Yaz sıcaklarının olanca nemiyle üzerimize çullandığı şu günlerde şehirde kalanlara hızır gibi yetişti Avrupa Futbol Şampiyanası valla. futbola meraklı olduğumu bilirsiniz, ama yıllardır bunca üstüste maçı seyretmişliğim yoktu. hele Türkiye'nin maçları bugünlerdeki en sevdiğimiz konu, hatta zaman zaman sado-mazo çizgilerinde gidip gelerek izlediğimiz maçlarımız. Türkiye maçlarının ilkini bir birahanede izledik, üzerimizde formalarla 2 bira eşliğinde 2 gol yiyerek darmadağın olup döndük kös kös. sonraki maçı evde seyrettik bu yüzden. hatta kanepeye uzanıp, kaderimize razı bir halde. ama maçın sonlarında kanepede zıpladık tabii. bu yüzden üçüncü maça gene dışarıya gittik, ama bu sefer tatlıcıya. tatlı yiyelim tatlı olsun diyerek. devre arasında düğümlenen midemizi dondurma ile açarız diyerek. sonrasında ise sokak satıcılarından aldığımız Türk bayrağı elimizde, gece 2.30 lara kadar Bağdat Caddesinde bir açıdan hep birlikte sevinerek, bir açıdan da kıpırdamayan trafikte mahsur kalıp, "eyvah şimdi bizim arabayı mı sallayacaklar" diye korkarak geçen saatler. ders almadık tabii, çeyrek final maçına da içimizden korkarak gene aynı tatlıcıya gittik. aynı yerlere oturup aynı şeyleri aynı saatte ısmarladık uğurumuz bozulmasın diye. "hakkat ha, bize gol atılmadan biz gol atamıyoruz galiba, centilmenlikten mi" diyerek, tırnaklarımızı kemirip, hop oturup hop kalkarak, arada Fatih hocanın jest ve mimiklerine dublaj yapıp zoraki gülerek. 120+2'deki golü bile bir süre anlayamayarak bakakalıp ekrana, sonra havaya sıçrayarak. penaltılarda topa doğru yürüyen her hırvat'a "haha korkuyo atamıycak bu" diyerek. sonrasında bu sefer 3.30 a kadar sokaklarda. atılan havai fişekler, her arabadan yükselen farklı müzikler, arabaların bagajlarında-kaputlarında- tavanlarında oturmuş-yatmış-dans eden insanlar, başka zaman olsa çıkardıkları korkunç sesten dolayı nefret edeceği borazanları neşeyle çalanlar, tamamen durmuş trafikte arabanın kontağını kapatıp inmiş karşılıklı göbek atan kadınlar-erkekler, arabaya yanaşan üstü çıplak ve içtiği biralardan gözleri kaymış şişman çocuğun dili dolanarak istediği sigarayı vermemiz ve "sen şimdi kendini yakarsın" diye bi de yakmamız, gözgöze gelinen herkesin birbirine gülmesi, sanki gündüz birbirimizin bıraksalar gözünü oyacak millet biz değilmişiz gibi, yarısı beyaz-yarısı kırmızı bonus peruklar takmış tipler.. aşağıda size o gece çektiğim üç fotografı sunuyorum, kelimeler yetmeyecek anlatmaya. fotograflar da anlatacak mı bilmiyorum, bi garipler aslında. fotografların yetersiz kalmasının nedeni makinayı sabitleyemediğim için gece çekimi yapma konusundaki beceriksizliğim olduğu kadar, hedeflerin hareketliliği ve o gecenin heyecanındandır, hoşgörüle.



bu arada, bu cumartesi Can Dündar'ı okumadıysanız bir bakın derim ben.
benim halkım=milli takım diye güzel bir yazı yazmış.
not: yazmaya yazmaya insan bir garip oluyormuş yahu. bir daha okursam belki yayınlamaktan vazgeçerim diye direkt yayınla butonuna basıyorum.