaz, herkes de sizin gibidir çünkü, yaz geçer biliriz, bu yüzden rahatızdır, kapalı yerlerdeki gibi kasmayız kendimizi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazları İstanbul’un konserlerini çok severim. Hem Harbiye Açıkhava, hem Rumelihisarı, şimdilerde Kuruçeşme Arena, ne görkemli, ne güzel mekanlardır. Bu yıl Temmuz’da açtım yaz konserleri serisini. İlk olarak Caz Festivali’nde Brezilyalı sanatçı Caetano Veloso’nun konserine gittik Açıkhava’da. Elinde gitarıyla, sakin sakin tek başına güzelim sesiyle şarkılar söyledi Veloso. Üzerinde sıradan bir pantolon ve gömlek, ama hiç sıradan olmayan huzur vericiliğiyle pek güzeldi. Almodovar filmlerinden hatırlarsınız belki onu, Konuş Onunla filminde Paloma Bianca’yı söylemişti ateş başında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra gene Caz Festivali’nde Nina Simone Saygı Gecesi’ne gittik. Bu sefer konser Sepetçiler Kasrı’ndaydı. Sepetçiler Kasrı’nın bahçe bölümünü (hani hep vapurla geçerken görürüz) Swiss Otel işletiyormuş artık, ilk kez de bir konser için açmışlar. Konser alanı hem sandalyelerden hem minderlerden oluşuyordu, tam denizin kıyısında. Ah yahu insanın canı rakı ister diyeceksiniz, imdada Mest Rakı yetişti, sponsorlardan biriymiş efendim, yeni çıkardıkları Boğazkere kırmızı üzümlerinden yaptıkları rakıyı tanıtıyorlardı. “aaa tanıyalım, kırmızı üzümden üretilen ilk rakı ha” filan diyerek rakı ihtiyacımızı giderdikten sonra konser başladı. Bu arada Mest’in Boğazkere’leri çok hoş ve yumuşak içimli, şişeleri de çok estetik- Fransız tasarımlıymış-, deneyebilirsiniz. Sahneye ilk olarak Sibel Köse çıktı, Nina Simone’un orjinal orkestrasıyla gerçekleşecek böyle bir anma gecesinde bir Türk caz sanatçısının yer alması güzel bir olaydı. Ardından Raul Midon çıktı, cazın yeni yükselen isimlerinden. Meğer gözleri görmeyen bir zenciymiş bu kocaman sesli eğlenceli adam. Sonra sıra Stacey Kent’e geldi, kısacık saçları, yeşil deri ceketi ve dizinin hemen üzerindeki yeşil eteği ile cazcıyı bırakın şarkıcıya bile benzemiyordu; ama onun da yorumculuğu çok iyiydi. Ve derken gecenin ağır topu Dee Dee Bridgewater anons edildi. Kendisi çok uzun süredir şarkı söylememesine rağmen, ses kalitesi Sarah Vaughan’la karşılaştırılan bir sanatçı; daha önce de Türkiye’ye gelmişti ama ben fırsat bulamamıştım onu izlemeye. Merakla bekledim. Aaa kadın sahneye bir çıktı, bir kere pek iri yarı, ama şişman değil, oldukça kısa ve pullu bir elbise giymiş kolsuz, bacaklar uzun ve ince, kapkara ve kadın saçını kazıtmış. Bu vitrin mankeni görünümün şokunu sesini duyar duymaz unutuyorsunuz o ayrı. Evet o gecenin yıldızı Dee Dee idi, eşitler arasında birinci. Ama saçını uzatsın, ürkebiliyor insan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra tatilimde Bodrum’dayken de rastgeldiğimiz iki gösteriye gittik Antik Tiyatro’da. Biri Komedi Dükkanı idi, konuk sanatçı Hakan Yılmaz ve ikinci bölümün sonlarına doğru Zerrin Özer. Zerrin Özer hala kara gözlüklü, hala kilolu, hala melankolik ve hafif sarhoştu. Gösteri de eğlenceliydi, ben Komedi Dükkanı’nın televizyonda pek seyretmemiştim baştan sona, ama başarılı bir format olmuş artık, oturmuş. Bodrum’da ikinci gittiğimiz gösteri ise Edip Akbayram ile Ferhat Göçer’in konseriydi. Edip Akbayram’ı konser ortamında dinlemek oldukça zor, çünkü çok konser vermiyor, bu yüzden kaçırmak istemedik ve çok isabetli karar vermişiz. Onun işine tutkuyla bağlılığını, coşkusunu, heyecanını görme ve çağıl çağıl sesini dinleyerek meğer hepsini ezbere bildiğimiz şarkılarını birlikte söyleme şansını yakaladık böylece. Boyu kadar kızı Türkü vokalistliğini yapıyordu ve Nazım Hikmet memleket isimli şarkıyı beraber okudular, Edip Akbayram’ın heyecanını ve gururunu taa oturduğumuz yerden hissettik. Sonra son zamanların en iyi konser şarkıcısı olarak anılan, kişisel olarak ise şarkılarını sevip kendinden pek hazzetmediğim Ferhat Göçer çıktı sahneye. Ön orta bölümde oturanlara doğru yürüdü, ayaklı mikrofonunu oraya kurdu ve oradan söyledi şarkılarını. Böylece sahnenin yan tarafında kalan yaklaşık 4 blok seyirci kendisini koca kolonlardan dolayı sadece dizaltını ve arada elini görerek izlemek zorunda kaldı. Radyo gibi. Koptuk bir süre sonra, hakikaten şarkıları düzgün söylüyor-sesleri doğru basıyor ama ne bileyim bişeyler eksik sanki (ruhsuz adam şekerim, ruhsuz). Neyse ki Edip Akbayram yetişti sonra da, Leylim Ley’i söylediler beraber, tüm tiyatro ayakta, anımsanmaya değecek çok güzel bir sahneydi. Naçizane çıkardığım sonuç şudur: Edip Akbayram, maalesef sayısı azalmış kalitede düzgün bir adamdır ve nerede konseri varsa, fırsatı olan gitmelidir. Ferhat Göçer’i ise alın cdden dinleyin kardeşim. Nedir yani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul’a döndüğümün ertsi günü ise gene açıkhava’daydım, Zülfü Livaneli konserinde. Konser Merhaba şarkısı ile başladı, sonra Zülfü bey açılış konuşmasını yaptı, “şarkılarımın çoğunu bestelediğimden bu yana 30-40 yıl olmuş, bu şarkılar kaç başbakan kaç hükümet eskitti hatırlamıyorum, bunları da eskitir merak etmeyin” demez mi? Adam hiç değişmemiş yahu, yüzünde aynı gülümseme, saçları kırlaşmış sadece. Yıllar önce gittiğim bir konserinde şarkılarını pek söylememiş, genelde seyircilerin eşlik etmesini sağlamış ve kendisi sol eliyle bacağının yan tarafına vura vura tempo tutmuştu, bu konserinde ise hepsini kendi söyledi valla. Kendisi söylemekle kalmadı, bir kaç ay önce piyasaya çıkan “&lt;a href="http://www.ideefixe.com/Muzik/tanim.asp?sid=XDTQDR7BHS0S6NM1NNGX"&gt;Dünya Solistlerinden Livaneli Şarkıları&lt;/a&gt;” albümünde 4 şarkı birden seslendiren Jocelyn Smith de oradaydı ve onunla da şarkılar söyledi. Grammy ödüllü Amerikalı zenci sanatçı, müthiş bir soul gırtlağına sahip ve bildiğimiz Livaneli şarkılarını öyle formlarda söyledi ki inanamazsınız. Konser bir su gibi, duru tertemiz aktı gitti ve her zamanki gibi en neşeli “Bilmem Şu Feleğin Bende Nesi Var” türküsünü bir ağızdan ayakta coşkuyla söylememizle bitti. Her canım sıkıldığında bu türküyü kendime söylemeye karar verdim. İzlediğim en etkileyici konserlerden biriydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derken Kadıköy Belediyesi bu yıl Selamiçeşme Özgürlük Parkı’nda dördüncü kez “Yıldızlar Altında Tiyatro” geceleri düzenledi. Ücretsiz olan bu gösterilere hemen hemen bütün özel tiyatro ekipleri sezon oyunları ile katılıyor. Daha önce gitmemiştim, bu yıl esti hadi gidelim diye kalkıp gittik. Amanın bir kuyruk kapıda, halkımız sanata tiyatroya aç mirim diyerek bekledik, girdik. Sadri Alışık Tiyatrosu’nun Çapraz Aşklar isimli oyununu izledik. Ruhi Sarı, Ayça İnci, Irmak Ünal ve Kayra Şenocak’ın oynadığı komedi eğlenceliydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve dün. Bu sefer Rumelihisarı. Etkinliğin adı: 100 Yılın Meydan Faslı. Etkinlik bilgilerinde Levent Kırca, Müjdat Gezen, Faruk Tınaz, Ahmet Özhan, Sibel Can, Gönül Yazar, Mustafa Sağyaşar, Selami Şahin gibi isimler yer alıyordu. Değişik olur diye düşünüp bilet aldım. Hakikaten oldu J) Sanatçılar sahneye yerleştiğinde bir baktık ki kimler var: Müjdat Gezen, Ateşböceği Ercan, Mustafa Sağyaşar, Selami Şahin, Melike Demirağ, Zekai Tunca ve Berkant. Allah allah ne oluyoruz derken anlaşıldı ki, diğer isimler geliriz deyip gelmemişler filan. Üstelik Ziya Açıkelli diye eski bir menejerin jübile gecesi gibi bişeye de dönüşmüş etkinlik. Bu karışık sanatçı topluluğunun sebebi buymuş, Ziya abimin bugününde olmalıyım diyen atmış kendini. Ateşböceği Ercan kendini gecenin sunucusu olarak buldu sonra, gecenin kalanı gelen sanatçıların tek tek sahneye çıkıp şarkı söylemesiyle devam etti. Selami Şahin (ki bu adamda acayip bir komedi yeteneği var)’den sonra Berkant çıkıp Samanyolu’nu söyledi, derken Müjdat Gezen çıkıp Rumelihisarı’nda 1961’de sahneledikleri oyunda yaşadıkları bir anısını anlattı. Sonra birden sahneye Erol Büyükburç çıktı, siyah parlak bir takım elbiseyle. Margarita, Little Lucy ve Versinleeer isimli şarkıları playback okudu. Ardından Seyyal Taner çıkmaz mı? Ajda’ya taş gibi kadın diyenler, vallahi Seyyal de taş gibi kadın. Nasıl hatırlıyorsanız hala öyle enerjik, neşeli. O da Şiirimin Dili, Nerden Bilirdim ve Son Verdim Kalbimin İşine şarkılarını danslarıyla canlı söyledi. Ay şimdi ne olacak derken baktık ki, Ahmet Selçuk İlkan çıkmış şiir okuyor. Peşinden Zekai Tunca 3 şarkısını söyledi –ki biri elbette İmkansız idi, Liz! Seni hatırlamamak mümkün mü?- O bitti Melike Demirağ çıktı, Arkadaş’ı söyledi, peşinden Memleketim’i söylemeye başladığında saatler geceyarısını geçmişti ve seyircilerin dörtte biri yavaş yavaş ayrılıyordu, biz de ayrıldık. TRT’nin siyah beyaz olduğu günlerdeki eğlence programlarına, annemin gençliğindeki gazino programlarına benzer ilginç bir programdı. Nereden bulacaktık o kadar çeşit sanatçıyı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç: yaz geceleri açık havada güzeldir efendim, kendinize ve sevdiklerinize bir iyilik yapınız, kalkıp bir etkinliğe bilet alınız, eğlencesi garanti.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-6582520796200750452?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/6582520796200750452/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=6582520796200750452' title='13 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/6582520796200750452'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/6582520796200750452'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/08/bir-bakadr-yaz-konserleri.html' title='bir başkadır yaz konserleri'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>13</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-1747230809132119769</id><published>2008-08-18T19:23:00.005+03:00</published><updated>2008-08-18T19:48:25.771+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kişisel'/><title type='text'>döndüm</title><content type='html'>kendi blogumu bir süredir sevgili abi'nin blogundan takip ediyordum. bakıyordum yeni yazı var mı diye, son gönderiden beri bir hafta olmuş, iki hafta olmuş, ah üç hafta olmuş, amanın dört hafta olmuş derken bir baktım beş hafta olup sevgili abi'nin takip ettiği bloglar içinde "gaybubeti en fazla olanlar" arasında ilk üçe girmişim. kendimi tebrik ederim. şimdi tebrik falan dedimse, yüzsüzlükten tabii. aslında utanıyorum. ben dahil kimsenin gelip gitmediği bir yer mi olacaktı burası? aşçısı kaçmış da yenisini bulamamış bir restoran gibi, buruşturulup bir kenara atılmış bir mendil gibi, boynu olsa bükülecek bir durumda bıraktım burayı. ama ev dediğin, ne olursa olsun, seni içeriye aldıkları yer değil midir? (nasıl bağladım ama) işte buradayım. 5 hafta geçmiş kocaman, yani temmuzun yarısı, ağustos filan. blogger bile menü değiştirmiş, hatta vladimir arayüz değiştirmiş. nem oranı istanbul'da % 90'lara vurmuş. bu arada ben yıllık iznimin ilk yarısını kullanmışım. şimdi gün boyu sürekli harhar işleyen klimanın yanında, sol kolum zaman zaman buz keserek çalışıyorum. neymiş, çalışan kazanır-işleyen demir pas tutmaz-zaten çalışmak iyi bişey olsaydı üste para vermezlerdi vs vs. durun yahu, size şimdi bakın ne göstereceğim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5235897803928519490" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SKmlT8toQ0I/AAAAAAAAAoU/Rze2eaaQMjs/s400/G%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BC027.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;bu resim bodrum meteor plajında bir yarım gün boyunca altında yatıp uyuduğum palmiyeye ait. uyudum uyandım, denize girdim, çıktım, bi bira içtim, kurudum, kaykıldım, uyudum uyandım ve gözümü açar açmaz bunu gördüm, aldım cep telefonumla çektim. şimdi baktıkça aklıma o güzelim o tembel gün geliyor. (bu arada bodrum'un en güzel plajlarından olan meteor plajının -akyarlar tarafında- ilginç bir hikayesi var, aslında o koyun adını oraya ilk yerleşim ünitelerini yapan ankaralı meteorolojistler koymuş. ama meteoroloji koyu söylemesi çok zor olduğundan dönmüş meteor koyuna. ilk duyanlar da buraya aman bir meteor düşmüş filan diye aranıp duruyor, ne meteor var ne çukuru anacım-)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;anlayacağınız üzere yıllık iznmin bir bölümünde bodrum'daydım. yahu orası nasıl bir yerdir, nasıl keşfede keşfede bitmez bir kaynaktır, kaç yıldır giderim, hala bilmediğim görmediğim tatmadığım ne çok şeyi var-şükür-. bu yıl antik tiyatro'daki konserlere bile gittik valla, ama yaz konserlerini ayrı bi gönderide anlatacağım.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yani, uzun lafın kısası, artık buradayım. hergün yazmayan ne olsun :) herkese selamlar sevgiler. gidişim suskun oldu ama dönüşüm muhteşem olacak (sahi böyle de bir şarkı vardı, ne oldu bu şarkıyı söyleyene allah aşkına).&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Meraklısına not: Gaybubeti en çok olanlar listesinde beni aşan iki arkadaş, artık siz de dönün diyorum yani. özlendiniz.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-1747230809132119769?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/1747230809132119769/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=1747230809132119769' title='18 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/1747230809132119769'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/1747230809132119769'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/08/dndm.html' title='döndüm'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SKmlT8toQ0I/AAAAAAAAAoU/Rze2eaaQMjs/s72-c/G%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BC027.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>18</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-2016579361230087304</id><published>2008-07-09T20:39:00.007+03:00</published><updated>2008-12-11T17:58:31.659+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seyyah gülçin'/><title type='text'>esenköy</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SHUFkN0GqDI/AAAAAAAAAoE/GnyAukY8Yk8/s1600-h/gunaydin.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5221085462747588658" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SHUFkN0GqDI/AAAAAAAAAoE/GnyAukY8Yk8/s400/gunaydin.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;yaz gelince çalışanların çilesi başlar. çünkü yazın insanın aklı dışarıda daha çok kalır. klima ile soğutulmuş izole işyerlerinde genelde yaz nedeniyle hafiflemiş olsa da işlerle boğuşarak geçer günler. geceler uzun ve sıcaktır, evde olsan tüm pencereleri açsan ne, perdeler bile kıpırdamaz. yatsan uyku tutmaz, televizyon açsan abuk yaz programları sarmıştır her yeri, eline kitap alsan bile ağırlık basar, sayfalar bir ton ağırlığındadır, cümleleri devirmek zorlaşır. sabah da uyanamazsın buna mukabil &lt;em&gt;(yani ben uyanamıyorum :).&lt;/em&gt; kalkıp gene işe gidersin sabah. yıllık izin dönemleri gelenlerde hafif hareketlenmeler, internette tatil yerleri aramalar başlar, öğle tatillerinden ellerinde poşetlerle dönerler, tatil için ıvır zıvırlar tamamlanır çaktırmadan. insanlar birer ikişer izne gider, onların neşeyle gidip genelde güneşte yanmış (bazen haşlanmış) ve yorgun geri gelişlerini izleyerek kendi izin dönemini beklersin. öğle tatilinde kendini dışarı atmak istersin, tam da güneşin en kızgın olduğu saatlerde şehrin bir yerinde ne yapacaksan. olsun, herşey içeride olmaktan iyidir :) bu yüzden şehirdekilerin bir tesellisi de haftasonu yapılacak küçük kaçışlardır. gazeteler de ekler verir "haftasonu ne yapalım da bu günlere dayanalım" ana fikirli. genelde aynı yerler yöreler vardır bu çalışmalarda, bazı yerler kapanmış ya da el değiştirmiştir, popüler mekanlar haftasonu için çok pahalıdır vesaire. zaten bir yere gidip gelmek de haftasonu eğer çok niyeti bozmazsanız gözünüzde büyür bir yandan, kalabalıktır-cavıl cuvuldur-yorgunluktur-trafiktir filan. neyse, bu kadar karamsar olmayalım yahu. izin dediğin nedir, gelir işte yeterince beklersen. bak ben gideceğim inşallah on gün sonra. hahayt. bodrum uçuşlarının neredeyse 300 YTL olduğunu biliyor muydunuz misal? üstelik tek yön. yuh diyorum. buna mukabil bilinmiş iki otobüs firmasının biletleri de 80-90 YTL arasında. bak yıllık izniniz olmasa böyle bir bilgiyi ne yapacaksınız ki? hiiiç, boşuna sinir. neyse, ben kendime ekonomik bir paket hazırladım gene de. anlatırım sonra. asıl anlatacağım şey, istanbul'un burnunun dibinde bir haftasonu kaçış noktası : esenköy. &lt;em&gt;(kardeşim bu nasıl giriş pararafıdır, yazmayı özlemişsin galiba sen. hadi sadede gel, sadede)&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;efendim esenköy, eskiden istanbul'a bağlıyken şimdi yalova'nın olan bir belde. çınarcık'a 19 km mesafede olan bu belde, çınarcık'ın ününün gölgesinde kalmış yıllardır. bir dönem kapalıların tercih ettiği bir yermiş, herhalde bakirliği yüzünden; bu yüzden de hala bakir. hani 25 yıl sonra bulduğum lise arkadaşlarım vardı ya, onlardan biri eşiyle orada bir plajın işletmeciliğini yapıyormuş meğerse. sezon da haziran sonu gibi ancak açılıyor bu bölgede, nasıl bir yerdir diye kalkıp görmeye gittik geçen haftasonu. çınarcık'a gitmiştim daha önce, esenköy'ün de adını duymuştum ama gitmemiştim hiç. hadi bakalım diye kalktık düştük yola. yol dediğim lafın gelişi, bostancı'dan bindik cumartesi deniz otobüsüne, bir kişi 12 YTL, saat 9.45'ti. önce yenikapı'ya uğrayan deniz otobüsü ile serin serin tıngır mıngır esenköy'e vardığımızda saat 11.15'di. ne kadar yakın olduğuna şaştım bi kere. deniz otobüsünden inince bir daha şaştım&lt;em&gt;,&lt;/em&gt; tipik yemyeşil bir karadeniz kasabası karşıladı bizi. zaten ben tatile giderken hep şaşmaya hazır ruh halimi yanıma alırım, nasıl hoş bir mendirek; kenarda kayıklar, motorlar, karşısında bir sıra evler, tepelerin bir kısmı maalesef villamsılarla dolu ama çoğunluğu hala yemyeşil sık bir orman. arkadaşların mekanı çamlıbel plajına gitmek için atladık taksiye (minibüs ve çufçuf denen dolmuş römörkerler de var), beş dakika sürmedi. &lt;a href="http://www.cinarciklife.com/mekan/78-esenkoy-camlibel.html"&gt;çamlıbel beach club'ın &lt;/a&gt;kapısından girince bir daha şaştım baksanıza gördüğüm manzaraya: &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5221080367844862130" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SHUA7p0oqLI/AAAAAAAAAn8/79eyA5jYl3g/s400/esenk%C3%B6y+002.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5221077908123810802" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SHT-sepb-_I/AAAAAAAAAnc/uYVUodpt0Ig/s400/esenk%C3%B6y+003.jpg" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5221078723054198194" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SHT_b6f-3bI/AAAAAAAAAnk/0rFKNgl4qGw/s400/esenk%C3%B6y+004.jpg" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5221079250055314354" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SHT_6lu1u7I/AAAAAAAAAns/m2ONv6TLdH4/s400/esenk%C3%B6y+006.jpg" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5221079834779266114" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SHUAcn_5LEI/AAAAAAAAAn0/_y4RL_vgGq4/s400/esenk%C3%B6y+001.jpg" border="0" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;büfesi, barı, diskosu, ocakbaşısı, iskelesi, çay bahçesi ile tam teşkilatlı bir plaj. öğleye kadar rüzgarlı, öğleden sonra sakinleşiyor. rüzgar inanılmaz rahatlatıcı, üşütmüyor; sıcağı bnaltmıyor. akşam saatlerinin tadına doyulmuyor. gece ise üstünüze birşeyler olmanız gerekebilir. sahil taşlık, deniz biraz derin. yani kıyıda oynamaya pek uygun değil. &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;esenköy'ün dikkat çeken bir başka özelliği ise kalacak yer bulmanın biraz zor oluşu, çünkü teşekküllü bir oteli/moteli yok. eğitim merkezi olarak da kullanılan bir öğretmenevi varmış. burası dışında, beklentilerinizi düşük tutmanız kaydıyla gecesi 30 YTL'ye pansiyon odaları bulabilirsiniz. genelde sezonluk yazlıkçılar ağırlıkta. &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;bu ilk haftasonundan sonra tadı damağımızda kaldığından, geçen haftasonu da oradaydık. bu sefer gidiş-dönüş deniz otobüsü biletlerimizi önceden internetten aldık (kredi kartı ile ödenebiliyor), ilk haftasonu pazar günü 18.30 dönüşüne bilet bulamamıştık. turyol'un kadıköy ve eminönü'ne seferleri de var, ancak pazar günü turyol motorlarının dönüşü epey kalabalık oluyor. &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;sonuç, istanbul'un burnunun dibinde böyle bir yer var. değişik bir rota olur diye aklınızda bulunsun. deniz otobüsü seferlerini &lt;a href="http://www.ido.com.tr/"&gt;buradan &lt;/a&gt;öğrenebilir (dış hatlar), siteye üye olursanız rezervasyon yaptırabilir ya da kredi kartınızla satın alabilirsiniz. motor sefer saatleri ise &lt;a href="http://www.turyol.com.tr/"&gt;burada.&lt;/a&gt; kalacak yer için tereddüt duyarsanız, bana mail atın ben size arkadaşlarım vasıtasıyla yer bulmaya çalışırım. vallahi. maksat daralanlara bir hizmet olsun. selamlar sevgiler efendim, özlemişim yahu.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-2016579361230087304?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/2016579361230087304/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=2016579361230087304' title='13 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/2016579361230087304'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/2016579361230087304'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/07/esenky.html' title='esenköy'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SHUFkN0GqDI/AAAAAAAAAoE/GnyAukY8Yk8/s72-c/gunaydin.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>13</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-115880295763250676</id><published>2008-07-02T13:32:00.002+03:00</published><updated>2008-12-11T17:58:32.063+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='filmler'/><title type='text'>aaa ne tesadüf!</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SGtZfKP-1HI/AAAAAAAAAnU/9Pp2983rD3M/s1600-h/arkadaslar-%20tayyar%20karabulut.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5218362985101055090" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SGtZfKP-1HI/AAAAAAAAAnU/9Pp2983rD3M/s400/arkadaslar-%2520tayyar%2520karabulut.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Ne zamandır yazmıyorum, yazmadıkça daha zor geliyor başlamak. Bazen yazmasam da biriktirdiğimi hissederim, şimdi onu da hissetmiyorum. Sanki bir çakıl taşına dönüşmüşüm, sular çağlayarak akıp gidiyor üzerimden, öyle kayganım ki, arada sallanıyorum yerimden, ama duruyorum gene de. Ne sular gelip gidiyor üzerimden oysa. Kaygan yüzümün üstü çiziklerle dolu, çarpmaların etkisi. Ancak paçalarını sıvamaya ve ıslanmaya üşenmeyen birinin gözüne çarpar da, beni uzanıp eline alırsa görebilir. Yoksa suya bakıldığında (su da berraksa tabii) taşlar içinde bir taşım işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yahu ben hayatımın en büyük tesdüfünü yazacaktım di mi günlerdir? Rastlantı işte deyip geçtiğimiz bir sürü şey veya tesadüfün iğne deliği, anlattığımda “yok artık bu kadar da olmaz, şaka mı bu” denilen öyle çok şey var ki hayatımda.  Ama hayati/memati değil hiçbiri de. &lt;a href="http://oykucu.blogspot.com/2008/06/tesadf.html"&gt;Sevgili Öykücü’nün etkileyici varoluş hikayesine &lt;/a&gt;benzemiyorlar yani, düşünsem de aklıma gelmiyor şimdi. Onun yerine ben size, tesadüfler üzerine kurulu aklıma ilk gelen iki filmi yazayım. Biri &lt;a href="http://beyazperde.mynet.com/film.asp?id=308&amp;amp;kat=arama"&gt;Sliding Doors&lt;/a&gt;, Türkçesi Tesadüfün Böylesi. Hani şu ismini bir yere bakmadan doğru yazıp yazamayacağımdan emin olamadığım sarışın İngiliz Gwyneth Palthrow’un filmi. Hani bir sabah sevgilisini evde uyurken bırakır da her zamanki gibi metroya gider, işine yetişmek için telaşlıdır. Ama metronun kapıları tam burnunun dibinde kapanır ve o metroyu kaçırır. Derken bir bakarız aslında metroyu yakalamıştır. Işte çok sıradan görünen bu günlük rutinin içindeki ufacık bir detayın (metroyu yakalamak gibi) nasıl da önemli şeyleri tetikleyebileceğini göstere göstere ilerler film. Herşeyin sebebi metronun yakalnaması ya da kaçırılması olmuştur. Ikinci film ise sevgili John Cusack’ın sevimli Kate Beckinsale ile başrollerinde oynadığı &lt;a href="http://beyazperde.mynet.com/film.asp?id=967&amp;amp;kat=arama"&gt;Serendipity&lt;/a&gt;, onu da Türkçeye Tesdüf diye çevirmişler. Bu filmde de Noel öncesi hediye almak için son şansların kullanıldığı Bloomingsdale’de aynı eldivene hamle edince tanışan bu çiftin hikayesi. O geceyi paten yaparak, konuşarak, eğlenerek geçirirler. Ardından da kız telefon numarasını bir kitabın içine yazar, erkek de bir kağıt paranın üzerine. Eğer kader tekrar karşılaşmalarını isterse, kitap Jonathan'ı, para da Sara'yı bulacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de tesadüf yoktur, ummadığımız vardır sadece. Bir de Özdemir Asaf’ın Fal şiirinde dedikleri:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olacaksa olmaz da, olmayacaksa olur,&lt;br /&gt;Kiminin yazısı o, kimininki de budur.