
bu yaz Temmuz başı Bodrum’a giderken, geleneksel yol güzergahımı kullandım gene. Yani İzmir’e uğradım, 3 gün kaldım, ardından İzmir’deki arkadaşım Liz’le kalkıp beraber gittik Bodrum’a. İzmir’de kaldığım günler tam tatilin üvertürü gibiydi. Perşembe gecesi İzmir’e vardığımda Liz’le Vladimir beni karşıladılar, beraber yemek yedik. Cuma günü onlar çalıştığı için öğle yemeğinde buluşacaktım onlarla, ben sabah pürneşe kalkıp Liz’in annesiyle kahvaltı yaptım, sonra onun bir misafiri geldi, ben de selam verip odaya geçip giyinmeye başladım. Beni nispeten zayıf gösterdiğini düşündüğüm uzun siyah elbisemi giydim, efil efil bir şey. İzmir’de ve tatilde olmanın hafifliği içinde, kendimi güzel hissederek ahenkli adımlarla salona geçtim, misafir olan hanım bana baktı ve “ben seni tanıdım” dedi. Haydaa. Nereden? 12 yıl önce Liz’in babasının vefatında İzmir’e gelmiş ve onlarla 3-4 gün kalmıştım, ilk kez böyle bir şey yaşıyordum, kendimi genelde mutfakta ya bulaşık yıkarken ya da ikram edilecek yiyecekleri organize ederken hatırlıyorum. Işte o gün gelen misafir hanım Liz’in halasıymış, ki fazla dobra tanınırmış sülalede, ve beni o günlerden anımsamış. “ben seni tanıdım ama ne olmuş sana, ne kadar kilo almışsın, acayip bişey olmuşsun, tanınmaz hale gelmişsin” demez mi. kaşım gözüm tiklendi, kavgada bile söylenmez yahu böyle, “ha-ha-ha” dedim zorlukla, güler gibi de aslında sesim gaklar gibi çıktı tabii, "kaç yıl oldu, gençtim o zaman, çok da zayıf değildim aslında” babında bişeyler geveledim ağzımda, bir yandan da yüzümden bozulduğumu anlamasını umuyorum, hiç saklayamam çünkü bazen. “olsun kızım, ne olmuş böyle, aaaa çok kilo almışsın” derken yeniden, Liz’in annesi Medi teyze çaresizce bakarken, ben “hadi bana iyi günneeeer” diye çıktım evden kaçarcasına, eteklerimi savuraraktan. Alsancak’ta sonunda Vladimir ve Liz’le buluştuğumuzda, pek güldüler bu olaya. Neyse, ertesi gün de emekli olup Foça’ya yerleşen bir arkadaşımıza gitmeye karar verdik. Sabah otomobille yola çıktık, geze geze Foça’ya vardık, Joy ile buluştuk. Ne zamandır görüşmediğimiz için, bir ağızdan konuşup gülüştük. Aramızdaki tek erkek olan Vladimir’in biraz (?) sıkıldığını farkettik ama yapacak bişey yoktu vırvırvrdırdırdır derken Joy bizi önceki gün açılan yeni plaja götürmeyi önerdi. Giderken Vlad “orası eski bataklık değil mi” dedi, Joy “yok yok, balıkçı çekekiydi, şimdi nefis oldu” dedi, böylece yeni plaja gittik. Pek kalabalık değildi, neyse, oturduk güneşte, ısındık biraz, Vladimir dayanamadı gitti denize girdi, biz konuşmaya devam ettik, denizi seyrettik. Derken Vlad, iskelenin oradan el salladı “çok güzel, gelsenize” diye seslendi. Çocuğa çok ayıp oldu, bugünden beri şişti yanımızda sıkıntıdan herhalde, hadi gidelim diye kalktım denize girdim ben de. Uzun bir aradan, kıştan sonra denize bedenin ilk değme anı şahane, su harika, oh tatil filan derken ayağım yerde kaydı, bağırınca ağzıma su doldu, Allahım bir karış yerde nooluyoruz demeye kalmadan bir baktım Vlad gülme krizinde. Evet, orası eski bataklıkmış, yerlerde balçık var, kaygan, tüylü, vıcık, garip soğuk bişey, üstü yosun tutmuş lastiğe basar gibi. Bu sefer Vlad’a döndüm “bu çok iğrenç, niye çağırdın, günün intikamını mı alıyorsun, çok sıkıldın di mi” diyorum, ikimiz birden kahkahalar atıyoruz ayaklarımız balçıkta, kayıyor ve iğreniyoruz, iğrendikçe iiyyk diye bağırıp gülüyoruz. Sonra mı? Neşeyle el sallayıp Liz’i de çağırdık.
