.

.

26 Haziran 2008 Perşembe

teşekkürler çocuklar



güzel bir yolculuktu. çok eğlendik, sevindik, gururlandık.. hepinize helal olsun, teşekkürler.


(dün gece almanya maçını gene uğurlu yerimizde seyrettik. bu sefer olmadı, olmayabilir, gene de başımız dik. maçtan sonra caddede korna çalarak Türk bayrağı sallayan gruplar vardı. Türk forması ya da kırmızı-beyaz giyinmişti herkes, kaldırım kenarlarında alkış tuttuk bizim takıma. bunu yaşattıkları, bunu paylaşmamızı sağladıkları, formalarını terleriyle ıslattıkları, son düdük çalana kadar orada ayakta oldukları, bize bir hayat dersini yeniden hatırlattıkları için tekrar teşekkürler. Fatih hocanın dediği gibi: hepsiyle gurur duyuyorum, alınlarından öpüyorum.)

"hayat dersi mi, nasıl yani?" diyenler, lütfen Hıncal Uluç'un bu yazısına buyurun.

24 Haziran 2008 Salı

şairin hayatı şiire dahil


okuduğumdan beri aklımda dönüp duruyor. şu cümlenin güzelliğine bakar mısınız?


aşk, aynı masada mektuplaşmaktır.


bu tanımı yapan, cemal süreya. bu yüzden büyük adam, güzel adam. hayatını anlatan bir kitap çıktı geçende. şiirlerini seviyorsanız mutlaka, bilmiyorsanız da mutlaka okuyunuz. kitabın ismi bile vuruyor adamı zaten: Şairin Hayatı Şiire Dahil. kolay mı kardeşim, şu mısraları yazan birinden bahsediyoruz:

şimdi sen kalkıp gidiyorsun. git.
gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. gitsinler.
oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin.

ve elbette ne zaman bir ölüm haberi alsam düşündüğüm şu mısraları:

Ölüyorum tanrım
Bu da oldu işte.
Her ölüm erken ölümdür
Biliyorum tanrım.
Ama, ayrıca, aldığın şu hayat
Fena değildir...

Üstü kalsın...

Meraklısına not: Adına kurulmuş Kültür Sanat Derneği'nin sayfası burada, yaptıkları güzel faaliyetler var, takip edebilirsiniz. dünyanın en iyi 3 web sitesinden biri seçilen vikipedia'nın Cemal Süreya sayfası burada. veee doyumsuz şiirlerinden bir demet de burada, bi de burada.

23 Haziran 2008 Pazartesi

arapcami sahili

işe her sabah kadıköy'den karaköy motorlarını kullanarak gidiyorum. motorlar karaköy'de galata köprüsünün iç tarafındaki, arapcami'ye yakın iskeleye yanaşıyorlar. inip de caddeye kadar yürüdüğümüz yerde önce bir açıklık var, tek tük ağaçlar ve kediler oluyor sabahları, yanda balıkçılar (bazen sabahın erken saatlerinde gelmiş ve leğenlerde kenarlarından akan suyla oynayan balıklar), az ileride perşembe sabahları gelip yere uzanan yaşlı bir teyze ile bir tabureye oturmuş iki büklüm bir dede mırıl mırıl dualar okuyarak dileniyorlar. sabah mahmurluğu ile herkes hızlı adımlarla başları önde geçip gidiyor bu manzaradan. derken zincirler, vidalar, pnömatikler, kilitler vesaire binbir çeşit alet edevatın olduğu dükkanların önünden geçiyor yol. sabah dükkanların önünü suyla yıkayan ve kimbilir kaç yıllardır birbirini tanıyan esnaf birbirine laf atıyor şakalaşıyor çay içiyor filan. derken caddeye çıkıyoruz, köşede simitçi. isterseniz simitin içine zeytin ezmesi, bal-kaymak, peynir sürüp veriyor. manzara yaz-kış bu minvalde akıp gidiyorken geçen sabah iskeleye yanaşırken sahilde şunu gördüm.



anlayamadım nedir diye. gittim yakından baktım, herhalde kenardaki kayığın da sahibi olan adam da bana poz verdi.


gidip konuşamadım soramadım. arkasında s'si ters bir "karaköy hatırası" yazısı görsem, grup fotografı çektirmek için ayarlanmış diyeceğim. sandalyeler karşı yöne baksa, sahnedir herhalde bişiler yapıyorlar diyeceğim. anlamadım vesselam. dağılmış bir taşra gazinosundan mıdır, artık kimselerin dinlemediği hanendelerin şarkılarının izlerini taşır, bilemedim. sizce nedir?