&lt;br /&gt;Kimi ardından koşar, yetişir zamanında,&lt;br /&gt;Kiminin önündedir birdenbire yok olur.&lt;br /&gt;Kimi bir yerdedir der, o gelir oralardan,&lt;br /&gt;Kimi bildiği yerde bildiğini unutur.&lt;br /&gt;Biri oraya gider,o orada bilerek,&lt;br /&gt;Biri hiç anlamadan yoluna çıkar durur.&lt;br /&gt;Kimi aradığını yitirir aradıkça,&lt;br /&gt;Kimi de arayandır, aranan onu bulur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-115880295763250676?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/115880295763250676/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=115880295763250676' title='13 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/115880295763250676'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/115880295763250676'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/07/aaa-ne-tesadf.html' title='aaa ne tesadüf!'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SGtZfKP-1HI/AAAAAAAAAnU/9Pp2983rD3M/s72-c/arkadaslar-%2520tayyar%2520karabulut.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>13</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-2897861697170500121</id><published>2008-06-26T09:50:00.006+03:00</published><updated>2008-12-11T17:58:33.184+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='futbol'/><title type='text'>teşekkürler çocuklar</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SGM9BdXf62I/AAAAAAAAAnE/rK_ghzF9p5Y/s1600-h/tr+milli+takÄ±mÄ±"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5216079888697518946" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SGM9BdXf62I/AAAAAAAAAnE/rK_ghzF9p5Y/s400/tr+milli+tak%C4%B1m%C4%B1" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SGM8g_0pJjI/AAAAAAAAAm8/GfI6jYGS-rY/s1600-h/MÄ°LLÄ°+TAKIM"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5216079331010881074" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SGM8g_0pJjI/AAAAAAAAAm8/GfI6jYGS-rY/s400/M%C4%B0LL%C4%B0+TAKIM" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;güzel bir yolculuktu. çok eğlendik, sevindik, gururlandık.. hepinize helal olsun, teşekkürler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;(dün gece almanya maçını gene uğurlu yerimizde seyrettik. bu sefer olmadı, olmayabilir, gene de başımız dik. maçtan sonra caddede korna çalarak Türk bayrağı sallayan gruplar vardı. Türk forması ya da kırmızı-beyaz giyinmişti herkes, kaldırım kenarlarında alkış tuttuk bizim takıma. bunu yaşattıkları, bunu paylaşmamızı sağladıkları, formalarını terleriyle ıslattıkları, son düdük çalana kadar orada ayakta oldukları, bize bir hayat dersini yeniden hatırlattıkları için tekrar teşekkürler. Fatih hocanın dediği gibi: hepsiyle gurur duyuyorum, alınlarından öpüyorum.)&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"hayat dersi mi, nasıl yani?" diyenler, lütfen &lt;a href="http://www.sabah.com.tr/2008/06/24/haber,D810F3393428483783CF795CD8F6A4FD.html"&gt;Hıncal Uluç'un bu yazısına &lt;/a&gt;buyurun.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5216184028042688370" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SGObvKqM93I/AAAAAAAAAnM/FJJdL6hrq6g/s400/580.jpeg" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-2897861697170500121?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/2897861697170500121/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=2897861697170500121' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/2897861697170500121'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/2897861697170500121'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/06/teekkrler-ocuklar.html' title='teşekkürler çocuklar'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SGM9BdXf62I/AAAAAAAAAnE/rK_ghzF9p5Y/s72-c/tr+milli+tak%C4%B1m%C4%B1' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-3542499454764479270</id><published>2008-06-24T19:31:00.004+03:00</published><updated>2008-12-11T17:58:33.434+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitaplar'/><title type='text'>şairin hayatı şiire dahil</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SGEk6VdAVQI/AAAAAAAAAm0/EUDtISKOrhk/s1600-h/cemalsureya.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5215490428081558786" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SGEk6VdAVQI/AAAAAAAAAm0/EUDtISKOrhk/s400/cemalsureya.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;okuduğumdan beri aklımda dönüp duruyor. şu cümlenin güzelliğine bakar mısınız?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;aşk, aynı masada mektuplaşmaktır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;bu tanımı yapan, cemal süreya. bu yüzden büyük adam, güzel adam. hayatını anlatan bir kitap çıktı geçende. şiirlerini seviyorsanız mutlaka, bilmiyorsanız da mutlaka okuyunuz. kitabın ismi bile vuruyor adamı zaten: &lt;a href="http://www.ideefixe.com/Kitap/tanim.asp?sid=NBQWZITFJG7GGNYPBP45"&gt;Şairin Hayatı Şiire Dahil&lt;/a&gt;. kolay mı kardeşim, şu mısraları yazan birinden bahsediyoruz:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;şimdi sen kalkıp gidiyorsun. git.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. gitsinler.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;ve elbette ne zaman bir ölüm haberi alsam düşündüğüm şu mısraları:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Ölüyorum tanrım &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Bu da oldu işte.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Her ölüm erken ölümdür&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Biliyorum tanrım.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Ama, ayrıca, aldığın şu hayat&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Fena değildir...&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Üstü kalsın...&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Meraklısına not: Adına kurulmuş Kültür Sanat Derneği'nin sayfası &lt;a href="http://www.cemalsureya.net/index.php"&gt;burada&lt;/a&gt;, yaptıkları güzel faaliyetler var, takip edebilirsiniz. dünyanın en iyi 3 web sitesinden biri seçilen vikipedia'nın Cemal Süreya  sayfası &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Cemal_SÃ¼reyya"&gt;burada&lt;/a&gt;. veee doyumsuz şiirlerinden bir demet de &lt;a href="http://www.siirperisi.net/sair.asp?sair=39"&gt;burada&lt;/a&gt;, bi de &lt;a href="http://siir.gen.tr/siir/c/cemal_sureya/index.html"&gt;burada&lt;/a&gt;.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-3542499454764479270?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/3542499454764479270/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=3542499454764479270' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/3542499454764479270'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/3542499454764479270'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/06/airin-hayat-iire-dahil.html' title='şairin hayatı şiire dahil'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SGEk6VdAVQI/AAAAAAAAAm0/EUDtISKOrhk/s72-c/cemalsureya.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-1237877905893571741</id><published>2008-06-23T23:20:00.004+03:00</published><updated>2008-12-11T17:58:33.835+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='neler oluyor hayatta'/><title type='text'>arapcami sahili</title><content type='html'>işe her sabah kadıköy'den karaköy motorlarını kullanarak gidiyorum. motorlar karaköy'de galata köprüsünün iç tarafındaki, arapcami'ye yakın iskeleye yanaşıyorlar. inip de caddeye kadar yürüdüğümüz yerde önce bir açıklık var, tek tük ağaçlar ve kediler oluyor sabahları, yanda balıkçılar (bazen sabahın erken saatlerinde gelmiş ve leğenlerde kenarlarından akan suyla oynayan balıklar), az ileride perşembe sabahları gelip yere uzanan yaşlı bir teyze ile bir tabureye oturmuş iki büklüm bir dede mırıl mırıl dualar okuyarak dileniyorlar. sabah mahmurluğu ile herkes hızlı adımlarla başları önde geçip gidiyor bu manzaradan. derken zincirler, vidalar, pnömatikler, kilitler vesaire binbir çeşit alet edevatın olduğu dükkanların önünden geçiyor yol. sabah dükkanların önünü suyla yıkayan ve kimbilir kaç yıllardır birbirini tanıyan esnaf birbirine laf atıyor şakalaşıyor çay içiyor filan. derken caddeye çıkıyoruz, köşede simitçi. isterseniz simitin içine zeytin ezmesi, bal-kaymak, peynir sürüp veriyor. manzara yaz-kış bu minvalde akıp gidiyorken geçen sabah iskeleye yanaşırken sahilde şunu gördüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5215175810111053522" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SGAGxKLhHtI/AAAAAAAAAmk/aT4wM8hLbKs/s400/euro2008+001.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;anlayamadım nedir diye. gittim yakından baktım, herhalde kenardaki kayığın da sahibi olan adam da bana poz verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SGAHsvH7YiI/AAAAAAAAAms/87zoKFnpHuk/s1600-h/euro2008+002.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5215176833640391202" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SGAHsvH7YiI/AAAAAAAAAms/87zoKFnpHuk/s400/euro2008+002.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;gidip konuşamadım soramadım. arkasında s'si ters bir "karaköy hatırası" yazısı görsem, grup fotografı çektirmek için ayarlanmış diyeceğim. sandalyeler karşı yöne baksa, sahnedir herhalde bişiler yapıyorlar diyeceğim. anlamadım vesselam. dağılmış bir taşra gazinosundan mıdır, artık kimselerin dinlemediği hanendelerin şarkılarının izlerini taşır, bilemedim. sizce nedir? &lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-1237877905893571741?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/1237877905893571741/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=1237877905893571741' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/1237877905893571741'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/1237877905893571741'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/06/arapcami-sahili.html' title='arapcami sahili'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SGAGxKLhHtI/AAAAAAAAAmk/aT4wM8hLbKs/s72-c/euro2008+001.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-3546113817662003202</id><published>2008-06-22T23:02:00.003+03:00</published><updated>2008-12-11T17:58:34.749+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='futbol'/><title type='text'>milli coşku-bağdat caddesi</title><content type='html'>Yaz sıcaklarının olanca nemiyle üzerimize çullandığı şu günlerde şehirde kalanlara hızır gibi yetişti Avrupa Futbol Şampiyanası valla. futbola meraklı olduğumu bilirsiniz, ama yıllardır bunca üstüste maçı seyretmişliğim yoktu. hele Türkiye'nin maçları  bugünlerdeki en sevdiğimiz konu, hatta zaman zaman sado-mazo çizgilerinde gidip gelerek izlediğimiz maçlarımız. Türkiye maçlarının ilkini bir birahanede izledik, üzerimizde formalarla 2 bira eşliğinde 2 gol yiyerek darmadağın olup döndük kös kös. sonraki maçı evde seyrettik bu yüzden. hatta kanepeye uzanıp, kaderimize razı bir halde. ama maçın sonlarında kanepede zıpladık tabii. bu yüzden üçüncü maça gene dışarıya gittik, ama bu sefer tatlıcıya. tatlı yiyelim tatlı olsun diyerek. devre arasında düğümlenen midemizi dondurma ile açarız diyerek. sonrasında ise sokak satıcılarından aldığımız Türk bayrağı elimizde,  gece 2.30 lara kadar Bağdat Caddesinde bir açıdan hep birlikte sevinerek, bir açıdan da kıpırdamayan trafikte mahsur kalıp, "eyvah şimdi bizim arabayı mı sallayacaklar" diye korkarak geçen saatler.  ders almadık tabii, çeyrek final maçına da içimizden korkarak gene aynı tatlıcıya gittik. aynı yerlere oturup aynı şeyleri aynı saatte ısmarladık uğurumuz bozulmasın diye. "hakkat ha, bize gol atılmadan biz gol atamıyoruz galiba, centilmenlikten mi" diyerek, tırnaklarımızı kemirip, hop oturup hop kalkarak, arada Fatih hocanın jest ve mimiklerine dublaj yapıp zoraki gülerek. 120+2'deki golü bile bir süre anlayamayarak bakakalıp ekrana, sonra havaya sıçrayarak. penaltılarda topa doğru yürüyen her hırvat'a "haha korkuyo atamıycak bu" diyerek. sonrasında bu sefer 3.30 a kadar sokaklarda. atılan havai fişekler, her arabadan yükselen farklı müzikler, arabaların bagajlarında-kaputlarında- tavanlarında oturmuş-yatmış-dans eden insanlar, başka zaman olsa çıkardıkları korkunç sesten dolayı nefret edeceği borazanları neşeyle çalanlar, tamamen durmuş trafikte arabanın kontağını kapatıp inmiş karşılıklı göbek atan kadınlar-erkekler, arabaya yanaşan üstü çıplak ve içtiği biralardan gözleri kaymış şişman çocuğun dili dolanarak istediği sigarayı vermemiz ve "sen şimdi kendini yakarsın" diye bi de yakmamız, gözgöze gelinen herkesin birbirine gülmesi, sanki gündüz birbirimizin bıraksalar gözünü oyacak millet biz değilmişiz gibi, yarısı beyaz-yarısı kırmızı bonus peruklar takmış tipler..  aşağıda size o gece çektiğim üç fotografı sunuyorum, kelimeler yetmeyecek anlatmaya.  fotograflar da anlatacak mı bilmiyorum, bi garipler aslında. fotografların  yetersiz kalmasının nedeni makinayı sabitleyemediğim için  gece çekimi yapma konusundaki beceriksizliğim olduğu kadar, hedeflerin hareketliliği ve o gecenin heyecanındandır, hoşgörüle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SF6yGrfAsbI/AAAAAAAAAmc/YOYjyxmSV8E/s1600-h/euro2008+012.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5214801246363365810" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SF6yGrfAsbI/AAAAAAAAAmc/YOYjyxmSV8E/s400/euro2008+012.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SF6xCkro74I/AAAAAAAAAmU/mdgT3MPErDI/s1600-h/euro2008+011.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5214800076306182018" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SF6xCkro74I/AAAAAAAAAmU/mdgT3MPErDI/s400/euro2008+011.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SF6wXl-jNlI/AAAAAAAAAmM/5RGqo561-iQ/s1600-h/euro2008+009.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5214799337919559250" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SF6wXl-jNlI/AAAAAAAAAmM/5RGqo561-iQ/s400/euro2008+009.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;bu arada, bu cumartesi Can Dündar'ı okumadıysanız bir bakın derim ben. &lt;a href="http://www.milliyet.com.tr/Default.aspx?aType=YazarDetay&amp;amp;ArticleID=878915&amp;amp;AuthorID=75&amp;amp;ver=21"&gt;benim halkım=milli takım&lt;/a&gt; diye güzel bir yazı yazmış.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;not: yazmaya yazmaya insan bir garip oluyormuş yahu. bir daha okursam belki yayınlamaktan vazgeçerim diye direkt yayınla butonuna basıyorum. &lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-3546113817662003202?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/3546113817662003202/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=3546113817662003202' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/3546113817662003202'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/3546113817662003202'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/06/milli-coku-badat-caddesi.html' title='milli coşku-bağdat caddesi'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SF6yGrfAsbI/AAAAAAAAAmc/YOYjyxmSV8E/s72-c/euro2008+012.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-2388340351576511970</id><published>2008-06-06T15:07:00.001+03:00</published><updated>2008-12-11T17:58:34.946+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çizgiler'/><title type='text'>Penguen Dergi Kapağı</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SEkotL4YS_I/AAAAAAAAAmE/09bORJI1scQ/s1600-h/penguen+kapak"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5208739200779176946" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SEkotL4YS_I/AAAAAAAAAmE/09bORJI1scQ/s400/penguen+kapak" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-2388340351576511970?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/2388340351576511970/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=2388340351576511970' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/2388340351576511970'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/2388340351576511970'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/06/penguen-dergi-kapa.html' title='Penguen Dergi Kapağı'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SEkotL4YS_I/AAAAAAAAAmE/09bORJI1scQ/s72-c/penguen+kapak' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-2019056925696782954</id><published>2008-05-31T11:58:00.004+03:00</published><updated>2008-12-11T17:58:35.129+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mim'/><title type='text'>mutluluk</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SEETdyu-zEI/AAAAAAAAAl8/fxsb__k4-NU/s1600-h/taÅlar_pavel+moriak.dat"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5206464046772964418" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SEETdyu-zEI/AAAAAAAAAl8/fxsb__k4-NU/s400/ta%C5%9Flar_pavel+moriak.dat" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; bu çok gecikmiş bir mim yazısıdır. &lt;a href="http://melihkorukcu.blogspot.com/search?updated-max=2008-05-04T19%3A51%3A00%2B03%3A00&amp;amp;max-results=5"&gt;sevgili melih&lt;/a&gt;, şimdi tarihine bakamayacağım kadar zaman önce mutluluğun tarifi üzerine mimlemişti beni. oturup esaslı bir yazı yazarım diye, şu diye, bu diye diye bu vakte kadar geciktim işte. bu sabah gazetede Pakize Suda'nın yazısını görünce artık bunun ilahi bir işaret olduğuna karar verdim ve yazmaya geldim buraya. önce size &lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/9064225.asp?yazarid=33&amp;amp;gid=61&amp;amp;sz=17503"&gt;Pakize Suda'nın yazısını &lt;/a&gt;sunuyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;*Akşam oluyor, eve dönüyorsunuz. Pencereniz ışıklı. İçeri giriyorsunuz sofra kurulmuş. Herkes iyi.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;*Üç gündür aklınız başınızda değil. Bir test sonucunu bekliyorsunuz. Zaman geçmek bilmiyor. Nihayet... Yaşasın!&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;*Sabahın erken saatleri. İstanbul sessiz. Boğaz’ın kıyısındasınız. Bir şilep geçiyor, bir martı bağırıyor, bir karabatak suya dalıp çıkıyor, bir motorun sesi geliyor.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;*Ayrılığa alışmaya çalışıyorsunuz. Zor. Köprüleri tam atmamışsınız henüz. İçinizde bir umut, gözünüz kulağınız telefonda. "Bip bip"... Beklediğiniz mesaj geliyor.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;*Okuldan geliyorsunuz. Evde poğaça kokusu. Anneniz sesleniyor. "Limonata da var."&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;*Arabada gidiyorsunuz. Yaşadığınız şehir arkada kalmış. Sağınızda solunuzda çiçek açmış ağaçlar, uzakta yemyeşil tepeler, aralarda kırmızı damlı beyaz badanalı küçük evler. Bir kır kahvesine yanaşıyorsunuz.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;*Uyanıyorsunuz, içeriden kızarmış ekmek kokusu geliyor.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;*Koltuğa yayılmışsınız. Elinizde sizi çok sarmış olan bir kitap. Yanınızda kahveniz.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;*Tatile çıkmaya iki gün kalmış.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;*Birazdan sevgilinizle buluşacaksınız, kendinizi çok güzel buluyorsunuz.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;*Doğduğunuz şehre gidiyorsunuz birkaç günlüğüne. Anneniz babanız mutlu. Yeniden çocuk oluyorsunuz.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;*Galiba o da size karşı ilgisiz değil.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;*A! Ağrı kesildi!&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;*Belki on yere CV’nizi bıraktınız. Ama tık yok. Tam bu topraklara sitem etmekteyken bir telefon!&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;*Bir hasta ziyaretinden dönüyorsunuz. Hastanenin kapısına çıktığınızda derin bir nefes alıyor ve hayata doğru yürüyorsunuz.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;*Elinizde bira, dev ekranda maç seyrediyorsunuz. Üstelik sizin takım 2-0 önde.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;*Hava buz gibi. Donarak geliyorsunuz eve. Ocağın üstünde çaydanlık!&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;*Bir el ensenizde, şakaklarınızda, sırtınızda, omuzlarınızda dolaşıyor. Gevşiyor, gevşiyorsunuz. Uyumak üzeresiniz.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;*Bir yaz günü, yeni yıkanmış, çiçekleri sulanmış, denize bakan balkonda sofra kuruyorsunuz. Bir içeri, bir dışarı...&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;*Çocuğunuzun üç gündür düşmeyen ateşi düşmüş.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;*Kapı çalınıyor. Açıyorsunuz. O!&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;*Onu ilk kez görüyorsunuz. Camın arkasında, minicik, pembe, uyuyor.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;*Uyanıyorsunuz, aklınıza geliyor, "Bugün pazar." Yeniden uyuyorsunuz.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;*"Oğlum doktor" diyorsunuz.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;*Böyle yüzlerce "an" sayılabilir.Ne kolay olduğunu gördünüz mutlu olmanın. Herkes gün içerisinde defalarca mutlu hissedebilir kendini. Maksat farkına varmak elbet. İdrak etmek.Ha, ama sizin kafanızda "büsbüyük" tarifler varsa onu bilemem. İşiniz zor.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ne güzel anlar değil mi? her maddeyi okuduktan sonra gözlerinizi kapatıp hissetmeye çalışın, içiniz nasıl ferahlayacak şaşacaksınız. ben de mutlulukla ilgili böylebir yazı yazmayı planlıyordum, hazır geldi önüme :) aslında ben suriye'ye gittiğimde yazmıştı melih, ben de cevabımı oradaki gezi anlarımın üzerine kurmayı düşünmüştüm. yabancı bir ülkede neyi nasıl kime soracağınızı bilemezken gülen bir yüze rastlamaktan, bilmediğiniz bir dilde yazılmış menüde tanıdık bir yemeğe rastlamaktan, alışveriş yaptığınız dükkanda size nerelisiniz dediklerinde türküm dediğinizde "aaa istanbul'dan mı?" diyen tezgahtarın parlayan gözlerinden, gecenin dördünde yorgunluktan ve uykudan binbir zorlukla gözlerinizi açık tutabildiğiniz bir uçak yolculuğunda başınızı çevirip uçak penceresinde uzansanız dokunabilecekmişsiniz gibi gelen ayla gözgöze gelmenizden bahsedecektim. sonradan buna hevesle yaptığınız bir yemeğin tam kıvamında olduğunu farkettiğiniz anı, günlerdir toplamaya üşendiğiniz odalarınızı bir çırpıda toplayıp odanın kapısından bakıp içinizin hafiflediği o anı, geçen yazdan beri giymediğiniz ve görünce ne kadar sevdiğinizi hatırladığınız ama bir ara kilo aldığınız için içine giremediğiniz bir elbisenin içine sonraki yaz başında gene girebildiğinizi aynanın karşısında gördüğünüz anı, çok bezdirici geçen bir işgününden sonra gece kırmızı bir kadife koltukta sevgilinizin omzuna yaslanıp "var mısın yok musun"u bile seyretmenin ne hoş olup gözlerinizi yumduğunuz anı ekleyecektim. belki sonuna Leo Buscaglia'dan "mutluluk öyle bir kez yakalandığında sürekli devam eden birşey değildir, mutluluk anların toplamıdır" sözünü yazacaktım. ama sonunda böyle oldu. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ah, şimdi de ne oldu biliyor musunuz, listeye bir ilave daha: gecikmiş bir mimi cevaplamanın verdiği haz :)) sevgili melih, gecikme için kusura bakma. sevgili sem ile vladimir'in de hala yazmasını bekliyoruz, değil mi? bu arada, sahi sizin de var mı böyle yakında yaşayıp da "ahanda işte bu!" dediğiniz anlar? yazsanıza :)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-2019056925696782954?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/2019056925696782954/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=2019056925696782954' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/2019056925696782954'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/2019056925696782954'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/05/mutluluk.html' title='mutluluk'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SEETdyu-zEI/AAAAAAAAAl8/fxsb__k4-NU/s72-c/ta%C5%9Flar_pavel+moriak.dat' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-3661696284475947775</id><published>2008-05-25T14:00:00.003+03:00</published><updated>2008-12-11T17:58:35.773+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kişisel'/><title type='text'>kadın kuaförü</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SDlIisDz9dI/AAAAAAAAAl0/43IREos8UEU/s1600-h/12el.dat"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5204270605183219154" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SDlIisDz9dI/AAAAAAAAAl0/43IREos8UEU/s400/12el.dat" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;bir öğle arasında saçıma fön çektirmek için işyerimin oradaki sokakların birindeki bir kadın kuförüne gittim. o civardaki bütün kadın kuaförleri geniş, aydınlık ve modern tasarımlıdır; ama bu dükkan farklıydı. on adıma üç adım genişliğindeydi bir kere, bir kuru temizlemeci ile salaş bir lahmacuncunun arasındaydı. hava sıcak olduğu için kapıyı açmışlar, girişe boz renkli bir bez asmışlardı. caymadım, perdeyi açtım ve girdim. belki bundan bile anlamalıydım başıma gelecekleri..