Yazıdan çıkarılabilecek sonuçlar:
1.Foça’nın belediye plajı balçıktır. Konuyla ilgili yazılara buradan ve buradan ulaşabilirsiniz. Açılış konuşmasında belediye başkanının “burası eski bataklıktı, şimdi cennet yarattık” lafı da özellikle ilgimi çekti yani. Geçen yaz bu plajda plaj futbolu şampiyonası yapılmış ve Foça etabında Foça Belediyesi şampiyon olmuş ayrıca. Denizde yapamayacakları aşikardı.
2.Ben çok kilo almış olabilirim, tamam, ama öyle dan diye söylemeyin, tikleniyorum.
3.Vlad çok uyumlu bir arkadaştır, iyi ki varsın.
4.Yavrum Liz, seni çok seviyorum.
Yazıdan çıkarılabilecek sonuçlar:
1.Foça’nın belediye plajı balçıktır. Konuyla ilgili yazılara buradan ve buradan ulaşabilirsiniz. Açılış konuşmasında belediye başkanının “burası eski bataklıktı, şimdi cennet yarattık” lafı da özellikle ilgimi çekti yani. Geçen yaz bu plajda plaj futbolu şampiyonası yapılmış ve Foça etabında Foça Belediyesi şampiyon olmuş ayrıca. Denizde yapamayacakları aşikardı.
2.Ben çok kilo almış olabilirim, tamam, ama öyle dan diye söylemeyin, tikleniyorum.
3.Vlad çok uyumlu bir arkadaştır, iyi ki varsın.
4.Yavrum Liz, seni çok seviyorum.
















ekip, daha sonra her kuşun kendine özgü göç yollarına gidip çeşitli araçlarla onlarla beraber uçarak çekim yapmış. örneğin leyleklerin uçuşlarını balonla, pelikanları gemiden ve kazları ise motorlu hafif bir uçakla (yukarıdaki gibi özel bir araç) takip etmeleri gerekmiş. Nerelere mi gitmişler? kutup martıları için İzlanda, turnalar için Japonya, New York'ta kazların uçuşu, Mali'de güzercinler, ibis kuşları için Vietnam, beyaz başlı kartal için Amerika Büyük Kanyon, penguenler için Antartika, iri papağanlar için Amazonlar (Peru), flamingolar için Kenya, And akbabaları için Arjantin ve Şili, kuğular için Camargue (Fransa), kırlangıçlar için Pireneler... eni konu bir dünya turu, değil mi? üstelik arada bunların geçiş yollarında Libya çölleri de var. iyi de kardeşim, nasıl yapılmış bu diye hala düşünüyor buluyorsunuz kendinizi (merak etmeyin dvd'de bir de "filmin yapılışı" bölümü var ki film kadar heyecanla ve merakla izliyorsunuz bu sorunun cevabı için).

yanlarındaki torbada bulunan ekmeği valla kadıköy'den karaköy'e gelene kadar bitirdiler. martılar da çığlık çığlık (leeek leeeek leeeek) pikeler yaparak, birbirlerinin üstünden altından atlayarak, zaman zaman atılmasını beklemeden adamın elinden bizzat alarak yol boyu bizi takip ettiler. arka açıktaki tüm yolcular da martıları seyretti. sonra acayip bişey oldu. adamlar ekmek bitince ellerini iki kere çırptılar ve bu martı çetesi de pırrr kayboldu, uzaklaştılar, bir daha ne vapura yanaşanı oldu ne leeek leeek edeni. adamlar da cüppelerini toparlayıp etrafa bakmadan çıkıp gittiler. okudular mı üflediler mi ne yaptılar anlamadım.
düğmesine basınca hareket edip, ağzını açıp kapayıp kuyruğunu çırpıyor. bunun adı meğerse "