22 Haziran 2008 Pazar

milli coşku-bağdat caddesi

Yaz sıcaklarının olanca nemiyle üzerimize çullandığı şu günlerde şehirde kalanlara hızır gibi yetişti Avrupa Futbol Şampiyanası valla. futbola meraklı olduğumu bilirsiniz, ama yıllardır bunca üstüste maçı seyretmişliğim yoktu. hele Türkiye'nin maçları bugünlerdeki en sevdiğimiz konu, hatta zaman zaman sado-mazo çizgilerinde gidip gelerek izlediğimiz maçlarımız. Türkiye maçlarının ilkini bir birahanede izledik, üzerimizde formalarla 2 bira eşliğinde 2 gol yiyerek darmadağın olup döndük kös kös. sonraki maçı evde seyrettik bu yüzden. hatta kanepeye uzanıp, kaderimize razı bir halde. ama maçın sonlarında kanepede zıpladık tabii. bu yüzden üçüncü maça gene dışarıya gittik, ama bu sefer tatlıcıya. tatlı yiyelim tatlı olsun diyerek. devre arasında düğümlenen midemizi dondurma ile açarız diyerek. sonrasında ise sokak satıcılarından aldığımız Türk bayrağı elimizde, gece 2.30 lara kadar Bağdat Caddesinde bir açıdan hep birlikte sevinerek, bir açıdan da kıpırdamayan trafikte mahsur kalıp, "eyvah şimdi bizim arabayı mı sallayacaklar" diye korkarak geçen saatler. ders almadık tabii, çeyrek final maçına da içimizden korkarak gene aynı tatlıcıya gittik. aynı yerlere oturup aynı şeyleri aynı saatte ısmarladık uğurumuz bozulmasın diye. "hakkat ha, bize gol atılmadan biz gol atamıyoruz galiba, centilmenlikten mi" diyerek, tırnaklarımızı kemirip, hop oturup hop kalkarak, arada Fatih hocanın jest ve mimiklerine dublaj yapıp zoraki gülerek. 120+2'deki golü bile bir süre anlayamayarak bakakalıp ekrana, sonra havaya sıçrayarak. penaltılarda topa doğru yürüyen her hırvat'a "haha korkuyo atamıycak bu" diyerek. sonrasında bu sefer 3.30 a kadar sokaklarda. atılan havai fişekler, her arabadan yükselen farklı müzikler, arabaların bagajlarında-kaputlarında- tavanlarında oturmuş-yatmış-dans eden insanlar, başka zaman olsa çıkardıkları korkunç sesten dolayı nefret edeceği borazanları neşeyle çalanlar, tamamen durmuş trafikte arabanın kontağını kapatıp inmiş karşılıklı göbek atan kadınlar-erkekler, arabaya yanaşan üstü çıplak ve içtiği biralardan gözleri kaymış şişman çocuğun dili dolanarak istediği sigarayı vermemiz ve "sen şimdi kendini yakarsın" diye bi de yakmamız, gözgöze gelinen herkesin birbirine gülmesi, sanki gündüz birbirimizin bıraksalar gözünü oyacak millet biz değilmişiz gibi, yarısı beyaz-yarısı kırmızı bonus peruklar takmış tipler.. aşağıda size o gece çektiğim üç fotografı sunuyorum, kelimeler yetmeyecek anlatmaya. fotograflar da anlatacak mı bilmiyorum, bi garipler aslında. fotografların yetersiz kalmasının nedeni makinayı sabitleyemediğim için gece çekimi yapma konusundaki beceriksizliğim olduğu kadar, hedeflerin hareketliliği ve o gecenin heyecanındandır, hoşgörüle.









bu arada, bu cumartesi Can Dündar'ı okumadıysanız bir bakın derim ben. benim halkım=milli takım diye güzel bir yazı yazmış.
not: yazmaya yazmaya insan bir garip oluyormuş yahu. bir daha okursam belki yayınlamaktan vazgeçerim diye direkt yayınla butonuna basıyorum.

6 Haziran 2008 Cuma