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;girişte beni camın önünde alçak bir taburede oturan 60-65 yaşlarında bir kadın karşıladı. dükkanda başka kimse yoktu, bir an tereddüt ettiğimi görünce oğlunu hemen çağıracağını, evlerinin çok yakın olduğunu söyleyerek beni saç yıkama teknesine yönlendirdi. kadın saçımı yıkamaya başladı, o arada gözüme su kaçırdı, "ay afedersiniz" derken silmeye kalkıp göz kalemimi sildi filan. neyse, o sırada içeriye yaşlıca bir adam girdi. "hoşgeldiniz bay jak" dedi kadın, adam da camın önündeki taburenin yanındaki koltuğa oturdu. o sırada perdeyi aralayan biri onlara selam verip hayırlı işler dileyip gitti. saç yıkama faslı bitince dükkandaki iki koltuktan diğerine oturdum, kadın oğlunu aradı, "sarı, hadi oğlum, müşteri geldi, hadi oğlum hemen" dedi ona telefonda. sonra yanıma geldi ve "o gelene kadar ben saçınızı kurutayım" diyerek kurutma makinasını aldı eline ve kurutmaya başladı. ben miyop gözlerle etrafa bakıyorum. duvarlarda kocaman fuşya renkli  desenli duvarkağıtları vardı,  koltuklarsa turuncu. kadın bir yandan da bay jak'la sohbet ediyordu, bay jak 1970'lerden beri osmanbey'de dükkanı olan, ama 2006'dan beri işlerinden memnun olmadığı için (hediyelik işi yapıyormuş, ama çin malları ve bankaların kredi kartı taksit uygulamaları yüzünden) 2 yıldır cepten yiyen dükkanını kapatmış ve bu yaz ilk kez uzun süre kalmak üzere Bodrum'daki yazlığına gidecekmiş ve pediküre gelmiş. kadın da 1968'den beri bu dükkanda çalıştığını, oğlunun burada büyüdüğünü anlattı. o sırada üzerinde yeşilli meksika formasıyla oğlu Sarı geldi. kadın bana "oğlumun eli çok çabuktur, hemen bitirir geç kalmazsınız merak etmeyin, çok güzel kahvem var, size kahve yapayım" dedi. Sarı birşey söylemeden eline makinayı ve fırçayı alarak seri bir şekilde işe koyuldu. gerçekten eli çabuktu, o kadar ki bir kere parmağını gözüme soktu bir kez de makinayı o har gibi ateşiyle alnıma tuttu. benimle de konuştu arada sanırım, anlamadım ne dediğini, ama gülmemi beklediğini düşündüğüm yerlerde güldüm. neyse, hakikaten çabuk bitti fön. o kadar ki daha kahvem yarılanmamıştı. sigarasız kahvemi yavaş yavaş içerek orada biraz daha oturdum ve hayaımda ilk kez bir dükkan sahibi olmaya özendim. öyle ya, kuaför olsaydım nereyi istersem gidip beni hiç tanımadıkları bir yerde böyle bir dükkan bulup işimi yapabilirdim. fön makinası seslerine de, sprey ve boya kokularına da alışırdım. evet, böyle iri fuşya desenli duvarkağıtları ve turuncu koltukları olan bir dükkanım olabilirdi. günler nasıl geçerdi anlamazdım, hep bir hareket, gelen giden, arada ufak sohbetler, neresi olduğu da farketmezdi. bu yaştan sonra, hele kendime bir fırça bile saramazken o koltukta otururken kendimi taşrada bir kuaför olarak düşünebilmem çok enteresandı. &lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-3661696284475947775?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/3661696284475947775/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=3661696284475947775' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/3661696284475947775'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/3661696284475947775'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/05/kadn-kuafr.html' title='kadın kuaförü'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SDlIisDz9dI/AAAAAAAAAl0/43IREos8UEU/s72-c/12el.dat' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-7459641275040359926</id><published>2008-05-23T15:05:00.008+03:00</published><updated>2008-12-11T17:58:36.213+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sanat'/><title type='text'>sivas 93</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SDffdsDz9bI/AAAAAAAAAlg/I9oLdfRPzQc/s1600-h/afis_sivas.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5203873595586246066" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SDffdsDz9bI/AAAAAAAAAlg/I9oLdfRPzQc/s400/afis_sivas.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;div&gt;bu hafta Tiyatro Festivali etkinliklerinde Dostlar Tiyatrosu'nun sezon oyunu Sivas 93'ü izledim. Afişte de gördüğünüz gibi, oyunun türü belgesel oyun. belgesel oyun da nasıl oluyor demeyin, çok da güzel oluyormuş. 1 saat 35 dakika arasız sahnelenen bu belgesel oyunda, bir an bile tempo düşmüyor, gözünüzü sahneden ayıramıyorsunuz. Fazıl Say'ın yaptığı müzikler ise öyle güzel oturmuş ki. oyun bittiğinde tüm salon ayakta, kiminin gözü yaşlı, ama herkesin gönlü buruk. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5203874390155195842" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SDfgL8Dz9cI/AAAAAAAAAlo/leurjh3ZHJ8/s400/IMG_3411.jpg" border="0" /&gt;7 tane, tepeden tırnağa siyahlar giymiş ve oyunla çok özdeşleşmiş oyuncu, arkada sürekli akan Sivas 93 olaylarını baştan sona gösteren video görüntüleri eşliğinde, herşeyi canlandırıp anlatıyorlar. Oyunu yazan Genco Erkal'ın ağzından oyunun hikayesi şöyle: &lt;em&gt;Temmuz başında yüreğime bir ateş düştü. Üç dört günlük kısa bir tatildeydim. O uğursuz günün on dördüncü yıldönümünde, Cumhuriyet gazetesinde Dikmen Gürün Uçarer’in bir yazısını okuyordum. Yakın tarihimizde ne kadar önemli olaylar var, neden yazarlarımız bu gibi konularla ilgili belgesel oyunlar yazmaz acaba diye soran bir yazıydı. Örnek olarak da Madımak Oteli’ndeki yangından söz ediyordu. Birden anımsadım, aynı yazar bir önceki yıl da benzeri bir yazı yazmıştı, ben de bu düşünceye yürekten katılmıştım. Bu sefer gene katılmanın yanı sıra başka bir düşünce kıpırdanmaya başladı beynimde. Arkadaşlara bir şey söylemedim ama baktım içimde bir şeyler büyüyüp dal budak sarıyor... Bu oyunu ben yazamaz mıyım acaba. Hadi canım sende diyor bir yanım. Hiç olmazsa bir denesem. Akşam olunca artık dayanamadım, arkadaşlara böyle bir oyun olsa da oynasak, nasıl olur deyince, hepsi birden, tam zamanıdır, çok doğru bir iş yapmış olursun dediler. Gene de oyunu yazmaya soyunacağımı kimseye söyleyemiyorum. Önce kendimi bir tartmam gerek. Gerçekten bu işi kıvırabilir miyim? &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bu aşamadan sonra da olayla ilgili tüm gazete haberleri, video görüntüleri, tanıklıklar, mahkeme kayıtları, ifadelerden oluşan bir dağın içinden bu oyunu süzmüş; gerçekten çok etkileyici bir oyun çıkmış böylece ortaya. 1993 yılında çocuk değildim, olanları ben de takip ettim, kızgınlık duydum, utandım, üzüldüm, o yangında hayatını kaybeden şairlerin şiirlerini sonradan okudum, yüreğime bir taş oturdu filan. ama bu belgesel oyunda canlı canlı şahidi olmak tüyler ürpertici ve korkunç bir tecrübeydi. oyunun sonunda yaşına rağmen dimdik ve enerjik Genco Erkal dedi ki : "unutulmasın diye oynadık. unutulmasın ki bir daha yaşanmasın." bu sözle tüm salon ayakta alkışlamaya başladı, evet unutulmasın, unutulmasın ki bir daha yaşanmasın. bir tek ülkemde değil, hiç bir yerde yaşanmasın.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Meraklısına Not: Dostlar Tiyatrosu'nun sayfası &lt;a href="http://www.dostlartiyatrosu.com/tiyatro.html"&gt;burada&lt;/a&gt;. O&lt;a href="http://www.dostlartiyatrosu.com/tiyatro_oyunlar_sivas.html"&gt;yunla ilgili bilgiler ve hakkında yazılanlara &lt;/a&gt;ulaşabilir, oyun programını da öğrenebilirsiniz. İzlemek ve hatırlamak için hala bir şansınız var, 26 Mayıs - Bodrum 20:30, 27 Mayıs -Muğla 20:30, 28 Mayıs - Denizli 20:30, 29 Mayıs - Antalya 20:30, 31 Mayıs - Muammer Karaca Tiyatrosu 20:30, 3 Haziran - Caddebostan Kültür Merkezi Saat 20:30. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-7459641275040359926?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/7459641275040359926/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=7459641275040359926' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/7459641275040359926'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/7459641275040359926'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/05/sivas-93.html' title='sivas 93'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SDffdsDz9bI/AAAAAAAAAlg/I9oLdfRPzQc/s72-c/afis_sivas.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-1837304228309484472</id><published>2008-05-21T20:07:00.008+03:00</published><updated>2008-12-11T17:58:37.602+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seyyah gülçin'/><title type='text'>ehlen ve sehlen Eş-Şam-4</title><content type='html'>artık Şam anılarını bitirmem lazım. önce size neler gördüğümü anlattım, sıra şimdi neler yediğime geldi :) öncelikle sokaklarda hem modern kafeler, pastaneler olduğunu söyleyeyim. ayrıca taze meyva suyu servisi yapan büfeler orada da revaçta, ama tost görmedik, yerine hamburger ya da çizburger vardı. bir sabah kahvaltımızı böyle bir büfede yapalım dedik de oradan biliyorum :) sabah kahvaltısında peynirli tost ve karışık meyvasuyu istedik. peynirli tost diye çizburger geldi, ona bakakalmışken karışık meyvasuyumuz gelince iyice dumur olduk. keşke resmini çekseydim.. öncelikle kulplu bira bardağındaydı meyvasuyumuz, rengi içindeki çileğin çokluğundan pembeye çalıyordu, şimdi sıkı durun, üzerinde koca bir tabaka krem şanti, onun da üstünde bal gezdirilmiş. bu kahvaltıdan sonra akşam yemeğine kadar hiç açlık hissetmedik :) lokantalara gelince, biz Hamidiye Çarşısı civarındaki El Halwani Restorana gittik iki akşam. sanırım Başbakanımız da orada yemişler, çarşının baharatçılar bölümünde envai çeşit ve renkteki baharatların arasından burnunuza çarpan binbir kokuyla geçip alçak basamaklarla iniyorsunuz buraya. içerisi ise çölde bir vaha gibi :) bakınız..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5202880233284013090" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SDRYAZHLjCI/AAAAAAAAAlA/xK8yBFtygso/s400/el+halwani+i%C3%A7i.jpg" border="0" /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5202882299163282514" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SDRZ4pHLjFI/AAAAAAAAAlY/mGr36-V0n44/s400/%C5%9Fam+092.jpg" border="0" /&gt;üst katta gördükleriniz de özel odalarmış. biz alt katta oturduk. orada hiç somun ekmek görmedim, ekmek yerine ince lavaş ekmek servis ediliyor. esas yemekten önce mezelerin mutlaka tadına bakmak gerekiyor. mezeler bizim damak tadımıza çok uygun, Antakya'yı görenler bilir, Lübnan taraflarının spesiyalleri burada da var; yani humus, tabule salatası ve babaganuş. isimleri de aynı. pidelerin arasına koyup koyup bunları yiyor ve mest oluyorsunuz. aşağıda humusun resmi var, bzim bildiğimizden daha açık renkli ve köpük gibi. hmmm çok lezzetli. yeşil salatalar da bol ve taze. ana yemekler kebap ağırlıklı. bol domates sosu üzerine yatırdıkları adana kebaba Halep Kebabı diyorlar, ayrıca fıstıklı kebap denenebilir. zeytinyağlı veya sebze yemeği ben gittiğim yerlerde görmedim. meyva yemek sonrası istemenize gerek olmadan geliyor; elma, portakal, muz, erik, karpuz... bir de çok kocaman çağlalar vardı, şaşırdım. eğer yemek sonrası çay istiyorsanız "çay", kahve istiyorsanız "kahvaa" demeniz yeterli. nasıl istediğinizi sorarlarsa da sadeyse "sadaa", ortaysa "vasat" diyorsunuz, olup bitiyor. ama kahveleri bizimkine benzemiyor. telvesi az ve köpüksüz. onun yerine kakuleyle çekilmiş taze kahveyi alışveriş listenize ekleyiniz. her restoranda nargile servisi de var. üstelik yemekle beraber içiliyor. hanımlar da içiyorlar, çok doğal karşılanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5202879730772839442" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SDRXjJHLjBI/AAAAAAAAAk4/qXJnnumFZxI/s400/%C5%9Fam+090.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;ama asıl, asıl nokta şimdi geliyor. arkadaşlar aşağıda resmini gördüğünüz bina Semiramis tatlılarının merkezi. yok, olmadı. orası bir lezzet tapınağı desem? ı-ıh. orada tatlı sevenler aklını oynatabilir desem? evet, bu daha iyi bir tanım oldu :) burası Suriye'nin en ünlü tatlıcısı. Antep işine benzer fıstıklı baklavalar, sarmalar, bülbül yuvaları yapıyorlar; ama ufacık, adeta tırnağım kadar. yanısıra ağızda dağılan tereyağlı ufacık kurabiyeler ve rengarenk meyva şekerlemeleri de (Semcim, Şam'da kayısıyı bir burada içinde fıstıklarla baygın yatarken gördüm). inanılmaz lezzetli ve hafif tatlıları, bizim kuru dediğimiz türden. Şam'a gidenlere mutlaka ısmarlayın, siz giderseniz de lütfen atlamayın. havaalanında da var tatlıcılar ama Semiramis yok, yanılmayın. dileyen bu lezzet durağının internet sitesine de &lt;a href="https://secure25.securewebsession.com/semiramispastries.com/products.html"&gt;buradan &lt;/a&gt;girip bakabilir, eve teslim gönderiyorlarmış da. ama fiyatlara öyle bir nakliye eklemişler ki elden gidip almak daha uygun :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SDRZRZHLjEI/AAAAAAAAAlQ/BqofpDywbns/s1600-h/Åam+076.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5202881624853417026" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SDRZRZHLjEI/AAAAAAAAAlQ/BqofpDywbns/s400/%C5%9Fam+076.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; ah şimdiki fotografın hikayesi var. bize Şam yakınında, ağaçlar ve sular arasında yemek yenen bir bölge olduğundan bahsettiler, bir öğleden sonra da oraya gittik. aaaaaaaaa, bunlar ağaç mı bu da su mu diye şaşırdık vallahi. hadi ağaçlar tamam, ama su dedikleri bileğim kadar bişey. mevsimden mi dedik, yok dediler, genelde o kadarmış. şırıltısı bile yoktu. garsondan menü istiyoruz, orada deyip gidiyor adam, nerede diye bakınıp bulamıyoruz. bir de Şam'da biz hiç kağıt peçete görmedik restoranlarda, hep kutu kağıt mendiller vardı, bulmuşlar işin kolayını (bu arada çarşılarda birbirinden şık pullu işlemeli "kutu mendil örtüleri" göreceksiniz, sakın şaşırmayın) filan derken bir baktık, kutu mendilin altına yazmışlar meğer menüyü. çok manalı oldu bizim için, aldım resmini çektim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SDRYtJHLjDI/AAAAAAAAAlI/Bmp1qiH3lyI/s1600-h/Åam+020.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5202881002083159090" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SDRYtJHLjDI/AAAAAAAAAlI/Bmp1qiH3lyI/s400/%C5%9Fam+020.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;bundan sonra diğer ufak gözlemlerimi yazayım. sokaklarda hem modern hatunları, hem kapalı hatunları görmek mümkün. bizim ziyaret ettiğimiz 12 bankada ise, devlet bankaları hariç kapalı hatun görmedik. devlet bankaları bizim devleet bankalarının eski hali gibi, bol evrak, hafif tozlu ve kocaman masaların ardında kaybolmuş insanlar. özel bankalar ise çok şık, çok modern. hepsinde otomatik sıra numarası alma makinaları bile var. özel banka çalışanlarının bir kısmı Lübnanlı (özel bankaların sermayesinin yarısı Suriyelilere ait olmak zorunda, kalan yarısı başka ülkelerden; bu yüzden Suriye'deki özel bankaların çoğu Lübnan ve Ürdün kökenli.henüz Türk bankası yok), istisnasız hepsi çok güzel ve akıcı bir şekilde İngilizce konuşuyorlar. şehir merkezinde yeni oluşan siteler içinde yüksek bloklar var, ev fiyatlarının bu sitelerde 2 milyon dolar civarında olduğunu duyduk. Cham Center adında küçük bir alışveriş merkezi açılmış yeni, oraya da gittik, yürüyen merdivenler şık dükkanlar.. havaalanındaki gümrüksüz mağaza, henüz hepsini görmedim ama dünyanın en ucuz mağazalarından biri olmalı. nakit ve Amerikan Doları ile satış yapılan bu mağazada; parfümler, makyaj malzemeleri, tasarım altın ve gümüş takılar, çeşitli giyim, içkiler, sigaralar, çikolatalar, çanta ve benzer aksesuarlar, oyuncaklar, çeşit çeşit nargile tütünü (şehirde yok) var ve Türk mağazalarının neredeyse yarı fiyatı. uçakla gidenlerin aklında olsun. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bir iş gezisinde Şam ancak bu kadar görülebiliyor. kaynaklara bakılırsa görmediğimiz başka bir sürü yer de var. üstelik Hama'daki dertli dolap dedikleri naure'leri (su değirmeni), Halep'i de görmedik. neyse, next time inşallah :))&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;işte böyle. insanoğlu kuş misali. gezip yeni yerler görmek kadar insanı tazeleyen çok az şey var. dilerim hepinizin de böyle güzel anıları olur, dünya küçük, belki Şam'da görüşürüz :))&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-1837304228309484472?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/1837304228309484472/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=1837304228309484472' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/1837304228309484472'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/1837304228309484472'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/05/ehlen-ve-sehlen-e-am-4.html' title='ehlen ve sehlen Eş-Şam-4'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SDRYAZHLjCI/AAAAAAAAAlA/xK8yBFtygso/s72-c/el+halwani+i%C3%A7i.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-469311227865932739</id><published>2008-05-15T21:12:00.012+03:00</published><updated>2008-12-11T17:58:39.417+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seyyah gülçin'/><title type='text'>ehlen ve sehlen Eş-Şam-3</title><content type='html'>Şam anıları devam ediyor:&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SCx9qJHLi1I/AAAAAAAAAjY/ZRZPEeAN-3A/s1600-h/kasr+tavan.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5200669832660093778" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SCx9qJHLi1I/AAAAAAAAAjY/ZRZPEeAN-3A/s400/kasr+tavan.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; burası işte kasr-el nobela'nın antresi. tavandaki ve duvardaki süslemelere dikkat. önünden geçtiğimiz ve içini görebildiğimiz bütün evlerde, otellerde, her yerde acayip şıkırtılı kristal avizeler dikkat çekiyor. insan özeniyor valla :) &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5200670945056623474" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SCx-q5HLi3I/AAAAAAAAAjo/MHCGfZB-7RU/s400/%C5%9Fam+026.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;bu da üst kattaki salonun bir köşesi. tabii herkes aşağıda kokteyllerken ben etrafı görmeden gidemezdim :)&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5200672139057531794" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SCx_wZHLi5I/AAAAAAAAAj4/Ynzv83tQWzU/s400/%C5%9Fam+031.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;etraf derken tuvaletleri de atlamamak lazım, değil mi? bunlar da tuvaletlerin kapıları. resimde seçebilecekmisiniz bilmiyorum ama üzerlerinde çok kokoş bir hanımla silindir şapkalı bir adam resmi var. muhtemelen viktorya dönemi ingiltere'sinden, bir jane austen romanından fırlamışlar gibi, onları görmek şaşırtıcıydı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5200672860612037538" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SCyAaZHLi6I/AAAAAAAAAkA/JJEfmB1Mmy4/s400/%C5%9Fam+063.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;şam'da ilk serbest zamanımızda gittiğimiz yer Emeviyye Camii oldu. Şam'ı anlatan her kaynakta mutlaka görülecekler arasında ilk sırada yer alan bu görkemli yapı, Hamidiye Çarşısının hemen yanında. bakın &lt;a href="http://www.altinolukturizm.com/index.php?bilgi=suriye_hak.php"&gt;ansiklopedik kaynaklar &lt;/a&gt;ne diyor burası için: &lt;em&gt;Şehrin en büyük, en eski ve görkemli camisidir. Kilise olarak kullanılmakta iken Şam'ın Müslümanlar tarafından fethedilmesinden sonra, 705 yılında Emevi Halifesi Velid bin Abdülmelik tarafından bir kısmı camiye çevrilmiştir. Daha sonraları yapılan tadilatlarla genişletilerek bugünkü halini almış ve tamamı cami olarak kullanılmaya başlanmıştır. Müslümanlar tarafından kıyamete yakın Hz.İsa'nın yeryüzüne ineceği rivayet edilen "ak minare" bu camiye aittir. Camide ayrıca, Hz.Yahya Peygamberin kabri ile İmam-ı Hüseyin'in Kerbela'da Yezid'in adamları tarafından kesilen ve Şam'a getirilen mübarek başlarının defnedildiği ve ziyaret edildiği bölüm bulunmaktadır. Avluda bulunan 8 sütun üzerine yükselen hazine kubbesi, kamu hazinesini korumak amacıyla Abbasiler döneminde yapılmıştır. Caminin ilginç yönlerinden birisi de, dört farklı mezhebi temsilen dört ayrı mihrap yapılmış olmasıdır. &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5200673629411183538" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SCyBHJHLi7I/AAAAAAAAAkI/7v4f6OauDSs/s400/caminin+ici.jpg" border="0" /&gt;işte bu resimde önde görünen İmam Hüseyin'in başının kesildiği yer, arkadaki yeşil camlı bölüm de Hz. Yahya'nın kabridir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5200674488404642770" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SCyB5JHLi9I/AAAAAAAAAkY/rfPXaRowxno/s400/ben+camide.jpg" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;camiye girmek o kadar da kolay değil, girişte görevliler çarşaflılar hariç her hatunu yan taraftaki büroya gönderiyor ve oradan 50 suriye lirası ödeyerek (yaklaşık 1.5 dolar) bu yeşil cüppelerden giyip camiye geri dönüyorsunuz. cüppeyi giyen kahkahayı basıyor, çünkü çok komik görünüyor insan içinde. ama farkındasınız, hiç birşeyden yılmadım-işte araştırmacı gazetecilik :))&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5200675673815616498" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SCyC-JHLi_I/AAAAAAAAAko/5Jo6vspUbDw/s400/%C5%9Fam+067.jpg" border="0" /&gt; &lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5200676640183258114" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SCyD2ZHLjAI/AAAAAAAAAkw/PBrSi-qN_fs/s400/%C5%9Fam+069.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;ama gördüğünüz gibi, gerçekten görülmeye değer bir yer. insan nereye bakacağını şaşırıyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;şam'da yemek ve günlük hayatla ilgili detaylar bir sonraki yazıda. bu arada, suriye'yi merak edenler, gezi programı Ayna'nın Suriye ile ilgili bölümü &lt;a href="http://www.aynaprogrami.com/site/detay.aspx?ICERIKID=UPEnLEl5GpY=&amp;amp;ICERIKTIPID=cOkgKu7A1Jw="&gt;burada&lt;/a&gt;. hürriyet'in seyahat ekinde yayınlanan ve iki kızın sırt çantalarıyla yaptıkları Suriye gezisi anıları da &lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/seyahat/8856737.asp?gid=56&amp;amp;sz=74061"&gt;burada&lt;/a&gt;. ayrıca atlas dergisi okurlarından Ahmet Çongar'ın Suriye gezisi anıları da &lt;a href="http://www.kesfetmekicinbak.com/atlascilar/okurlardan/00758/"&gt;burada&lt;/a&gt;, ilginizi çekebilir. daha önce size bahsetmiş olduğum Sarı Otobüsçülerin Suriye gezi anılarını da &lt;a href="http://www.ideefixe.com/Kitap/tanim.asp?sid=XG60VKMZN6VUNLHUC3LS"&gt;Naure Çarkı isimli kitapta &lt;/a&gt;okuyabilirsiniz, ki ben okudum ve gönül isterdi ki o kitaptaki herşeyi ben de yapayım, her yeri ben de göreyim. bu sefer olmadı, next time inşallah :) hazır birkaç aya kadar THY Halep seferlerine başlıyor, mutlaka yeni tur programları olur. burnumuzun dibi ve ucuz, bize benzeyen bir ülke, neden olmasın, gene giderim.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-469311227865932739?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/469311227865932739/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=469311227865932739' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/469311227865932739'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/469311227865932739'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/05/ehlen-ve-sehlen-e-am-3.html' title='ehlen ve sehlen Eş-Şam-3'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SCx9qJHLi1I/AAAAAAAAAjY/ZRZPEeAN-3A/s72-c/kasr+tavan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-2714735663291189883</id><published>2008-05-15T09:31:00.006+03:00</published><updated>2008-12-11T17:58:40.163+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seyyah gülçin'/><title type='text'>ehlen ve sehlen Eş-Şam - 2</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Son zamanlarda devlet başkanlarının önderliğinde yakınlığımızın artmasıyla, ticaret hacmimizin de 1.2 milyar dolarlara ulaştığı bu sınır komşumuzda bu yıl ilk kez düzenlenen 1.Türkiye-Suriye Ekonomik Forumuna katıldık önce. Cuma gecesi 23.50 THY uçağı ile bir saat 45 dakika süren bir yolculukla Şam’a ulaştık ve orada Türk heyeti olarak karşılandık; halı kaplı, kristal avizeli, kadife koltuklu VIP salonunda ağırlanıp otelimize vardığımızda saat 3’e geliyordu. Forumun düzenlendiği otel yeni yapılmış ve pek gözde bir mekan olan Four Seasons Oteli. Gerçekten çok şık olan odamıza yerleşip hemen uykuya dalıyoruz. Uyumadan önce ben kalın perdeleri aralayıp dışarıya bakıyorum, tam karşımda sarı bir tepe ve tepenin yamacında ışıklar, ışıklar..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah kahvaltıdan sonra oturumların yapılacağı salona gidiyoruz, ilk gün oturumun önce saat 9’da başlayacağı söylenmişti, sonra 10 oldu, 11 oldu, derken 12’ye doğru sonunda başladı. Bu arada salon öyle kalabalıktı ki.. kolay mı açılışa hem suriye Başbakanı El Otri, hem de Türkiye Başbakanı geliyor. Herhalde salonun yarısı güvenlikçi idi. Yer bulamayacağız diye korkumuzdan sandalyemizden kalkmadan etrafı seyrederek bekledik. Türk heyetinden bazı işadamları sabahın köründen salonunun kapısında bekleyerek kendilerine iyi yerler kapmışlardı. Neyse, bu arada size bir soru sorayım, sizce Suriye’de kaç tane kör gazeteci vardır? Nerden mi çıktı bu? En azından bi tane olduğunu biliyorum, çünkü o koca salonda benim yanımda oturuyordu. Bana kendini tanıtıp devletimizin engelli kişilere verdiği desteklerle ilgili bilgi istedi, sanırım Başbakanımızla da görüşmek istiyordu. Başarabildi mi bilmem. Saat 12’ye doğru, salonda bir dalgalanma oldu. Tüm gazeteciler podyuma çıkıp birbirlerini ezmeye başladılar, etten duvar derler ya, işte ondan oluşturdular ki hiçbirşey görünmüyor. Derken gazetecilerin başlarının çevrilmesinden ve flaşların yönlerinden içeriye Başbakanların girdiğini anladık. Cep telefonumla onları çektim çünkü gerçekten üstüste çok ilginç görünüyorlardı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5200560452727966498" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SCwaLZHLiyI/AAAAAAAAAjA/8CeayaD1KxA/s400/basbakan+salona+giriyor.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;Önce Suriye Başbakanı El Otri bir konuşma yaptı. Salona erken gelip kapıda bekleyen işadamlarımız tüm simültane çeviri kulaklıklarını da almış olduğundan biz tercümesini dinleyemedik bu konuşmanın. Ama içindeki Suriya, Türkiyya, hudut, el ticaretiyya gibi kelimeleri anladık (zaten ben 5 gün sonra söktüm Arapçayı nerdeyse, artık kendime rahatça kahve ısmarlayabilirim). El Otri’nin arkasından bizim Başbakanımız çıktı sahneye, biraz yorgun mu görünüyor ne? Zaten iyice çöktü bugünlerde. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5200560250864503570" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SCwZ_pHLixI/AAAAAAAAAi4/E6H-5JFI9S8/s400/G%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BC005.jpg" border="0" /&gt;Önce sakin başlayıp giderek ateşlenen konuşmasında Suriye ile Türkiye’nin tarihsel bağları, komşu olmanın önemi, sınırlardaki mayınların temizlenip o arazilerin organik tarıma açılması, ülkemizin onlar iktidara gelmeden önce bir krizler ülkesi oluşu, ama son 5 yılda refah ve istikrara kavuştuğumuz, kalkınma için çok kararlı oldukları ve tekeden bile süt çıkarttıkları gibi konular üzerinde durdu. Konuşma bitince de bir alkış kıyamet. Sonra aldılar kameraları gazetecileri flaşları kalabalığı taktılar peşlerine gittiler. Bizi de yakındaki bir özel konukevine öğle yemeğine götürdüler-Kasr El Nobla (Asiller Kasrı). Çok ilginç bir yerdi, duvarlarda 18. yüzyıl tabloları, kristal avizeler, vitraylar, içeride yemyeşil bir kış bahçesi, altın varaklı aynalar vs (bu mekanın resimlerini de ekleyeceğim sonra). Buradaki yemekte de herhalde bin kişi filan vardı, garsonlar ellerinde kocaman ağır tepsilerle canhıraş koşturup duruyorlardı, bu koca salonda sadece bir garson sendeleyerek elindeki limota sürahisini döktü bir konuğun sırtına ve bacaklarına, evet şaşırmadınız bakıyorum, o bendim. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5200560865044826946" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SCwajZHLi0I/AAAAAAAAAjQ/HA-nppI2Dpk/s400/%C5%9Fam+022.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi günün konuğu ise Devlet Bakanımız Kürşat Tüzmen’di. Onlardan ise Başbakan Yardımcısı Dardari, Ulaştırma Bakanı, İmar İskan Bakanı ve Ticaret Bakanı vardı (önde görünen iki baş Kilis ve Gaziantep valimize ait). Kürşat bey ve Dardari bey aralarındaki kişisel dostluğu da sergileyerek samimi sunumlar yaptılar. Ticaret hacmimizin üç yıl içinde 5 milyar dolara çıkarılması konusunu vurgulayan Kürşat bey rahat ve neşeli tavırlarıyla herkesin gönlünü çoktan kazanmış orada, öyle görünüyordu; bakanlardan biri ona “siz burada bizden çok tanınıyorsunuz” diye espri de yaptı. O gün ayrıca sınır ticaretinin geliştirilmesi, ortak projeler geliştirilmesi gibi konularda da oturumlar yapıldı. Ama asıl önemli olay oturumların kapanışından sonra Galatasaray-Fenerbahçe maçını seyretmek üzere Türk Konsolosluğu konutunda verilen partiydi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5200560620231691058" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SCwaVJHLizI/AAAAAAAAAjI/PHT8Nuw5Su8/s400/kursat+bey+mactan+sonra.jpg" border="0" /&gt;Konutun bahçesinde havuz başına kurulan dev ekranda Kürşat beyle Türk heyeti maçı izledik. Kürşat bey Galatasaraylı olduğundan sonuca sevindi. Gecenin sonuna doğru herkes onunla fotograf çektirme yarışına girdi, tüm bir grup fotografı olsun diye merdivenlere doluştuk. Ama benim aklıma geldi ki benim makinada bu fotograf olmazsa ben nereden bulacağım bu resmi? Seslenmeye başladım üstteki resimde hemen Bakanımızın yanında görünen beyaz gömlekli Cihan Haber Ajansı muhabirine “cihaaan, cihaaan” diye (evet adamın adı cihan değil ama nasıl çağıraydım yani), adam şaşkın kendi resmini çekmeye çalışıyor filan, o sırada fotograf çekimi bitti diye herkes dağılmaya başladı, ben merdivenin tepesinde “e be cihan tüh” filan diyorum, Kürşat bey döndü ve beni gördü, “ne oluyor” dedi, dedim “Bakanım sizinle bir fotograf çektiremedik”. Kürşat bey gülerek “gelin gelin hemen çektirelim” dedi, etrafındakileri de “çekilin bankacılarla resim çektireceğim” diye kovaladı. Şimdi bir bakanla Şam’da bu şekilde çekilmiş bir fotografım var yani. Mutluyum ve yüzsüzüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk iki gün bu şekilde otelden yemeğe toplu gidiş dönüşlerle geçti. Forum sonrası ilk gün Pazartesi ve biz işe koyulduk artık, Suriye bankalarını ziyaretlere başladık. Ziyaretler sonrası, saat 3’den sonra filan ise Şam turlarına koyulduk. Birazını anlattım, devamı sonraki yazıda.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-2714735663291189883?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/2714735663291189883/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=2714735663291189883' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/2714735663291189883'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/2714735663291189883'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/05/ehlen-ve-sehlen-e-am-2.html' title='ehlen ve sehlen Eş-Şam - 2'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SCwaLZHLiyI/AAAAAAAAAjA/8CeayaD1KxA/s72-c/basbakan+salona+giriyor.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-236961141289095474</id><published>2008-05-14T14:32:00.003+03:00</published><updated>2008-12-11T17:58:40.411+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mim'/><title type='text'>benim alfabem</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SCrOJpHLiwI/AAAAAAAAAiw/i4mHJAVsfSE/s1600-h/18004012.finalssmallTheAlphabet.jpeg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5200195384802773762" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SCrOJpHLiwI/AAAAAAAAAiw/i4mHJAVsfSE/s400/18004012.finalssmallTheAlphabet.jpeg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;işte benim alfabem, ilk aklıma gelenlerle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A- Annem, Ada'lar, Açıkhava konserleri&lt;br /&gt;B- Babam&lt;br /&gt;C- Cep telefonu: İcat olmadan önce insanlar nasıl yaşarmış?&lt;br /&gt;Ç- Neden bu harfle başlayan kelimeler hep tamlama gibi olur? Çay çorba, çoluk çocuk, çanak çömlek... ama bence ç ile başlayan en güzel yiyecek Çikolatadır, neyin içine/üstüne girse yakışır. bir de Çizgi romanlar var tabii. en sevdiğim tom miks'di. sahi, yeniden yayınlanmaya başlayan Doğan Kardeş dergisini aldınız mı? çocukluğumuzdakinden farklı artık (ne değil ki), şimdi sadece yetişkin çizgi romanları var içinde, pek de güzeller. tülay, burada senin için biriktiriyorum ben sana bunları, sürpriz.&lt;br /&gt;D- Defter. kalemlerle beraber en sevdiğim kırtasiyedir, çantamda hep bir defter bulunur. bi de Dijital kameram. öyle ya, hayat beklemez :)&lt;br /&gt;E- Eğitimcilik. en sevdiğim meslek. iş hayatına başladığım ve en zevkle yaptığım iş. bugün olsun, gene yaparım.&lt;br /&gt;F- İlk sevgilimin adının baş harfi. işin matrağı yıllarca onun adını öyle bildikten sonra, 25 yıl sonra karşılaştığımızda sadece lisedeki arkadaşlarının ona böyle seslendiklerini, bunun dışındaki tüm hayatındaki adının başka birşey olduğunu söyledi.&lt;br /&gt;G-Gümüş. Gümüş takıları çok severim.&lt;br /&gt;H- Hayat. geriye doğru anlaşılır ama ileriye doğru yaşanır.&lt;br /&gt;I- Islık çalmak. çalabildiğim tek enstrüman :) burada bir selam yollayalım Melih Cevdet Anday'a:  Balıklar için deniz lazım /Sevişmek için işsiz olmak .../Ve geceleri yatakta/Duymamak için tabanların sızısını/ Zengin olmak lazım./Halbuki ıslık çalmak için,/Birşey lazım değil.&lt;br /&gt;İ- İstanbul'un tüm karizması üstündeki noktadan mıdır?&lt;br /&gt;J- Lost başlamadan önce bu soruya herhalde jale, jandarma, jöle gibi hedehödö cevaplar verebilirdim ama şimdi Josh Holloway diyorum :) o ne güzel gülümsemedir kardeşim.&lt;br /&gt;K- Küba. Kitaplar. Kırmızı renk. Kadife. (bu bağlamda kırmızı kadife kaplı Küba'yı anlatan bir kitap tam cuk otururdu değil mi, ama yok öyle bi kitap henüz)&lt;br /&gt;L- Lost. seyrettiğim en yaratıcı dizi. umarım akla yatkın bir şeklide biter.&lt;br /&gt;M- Murathan Mungan. üniversite yıllarından beri çok severek okuduğum, bir sonraki eserini merakla beklediğim yazar.&lt;br /&gt;N- Nine West, ayakkabı-çanta.&lt;br /&gt;O- Opera,  yüksek sınıflara hitap eden bir sanat değildir'e beni inandıran ve her gösterisini merakla takip ettiğim İstanbul DOBGM sanatçıları.&lt;br /&gt;Ö- Öpücük balığı. bu nereden çıktı? Atilla Atalay'ın bu öyküsü geldi aklıma, pek güzeldir. bir de Özdemir Asaf.&lt;br /&gt;P- Prag, bir baharda gidip yürüyerek her yerini görmek istediğim şehir.&lt;br /&gt;R- Rugan, ayakkabıları da çantaları da pek severim.&lt;br /&gt;S- Siyah giysiler, hem zayıf gösterir hem asil. üstelik her ortama da uyarlar.&lt;br /&gt;Ş- bu harften aklıma peşpeşe gelen iki şeyin Şiir ve Şarap olması tesadüf mü??&lt;br /&gt;T- Trabzon, babamın şehri. bi de tiyatro, tadı damağımda kalan uğraş, şimdi her oyunun sonunda alkışlarda ağlarım, iyi mi?&lt;br /&gt;U- Uzaklar. hep uzakları özleyenin sılası yoktur.&lt;br /&gt;Ü- Ümit. ben şahsen ümit yerine umut kelimesini daha çok severim, ümit sanki simit gibi bir tat bırakıyor ağızda. gerçi simit de çok sevdiğim bir yiyecektir, sabahlarımın en sadık yoldaşı çıtır simitle çay, vapurda. neyse, aslında ben okuduğum şu cümleyi söyleyecektim burada: sanat, ümitsizlerin yaşama sevincidir.&lt;br /&gt;V- Sevgili Vladimir, beni bu alfabeyiş oluşturmam için mimleyen arkadaşım, teşekkür ederim.&lt;br /&gt;Y- bu harfte de kargaşa var, Yolculuk mu daha önce yoksa Yaz akşamları mı (yaz geçer/ gene gelir) veyahut Yann Tiersen'i mi daha evvel anmalı? bilemedim şimdi.&lt;br /&gt;Z- bu maddeyi aynen vladimir'inkinden kopyalamalı, tam uygun bir bitiş olmuş. Zaman, sadece birazcık zaman...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi de mim dalgası usulü, topu sevgili Sem'e atıyorum. belki bir etkim olur da yazar yeniden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meraklısına Not:  en üstteki harika alfabeyi hazırlayan fotografçı abba richman. kendisinin diğer çalışmalarına &lt;a href="http://www.pbase.com/abbarich/image/18004012"&gt;buradan &lt;/a&gt;ulaşabilirsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-236961141289095474?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/236961141289095474/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=236961141289095474' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/236961141289095474'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/236961141289095474'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/05/benim-alfabem.html' title='benim alfabem'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SCrOJpHLiwI/AAAAAAAAAiw/i4mHJAVsfSE/s72-c/18004012.finalssmallTheAlphabet.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-1991980203219181857</id><published>2008-05-08T20:07:00.008+03:00</published><updated>2008-12-11T17:58:41.906+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seyyah gülçin'/><title type='text'>ehlen ve sehlen Eş-Şam-1</title><content type='html'>Dünya tarihi boyunca, hiç aralıksız en uzun süre kullanılan şehire gittim ben. ve orada kendimi hiç yabancı hissetmedim, arapça tabelalar olmasa Anadolu'nun güney ya da güneydoğusundaki bir şehirde sanabilirdim kendimi. insanlar da bize benziyordu, arabaların bazıları çok köhne görünüyordu ama tanıdıktı. hatta etrafta her yerde (duvarlarda, sokak bilboardlarında, tabelalarda, hatta arabaların arka camlarında) gördüğüm Beşşar Esad'a bile alıştım. iş nedeniyle gittiğimiz için, görülmesi gereken her yeri gezemedik, "next time inşallah" diye ayrıldık Şam'dan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SCM2L4FuIpI/AAAAAAAAAh4/0AQo3SwhEmE/s1600-h/Åam+037.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5198057972578525842" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SCM2L4FuIpI/AAAAAAAAAh4/0AQo3SwhEmE/s400/%C5%9Fam+037.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; otel odamdan görünen manzara, karşıda görünen tepe Cebel Kasiyon (Kasiyon Tepesi). Tepesine yakın yerde yatay bir şerit halinde yanyana restoranlar ve çay bahçeleri var. yaz akşamlarında gidip Şam'ı tepeden ışıl ışılken seyredip yemek yiyerek nargile içebileceğiniz yerler. Resimde önde görünen modern yer, kaldığımız otele ait alışveriş merkezi. orayı kapatıp bakarsanız size de Mardin'i anımsatmıyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SCM1roFuIoI/AAAAAAAAAhw/_WuWQuPb37I/s1600-h/Åam+023.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5198057418527744642" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SCM1roFuIoI/AAAAAAAAAhw/_WuWQuPb37I/s400/%C5%9Fam+023.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; işte bu da Cebel Kasiyon'un gece görünüşü. gece Şam ışıl ışıl. ve doğrusu o tepeden seyretmesi de pek keyifli.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5198058569578980002" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SCM2uoFuIqI/AAAAAAAAAiA/eHY8jeeA7rY/s400/%C5%9Fam+073.jpg" border="0" /&gt;burası Sultan Abdülhamit'in yaptırdığı ve hala cıvıl cıvıl olan Kapalıçarşıları. Adı Hamidiye Çarşısı. ne ararsanız var. Fiyatlar çok uygun ama gene de pazarlık yapılmalı. ilk söylediklerinin yarı fiyatına alabilirsiniz. Şam'dan ne mi alınır? dallı güllü pullu işli örtüler ve elbiseler pek revaçta. ah, bir de bu çarşıda bir dondurmacı var ki, mutlaka tatmalısınız.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5198060386350146226" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SCM4YYFuIrI/AAAAAAAAAiI/3zkOuOYWLro/s400/%C5%9Fam+011.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;dondurmacının adı Bektaş. her daim kalabalık. sütlü tatlılar da yapıyor ama asıl spesyali dondurması. bizim dövme dondurmalara benziyor ama bol bol fıstığa bulanmış hali. resmini çektiğimi görüne çalışan genç bana poz verdi, bu dondurma dağından eliyle koparıp fıstığa buluyor ve tabaklara koyuyor porsiyonları.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5198061288293278402" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SCM5M4FuIsI/AAAAAAAAAiQ/7Sgpbht16LI/s400/%C5%9Fam+098.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;çarşının arka tarafındaki dükkanlar yerel halktan ziyade turistlere yönelik. yanyana sanatçı atölyeleri gördük, resim batik vs. ama en oryantalist olanları gene de bu renkli kumlarla cam şişelere resimler yapanlardı. şişelere isminizi de yazabiliyorlarmış. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5198062941855687394" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SCM6tIFuIuI/AAAAAAAAAig/BEMTmTj5khg/s400/%C5%9Fam+082.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;sedef işçiliği de çok gelişmiş Suriye'de. boy boy kutular, tavlalar, hatta küçük sehpalar alınabilir. kaldığımız otelde ise sedef işçiliğinin daha devasa örneklerini görüp hayran kaldık. misal bu dolap. ya da aşağıdaki sandalyeler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5198063504496403186" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SCM7N4FuIvI/AAAAAAAAAio/t7w3xxjuafo/s400/%C5%9Fam+035.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;Şam devam edecek.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;* merhaba Şam&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-1991980203219181857?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/1991980203219181857/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=1991980203219181857' title='18 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/1991980203219181857'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/1991980203219181857'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/05/ehlen-ve-sehlen-e-am-1.html' title='ehlen ve sehlen Eş-Şam-1'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SCM2L4FuIpI/AAAAAAAAAh4/0AQo3SwhEmE/s72-c/%C5%9Fam+037.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>18</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-8985087716155617387</id><published>2008-05-08T19:26:00.005+03:00</published><updated>2008-12-11T17:58:42.425+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='neler oluyor hayatta'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitaplar'/><title type='text'>ülkemizde ayakkabının tarihi ve Kadından Kentler</title><content type='html'>&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SCMrcYFuImI/AAAAAAAAAhg/ncBZEureT-Y/s1600-h/mutluluunresmi1bh6zm.png"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5198046161418461794" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SCMrcYFuImI/AAAAAAAAAhg/ncBZEureT-Y/s400/mutluluunresmi1bh6zm.png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;herkese merhaba :) sağ salim gittim döndüm, yol yorgunluğunu attım, işe başladım, yoğun bir hafta geçirdim, resimlerimi yeni indirdim ve aklımdakileri yazmak için oturdum sonunda. gezi anılarını anlatmadan önce dün otobüste (benim meşhur çift katlı 202'lerim) şahit olduğum bir konuşmayı yazmaya karar verdim, ertelersem unutacağım çünkü. akşam iş çıkışı her zamanki saatte her zamanki şöförüyle gelen otobüsüme bindim. merdivenlerin yanında tek kişilik yan koltuğu boş yakalayınca çok sevindim (çünkü kitabımı çıkarıp okurken ve otobüs tintintin giderken bir süre sonra öyle bir uyku basıyor ki, burada oturunca başımı merdivenin yan duvarına yasladığımda çok rahat ediyorum), geçtim oturdum. tam karşımdaki ikili koltukta iki bitirim genç oturuyor, 20'li yaşlardalar. biri daha bıçkın, ayağını öndeki koltuğun kenarına koymuş, bir eliyle tespih çeviriyor ve yanında biraz daha süklüm püklüm oturan gence bişeyler anlatıyor. pek ilgilenmedim onlarla, açtım kitabımı okuyorum (kitabımı birazdan anlatacağım). o sırada osmanbey'den geçiyoruz, erol ayakkabıcısının önünden. tabelayı görünce biri ötekine "yuh lan, baksana" diyor. çaktırmadan ben de bakıyorum, erol ayakkabıcısının tabelasında afili bir yazıyla "erol, since 1946" yazıyor. tespih çeviren ötekine dönüp "yalan işte bu lan" diyor. yalan olan nedir anlamıyoruz. "ha" diyor öteki, o da başlıyor açıklamaya ballandırarak, "oğlum Türkiye'de 1946'da ayakkabı mı vardı lan" diyor ve takdir bekler gözlerle etrafa bakıyor. gariban olan biraz şüphelenmiş gibi, "yok mudur" diyor. bu sefer bu daha üste çıkıyor "yoktu tabi lan, lastik giyiyolardı, Türkiye'de ayakkabı olsun olsun 50 yıldır filan vardır, 1946 lan, daha neler". diğeri alt dudağını büküyor, hala şüpheli gibi, "sahi mi" diyor. bizimki iştahla, sesini biraz daha artırarak "tabii" diyor, "ayakkabı çok yeni bişey. kızılderililer ne giyiyodu düşünsene, afrikada hala bazı kabileler var, gidiyosun ayakkabı diyosun, bilmiyolar".. sanırım bu tarih dersine çeşitlendirerek devam edecek ama cep telefonu çalıyor, sohbet kesiliyor. bugün nette araştırdım, Türkiye'de ayakkabının tarihini, merak eden &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/AyakkabÄ±#T.C3.BCrklerde_ayakkab.C4.B1"&gt;burayı&lt;/a&gt; tıklayarak okuyabilir. ama onu okumadan da biliyoruz ki, 1946'da pek de güzel ayakkabılar vardı. şimdi bu genç dalga mı geçiyordu yoksa çok genç ve cahil bir ana-babası olduğundan 1946'da allah bilir dinazorlar da var mı sanıyordu bilemeyeceğiz. bilmem işte, takıldı aklıma. salak çocuk. bi de onun sayesinde geçen sene Londra'da bir ayakkabı sapığının olduğunu öğrendim, iyi mi? bakın ne yapıyormuş bu sapık:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="left"&gt;&lt;em&gt;İngiltere'de sokakta kadınlara saldırıp zorla ayakkabılarını alan fetişiste bir yıl hapis cezası verildi. 26 yaşındaki otomobil tamircisi Ömer Abd El Gowd'un, kurbanlarını sokakta bir süre takip ettikten sonra saldırıp ayakkabılarını aldığı belirtildi. 12 yaşından bu yana bu suçu işlediği belirtilen Abd El Gowd'un, kadınların ayakkabıları daha modaya uygun olduğu için, Stockton-on-Tees kentinden başkent Londra'ya taşındığı da ortaya çıktı. Tamircinin tutuklandığı sırada ev ve işyerinde yüzlerce çift ayakkabı ele geçirildiği, koleksiyonun son 15 yılda ayakkabı modasında meydana gelen tüm değişiklikleri yansıttığı belirtildi. Ayakkabı fetişisti mahkemede kurbanlarını değil ama ayakkabıları çok iyi hatırladığını söyledi. Yargıç Colin Smith ise Abd El Gowd'un kadınlara zarar vermek niyetinde olmadığını, ancak işlediği suçun kadınlar için gerçek bir 'travma sebebi' olduğunu belirterek, bir yıl hapis cezasını bu nedenle uygun gördüğünü açıkladı. Abd El Gowd'un cezası ertelendi.&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="left"&gt;mazallah, Allah sapığa çattırmasın:) bu arada okuduğum kitaptan bahsedeceğim demiştim, okuma hızında yazan Murathan Mungan'ın son kitabı &lt;a href="http://www.metiskitap.com/Scripts/Catalog/Book.asp?ID=2046"&gt;KADINDAN KENTLER &lt;/a&gt;kitabından bahsedeceğim. Çok beğendim ben bu kitabı. Türkiye'nin farklı bölgelerindeki kadınları anlattığı öykülerde, tüm kadınlardan bir parça var bizden. kadın duyarlığını bu kadar iyi yansıttığı için mi bilmem, zaten hep beğenirim onun yazdıklarını. ama bu kitabı çok daha özel, çok daha mahrem sanki. &lt;a href="http://www.metiskitap.com/Scripts/Catalog/Interview/Interview.asp?ID=12381"&gt;bir söyleşisinde &lt;/a&gt;" Kitabı insanların bağrına basmasını isterim. Yani böyle okula giden çocukların kitaplarını tutma şekli vardır, bu kitap hep gözümün önüne insanların göğsüne bastırdığı kitap olarak geliyor." demiş, kitabı bitirdiğimde ben de tam böyle hissettim, alıp bağrıma basmak istedim. lütfen atlamayın bu kitabı. ah, bir de Radikal'in Cumartesi ekinde yayınlanan &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=EklerDetay&amp;amp;ArticleID=852972&amp;amp;Date=08.05.2008"&gt;şu söyleşiyi &lt;/a&gt;de okuyun. &lt;/p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5198053780690444914" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SCMyX4FuInI/AAAAAAAAAho/_pTQQmjIQkE/s400/fft7_mf2013.jpg" border="0" /&gt; &lt;p align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Murathan Mungan'ın kadınlar üzerinden yazdığı Türkiye haritasını okurken ben Şam'da iş gezisindeydim. Şam'daki halimi de anlatacağım, azz sonra :)&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-8985087716155617387?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/8985087716155617387/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=8985087716155617387' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/8985087716155617387'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/8985087716155617387'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/05/lkemizde-ayakkabnn-tarihi-ve-kadndan.html' title='ülkemizde ayakkabının tarihi ve Kadından Kentler'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SCMrcYFuImI/AAAAAAAAAhg/ncBZEureT-Y/s72-c/mutluluunresmi1bh6zm.png' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-3997001091925550435</id><published>2008-04-25T17:16:00.004+03:00</published><updated>2008-12-11T17:58:44.560+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kişisel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alıntı'/><title type='text'>gülçin iş gezisinde ve konuk yazar vladimir</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SBHn_uqvQQI/AAAAAAAAAhQ/mxrJ1KydVKA/s1600-h/rainy+red+dress.dat"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5193186927379955970" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SBHn_uqvQQI/AAAAAAAAAhQ/mxrJ1KydVKA/s400/rainy+red+dress.dat" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;sizinle bugün bu resmi paylaşmak istemiştim aslında. 2 gün önce kolsuz bluz ve (belki inanmayacaksınız ama valla gördüm) parmak arası terliklerle gezenler bugün gene pardesü ve çizmelerini giymişler, endişeyle gökteki kara bulutlara bakıyorlar, burunları da kırışmış. bugün de yağmur bekleniyormuş istanbul'da, haftasonunda da. ben bu haftasonu istanbul'da olmayacağım. hani geçende demiştim ya, seyahatim geldi diye. hah işte ben onu dediğimde keşke başka bişey mi dileseymişim nedir, 5 günlük bir gezisine gidiyorum bu gece. daha bavulum hazır değil, panik halinde eve geldim bu satırları yazıyorum. sakin sakin günlerimi geçirdim şimdi heyecan bastı iyi mi. nereye gideceğimi söylemiyorum, döndüğümde sizlerle paylaşacak baharat kokulu değişik anılarım olacak tahmin ediyorum. aybaşına kadar kendinize iyi davranın sevgili dostlar, sağlıcakla kalın.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;bu arada, sabah sevgili ori'nin günaydın diyerek bana yolladığı esin topuz'a ait şu fotograf da kendine yer buldu şu alelacele mailde. &lt;/p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5193189109223342354" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SBHp-uqvQRI/AAAAAAAAAhY/ImHlKZB1jX4/s400/gunaydin-+esin+topuz.jpg" border="0" /&gt; &lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;bu fotoyu ben de sevgili vladimir'e yolladım ve "sen bu resme kimbilir neler döktürürsün" dedim. o da döktürdü sağolsun. "yayınlasana, bak sonra ben yayınlarım" dedim, "sen yayınla" dedi valla. buyrun, yayınlıyorum. böylece sevgili ori'ye paylaştığı fotograf ve sevgili vladimir'e de konuk yazar satırları için teşekkür ediyor, sizi onlarla başbaşa bırakıyorum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;Kedi o gün küskündü.. Onu gören de görmeyen de küs olduğunu düşünüyordu. Kimse onu anlamıyordu. Bahar gelmişti, bahar yorgunluğu minik siyah kediyi germişti. Kedinin ilk ilk baharı olduğu için naptığını bilmiyordu. Aklı bir karış havadaydı. Havadaki aklını gördükçe onunla oynamak istiyor, pençeleri boşluktaki hayali avını avlamaya çalışıp başarısız oldukça iyice küskünlük hissediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köskös giderken yolda kendi deseninden bir kedi gördü. O da kendisi gibi küskündü. Yaşça kendinden büyük bu kediye "ne bu halim?" diye soracak oldu. Vazgeçti hemen.&lt;br /&gt;Büyük kedi minik kediyi görünce "bak şu zibidiye" diye aklından geçirdi. sıırtını kamburlaştırıp, tüylerini dikti ağzından "fıffffffff" diye bir ses çıktı. Minik kedi bir yöne büyük kedi başka yönde koşarak uzaklaştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Minik kedi en yakındaki ağacın en uç dallarından birine tırmandı, dalları yapraklar bürümüştü, yaprakların üzerine yavaşça yayıldı. Usulca "mırrrr" diye bir ses çıkartıp daldı uykuya.&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-3997001091925550435?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/3997001091925550435/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=3997001091925550435' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/3997001091925550435'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/3997001091925550435'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/04/glin-i-gezisinde-ve-konuk-yazar.html' title='gülçin iş gezisinde ve konuk yazar vladimir'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SBHn_uqvQQI/AAAAAAAAAhQ/mxrJ1KydVKA/s72-c/rainy+red+dress.dat' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-8811248023521741736</id><published>2008-04-21T19:20:00.003+03:00</published><updated>2008-12-11T17:58:44.709+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='neler oluyor hayatta'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='filmler'/><title type='text'>feed me simon, feed me!</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SAy_e4RCaYI/AAAAAAAAAhA/DAlrNBsPU_8/s1600-h/ev+kar+002.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5191735007672166786" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SAy_e4RCaYI/AAAAAAAAAhA/DAlrNBsPU_8/s400/ev+kar+002.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;bu öğlen kendimi işyerinden bahar havasına son hızla atıp yürümeye başladığımda, tam trafik ışıklarına geldiğimde zınk diye durdum. cuma günü orada olmayan bir şey vardı tam köşede. durdum, başımı yana eğip baktım, kendi kendime güldüm. aklıma "&lt;a href="http://beyazperde.mynet.com/film.asp?id=2973&amp;amp;kat=arama"&gt;little shop of horrors-küçük korku dükkanı&lt;/a&gt;" filmi geldi, sonra da ülker (bu filmi çok severdi, audrey'in repliğini şarkı diye söylerdik ve ellerimizle dudağın hareketlerini yapardık. bu yüzden bir sessiz sinema oyununda sadece el hareketini yapınca filmin adını bilmiş ve karşı gruptan neredeyse dayak yememize ramak kalmıştı). bir nevi sweeney todd'du o film, bak şimdi çözdüm, müzikal korku filmi. rengarenk rüküş giyimli zenci kadınlar çılgınca dans edip şarkı söylüyorlardı ve çok genç ama o derece zalim bir steve martin, kişiliğine en uygun işi bulduğundan bahseden bir motosikletli diş hekimiydi.  sokağın kendi halindeki çiçekçi dükkanında ise kocaman bir yeşil yaprağın üzerindeki son derece kırmızı dudak simon'dan onu etle beslemesi için şarkılarla kandırmaya çalışıyordu. bu et yiyen bitkinin adı audrey idi. işte bu öğlen bi nevi audrey olan bir kırmızı lale gördüm nişantaşı'nda. ben gördüğümde çok geçti. bahar geldi diye üç gündür açılıp saçılan hanımlardan birini atmıştı bile ağzına. baksanıza kırmızı ayakkabılarına. eli de lalenin köşesinde kalıvermiş. kimse farkında değil. bir ben gördüm sanki.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Meraklısına Not: arkada görünen direğe dolanan örgü sarmaşıklara da dikkat lütfen. Nişantaşı'nda tüm direklere nargile hortumu gibi böyle yeşil örgü sarmaşıklar sarmışlar (bunu da haftasonunda yapmışlar). neden diye sormayın, sanat sanat içindir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Başlık: metinde geçen filmdeki audrey'in repliği, "besle beni simon, besle beni".&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-8811248023521741736?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/8811248023521741736/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=8811248023521741736' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/8811248023521741736'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/8811248023521741736'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/04/feed-me-simon-feed-me.html' title='feed me simon, feed me!'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SAy_e4RCaYI/AAAAAAAAAhA/DAlrNBsPU_8/s72-c/ev+kar+002.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-8860956617497065028</id><published>2008-04-18T08:26:00.006+03:00</published><updated>2008-12-11T17:58:45.964+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='neler oluyor hayatta'/><title type='text'>dev laleler</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SAg7Lx9o_xI/AAAAAAAAAgw/OUagiZGmEhI/s1600-h/ev+kar+002.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5190463644120973074" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SAg7Lx9o_xI/AAAAAAAAAgw/OUagiZGmEhI/s400/ev+kar+002.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SAg66R9o_wI/AAAAAAAAAgo/A5j-5Y5lrrc/s1600-h/ev+kar+001.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5190463343473262338" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SAg66R9o_wI/AAAAAAAAAgo/A5j-5Y5lrrc/s400/ev+kar+001.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5190463828804566818" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SAg7Wh9o_yI/AAAAAAAAAg4/w-RcnqrmP9U/s400/ev+kar+003.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;istanbul'da canlı lalelerden sonra dev lale günleri başladı. bu üç saksı nişantaşı'nda tam yolumun üstüne yerleştirilmiş. şehrin başka yerlerinde başka saksılar da varmış, henüz saksı safarisine çıkamadığım için göremedim onları. ama şu küçük rozetlerden oluşan pek şirin doğrusu. ne zaman baksam etrafında birileri yaklaşmış yakından bakıyor oluyor. neşeli bişeye bugünlerde hepimizin ihtiyacı var, değil mi?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-8860956617497065028?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/8860956617497065028/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=8860956617497065028' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/8860956617497065028'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/8860956617497065028'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/04/dev-laleler.html' title='dev laleler'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SAg7Lx9o_xI/AAAAAAAAAgw/OUagiZGmEhI/s72-c/ev+kar+002.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-2851645178184640254</id><published>2008-04-17T13:26:00.003+03:00</published><updated>2008-04-17T16:15:38.571+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kampanya'/><title type='text'>eyleme çağrı</title><content type='html'>2010 yılında İstanbul dünya kültür başkenti olacak ya, işte bunun için İstanbul'da satılan benzinin litresine 2010 yılına kadar (öyle diyorlar ama bence o yıldan sonra kimse bunu kaldırmayı hatırlamayacağı için kalıcı olacak) 1-1,5 Yeni kuruş fazla para ödeyeceğiz biliyor musunuz? yani üzerindeki vergiler yüzünden dünyanın en pahalı benzinini kullanan Türklerin İstanbul dışında yaşayanları dünyanın en pahalı benzinini kullananlar sıralamasında ikinciliğe düşecek; biz İstanbul'da yaşayanlarsa dünyanın en pahalı ve en kültürlü benzinini kullanacağız huuuu. eğer bu durum garibinize gidiyor veya içinize dokunuyor ya da ikisi birden oluyor hatta kalbinize fenalıklar basıyorsa, bu pazartesiden başlayarak (yazı ile 21 nisan 2008) sabah 07.45'de korna çalarak veya dörtlü farlarınızı yakarak, hiç olmadı arabanıza siyah kurdele asarak Alem FM'de Nihat Sırdar'ın başlattığı bu eyleme destek veriniz.  en azından sizin gibi korna çalan birini görünce içiniz ferahlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;meraklısına not: sayın maliye bakanına, oğlunun son icraatlarını soran bir gazeteciye dün dediği laf hala kulağımda: "what is the next question?"--bir sonraki soru nedir?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-2851645178184640254?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/2851645178184640254/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=2851645178184640254' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/2851645178184640254'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/2851645178184640254'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/04/eyleme-ar.html' title='eyleme çağrı'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-3670831488948566380</id><published>2008-04-16T23:09:00.006+03:00</published><updated>2008-12-11T17:58:46.207+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='müzik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alıntı'/><title type='text'>ölüm, teoman, berger</title><content type='html'>yaklaşık bir ay kadar önce, "&lt;a href="http://www.seyhanmuzik.com/main/main.php?display=music&amp;amp;act=show_product&amp;amp;cid=1&amp;amp;prdct_id=216Te29787v"&gt;söz-müzik teoman&lt;/a&gt;" adlı bir albüm çıktı. teoman'ın şarkılarını başka sanatçıların yorumlamasından oluşan bu albümden önce vladimir bahsetmişti ama şahsen ben pek ilgilenmemiştim. şimdiyse, aslında ilgilenilmesi gereken bir albüm olduğu fikrindeyim. teoman, kimine göre bir şehir nevrotiği, kimine göre alkolik bir serseri, kimine göre başkabaşkabişeyler olabilir; ama bu görüşler onun depresif bir ozan olduğu gerçeğini değiştirmez; şarkı sözlerine dikkat edildiğinde, arada mutlaka bir dize durur dokunur size, tanıdık gelir acıyan yerlerinize. bu albümde ben en çok candan erçetin'in söylediği "kim"(bu şarkıyı duymamışım daha önce) ve nil karaibrahimgil'den "istanbul'da sonbahar" yorumlarını beğendim; ama dediğim gibi bütünüyle kayda değer bir albüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dün akşam oturdum gene bu albümü dinliyorum, yaşar "rüzgar gülü"nü söylüyor sesini boğuklaştırarak. teoman'ın şarkılarında genelde gözlenen bir ölüm izleği var, rüzgar gülü'nde de var bu. şarkının br yerinde "rüzgar gülü, rüzgar gülü/ hiç ölümü düşündün mü" diyor mesela. gecenin bir yarısı aklıma bir sürü şey geliyor bunun üzerine. john berger'i anımsıyorum önce, &lt;a href="http://www.metiskitap.com/Scripts/Catalog/Book.asp?ID=2007"&gt;"Ve Yüzlerimiz, Kalbim, Fotoğraflar Kadar Kısa Ömürlü"&lt;/a&gt; isimli kitabında okuduğum bir paragrafı anımsıyorum, kalkıp kitapta o paragrafı buluyorum, şöyle birşey:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Kendi ölümümle beni en çok uzlaştıran şey bir düşünce, senin ve benim kemiklerimin birlikte gömülüp dağıldığı, çırılçıplak kaldığı bir yer düşüncesi. Kemiklerimizin ortalığa saçılmış darmadağın yattıkları bir yer. Kaburga kemiklerinden biri kafatasıma dayalı. Sol el kemiklerimden biri kalça kemiğinin içine girmiş (kırık kaburga kemiklerimin üstünde göğsün bir çiçek gibi). Ayak kemiklerimiz, yüzlercesi darmadağın. İçiçeliğimizi böyle imgeleyişimin, yalnızca kalsiyum fosfattan oluşsa da, huzur verici olması garip. Ama öyle. Seninle olduktan sonra, kalsiyum fosfat bile olmanın yeteceği bir yer düşünüyorum.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu paragrafı okumak iyi geliyor nedense. üzerine de aklıma bir süre önce okuduğum &lt;a href="http://www.kadikoytimes.com/news_detail.php?id=14686"&gt;bir haber &lt;/a&gt;ve fotograf geliyor. İtalya'nın kuzeyindeki Mantua kasabasında yapılan arkeolojik kazılarda üzerinden 5 bin yıldan fazla zaman geçtiği belirlenen ve görenleri hayrete düşüren bir kadın ve erkeğin birbirine sarılmış kemikleri arkeoloji ekibini bile şaşırttı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5190176190549786354" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SAc1vx9o_vI/AAAAAAAAAgg/rXZ7lPH3IEY/s400/clip_image001.jpg" border="0" /&gt;bu kalıntıların cilalı taş devrine ait olduğu sanılıyor. bu görüntü hemen kafamda berger'in paragrafı ile birleşiyor, teoman usul usul &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=FsCmDU3MuuQ"&gt;rüzgar gülü'nü &lt;/a&gt;söylüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meraklısına not:geçen gün teoman'ın şu sözlerini okudum saba tümer'le yaptığı röportajda; yorumsuz aktarıyorum; "içkiden sorumlu devlet bakanı değilim. alkolü severim ama avukatı da değilim. utangaçtım, kızlara yazılamıyordum, iletişim kuramıyordum. bir-iki bira içerek başladım, rahatlattı. bira içince kızın yanında rahat konuşabiliyordum. kızlara gitmeme gerek kalmadı artık onlar geliyorlar. hem şöhretime geliyorlar hem de tipim düzeldi artık. ben ödleğin tekiyim, isterim ki önce kızlar bana gelsin. ben hiç bir kıza gidip de aşığım demedim onlar bana gelmeden önce. kadınlara bayılırım ama ödüm de patlar onlardan."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-3670831488948566380?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/3670831488948566380/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=3670831488948566380' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/3670831488948566380'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/3670831488948566380'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/04/yaklak-bir-ay-kadar-nce-sz-mzik-teoman.html' title='ölüm, teoman, berger'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/SAc1vx9o_vI/AAAAAAAAAgg/rXZ7lPH3IEY/s72-c/clip_image001.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-2756063968625022701</id><published>2008-04-09T11:39:00.006+03:00</published><updated>2008-12-11T17:58:46.413+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='neler oluyor hayatta'/><title type='text'>ismini didikle</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/R_yBR_VoGzI/AAAAAAAAAgY/v9OJKoQ2gLY/s1600-h/barkod.png"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5187163016883870514" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/R_yBR_VoGzI/AAAAAAAAAgY/v9OJKoQ2gLY/s400/barkod.png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;azzz önce mail kutuma düşen bir postadan bahsedeceğim. efendim, &lt;a href="http://www.ismididikle.com/" target="_blank"&gt;http://www.ismididikle.com/&lt;/a&gt; adresine gidip isminizi yazarsanız, size isminizle ilgili şu tip bilgileri veriyorlar ki pek eğlenceli.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;GÜLÇİN Adının Yaygınlığı &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;GÜLÇİN Türkiye'de en çok kullanılan 312. isim (... 310. &lt;a href="http://www.ismididikle.com/isim_356_bahadir.htm"&gt;bahadır&lt;/a&gt;, 311. &lt;a href="http://www.ismididikle.com/isim_663_olcay.htm"&gt;olcay&lt;/a&gt;, 312. &lt;a href="http://www.ismididikle.com/isim_771_gulcin.htm"&gt;gülçin&lt;/a&gt;, 313. &lt;a href="http://www.ismididikle.com/isim_1200_muharrem.htm"&gt;muharrem&lt;/a&gt;, 314. &lt;a href="http://www.ismididikle.com/isim_1384_nilay.htm"&gt;nilay&lt;/a&gt;, ...). Ülkemizde yaklaşık her 1,280 kişiden birinin adı GÜLÇİN ve ismin yaygınlık oranı binde 0.78. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;GÜLÇİN adının yaygınlık oranının Türkiye'nin resmi nüfus sayımı sonuçları ve günlük ortalama nüfus artış hızına orantılarsak ülkemizde 09-04-2008 10:37 itibariyle yaklaşık 55,312 kişinin isminin GÜLÇİN olduğu ve GÜLÇİN isimli kişi sayısının her yıl ortalama 927 kişi arttığı tahmini yapılabilir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;GÜLÇİN isminin Amerika Birleşik Devletindeki yaygınlık oranını hesaplarken bu isme elimizdeki Amerikan veritabanındaki 702,203 kişi arasında hiç rastlayamadık. Bu nedenle ismin Amerika Birleşik Devletindeki yaygınlık oranın bir milyonda 1.4'ten dahi az olduğunu ve Amerikada toplam 400'den az sayıda GÜLÇİN yaşadığını tahmin ediyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;GÜLÇİN Türkiye'nin en yaygın 312. ismiyken, Amerika Birleşik Devletinde en yaygın 312. ad ise Marion ismi. GÜLÇİN adının yakın kullanım oranına sahip diğer Amerikalı isim kardeşleri arasında 310. Robt 311. Tracy 312. Marion 313. Ricardo 314. Brett isimleri de sayılabilir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ayrıca, isminizin körler ya da işitme engelliler alfabesindeki karşılığını, veya mors alfabesindeki halini yahut da yukarıda gördüğünüz üzere barkod halini de görebiliyorsunuz. üstelik isminize kafiyeli isimler listesi de var. tam yemek öncesi, şu kasvetli istanbul öğlenim renklendi valla. size de iyi eğlenceler :)&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;"&lt;/em&gt;&lt;a title="İsim Portalı" href="http://www.ismididikle.com/"&gt;&lt;em&gt;İsmiDidikle.com&lt;/em&gt;&lt;/a&gt;&lt;em&gt;'dan alınmıştır" yazılarak bu ilginç, doğru ama gayet de gereksiz bilgi serbestçe dağıtılabilir ve kopyalanabilir. &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-2756063968625022701?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/2756063968625022701/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=2756063968625022701' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/2756063968625022701'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/2756063968625022701'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/04/ismini-didikle.html' title='ismini didikle'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/R_yBR_VoGzI/AAAAAAAAAgY/v9OJKoQ2gLY/s72-c/barkod.png' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-9177466818932501833</id><published>2008-04-07T23:11:00.006+03:00</published><updated>2008-12-11T17:58:46.634+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alıntı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitaplar'/><title type='text'>kemiklerin fısıltısı</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/R_qFIvVoGxI/AAAAAAAAAgI/kGpytPakeCI/s1600-h/9789944198141.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5186604306063170322" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/R_qFIvVoGxI/AAAAAAAAAgI/kGpytPakeCI/s400/9789944198141.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Geçen hafta polisiye bir kitap okudum. severim polisiyeleri, kasvetli havalarda ve iç sıkıntısında ilaç gibidir. bu alanda yazan yeni birilerini keşfetmek de hoşuma gider. son keşfim Deborah Crombie, romanlarının geçtiği yer olarak İngiltere'yi seçen bir Amerikalı yazar. &lt;a href="http://www.kuraldisi.net/product_info.php?products_id=442"&gt;Kemiklerin Fısıltısı &lt;/a&gt;adıyla Türkçe'ye çevrilen 'Dreaming of the Bones' isimli kitabı, Amerikan Gerilim Yazarları tarafından en iyi roman dalında Edgar ödülüne aday gösterilmiş, en iyi roman dalında Macavity ödülünü almış, New York Times tarafından 1997 yılında yılın kitabı seçilmiş, üstüne bir de International Mystery Booksellers tarafından da yüzyılın en iyi 100 polisiye romanı arasında gösterilmiş. bana sorarsanız, yüzyılın en iyi 100 polisiyesi arasına girer mi bilemem, ama sıkı bir kitap olduğu kesin. türün meraklılarına gönül rahatlığı ile önerebilirim. bugün yazım için &lt;a href="http://www.amazon.com/Dreaming-Bones-Deborah-Crombie/dp/0061150401/ref=pd_bbs_sr_1?ie=UTF8&amp;amp;s=books&amp;amp;qid=1207600663&amp;amp;sr=1-1"&gt;amazon'&lt;/a&gt;da bakınırken aynı kahramanlara ait devam kitapları da olduğunu gördüm yazarın, ilgimi çekti doğrusu. &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=ktp&amp;amp;haberno=7112"&gt;Radikal Kitap ekinde Ömer Türkeş'in anlatımıyla &lt;/a&gt;kitabın konusu şöyle: &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;..Deborah Crombie ile Türkçedeki bu ilk tanışıklığımız. ABD vatandaşı olmasına rağmen, suç mahalli olarak İngiltere'yi seçmiş Crombie, hikâyesini de Scotland Yard'li bir dedektife, Duncan Kincaid'e emanet etmiş. Aslında Duncan'ın sevgilisi Gemma James de aynı büroda çalışıyor. Ne var ki romanda -özellikle hikâyenin başlarında- dedektife zorluk çıkarmaktan öte bir rolü yok. Zorluk çıkarıyor çünkü kıskançlık içinde. Kıskanıyor, çünkü Duncan'ın eski karısı Vic ortaya çıkıyor ve yıllar önce meydana gelen bir intihar vakasını araştırmasını istiyor. Vic, bir üniversitenin edebiyat bölümünde öğretim üyesi. Aynı üniversitede eğitim görmüş, aynı çevrede yaşamış Lydia Brooke adlı bir şairin biyografisini yazarken şairin öylesine içine girmiş ki bu depresif ruhlu kadının son şiirlerindeki üslubunun intihar öncesi bir durumu yansıtmadığını, bıraktığı notunsa başka bir şaire ait olduğunu düşünüyor. Kendi görev yerinin uzağında, üstelik yıllar önce meydana gelmiş bir vaka karşısında gönülsüzce işe koyulan Kincaid, polis soruşturmasında boşluklar olduğunu fark etse bile dosyayı yeniden açtırmak imkansız gibi. Ancak tam o sırada, yine üniversite çevresinde işlenen yeni bir cinayet Kincaid'in alt üst edecek ve katilin peşine düşecektir... &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;...Kemiklerin Fısıltısı'nda dedektifin özel hayatı hep göz önünde. Ancak bu durum polisiye kurguya zarar vermiyor. Muamma üniversite çevresindeki ilişkiler ağına dayalı. Böylelikle, üniversitenin oturaklı hocalarının 60'lı yıllardaki özgürlük arayışlarına, sanat ve edebiyat tutkusuna, aşklarına, zıpırlıklarına kadar uzanıyoruz. Deborah Crombie, geçmişin bugüne düşen gölgesini, griden karaya dönüşen tonlarıyla yansıtırken, intihar eden kadın şairin trajedisini de annesine yazdığı mektuplarla vurgulamış.&lt;/span&gt; &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;işte bu mektupların birindeki şu bölümü de sizlerle paylaşmak istiyorum, okuduğumda benim çok hoşuma gitti:&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;....1907 yılında Brooke ve birkaç arkadaşı King's'de The Carbonari adında, dünya görüşlerini paylaşıp tartışacakları bir topluluk kurarlar. bir gece Brooke şöyle der: "dünyada sadece üç şey vardır. biri şiir okumak, diğeri şiir yazmak, sonuncusu ve en güzeli de şiiri yaşamak." az önce biyografisinden alıntı yaptığım yazar Edward Marsh'a göre Brooke, bazı anlarda şiirin gerçekten ne demek olduğunu, bütün sorunları nasıl çözdüğünü ve değerler meselesini nasıl düzenlediğini anladığını söylemişti.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;bu sözlerden o kadar etkilendim ki gazetede çalışmak gibi fikirlerden tamamen vazgeçtim; kısacası sanatım dışındaki herhangi bir şeyle uğraşmamaya karar verdim. işten güçten başımı alacak vaktim olana kadar şiir yazmayı ertelemek çok kötü bir fikirdi; kusursuz bir hayatın olana kadar yaşamamak gibi bir şey bu; öyle bir dönem hiçbir zaman gelmez ki. ben de ne zaman fırsat bulursam şiir yazıyorum artık. derslerin, ödevlerin ve okumaların arasında şiir yazıyorum ve yaptığım herşeyin şiirimi beslediğini farkettim. şiiri hayattan ayrı tutamazsın; hayat sonsuz dolambaçlı yoldan ısrarla özünü akıtır.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family:Trebuchet MS;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;şiiriniz ve öyküleriniz eksilmesin efendim, sevgiler.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-9177466818932501833?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/9177466818932501833/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=9177466818932501833' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/9177466818932501833'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/9177466818932501833'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/04/kemiklerin-fslts.html' title='kemiklerin fısıltısı'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/R_qFIvVoGxI/AAAAAAAAAgI/kGpytPakeCI/s72-c/9789944198141.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-2014724671166514036</id><published>2008-04-04T14:19:00.005+03:00</published><updated>2008-12-11T17:58:46.933+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sanat'/><title type='text'>Evlilikte Ufak Tefek Cinayetler</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/R_YPSvVoGwI/AAAAAAAAAgA/eEk5bnCbups/s1600-h/r_weh35owdtjyhi6l55fln.jpeg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5185348835582941954" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/R_YPSvVoGwI/AAAAAAAAAgA/eEk5bnCbups/s400/r_weh35owdtjyhi6l55fln.jpeg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;Perde açıldığında, geniş bir salon görürüz. tam karşıda sahneyi boydan boya kaplayan ve göz alan bir kütüphane var. Sahnenin sol tarafında ise sokak kapısı ve kapıdan salona inen 5-6 basamaklık bir merdiven. Ön tarafta iki kişilik kocaman bir koltuk, ortada tek bir berjer, yanında da üstünde abajur olan bir sehpa. Sağ taraftaki duvara dayalı bir çalışma masası, üzerinde daktilo, kenarda kağıt yığınları..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derken sokak kapısı açılır. İçeriye bir kadın ve erkek girerler. Erkek biraz çekinden tavırlı, tutuk tutuk yürümekte; etrafa son derece yabancı gözlerle bakmaktadır, elinde de bir bavul vardır. Kadın ise, birazının zoraki olduğu sezilse de, neşeli ve canlı bir şekilde adamı içeriye davet etmektedir. Ve demektedir ki: "Sen benim kocamsın. Merdivenden düştün, kafanı vurdun, hafızanı kaybettin. Ama merak etme iyi olacaksın." Oyun bundan sonra son derece zekice yazılmış diyaloglarla bu çiftin 15 yıllık ilişkilerini sorgulamaları ve seyirciyi ters köşeye yatıran dönüşlerle sürüyor, etkileyici bir sonla bitiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki hafta önce &lt;a href="http://www.oyunatolyesi.com/default.asp"&gt;Oyun Atölyesi&lt;/a&gt;'nde, Haluk Bilginer ve Vahide Gördüm'ün oynadığı "&lt;a href="http://www.oyunatolyesi.com/oyun_details.asp?p=view&amp;amp;id=28"&gt;Evlilikte Ufak Tefek Cinayetler&lt;/a&gt;" oyununu izledim. Biletlerini Aralık ayında almıştım. Şimdi ise sezon sonuna kadar tüm biletlerin satıldığını, yeni sezon oyun biletlerinin de Eylül ayında çıkacağını söylüyorlar. Hem oyuncuların ikisinin de popüler ve çok başarılı olmaları, hem de oynadıkları salonun da küçük olması (ancak bu küçük salon seyirciyi o kadar oyunun içinde hissettiriyor ki, bir süre sonra hemen önünüzde devam eden bu çekişmeye müdahale etmemek için kendinizi zor tutuyorsunuz) nedeniyle sanırım bu durum. Oyuncular, kadın-erkek ilişkisi üzerine başka bakış açıları getiren bu çetinceviz metnin altından çok başarıyla kalkıyorlar; Vahide Gördüm televizyonda göründüğünden daha genç ve güzel bir kadın, Haluk beye ise lafımız yok, formunun ve karizmasının zirvesinde. İyi ki varlar, iyi ki tiyatro yapıyorlar, iyi ki buradalar diye şükrederek çıkıyorsunuz Moda'daki tiyatrodan. Bu arada, Oyun Atölyesi'nin çok da güzel bir kafesi ve yaz bahçesi var, o civarlardayken nefeslenmek isterseniz aklınızda olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyundan etkileyici bir bölümü alıntılıyorum sizin için, Akşam Gazetesinde Aycan Sarıoğlu'nun &lt;a href="http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=111610,10,159"&gt;yazısından&lt;/a&gt;, bakalım ne düşüneceksiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;‘Evlilikte Ufak Tefek Cinayetler’ yıllara yayılan, yayıldıkça aşktan ve tutkudan bir şeyler yitiren bir evliliğin anatomisini hem kadın hem de erkek gözüyle ortaya koyuyor. Kadına ve erkeğe tüm gücü ve zayıflığıyla bakmayı deniyor. Belki de ömür boyu aşk ancak aşka bu güç ve cesaretle bakmakla mümkün! Ve elbette hiçbirimizin, tek ben olmadığını vurguluyor. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Kadın diyor ki: “Benim iki ruhum var. Biri modern, biri ilkel…Modern olanı özgürlüğüne saygı duyuyor, öylesine incelikli, öylesine anlayışlı ki. İlkel olanı seni yalnızca kendine istiyor, paylaşmayı reddediyor. Kimin aradığı belli olmayan her telefonda sıçrıyor, en ufak bir parfüm değişikliğinde karalar bağlıyor. Rüyanda bir kadının seni öptüğünü, iki kolun boynuna dolandığını düşünüp bir cinayet planlıyor. 2500 yıllık köklü bir eğitim almış olsam da, sen aşkın o hayvansı, ilkel yanını benden söküp atamazsın.”&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Erkek diyor ki: “Kollarında bin kez tatmin olsam da, kendimi başka kadınları baştan çıkarabilecek güçte yırtıcı bir hayvan olarak görüyordum. Bu evden her an çekip gidebilmeyi umuyordum. Sadakatsiz olmayı arzuluyordum. Benim de iki ruhum vardı. Gerçekle yetinmeyi bilmeyen, ona hayranlık duymayı beceremeyen. Seni ne kadar sevdiğimi söyleyemiyordum. Evliliğimizin en büyük serüvenim olduğunu itiraf edemiyordum.”&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyunla ilgili olarak Sabah gazetesinde Rahşan Gülşan'ın yazdığı yazıya &lt;a href="http://kultur.sabah.com.tr/2008/03/26/yazsah1424-121-200-20080313-200.html"&gt;buradan&lt;/a&gt; ve Tiyatro Dünyası web sayfasında Ezgi Toz'un yazdığı yazıya da &lt;a href="http://www.tiyatrodunyasi.com/makaledetay.asp?makaleno=486"&gt;buradan&lt;/a&gt; ulaşabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ah, bu arada Tilda Tezman’ın Radikal’de yazdığı ve Paris’te izlediği bir oyunu anlattığı yazıda şu paragrafa rastlayıp not almıştım size anlatmak için:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;.... Bu gösteride ve Paris'te gördüğüm diğer dört oyunda beni şaşırtan bir olay oldu: 1 Ocak 2008'den beri Fransa'da sigara yasağı başladı ve kapalı mekanlarda uygulanıyor. Ama sanatçılar sanki birbirleriyle anlaşmış gibi oynadıkları oyunlarda muhakkak ya sigara ya da puro içiyorlar ve bu yasakla sahne üstünden dalga geçiyorlar. Bu da sigara yasağına karşı yapılan bir protesto olarak seyirciyi daha da çok eğlendiriyor. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Buna ne diyorsunuz peki :))&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-2014724671166514036?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/2014724671166514036/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=2014724671166514036' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/2014724671166514036'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/2014724671166514036'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/04/evlilikte-ufak-tefek-cinayetler.html' title='Evlilikte Ufak Tefek Cinayetler'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/R_YPSvVoGwI/AAAAAAAAAgA/eEk5bnCbups/s72-c/r_weh35owdtjyhi6l55fln.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-6885891964186098850</id><published>2008-04-03T00:05:00.006+03:00</published><updated>2008-12-11T17:58:47.440+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kampanya'/><title type='text'>Beta Ayakkabı'nın kampanyası</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/R_TLxfVoGvI/AAAAAAAAAf4/qtVrGrtzxVQ/s1600-h/sosyal%20kampanya%20mailing.jpeg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5184993122096519922" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/R_TLxfVoGvI/AAAAAAAAAf4/qtVrGrtzxVQ/s400/sosyal%2520kampanya%2520mailing.jpeg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/R_TLJPVoGuI/AAAAAAAAAfw/DNN6Zt6g-T0/s1600-h/2007_beta.gif"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Bugün mail kutuma düşen bu maili sizlerle paylaşmak istedim. böylece ayakkabılarıma bir çeki düzen de verebilirim diye düşündüm, bahar temizliği için bir gerekçe daha. Mağazalar ve ayrıntılı bilgi için lütfen &lt;a href="http://www.betashoes.com/tr/index.asp"&gt;tıklayınız&lt;/a&gt;. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Konuyla ilgisi olmayan bir not: Vladimir, Liz'i ara.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-6885891964186098850?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/6885891964186098850/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=6885891964186098850' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/6885891964186098850'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/6885891964186098850'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/04/beta-ayakkabnn-kampanyas.html' title='Beta Ayakkabı&apos;nın kampanyası'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/R_TLxfVoGvI/AAAAAAAAAf4/qtVrGrtzxVQ/s72-c/sosyal%2520kampanya%2520mailing.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-8729036806190703930</id><published>2008-04-01T13:32:00.005+03:00</published><updated>2008-12-11T17:58:47.642+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ayın biri yazıları'/><title type='text'>son hallerim</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/R_JxDPVoGtI/AAAAAAAAAfo/mR2DtOJRNso/s1600-h/emirgan.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5184330421527648978" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/R_JxDPVoGtI/AAAAAAAAAfo/mR2DtOJRNso/s400/emirgan.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Günler nasıl geçip giderse, o gün de öylece geçip gitmişti. ya da ben öyle sanmıştım. nereden bilebilirdim ki bu sıradan görünen günün hayatıma bu kadar büyük değişiklikler getirip, beni adeta bir hazan yaprağı gibi, bulunduğum yerden çok uzaklara savuracağını.. şimdi yıllar sonra anlıyorum ki, herşey o sıradan günde değişmeye başlamıştı.. o günü, tüm ayrıntılarıyla hatırlıyorum..&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;bu satırları bir dış ses okurken (muhtemelen jeyan mahfi ayral ya da adalet cimcoz), kamera neşeli bir bahçede, çiçekler arasında dolaşır. çok büyük, içinde nilüferlerin göründüğü bir süs havuzu olan bu bahçenin arka tarafında, beyaz kremalı bir pastayı andıran görkemli bir köşk vardır. kamera köşke doğru yaklaşır, etrafta kimse görünmemekte ancak baharın cıvıl cıvıl havası heryerde hissedilmektedir. açık olan vitraylı kapıdan içeri giren kamerayla beraber genç bir kız görürüz (muhtemelen Hülya Koçyiğit veya Filiz Akın), geniş mermer antredeki yuvarlak masanın üzerindeki vazoya, özenle kesilmiş çiçekleri hafif bir şarkı mırıldanarak yerleştirmektedir. üzerinde yuvarlak yakalı, küçük çiçekli, kaygısız tiril tiril bir elbise ve saçlarında bant şeklinde bağlanmış bir eşarp vardır, hem de beli inceciktir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;özlemişim eski Türk filmlerini. kaç zamandır yazmayı aksatıyorum farkındayım, üstelik kendime "ne olursa olsun yazmaya devam etmelisin, yazmak sağlam tutar insanı" desem de. ilginç zamanlar dedim geçtim, bunların içinde ilginçlikler kadar sağlık problemleri de vardı, buraya yazmak istemedim. neyse, kısa geçiyorum, üç ay sürecek bir ilaç kürüne başladım, ilk günlerde halsizlikle beraber kalp çırpıntısı yaşadım, şimdi biraz daha iyiyim. daha iyi olacağım inaşallah. bir de havalar bu kadar soğumayıp bahar geliverseydi de ben bi de bu kadar şeyin üzerine nezle olup başımı eğdikçe şırıl şırıl sular akmasaydı burnumdan. veya bahar azıcık gecikseydi tamam da, iş arkadaşım 2 haftalığına yurtdışına fuara gitmeyeydi (şimdi "sana ne bundan" diyeceksiniz, değil öyle ya, tatilim geldi benim, ondan). &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Meraklısına Not: evet ya, hakikaten ne garip bir yazı oldu bu, yani hatta oldu mu? söz, vallahi çok şey birikti, yazacağım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Meraklısına ikinci not: sevdim bu 55 işini, ilk paragraf da tam 55 kelime, iyi mi, heheheh.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Meraklısına  üçüncü not: resim konusunda abarttım biliyorum, resimde ikinci paragraftaki köşkü değil de, Emirgan'daki Sarı Köşk'ü görmektesiniz. ayrıca bu haftasonu lale günleri başlıyor efendim Emirgan'da, lale de ne asil çiçektir. haberiniz olsun. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-8729036806190703930?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/8729036806190703930/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=8729036806190703930' title='17 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/8729036806190703930'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/8729036806190703930'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/04/son-hallerim.html' title='son hallerim'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/R_JxDPVoGtI/AAAAAAAAAfo/mR2DtOJRNso/s72-c/emirgan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>17</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-7113466293156616103</id><published>2008-03-27T13:29:00.004+02:00</published><updated>2008-12-11T17:58:47.939+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sanat'/><title type='text'>bugün dünya tiyatrolar günü</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/R-uGp_VoGsI/AAAAAAAAAfg/pkvAQJQFN3o/s1600-h/mask.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5182383852154788546" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/R-uGp_VoGsI/AAAAAAAAAfg/pkvAQJQFN3o/s400/mask.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://www1.ibb.gov.tr/tr-TR/SehirTiyatrolari/Haberler/HaberDetay.html?HaberId=166"&gt;27 Mart 2008 Ulusal Bildiri &lt;/a&gt;/ Yaşasın Tiyatro !!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Bugün 27 Mart 2008, Dünya Tiyatro Günü. Bu kez önünüzde konuşmak görevi ve onuru bana verildi. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Ustam Muhsin Ertuğrul’un yazdığı ilk Ulusal Bildiri’nin otuz yıl sonrasında ve O’nun kurumsallaştırdığı tiyatronun doksan dört yıllık birikimine işçilik ettiğim zamanda.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Türkiye tiyatrosu hayli zamandır bir uzun geçidin tam içerisinde duruyor ve geçidin darlığı hayal gücünü bunaltıyor. Bu geçitten, binlerce yıllık ayrışık kültürel zenginliğimizle süzülmek, Dünya köyüne, kendi oyun oynama birikimimizle akmak üzereyiz.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Küçük bir köyde yaşıyoruz, ısınıyor yahut üşüyoruz, mutlaka seviniyor ve üzülüyoruz, farklı dillerde konuşuyoruz ve ötesi, daima hissediyoruz. Köyün bilgeleri ve onların söylenceleri, uzun, durağan hayat önermelerini kışkırtıyor, hepimizi tekçi dayatmalardan koruyup sakınıyor, yaşamak böyle anlam kazanıyor. Çünkü başlangıçta hayat şekilsizdir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Öyleyse, oyun oynamaktan ne alıkoyabilir bizi? Pek az temel izlek var biliyoruz, ama yaratıcı insan kadar çok hikâye kurma ve anlatma biçimi de var. Tiyatro sanatı hayatı sıkıcı, ısrarcı bir düzenekten koruyup kollarken, yaratıcı insandan beslenir, besleniyor. Çünkü insan eşsizdir.&lt;br /&gt;Olsa olsa henüz köyün sokaklarında saklı kalmış biçimler var ve yasak mahallelere ansızın girmek heyecan vericidir. Yeni biçimlere ihtiyaç duyuyoruz, çünkü tıkanmak ölümdür. Biçim özün ta kendisidir ve en çok biçim yasaklanır bilinebilen zamanda. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Aynı anda ileriye ve geriye, yani hayatı anlamlı kılacak kimyaya, yeryüzü yaşayanının şaşırtıcı imgelemiyle gidip gelelim –ki sahici tekliği, bugünde var olan İnsan’ı anlamlı kılabilelim. Bütün zamanları kapsayan ânda, bugünde!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Bugün daima yakıcıdır. İkaros’un kanatları elbette acıyacaktır ama kim güneşe o denli yaklaşmayı tasavvur edebilir ki? Çünkü ancak, yanmayı göze alan aydınlatabilir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Tiyatro ümitsizliğin reddidir, çünkü oyun daima başlar. Şimdi ve burada, yeniden, oyun başlamak üzere.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Başlayalım öyleyse; hayatın gözden geçirilmiş yeni yorumlarına her zaman ihtiyacımız oldu. Bu ihtiyaç olmasaydı tiyatro ne işe yarardı -ki?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Orhan Alkaya&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Rejisör&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Genel Sanat Yönetmeni&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Meraklısına Not: Tiyatro Dünyası web sayfasında yayınlanan, çeşitli kalemlerden çıkan bildiriler için &lt;a href="http://www.tiyatrodunyasi.com/default.asp"&gt;buraya&lt;/a&gt;, bu yıl Kanadalı oyun yazarı, oyuncu ve sinema yönetmeni Robert Lepage’nin elinden çıkan uluslararası bildiriyi okumak içinse &lt;a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/438748.asp"&gt;buraya&lt;/a&gt; ve &lt;a href="http://www.cnnturk.com/KULTUR_SANAT/SAHNE//haber_detay.asp?PID=119&amp;amp;haberID=441800"&gt;buraya&lt;/a&gt; tıklayabilirsiniz (tiyatronun doğuşuna ilişkin şu hikaye ve şu saptama var yazısında, benim çok hoşuma gitti: &lt;em&gt;Bir gece, şafak vakti, bir grup insan taş ocağında ısınmak ve hikayeler anlatmak için ateşin etrafında toplanmış.  Birdenbire içlerinden birinin aklına bir fikir gelmiş. Ayağa kalkmış ve kendi gölgesini kullanarak bir hikaye canlandırmaya başlamış. Taş ocağının duvarlarında ateşten gelen ışığı kullanarak gerçeğinden daha büyük karakterler yapmış.  Şaşkınlıkla bakan diğerleri her yaptığını anlıyorlarmış. Güçlü ile zayıfı, can sıkıcı ile canı sıkılmışı, Tanrı'yı ve ölümlüyü... Bugünlerde şenlik ateşinin yerini projektörün ışığı, taş ocağındaki duvarın yerini de tüm mekanizmasıyla birlikte sahne almış durumda. Tüm bu kurallara ve geleneğe dikkatlice uyan titiz insanlar olarak, bu hikaye bize tiyatronun başlangıcındaki teknolojiyi ve onu bir tehdit aracı olarak değil, birleştirici bir unsur olduğunu anlamamız gerektiğini hatırlatıyor&lt;/em&gt;.).&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-7113466293156616103?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/7113466293156616103/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=7113466293156616103' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/7113466293156616103'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/7113466293156616103'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/03/bugn-dnya-tiyatrolar-gn.html' title='bugün dünya tiyatrolar günü'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/R-uGp_VoGsI/AAAAAAAAAfg/pkvAQJQFN3o/s72-c/mask.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-3525868769787462500</id><published>2008-03-27T13:21:00.003+02:00</published><updated>2008-12-11T17:58:48.131+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mim'/><title type='text'>hedef 55</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/R-uEXfVoGrI/AAAAAAAAAfY/Wgfl7N1Lu8k/s1600-h/galeri1hbr2303.jpeg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5182381335303953074" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/R-uEXfVoGrI/AAAAAAAAAfY/Wgfl7N1Lu8k/s400/galeri1hbr2303.jpeg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;onun yaşadığı apartmanın bahçesinde, bir tenekenin üzerine oturmuş bekliyordu yağmuru seyrederek. hava düşündüğünden soğuktu ve içine işliyordu karanlık gece. günlerdir görüşmemişlerdi, onu görüp nedenini öğrenmeliydi, hem çok da özlemişti. "iyice çıldırmış olmalıyım, ne işim var burada" dedi kendine, ama devam etti beklemeye. bir sigara yaktı, sonra şarkı söylemek geldi içinden. aklında en çok yağmur kaldı.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-3525868769787462500?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/3525868769787462500/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=3525868769787462500' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/3525868769787462500'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/3525868769787462500'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/03/hedef-55.html' title='hedef 55'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/R-uEXfVoGrI/AAAAAAAAAfY/Wgfl7N1Lu8k/s72-c/galeri1hbr2303.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-7250754080146843092</id><published>2008-03-22T22:35:00.005+02:00</published><updated>2008-12-11T17:58:48.187+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mim'/><title type='text'>çocuk istismarını durdurun!</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/R-VuZ_VoGqI/AAAAAAAAAfQ/m1YbA39b2R8/s1600-h/afis1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5180668339137551010" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/R-VuZ_VoGqI/AAAAAAAAAfQ/m1YbA39b2R8/s400/afis1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;efendim şu &lt;a href="http://doctus.org/dunyayi-guzellik-kurtaracak-mim-t26317.html?s=1f69e2ddf35ad95d3cb0137c45ae0d3a&amp;amp;"&gt;adreste&lt;/a&gt; internet üzerinden gerçekleştirilen bir kampanya var çocuk istismarına karşı. çocuk istismarının büyük bölümü internette gerçekleştiğinden, buna karşı temel eğitimin de gene internet üzerinden verilebileceğini savunan bu kampanyaya, çocuk istismarına karşı olan tüm blog yazarları davetli. beni sevgili &lt;a href="http://endiseliperi.blogspot.com/2008/03/ocuk-istismarn-durdurun.html"&gt;endişeli peri &lt;/a&gt;davet etmiş, memnuniyetle.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;(kampanya şartları: 'çocuk istismarını durdurun' sloganına ve -forumdan edinilebilecek- ilgili banner'a blogunuzda yer verip, çocukluğumuzdan hatırladığınız bir şarkı ve şu anda dinlediğimizde hissettirdiklerinden bahsetmek...) &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ben çok hareketli bir çocukmuşum, anneme çok çektirmişim, itiraf ediyorum. bu yüzden beni uyutabilmek ve biraz kafalarını dinleyebilmek için küçüklükten beni ayakta/elde çarşafın ya da battaniyenin içinde sallamaktan ve bu sırada uyumamı ummaktan başka çareleri kalmamış. ama bendeniz başucumda çalan bir radyo ile mışıl mışıl uyurmuşum, sonra keşfetmişler. herkes bu gürültüde nasıl uyuduğumu merak ederken ben sakin sakin uyurmuşum. bu yüzden eminim çok çeşit şarkı dinlemişimdir ama radyo yayınındaki hiçbir şarkıyı hatırlamıyorum. hatırladığım ilk şarkı ise, bana sanırım babamın ilk kez söylediği "bir küçücük aslancık varmış" şarkısı. şimdi yazım için internetten sözlerini araştırdım, hatırladığım eksik olur diye, bakın şöyleymiş tamamı:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bir küçücük aslancık varmış&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir küçücük aslancık varmış&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kırlarda koko koşar oynarmış&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kırlarda koko koşar oynarmış&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Annesi onu çok severmiş&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Babası onu çok severmiş&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sen benim ca ca canımsın dermiş&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sen benim caca canımsın dermiş&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Aslan baba harpte vurulmuş&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Aslan baba harpte vurulmuş&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Küçük aslan köyden kovulmuş&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Küçük aslan köyden kovulmuş&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ben bu sözlerin tamamını hatırlamıyorum ama çok neşeli başlayıp sonunda aslan babanın gidip de dönmediğini ve o zaman da çok üzüldüğümü-hatta ağladığımı hatırlıyorum. şimdi bir daha baktım da, hakikaten yahu, bu çocuk şarkısı mı şimdi? korku filmi gibi bişey. bu da bi nevi çocuk istismarı. allah allah. bakın &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=bir+k%FC%E7%FCc%FCk+aslanc%FDk+varm%FD%FE&amp;amp;nr=y&amp;amp;pt=aslancik"&gt;buradan&lt;/a&gt; ekşi sözlükte de yazılan benzer yorumları okuyabilirsiniz. "bir nesil hala ağlamaktadır" demiş birisi, hakikaten ha. hiç düşünmemiştim o zamanlardan beri. lütfen çocuklarınıza bu şarkıyı söylemeyiniz, ya da başka son bulunuz. teşekkürler.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;kampanyaya katılmak isteyen tüm arkadaşları davet ediyorum ben de.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sevgili &lt;a href="http://birdelininguncesi.blogspot.com/2008/03/mimli-lacivert.html"&gt;Mahallenin Delisi'ne &lt;/a&gt;not: mimini okudum, en kısa zamanda bomba gibi bir senaryo ile geleceğim :) sevgiler.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-7250754080146843092?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/7250754080146843092/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=7250754080146843092' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/7250754080146843092'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/7250754080146843092'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/03/ocuk-istismarn-durdurun.html' title='çocuk istismarını durdurun!'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/R-VuZ_VoGqI/AAAAAAAAAfQ/m1YbA39b2R8/s72-c/afis1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-632943385301369981</id><published>2008-03-21T13:24:00.007+02:00</published><updated>2008-12-11T17:58:48.542+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kişisel'/><title type='text'>Nişantaşı'nda Almodovar filmi -ne alaka yahu-</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/R-ObPPVoGpI/AAAAAAAAAfE/JKT8HCIMcc0/s1600-h/gulcine3.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5180154682523785874" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/R-ObPPVoGpI/AAAAAAAAAfE/JKT8HCIMcc0/s400/gulcine3.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;bu öğlen gene Retro'daydım. her zamankinden daha kalabalıktı sanki. bu yüzden mutad masam yerine girişe yakın başka bir masaya oturdum. biraz sonra hemen yanımdaki masaya bir çift geldi oturdu. etrafa bakışlarından yabancı olduklarını anladım, elimdeki kitaba yoğunlaştım (Norveç'te geçen bir roman okuyorum şimdi, ismi: &lt;a href="http://www.metiskitap.com/Scripts/Catalog/Book.asp?ID=2034"&gt;At Çalmaya Gidiyoruz&lt;/a&gt;. Per Petterson yazarı. Geçen yıl yayınlandığı her ülkede çok beğenilmiş ve çeşitli ödüller kazanmış bir kitap. yağmurlu ve kasvetli bir İstanbul öğleninde, karlar içindeki Norveç'te geçen bir kitap okuyorum yani). kendi aralarında konuşmaya başladılar, aaaa tanıdık bir dil bu; hızlı hızlı, insanın ağzında akide varmış gibi konuştuğu bir dil. ispanyolca !! hemen aklıma seyrettiğim bütün Pedro Almodovar filmleri geldi; Sinir Krizinin Eşiğindeki Kadınlar, Kika, Bağla Beni, Konuş Onunla, Annemle İlgili Herşey, Kötü Eğitim, Dönüş... filmlerden sahneler.. iki yarım gün geçirdiğim Madrid, blogumun ilk yazısında kullandığım Don Kişot ve Cervantes heykeli önündeki fotografım, içinde kuşlar uçan Madrid Merkez İstasyonu... yemekleri bitince onlara "İspanya'dan mısınız" diye sordum, "ah, si" dediler. "sizi dinlemek bir almodovar filmi seyretmek gibiydi, çok hoşuma gitti" dedim. "oh, really" dediler, güldük beraber. dünya küçük mirim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Meraklısına Not: Yazıda kullandığım resmi sevgili Sem benim için çizmişti; hem Flamenko dans ayakkabısı, hem kırmızı; kısmet bugüneymiş. kendisine tekrar teşekkür ediyor, sevgilerimi yolluyorum.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-632943385301369981?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/632943385301369981/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=632943385301369981' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/632943385301369981'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/632943385301369981'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/03/niantanda-almodovar-filmi-ne-alaka-yahu.html' title='Nişantaşı&apos;nda Almodovar filmi -ne alaka yahu-'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/R-ObPPVoGpI/AAAAAAAAAfE/JKT8HCIMcc0/s72-c/gulcine3.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-6622676761191387720</id><published>2008-03-18T20:25:00.004+02:00</published><updated>2008-12-11T17:58:48.681+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alıntı'/><title type='text'>bir eflatun ölüm</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/R-AJJayz3ZI/AAAAAAAAAe8/RVe0PaEnar0/s1600-h/kÄ±zÄ±l.dat"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5179149628891979154" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/R-AJJayz3ZI/AAAAAAAAAe8/RVe0PaEnar0/s400/k%C4%B1z%C4%B1l.dat" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;kırgınım, saçılmışbir nar gibiyim&lt;br /&gt;sessiz akan bir ırmağım&lt;br /&gt;geceden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;git dersen giderim&lt;br /&gt;kal dersen kalırım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;git dersen&lt;br /&gt;kuşlar da dönmez, güz kuşları&lt;br /&gt;yanıma kiraz hevenkleri alırım&lt;br /&gt;ve seninle yaşadığım&lt;br /&gt;o iyi günleri,kötü günleri bırakırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aynı gökyüzü aynı keder&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;değişen bir şey yok ki&lt;br /&gt;gidip yağmurlara durayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;söylenmemiş sahipsiz bir şarkıyım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;belki&lt;br /&gt;sararmış eski resimlerde kalırım&lt;br /&gt;belki esmer bir çocuğun dilinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bütün derinlikler sığ sözcüklerin&lt;br /&gt;hepsi iğreti&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;değişen bir şey yok hiç&lt;br /&gt;ölüm hariç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aynı gökyüzü aynı keder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir eflatun ölüm adlı bu şiir Behçet Aysan'ın. şairliğinin yanısıra doktor da olan Aysan, Sivas yangınında kaybettiğimiz 37 aydından biriydi. sözleri belki size tanıdık gelmiştir, Ezginin Günlüğü bu şiiri Oyun albümlerinde seslendirmişti. maalesef klibini bulamadım, yoksa dinlemenizi de isterdim. aklıma geliverdi işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir haftayı geçti yazı yazmadım, sonra da bu şiirle geldim, ne oluyor diye merak edenlere not: Çinliler, bir insanın çevresinin sürekli alt üst olarak, hayatının allak bullak olmasını istedikleri zaman 'İlginç zamanlarda yaşayasın!' diye beddua ederlermiş. sanırım ben de böyle bir beddua aldım. ilginç zamanlar yaşıyorum. anlayınca yazarım. herkese selam ederim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-6622676761191387720?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/6622676761191387720/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=6622676761191387720' title='13 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/6622676761191387720'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/6622676761191387720'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/03/bir-eflatun-lm.html' title='bir eflatun ölüm'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/R-AJJayz3ZI/AAAAAAAAAe8/RVe0PaEnar0/s72-c/k%C4%B1z%C4%B1l.dat' height='72' width='72'/><thr:total>13</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-645844483245998926</id><published>2008-03-10T21:03:00.006+02:00</published><updated>2008-12-11T17:58:49.026+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kişisel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mekanlar'/><title type='text'>halim</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;ben bu yazıyı yazarken &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=iUG4LUP1Bog"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;bunu &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/a&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;dinledim, isterseniz siz de okumadan önce tıklayın, bir yandan çalsın bakalım :)) benim en sevdiğim müzisyenlerden yann tiersen'den "a quai (rıhtımda)".&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/R9WG56yz3WI/AAAAAAAAAek/vXCCiDzg0RU/s1600-h/sevimli+ve+kirli-esra+erbas.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5176191676325289314" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/R9WG56yz3WI/AAAAAAAAAek/vXCCiDzg0RU/s400/sevimli+ve+kirli-esra+erbas.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;sağolsun arkadaşlar "ne oldu, niye yazmıyorsun" diye soruyorlar, merak etmeyin bişeyim yok, iyiyim şükür. hatta şu yukarıdaki esra erbaş'ın sevimli fotografındaki kız çocuğu gibi hayata merak ve mutlulukla bakmaktayım. ve yine o kızcağıza olduğu gibi, oyun oynamaktan ve tadını çıkarmaktan yazamaz haldeyim :) en son perşembe yazmışım, misal o akşam iş çıkışı gene lisedeki tiyatro ekibimizden serpil isimli bir arkadaşımızla buluşmaya cihangir'de yeni açıldığını duyduğum ama görmediğim kaktüs'e gittim (tülaycım sen gelince de gidelim buraya). serpil'i de 25 yıldır (peheyy) görmemiştim, mekana önce ben vardım. firuzağa tarafında inmişim taksiden, halbuki kaktüs cihangir ana caddedeymiş, hızlı hızlı serpil'in tarif ettiği sokaklarda yürüyüp vardım. içerisi beyoğlu'ndaki mekandan oldukça büyük, iki katlı, daha modern döşenmiş, her yer kedilerle dolu. hem duvarlarda yürüyen kediler var, hem küllükler fincanlar kedi desenli, hem gerçek kediler, hatta köpekler içeride rahat rahat dolaşıyorlar. bir masaya oturdum, garson güleryüzle bir şey söylemeden bir bardak su verdi bana, ben de "ah canım" diyorum kendi kendime, "kimbilir alı al moru mor mu geldim nedir, yüzüm kırmızı herhalde, acıdı çocuk" filan diyorum, meğerse her oturana önce bir bardak su ikram ediyorlarmış (ne iyi fikir), sonradan öğrendim :) neyse, serpil geldiğinde gene acayip bişey oldu, sanki aradan o zamanlar geçmemiş gibi, sarılıp öpüşüp vırvırvır konuşmaya başladık gülüşerek. tabii biraz saçlarda kırlar, yüzde yaşanmışlıklar mevcut, ama gözler aynı pırıltılarda. güya oradan kalkıp bir yere gidecektik, gidemedik, sohbet öyle güzel geldi ki, hem serpil'le hem karşımda oturan güzel adamla konuşurken saatleri unutuvermişiz gene. aaa bir baktım, yanıma koyduğum çantamın üstüne bir sarı kedi konuşlanmış, nasıl uyuyor ama görmeniz lazım. kafa yan yatmış, patisinin birini çantanın sapının altından geçirmiş filan, dağıtmış kendini. cep telefonuyla resmini çektim, bakınız aşağıda. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5176191165224181074" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/R9WGcKyz3VI/AAAAAAAAAec/LULYmNuReDs/s400/G%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BC005.jpg" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="justify"&gt;benimkine gülerken bizim yan tarafta oturan hanımın da siyah kabanının üzerine siyah bir kedinin çöreklendiğini zor farkettik, allahtan kırmızı kurdelesi vardı boynunda, yoksa o da tam araziye uymuştu yani :) haftasonu da oyuncakçı olan arkadaşımızın dükkanında bu sefer büyüyen bir halka şeklinde toplanıp ciğer partisi yaptık. hava pek güzeldi, belki toplanır dışarıya gideriz demiştik ama nerde. kaldık orada. &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;bu sabah benim temizlik günümdü, yaklaşık 11 yıldır 3. evimde aynı temizlikçim. evine yardımcı alanlar anlayabilirler bunun ne kadar lüks bişey olduğunu. sabah bu yüzden çıkarken, sepet gibi kafama rağmen, ona destek olsun diye yatağın çarşaflarını söktüm, çamaşır makinasını çalıştırdım çıktım, gelince hazır bulsun diye. işyerine vardığımda cebimde bir mesaj "ben gece hastalandım, gelemeyeceğim". yapacak bişeyim yok, ne yapalım. akşam eve dönerken gözümün önüne evimi su basmış, suların köpürerek medivenlerden indiği falan gibi sahneler geldikçe kafamdan uzaklaştırıyorum, geldim neyse bir vukuat yok, sadece nemli nemli kapalı beklediği için çamaşırlarım yumaklaşmışlar. yeniden kısa programda yıkadım onları, az önce de astım. asıl zor kısım yatağı yapmak. yani yastıklarla çarşaf gene neyse de, nevresim geçirmek biraz zor bir zanaat. yurtta nevresim geçirirken biri yatağın üstüne çıkar silkelerdi yorganı, biri aşağıdan düzeltirdi, çünkü yurt müdüremiz nazi subayı gibi kollardı yataklarımızı, nedense. yatağını düzgün yapamayanı kara kaplı defterine yazardı, sonra toplantılarda yapılan hataları anlatırken gözlerimize öyle bakardı ki tirtir titrer, "acaba ben miyim bu dediği" diye birbirimize sokulurduk. bir arkadaş da çengelli iğne yöntemi geliştirmişti nevresimi yerleştirmek için. koca koca manda gözü kadar çengelli iğneler almıştı, nevresimin köşelerine yorgandan geçirir tuttururdu bu iğneleri, böylece yorgan nevresimin içinde oynamazdı. ama benim bu akşam ilk yöntemden başka çarem yoktu, çıktım yatağın üstüne, silkele babam silkele yaptım. artık formdan mı düşmüşüm, yoksa yaşlanıyor muyum, veyahut artık nevresimlerle yorganlar bu sisteme karşı bağışıklık mı geliştirdiler bilmiyorum, epey bir mücadele etmem gerekti. hatta nevresimin içine girmeyi bile düşündüm. neyse, olduğu kadar artık. benim hatun halbuki tek eliyle takıyor bunları. bir dahaki sefer bu bölümü çaktırmadan izleyeyim bakayım, nedir sırrı.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;akşam iş çıkışı gene 202'me bindim, koşarak yakaladım otobüsü ışıklarda dururken. şöföre "iyi akşamlar" dediğimde, "göremeyince bekledim sizi" dedi. kendimi amelie kadar mutlu hissettim. oturdum cam kenarına, dayadım kafamı cama, uyumaya başladım. derken bir cırlak ses, uykumdan fırladım kaza mı oldu ne oluyoruz diye. yok, ama kaza gibi bir sarışın hanım binmiş elinde torbalar gelip yanıma oturmuş, şöföre para verecekmiş de onu söylüyormuş. hay allahım deyip başımı camdan yana çevirdim, bir saniye geçmedi kadın bu sefer cep telefonuyla bağıra bağıra ciyak ciyak "hayati abiiiiiii aldık hediyeyi geliyoz biz ha abi" filan diye konuşmaya başlamaz mı? elimle omzuna vurdum ve "biraz sessiz olur musunuz ayrıca bakınız" dedim ve "cep telefonunuzu kapatınız" işaretini gösterdim. kadın hayati abisine "ha ha ha, tamam abi" deyip telefonu kapattı, benden tarafa bakmayarak yanında başka torbalar taşıyan ve sesi çıkmayan kıza "burası çok uyuz, bunlarla mı uğraşacam, hadi yukarıya çıkalım" dedi, torbalarını toplayıp gittiler. ne üzüldüm. yanda oturan çift bana bakıp başlarını salladılar, ben de onlara başımı salladım, "uykumdan fırladım yahu" dedim, güldüler. yakın zamanda bu kadar cırlak bir ses duymamıştım vallahi. kadın kavgaya başlasa cevap veremezdim yani, tutulur kalırdım o sese karşı. bırrr. neyse benim uykum kaçtı tabii, hiç sevmediğim mecidiyeköy trafiğini izlemeye başladım, adım adım, korna sesleri, akan sel gibi insanlar... önümde iki orta yaşlı kadın oturuyordu, birisinin sürekli gülen yüzü ve kırmızı gözlükleri (doğal olarak) dikkatimi çekmişti bindiğimde, o sırada o kadın çakralarını açtırdığından filan bahsediyordu, böylece kadının neden (ya da nasıl) güleryüzlü olduğunun sırrına da vakıf olmuş oldum. sonraki durakta yanıma bu sefer hoş bir genç hanım oturdu, oturur oturmaz cep telefonunu çıkardı, birini aradı, bu sefer yan taraftaki çift atladılar "lütfen kapatın" diye, kız kapattı ama bir miktar söylendi, yok şöförünki de açık, bu arabalarda artık farketmiyor işgüzarlık yapılıyor filan. bu arada baktım çakralarını açtıran kadının bir-iki çakrasında tıkanmalar başladı, omuzları düştü, canım ya, eve ulaşabilseydi keşke diye düşündüm, sonra dayadım başımı cama gene uyudum.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-645844483245998926?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/645844483245998926/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=645844483245998926' title='22 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/645844483245998926'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/645844483245998926'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/03/halim.html' title='halim'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/R9WG56yz3WI/AAAAAAAAAek/vXCCiDzg0RU/s72-c/sevimli+ve+kirli-esra+erbas.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>22</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-5962188839603831393</id><published>2008-03-06T13:16:00.004+02:00</published><updated>2008-12-11T17:58:49.278+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kişisel'/><title type='text'>bu öğlen</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/R8_YlRkbTjI/AAAAAAAAAeQ/CPzj-t2jOks/s1600-h/uÄurbÃ¶cei"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5174592631754935858" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/R8_YlRkbTjI/AAAAAAAAAeQ/CPzj-t2jOks/s400/u%C4%9Furb%C3%B6cei" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;bu öğlen gene 12.35'de Retro'daydım. vallahi vapur gibiyim, bana bakarak birisi saatini ayarlayabilir (Saatleri Ayarlama Enstitüsü/Tanpınar'a selam). AllahAllah, ne zaman bu kadar istikrar abidesi oldum hatırlayamıyorum. sanırım bu işimle ilgili. saat 12.30 olunca, turnikelerde kuşların kanat çırpışlarını andıran seslerle, kartlarımızı okutup kendimizi açık havaya atıyoruz. ben çıkınca, ilk adımda durup derin bir nefes alıyorum, sonra sağa dönüp hızlı hızlı yürüyorum. saat 13.30 civarında ise, hele dışarıda hava güzelse, turnikelerde ayağını bacağını sürükleyen bir sürü kişi görebilirsiniz, kiminin başı hala arkaya dönük turnikeden geçerken, dışarıda kalanlarda aklı kalanlar. nerde olursan ol, nereye saklanırsan saklan kardeşim, hayat dışarıda devam ediyor işte.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;(size samimi bir itiraf: kaç öğlendir yemeğin yanında bir içki içmek istiyorum, ama görev başında içmem hahaha)&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.cnnturk.com/YASAM/KEYIF/haber_detay.asp?PID=226&amp;amp;haberID=434652"&gt;ışıklı örgü şişleri haberini &lt;/a&gt;dün görünce sevgili endişeli peri ile neolitik hanıma mail attım. sevgili peri "korku filmi karesi olur sanki bundan. gece, yalnız olduğunuzu sandığınız bir anda, odaya giriyorsunuz ki ışıklı şişleri ile babanneniz örgü örüyor :)" demiş. benim de gözümün önüne babaannem değil de Norman Bates'in annesi kılığındaki hali geliyor. takır takır örüyor, benim onu farkettiğimi görünce başını kaldırıp bana bakıyor, öyle buz gibi, şişlerin ışığında gözlerini görüyorum, brrrr. güpegündüz bir Nişantaşı kafesinde öğle yemeği üstüne çayını yudumlayan kızıl saçlı kadının önündeki deftere bu korku cümlesini yazdığını kimsenin tahmin edemeyeceğini düşününce gülümsüyorum (şimdi de Orhan Veli'ye selam: Sokakta giderken kendi kendime/ Gülümsediğimin farkına vardığım zaman/ Beni deli zannedeceklerini düşünüp/ Gülümsüyorum.)&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;sabah motorda yanımda oturan adam, dudaklarını kıpırdatarak sararmış sayfalı küçük bir kitap okuyordu. yanımda birini birşey okurken görür de ne olduğunu anlamazsam hasta olurum. mavi kapaklı, kapağın sağ üst köşesine keçeli kalemle bir numara yazılmıştı, herhalde bir kütüphane kitabıydı. adam, elindeki kalın kitap ayracını öyle tutmuştu ki, eğildim filan ama, yok göremedim kitabın adını. öbür tarafımda oturan kadının okuduğu gazetede de "erkeğin kalbinin hala midesinde" olduğu haberi vardı, bu iyi haber işte :) bazı şeylerin değişmemesi iyidir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-5962188839603831393?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/5962188839603831393/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=5962188839603831393' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/5962188839603831393'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/5962188839603831393'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/03/bu-len.html' title='bu öğlen'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/R8_YlRkbTjI/AAAAAAAAAeQ/CPzj-t2jOks/s72-c/u%C4%9Furb%C3%B6cei' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-6837835494051029353</id><published>2008-03-05T16:37:00.004+02:00</published><updated>2008-12-11T17:58:49.577+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bireysel gelişim'/><title type='text'>doğru soruları sormak</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/R86zqhkbTiI/AAAAAAAAAeI/tlzJBaM40V8/s1600-h/Ã¶pÃ¼cÃ¼k+gÃ¼lÃ¼.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5174270565042310690" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/R86zqhkbTiI/AAAAAAAAAeI/tlzJBaM40V8/s400/%C3%B6p%C3%BCc%C3%BCk+g%C3%BCl%C3%BC.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/R86y_RkbThI/AAAAAAAAAeA/hjn_GY8fln0/s1600-h/coÅku"&gt;&lt;/a&gt; Koçlukla ilgili katıldığım seminerde, en ilgimi çeken şeylerden biri de doğru soruları sormanın önemi idi. Soru sormak öyle kolay bişey değil ha, aklınızda olsun. Neden mi? Çünkü, temelde iki tip soru vardır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-Sizi sorununuzla başbaşa bırakanlar,&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;-Sizi içgüdülerinizle iletişime geçiren, düşünme tarzınızı değiştiren ve ilerlemenizi sağlayanlar.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ve flaş haber; biz, genellikle ilk tipi kullanıyoruz, ikincisini değil.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şimdi size bu konuda çok kısa örnekler vereceğim. Örnekleri çoğaltmak mümkün elbette, ben bu örnekleri Nina Grunfeld'in "&lt;a href="http://www.ideefixe.com/Kitap/tanim.asp?sid=SYZ6VVMOZB5B89L5TEDF"&gt;Benim Büyük Kitabım:Kendinin Yaşam Koçu Ol&lt;/a&gt;" adlı kitaptan aldım. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;1.Tip sorular yerine 2.Tip sorular sormak:&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;/div&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"Neden üzgünüm?" yerine "Beni ne daha mutlu eder?" sorusunu deneyin.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"Bu sorunu neden çözemiyorum? " yerine "Bu sorunu nasıl çözebilirim?" diye düşünün.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"Beni neden öpmedi?" diye hayıflanmayın, "Beni öpmesini nasıl sağlayabilirim?" diye düşünün ve hayal gücünüzü zorlayın -bana dua edin sonradan hahaha- :)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"Neden terfi alamadım?" diye kahrolmayın, "Terfi almak için ne yapmalıyım?" diye düşünün.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Ne yapmalıyım?" diye sıkılmayın, "Ne istiyorum?" diye düşünün.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sizler okurken, ikinci tip sorulardaki yapıcılığı ve motive ediciliği farkettiniz mi? Hadi, üzülmeyin, sorularınızı değiştirin, bir de böyle bakalım :) Bana kendi hayatınızdan örnekler yazar mısınız böyle değiştirdiğiniz sorular varsa? &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-6837835494051029353?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/6837835494051029353/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=6837835494051029353' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/6837835494051029353'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/6837835494051029353'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/03/doru-sorular-sormak.html' title='doğru soruları sormak'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/R86zqhkbTiI/AAAAAAAAAeI/tlzJBaM40V8/s72-c/%C3%B6p%C3%BCc%C3%BCk+g%C3%BCl%C3%BC.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-5203661498200484493</id><published>2008-03-03T21:37:00.005+02:00</published><updated>2008-12-11T17:58:49.883+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mim'/><title type='text'>nefes kesilmesi üzerine çeşitlemeler</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/R8xT6uOcXfI/AAAAAAAAAd4/DdUTYqYId_M/s1600-h/zaras47.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5173602340247985650" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/R8xT6uOcXfI/AAAAAAAAAd4/DdUTYqYId_M/s400/zaras47.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sevgili &lt;a href="http://oykucu.blogspot.com/2008/02/sobe.html"&gt;Öykücü&lt;/a&gt; beni mimleyeli neredeyse üç hafta oluyor herhalde, utandığımdan saymadım. Bir de sağolsun ne yazacağımı hevesle beklediğini söylemiş. İyice utandım ve kasıldım şimdi. İtiraf ediyorum bir süre düşündüm ne yazacağımı, sonra içinden çıkamadım bıraktım. Şimdi de niyet ettim tamamlamaya. Epi topu üç soru canım, ne olabilir yani sonunda. Hadi bakalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birinci soru, &lt;strong&gt;nefesimi kesecek anlar&lt;/strong&gt; üzerine. Yani bu soruda bir gelecek beklentisi, bir kalp çarpıntısı söz konusu demek ki. Hayatımı değiştirmek üzerine düşüncelerim var, bunu yavaş yavaş gerçekleştiriyorum şimdilerde. Mesela her şeyi ayarlayıp, yeni bir hayata başlamak üzere mevcut işimden ayrılma anı benim nefesimi kesebilir bu yüzden. İşyerinden arkadaşlarım okumuyor diye rahat rahat yazıyorum valla, düşününce bile omuzlarım dikleşip gülümsemeye başladım, o kadar yani. Hayal ettiğim ve etmeye cesaret bile edemediğim bir şeylerin başıma gelmesi de nefesimi kesebilir. Bunların içinde, geçenlerde katıldığım koçluğa giriş seminerinde 5 yıl sonradan yazdığım mektuptaki gelişmeler var. Bu gerçekten çok iyi bir fikir bu arada, 5 yıl sonradan kendinize mektup yazmak yani. Kendinizi, hayatınızı nasıl görüyorsunuz 5 yıl sonra, neleri değiştirmiş nelere ulaşmışsınız bunları kağıda dökmek gerçekten çok etkileyici bir deneyim. Vaktiniz olunca deneyin derim ben. Belki bir ara sizinle o mektubu da paylaşırım. Ah, bir de gidip görmeyi çok istediğim yerler var; Mardin, Meksika, Yunan Adaları, yeniden Küba gibi, elime biletlerimi aldığım andan itibaren nefesimin kesileceğine eminim. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;İkinci soru, &lt;strong&gt;hemen yapabileceğim halde neden yapmadığımı bilmediğim nefesimi kesecek anlar&lt;/strong&gt; üzerine. Yani bu sefer de sen mutlu edeceğini bildiğin halde yapmayı ertelediğin ya da hemen yapmayı tercih etmediğin şeyler. Bu soruda da acayip bir irdeleme var. Sonu çünkü “deli misin o halde, git ve yap kardeşim”e varabilir. Ben bu derece “hayat kısa ayol, ne duruyorsun git ve yap” hallerini çok yaşadığım ve yaptığımdan dolayı, aklıma gelen pek bir şey yok. Sadece yazmaya daha çok vakit ayırmayı istiyorum, kendim okumaktan zevk alacağım kitabı yazmak istiyorum. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Geldik son soruya, &lt;strong&gt;bir daha dünyaya gelme şansım olsaydı &lt;/strong&gt;ne yapardım? Sevgili Öykücü’nün dediği gibi üniversitede kendime daha çok vakit ayırmayı ve farklı etkinliklerde canım çıkıncaya kadar bulunmak isterdim. Mümkünse şimdiki aklıma daha erken ulaşmayı isterdim bir de, nasıl olacaksa, nasılsa atışlar serbest. Yapmaktan gerçekten zevk alacağım şeyi bulmak için kendimi daha rahat alandan alana atabilecek cesarete sahip olmayı isterdim. Bir de hayatımı paylaşabileceğim, “sen benim sıra arkadaşımsın” diyebileceğim kişiyi daha erken bulmak isterdim.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Bitti işte, üç soru işte, niye gözümde büyütmüşüm ki :) Hadi sevgili &lt;a href="http://goddess-artemis.blogspot.com/"&gt;Artemis&lt;/a&gt; (o artık bir de mimler tanrıçası) , sevgili &lt;a href="http://hakikivladimir.blogspot.com/"&gt;Vladimir &lt;/a&gt;(haha gene ben önce davrandım, sizin planlarınız ne alemde) ve sevgili &lt;a href="http://cihannuma-sofi.blogspot.com/"&gt;Sofi&lt;/a&gt;; sizlerin cevaplarını bekliyorum heyecanla.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Meraklısına Not: Boğaz'da denize giren bir çocuğun nefesinin kesildiği anı gösteren fotograf arif aşçı'ya ait, daha önce bahsetmiştim, hatırlamak için &lt;a href="http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/01/daha-kk-eyler-syle.html"&gt;buraya.&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-5203661498200484493?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/5203661498200484493/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=5203661498200484493' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/5203661498200484493'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/5203661498200484493'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/03/nefes-kesilmesi-zerine-eitlemeler.html' title='nefes kesilmesi üzerine çeşitlemeler'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/R8xT6uOcXfI/AAAAAAAAAd4/DdUTYqYId_M/s72-c/zaras47.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-2858045679215688475</id><published>2008-03-01T12:59:00.006+02:00</published><updated>2008-12-11T17:58:50.034+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alıntı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitaplar'/><title type='text'>kırmızı balon</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/R8k4N-OcXeI/AAAAAAAAAdw/jfXXEyNogWY/s1600-h/redballoon1.dat"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5172727459704757730" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/R8k4N-OcXeI/AAAAAAAAAdw/jfXXEyNogWY/s400/redballoon1.dat" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ah, ne severdim baloncuları, balonları... Pazar günleri sokak sokak dolaşır, bir baloncu bulur, ardına takılırdım. Öyle çok severdim ki balonları... Onları, kırmızı, mavi, sarı, beyaz renkleriyle dev akide şekerlerine benzetirdim. Baloncuyu da, çok balonu olduğu için dünyanın en mutlu insanı sanırdım. Ah baIoncu ben olsam, bu balonların tümünü asarım boyumca bir yere, sonra ilkin kırmızıdan başlarım okşamaya, sonra sarıya geçerim, sonra yeşile, sonra beyaza... derdim. Ortaya sarıyı koyar, yanlarına beyazları dizer, kocaman papatya yaparım. Yeşilleri oraya buraya serpiştirir, papatyama çimen yaparım. Yere otururum, balonları yanıma yöreme yığar, balonların ortasında ben de balon olurum. Patlatmam hiç onları, biri patlasa ağlarım.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ama hiç balonum olmadı ki o yaşa dek. Onun için nerede bir baloncu görsem, ardı sıra yürürdüm. Baloncu gider, ben giderdim. Gözlerim hep balonlarda olduğu için bazen de tökezler, düşerdim. Dizimin kanamasına, parmağımın sızlamasına aldırmaz, uzaklaşan baloncunun ardı sıra koşardım. Balonlardan en irisine en güzeline, Benim derdim. Hiç gözümü ondan ayırmaz, boyuna onu gözetlerdim. Bir çocuk balon alacağı zaman, benim balonumu gösterecek, Bunu istiyorum amca diyecek diye ödüm kopardı. Ama çocuk başka bir balonu gösterince, sevinir, Oh derdim, baloncu gider, ben giderdim.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;O pazar baloncuyu Ulus Parkının orada görünce, kuş gibi uçtum anamın yanına.&lt;br /&gt;-Ana ana, para, dedim, balon alacağım. Anam,&lt;br /&gt;-Yok, dedi.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Zaten anamda hiç para olmazdı. Yine koştum , gittim baloncunun yanına. O yürüdü, ben yürüdüm, o yürüdü, ben yürüdüm. O gün kırmızı balonu seçmiştim kendime, en tepede, balonların ortasında nazlı nazlı giden balonu. Balon da sanki kendisini seçtiğimi biliyormuş gibi rüzgarın etkisiyle bir bu yana, bir o yana sallanarak bana selam veriyor, Haydi gel, kucakla beni diyordu. Nasıl kucaklarım ki, baloncu emmi izin vermez ki... O zaman işte böyle baloncuk, sen gidersin, ben giderim.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;İşte bir çocuk, parası elinde koştu geldi. Parmağıyla alacağı balonu gösteriyor, hayır hayır olmaz, o balon benim, benim balonum o. Baloncu uzanıyor, koparacak... Parmağıyla,&lt;br /&gt;-Bu mu, bu mu, diye gösterip soruyor. Yok yok, ne nalınımın yanlarından giren soğuk ayaklarımı üşütüyor, ne yorgunluk bana gık dedirtiyor, yeter ki seni elimden kimse almasın balonum!...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Ulu Caminin köşesine geldik. Balonum yine önde, baloncuda...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ama o da nesi, bir rüzgar, bir deli rüzgar kopardı balonumla birlikte birkaç balonu, çıkardı, çınar ağacının tepesine kondurdu. Balonum şaşkın, ben şaşkın, baloncu şaşkın...Evet evet, tastamam yedi balon orada, ağacın tepesinde. En üstte yine benim kırmızı balonum...&lt;br /&gt;-Küçük, lan hey küçük!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Baloncu bana sesleniyordu, eliyle gel gel yapıyordu. Koştum.&lt;br /&gt;-Bana bak, şu balonları indirirsen, sana birini veririm, dedi.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ah!.. Nasıl indirmem, kuş olur uçarım. Kırmızı balonum orada. Hayır hayır, hiç korkmadım, ne kocaman gövdesinden korktum ağacın, ne de upuzun dallarından. Sanki dümdüz bir yol, ağaç benim için. İşte gövdesi bitti, işte bir dal, bir dal daha, bir ince dal daha... Çabala, az daha çabala. Bir dal daha, bir ince dal daha. Yaklaşıyorsun balonlara. Balon alacaksın, kırmızı balon senin olacak, düş değil, gerçek. bir bakacaksın ki, sabahleyin yastığının yanında balonun, kırmızı balonun. oracıkta duruyor. İpinden tutacaksın, koşacaksın mahalleye, koşacaksın eve, oynayacaksın, yoruluncaya dek. Haydi az daha çaba... Varıyorsun... Vardım. Aman dikkat patlatma! Tuttum ipin ucundan, baloncu aşağıdan seslendi :&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;-Çek çek, sakın patlatma!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Çektim. Ama o da nesi, altı balon iple birlikte geldi, yedincisi, kırmızı balon, benimkisi, gelmiyor. Ucundaki ip, incecik bir dala takılmış. Baloncu yine seslendi:&lt;br /&gt;-Onu da al! &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Alacağım, ama dal öyle ince ki. Bir yandan da deli deli esen rüzgar... Bacaklarım titriyordu. Biliyorum, bir adım daha atsam, dalla birilikte aşağıya düşeceğim. O denli yükseğe çıkmışım ki, baloncu aşağıda ufacık gözüküyor. Terliyorum, dalı tutan elim, bileğim, parmaklarım titriyor. Kırmızı balon umursamıyor bile beni. Uzanmaya çalışıyorum, ben uzanmaya çalıştıkça, kırmızı balon rüzgarın etkisiyle uzağa kaçıyor. Kapacağım anda dal çatırdıyor. Baloncu bağırdı:&lt;br /&gt;-Kalsın o, ötekileri al gel!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;İniyorum ya, gözüm kırmızı balondaydı ama, olsun, işte şu sarı balon, bunu isterim baloncudan. Az sonra aşağıya inince bana soracak:&lt;br /&gt;-Hangisini istersin küçük? Ben de ona,&lt;br /&gt;-Şu sarıyı, diyeceğim.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sarı balon benim olacak, benim balonum olacak. Anam soracak, Dala çıktım diyeceğim. Uyurken onu başımın üzerine asacağım, arada bir pat pat vuracağım. Uyanınca ilk kez onu göreceğim, hiç mi hiç patlatmayacağım. İndim, uzattım baloncuya balonları. Baloncu, ipin ucundan tuttu, tümünü öteki balonların yanına bağladı. Yürüdü. Bağırdım:&lt;br /&gt;-Emmi, benim balonum hani? &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Parmağıyla ağacın tepesini gösterdi:&lt;br /&gt;-Senin balonun orada!&lt;br /&gt;-Emmi!...&lt;br /&gt;-Senin balonun orada dedim.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Gitti baloncu. Geldim çınar ağacının yanına, baktım balonuma. O kırmızı balon benimdi. Hiç kimsenin değil, benim. Çıkabilsem alırım, alabilsem koşar eve götürürüm... Benim balonum benim...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Oradan geçen birine gösterdim:&lt;br /&gt;-Bak emmi, şu ağacın tepesindeki balonu görüyor musun?&lt;br /&gt;-Hı, dedi adam, kafasını salladı.&lt;br /&gt;-İşte o balon benim.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Adam, başını bir kez daha salladı, gitti. Koştum gittim anama, daha sokaktan bağırdım, avluya girmeden:&lt;br /&gt;-Anaa, benim de balonum var.&lt;br /&gt;-Hani, nerede?&lt;br /&gt;-Ulu Caminin oradaki ağacın tepesinde. Koştum geldim yine balonumun yanına. Balonumu, gezgin satıcılara gösterdim, kıravatlı emmilere gösterdim, camiden çıkanlara gösterdim...&lt;br /&gt;-Benim balonum benim, kırmızı balonum, bakın görüyor musunuz, o balon benim balonum! Hava kararıncaya dek orada kaldım, balonumu izledim, konuştum onunla, el salladım ona. Gece düşümde hep balonumu gördüm. Ben çıkmışım yanına, o tutunduğu daldan kopmuş benim yanıma gelmiş, başucuma konmuş... Gülüyor...Uyandım. Okula gitmezden koştum balonumun yanına... Yooo!... Olamaz!... Olamaz!... O ufacık gözüken buruşmuş şey benim balonum mu, kırmızı balonum mu? Olamaz!... Balonum patlamıştı. Ağladım ağladım,ağacın dibinde ağladım. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Gelen geçenler sordular:&lt;br /&gt;-Niye ağlıyorsun?&lt;br /&gt;-Balonum, dedim, balonum patlamış.&lt;br /&gt;-Ağlama, dediler, anan sana yine alır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;Meraklısına Not: Yukarıdaki alıntı &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Muzaffer_%C4%B0zg%C3%BC"&gt;Muzaffer İzgü'nün &lt;/a&gt;otobiyografik romanı &lt;a href="http://www.ideefixe.com/Kitap/tanim.asp?sid=BDB2GCGVQZ8KYXHWSLW3"&gt;Zıkkımın Kökü'&lt;/a&gt;nden alınmıştır. başka bir okuma parçası için &lt;a href="http://www.anlamak.com/xbtu/index.php?q=node/734"&gt;burayı&lt;/a&gt; tıklayabilirsiniz. E-kitap olarak Zıkkımın Kökü'nün tamamını (ve diğer başkalarını) indirmek için ise &lt;a href="http://www.toplumdusmani.net/modules/wfsection/article.php?articleid=7"&gt;buraya&lt;/a&gt; tıklayınız.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-2858045679215688475?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/2858045679215688475/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=2858045679215688475' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/2858045679215688475'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/2858045679215688475'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/03/krmz-balon.html' title='kırmızı balon'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/R8k4N-OcXeI/AAAAAAAAAdw/jfXXEyNogWY/s72-c/redballoon1.dat' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-5062494642657259267</id><published>2008-03-01T12:01:00.002+02:00</published><updated>2008-12-11T17:58:50.158+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ayın biri yazıları'/><title type='text'>bir mart</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/R8k2meOcXdI/AAAAAAAAAdo/A5_81jJ2RZQ/s1600-h/asc.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5172725681588297170" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/R8k2meOcXdI/AAAAAAAAAdo/A5_81jJ2RZQ/s400/asc.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;kışın bir yerden içeriye girince yüzüme bir sıcaklık çarpsın isterim, çünkü en çok burnumun ucu üşür. ama o gözlüklerin buğulanması yok mu? hem ısınmaya çalış, hem gözlükleri çıkar sil, bu arada etrafa miyop ve yarı kör bakışlar at, off off, çekmeyen bilmez. senden önce gelmiş birilerini bulmak için beklemen gerekir. sabırsız bir garson da yanına gelip "apla sizi şuraya alayım" diye başına dikilirse hele. yahu dur işte, görmüyoruz kardeşim, görünce bakarız işte.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;aslında her mevsim, bir yerden içeriye girince hem yüzüme hem yüreğime bir sıcaklık çarpsın isterim. orada sevdiklerim varsa, ben gelince benim kadar sevinsinler isterim. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;benim evim kışları sıcak olur. kışın boş bir eve gelmenin tek tesellisi budur, kapıyı açınca sıcak bir dil gelip seni yalar kapıyı açar açmaz, sanki der ki: işte bütün dünya dışarıda, ben buradayım ve sen güvendesin. yazları da serin olur şansıma, camları açık bırakırım zaten giderken, bu yüzden geldiğimde hafif bir serinlik karşılar beni. ev dediğin bu değil midir zaten, ne olursa olsun seni içeriye alan ve dünyayı dışarıda bıraktığın yer. sevmek de yüreğini birisine "ev" yapmak değil midir? &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Meraklısına not: bu ayın yazısı ile beraber 3 oldu ayın biri yazıları. bu ayki ilk cümle sevgili vladimir'den gelmişti. nisan 1 yazısı ilk cümlesi için katılmak isteyen olursa, lütfen niyet belirtsin :)&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Meraklısına alakasız bir not: arkadaşlar, &lt;a href="http://radyobirzamanlar.com/" target="_blank"&gt;http://radyobirzamanlar.com/&lt;/a&gt; diye bir yer var. burada yüklü olan 400 şarkıyı peşpeşe dinleyebiliyorsunuz. bence sık kullanılanlara eklemekte yarar var.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-5062494642657259267?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/5062494642657259267/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=5062494642657259267' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/5062494642657259267'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/5062494642657259267'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/03/bir-mart.html' title='bir mart'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/R8k2meOcXdI/AAAAAAAAAdo/A5_81jJ2RZQ/s72-c/asc.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-269767749552075112</id><published>2008-02-29T08:32:00.006+02:00</published><updated>2008-12-11T17:58:50.389+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='neler oluyor hayatta'/><title type='text'>Hindi Dustin'i takdimimdir</title><content type='html'>Sonunda ben de inandım artık suyunun çıktığına. Çocukluk ve ilk gençlik yıllarımın “milli meselesi” erovizyon’dan bahsediyorum. Nasıl heyecanla beklerdik final gecelerini, bir okul müsameresine benzerdi, ama o zaman çok önemsemezdik, önemli olan “bizim” de onların arasına katılmış olmamızdı hehey! Türk'ün Batı'yla imtihanı, makus talihini yenebileceği bir yerdi orası, oy oy oy!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de sonunda puanlamayı beklerdik yüreğimiz ağzımızda. Hala aklımda, “boyamuni, katrö pua, frans si pua”, ama maalesef, affedin, törki nah point. Gazeteler kare bulmaca gibi hangi ülke hangisine kaç puan vermiş işleyebilceğiniz tablolar verirdi hatırlar mısınız, ben onları bile işlerdim itiraf ediyorum (şimdi bunu yaptığım için ağlayabilirim yani o derece pişmanım). Biz Yunanistan’a puan vermezdik, onlar bize. Herşeyde olduğu gibi bu yarışmada da politika vardı canım, yoksa şarkımız muhteşemdi yani, ama olmadı işte ne yapalım söylemleri. Her sene aklı başında müzik adamlarımız çıkar derlerdi bu kadar tantanaya gerek yoook, bu ikinci sınıf bir yarışmaaaa, bizim kendimizi ispat edeceğimiz bir plato değildir vs. vs. Sanırım işe yaradı, sonraları nedense ilgi azaldı, Sertab’ın birinciliği tam da o dönemlere rastladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdilerde seçilen sanatçılar gençlerin takip ettiği, popüler kişiler arasından. Bu yıl Mor ve Ötesi gidiyor diye Türk Rock camiası ikiye ayrıldı biliyorsunuz. Üstelik hazırladıkları şarkıya TRT yetkilileri “hmm güzel ama biraz Türk ezgileri katalım” demişler diye de üzüntülerini ifade etti diğer müzisyenler, “Mor ve Ötesi seçildiyse kendi tarzları bir şarkıyla giderler neden karışılıyor” diyerek, ki haklılar bence de. Zaten şarkının şu Türkçe mi olsun, İngilişçe mi tartışması da beni yıllardır epey germiş sanırım. Tamam şarkı Türkçe olsun deyince de içine “şey kitap şekerim” gibi ücibik ifadeler eklemenin şirinliğimizi artıracağı beklentisi içinde, gene de bilinçaltımızda bir aşağılık hissiyle, neyse toparlayamadım cümleyi, siz anladınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asıl diyeceğim şu ki, geçmiş Erovizyonlarda 7 kere birincilik alan ve her zaman en iddialı ülkelerden olan İrlanda’yı bu yıl kim temsil edecek biliyor musunuz? Dustin isimli hindi şeklinde bir kukla!! İşte bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5172321147208621506" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/R8fGreOcXcI/AAAAAAAAAdg/IUqworo2X8g/s400/Dustintheturkey.jpeg" border="0" /&gt;Evet, 1990’lardan beri İrlanda televizyonlarında boy gösteren bu hindi kuklanın, Dustin’s Daily News adlı bir şov programı da varmış. Sevilen bir karakter olmayı başaran Hindi Dustin, bu popülerliliğinden faydalanarak bugüne kadar 14 single ve 6 albüm yapmış. En son 2005 yılının Noel'inde albümü yayınlanan Dustin'in kullandığı Kuzey İrlanda aksanı ve politikaya olan ilgisi dikkat çekmekteymiş. 6 yarışmacının yarıştığı İrlanda ülke finalinde en çok oyu Dustin alınca, diğer yarışmacılardan İrlanda’nın bu yıl yarışmadan çekilmesi gerektiğini öne sürenler olmuş. Dustin Mayıs ayında Belgrad’da yapılacak ön elemelerde İrlanda adına “Irelande Douze Pointe-İrlanda Oniki Puan” adlı şarkıyı seslendirecekmiş. Ah Cesuryürek'lerin İrlanda'sı, Coni Logın’dan hindi kukla Dustin’e. Biz gene iyi yol gitmişiz, bu yılki şarkımızın adı Deli. Seneye öneriniz nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meraklısına Not: Dustin the Turkey ile ilgili, BBC’de yayınlanan yazıya &lt;a href="http://news.bbc.co.uk/1/hi/entertainment/7261164.stm"&gt;buradan&lt;/a&gt; ve UK Telegraph’da yayınlanan yazıya &lt;a href="http://www.telegraph.co.uk/news/main.jhtml?xml=/news/2008/02/24/neurovision124.xml"&gt;buradan&lt;/a&gt; ulaşabilir; seslendireceği şarkıdaki performansını izlemek için ise &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=Z28STzFIFBU"&gt;burayı&lt;/a&gt; tıklayabilirsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5990775654385385928-269767749552075112?l=gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/feeds/269767749552075112/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5990775654385385928&amp;postID=269767749552075112' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/269767749552075112'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5990775654385385928/posts/default/269767749552075112'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gaybubetindecokkitapokudum.blogspot.com/2008/02/hindi-dustini-takdimimdir.html' title='Hindi Dustin&apos;i takdimimdir'/><author><name>gülçin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08132554444720835388</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/R8fGreOcXcI/AAAAAAAAAdg/IUqworo2X8g/s72-c/Dustintheturkey.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5990775654385385928.post-8591508741863919076</id><published>2008-02-27T00:02:00.007+02:00</published><updated>2008-12-11T17:58:50.544+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='müzik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='neler oluyor hayatta'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitaplar'/><title type='text'>uy Karadeniz</title><content type='html'>Ayıptır yahu, bir yaşama telaşıdır gidiyor, hiç bana yakışıyor mu 24 Şubat’ı atlamak? Oysa aklımdaydı ne zamandır, güzel bir yazı yazarım bu konuda diye düşünmüştüm, al işte arada kaynayıverdi. Neyse hala çok geç kalmış sayılmam, çünkü günler devam ediyor. Efendim bu 24 Şubat tantanası nedir derseniz, 24 Şubat Trabzon’un kurtuluş günüdür. 1916’da yörede başlayan Rus işgali 1918 yılında Şubat ayı boyunca yapılan çarpışmalarla sona erdirildi. Bugün 27 Şubat Çaykara’nın, 28 Şubat ise Of’un kurtuluşudur. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;Elimde çok güzel bir kitap var bugünlerde, sevgili &lt;a href="http://orininseyirdefteri.blogspot.com/"&gt;Ori&lt;/a&gt;’nin hediyesi, kitabın adı “&lt;a href="http://www.ideefixe.com/Kitap/tanim.asp?sid=HNFE8BN4DK1K7DMISEKU"&gt;Kalbimin Kuzey Kapısı Trabzon&lt;/a&gt;”, yazarı Çiğdem Sezer, Heyamola Yayınları’nın Türkiye’nin Kentleri Dizisi’nin ilk kitabı. Trabzon’u Trabzon’lu bir kadının gözü ve duyarlılığıyla anlatan bu kitapta, ben o şehirde yaşamamış olsam da çok tanıdık izler buldum. Kentle ilgili çeşitli bilgiler, anıların içine çok güzel yerleştirilmiş; misal Kanuni Sultan Süleyman’ın Trabzon’da doğduğunu biliyordum da, 15 yaşına kadar Trabzon’da yaşadığını, ölünceye kadar Trabzon bezinden gömlek giydiğini, öldüğünde üzerinden çıkan gömleğin de Trabzon bezinden olduğunu bilmiyordum. İçim titreyerek, babamı düşünerek okuyorum. Başka notlarım da var, bitince sizinle onları da paylaşacağım. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5171420401481699090" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_4D1-rZVUC1o/R8STdK6GTxI/AAAAAAAAAdY/pQHUZBEzOrk/s400/zeno.dat" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Günlerin anlam ve önemine uygun bir demet hazırladım sizlere. Sevgili Afa'can, Trabzonlu Fuat Saka'nın &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=-iF0zncEsjU&amp;amp;feature=related"&gt;Lazutlar Livera &lt;/a&gt;şarkısı senin için. Anadolu Ateşi'nin Karadeniz bölümünü hala izlemeyenler ya da yeniden izlemek isteyenlerin &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=gTGyFkLIEp0"&gt;burayı&lt;/a&gt; tıklaması yeterli (bu bölümde bütün salonun nasıl coştuğu ve benim de "uy" diye tempo tutmama yanımda oturan adamın nasıl şaştığı hala aklımda). Trabzon deyince sevgili Sunay Akın'ı da buraya katmak lazım, Volkan Konak'ın TV programında "Ağustos Böceği" masalına yaptığı yorumu &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=0V6CJVsoA0s&amp;amp;feature=related"&gt;buradan&lt;/a&gt; izleyebilir, kendi sesinden seçme şiirlerini de &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=CHNvZG5pN6U"&gt;buradan&lt;/a&gt; dinleyebilirsiniz. Kuzeyin Oğlu sevgili Volkan Konak'tan Cerrahpaşa'yı dinlemek için &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=1P-eIPWSjLk"&gt;buraya&lt;/a&gt;, Feriğim türküsünü şiirlerle dinlemek için ise &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=kcNeQ-enLqQ&amp;amp;feature=related"&gt;buraya &lt;/a&gt;tıklayabilirsiniz. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Karadenizliler deyince sevgili Kazım Koyuncu'yu anmamak olmaz, nur içinde yatsın, işte &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=5yYx0k08_q0"&gt;burada&lt;/a&gt; "Didou Nana", &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=zxtkrqnrs9k&amp;amp;feature=related"&gt;burada&lt;/a&gt; da Şevval Sam'la beraber seslendirdikleri "Ben Seni Sevdiğimu" var, Gülbeyaz dizisinin görüntüleri eşliğinde. Bu arada unutmadan söyleyeyim, geçenlerde Kazım Koyuncu'yla ilgili bir DVD çıktı piyasaya, "&lt;a href="http://www.ideefixe.com/Video/tanim.asp?sid=VSG9PJBZH0WBJVLNBC3M"&gt;Şarkılarla Geçtim Aranızdan&lt;/a&gt;" 3 DVD'den oluşan bir set, Ümit Kıvanç tarafından hazırlanmış ve geliri Umut Çocukları Vakfı'na bağışlanmış bu dökümanter filmde Kazım'ın hayatı ve müz
